
Bugün havameydanlarından emekli bir hastanın ilaçlarını yazarken, geçenlerde yapılan Sabiha Gökçen Havaalanı'nın işletme ihalesini,idğer meydanların devlete mi ait olduğunu sordum.
"Devlet Hava Meydanları İşletmesi tamamen devlete aittir, nasıl otobüs şirketleri özel olduğu halde gelip belediyenin işlettiği otogara giriyorlarsa, bu da öyle işler, ama devletin çöp toplayıp tuvalet temizlemesine gerek yok, zira bu iş esasen budur” dedi. Şimdi Sabiha Gökçen Havaalanının işletmesi devredildiği gibi TAV da bazı terminalleri yap-işlet-devret formülüyle işletiyormuş.
“Havaalanlarında yeme içme neden çok pahalı oluyor?” diye sordum.Kiraları yüksek olduğu içinmiş. “Tüm dünyada uçak yolcusu paralı yolcu kabul edildiğinden böyle gelmiş, böyle gidiyor” dedi. Havaalanlarında alanlar metrekareyle değil metreküple kiralanırmış. DHMİ geliri çok yüksek bir kuruluşmuş. Bir uçak hiç yere inmeden Edirne’den Kars’a hava sahamızdan geçse bile binlerce dolar ödermiş, çünkü DHMİ ona hava trafiği hizmeti sunuyormuş.
Öğrenciliğinde gelirler dairesine girdiği işletmede her mevkide çalışmış, hava trafik kontrolörlüğü de yapmış.
“Çok zahmetli ve konsantrasyon gerektiren bir iş sanırım?” dedim.

“Evet çok stresli, hele eskiden radar yokken daha da zordu” dedi.
Seksenli yıllrda çalıştığı Esenboğa’da, Gemerek’ten Göynük’e kadar olan bölgeye bakarmış. Uçaklardan telsiz yoluyla alınan, nereden gelip nereye gittiği, uçuş numarası, uçağın cinsi gibi bilgiler ince uzun şeritlere yazılır önündeki panoya uçuş yüksekliklerine göre tutturulurmuş. Sadece kendi telsizini değil, yanında oturan kontrolörlerinkini de dinler ve çeşitli yönlerden kendi bölgesine girecek uçakları takip edermiş. Zaten uçak bölgeni terk ederken yanındakine haber verirmişsin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder