29 Mart 2015 Pazar

Camp Nou'da Fenerbahçe-Beşiktaş


Akşamında derbi olan şehrin sabahında yola düşer mi insan? Geçen pazar, Fenerbahçe- Beşiktaş derbisi var Kadıköy'de, uçağa bindiğimde askerlik dışında derbi kaçırmadığım geliyor aklıma. Evet, Kadıköy'deki derbi kaçacak ama ben bir başka hikayenin peşindeyim. Haftalardır puan kaybedip liderliği Barcelona'ya veren bir puan gerideki Real Madrid, Camp Nou'ya çıkacak bu akşam. Bahar Barselona'ya da gelmemiş daha, güneşi cimri bir mart günü. İlk yarıdaki El Clasico'yu kaybeden Katalanlar bu kez çok güveniyorlar kendine. Kimle konuşsam, "Alırız maçı" diyor. Takım Manchester City maçı yorgunu ama Messi-Neymar-Suarez üçlüsü bir zamandır yüksekten uçuyor. Real Madrid iki otobüsle geliyor Camp Nou'ya. 100 bin kişilik stada getirebildikleri taraftar sayısı bir avuç bile değil, büfede çalışan iki çocuk Real Madrid'li, çekinerek destek veriyorlar otobüsten inen Casillas ve Isco'ya, çevreleri silme Barcelona taraftarı dolu ve stadyum içinde tek bir noktada bile sigara içilmediğinden tiryakiler son dakikaya kadar bu büfelerde takılıyor. 98 bin 740 taraftar gelecek maça, bunu maç sonu öğreneceğiz ama şimdi İstanbul'daki derbiyi takip etme zamanı. Nedense cep telefonundan maçı anlatan bir radyo bulmak gelmiyor aklıma, sosyal medyadan takip ediyorum. Emenike kaçırıyor, İstanbul'a dönüp 90 dakikayı izlediğimde "Aslında zor pozisyonmuş" diyorum Emenike için, sonuçta iki metreden topu auta dikmişliği var. Camp Nou tribünleri maça bir saat kala yükünü almaya başlarken, Kadıköy'de saha karışıyor, dolayısıyla sosyal medya da. Twitter'ın hızına yetişebilmek mümkün değil. Emenike formayı çıkartmış, "Ben oynamam" demiş, tekrar sahaya yollamışlar, Emre, Slaven Biliç ile tartışmış, biri küfür mü etmiş, aslında öbürü de etmişmiş. 
"İlk 45 dakika futbol yoktu" diye yazıyorlar oyun aklına güvendiklerim. "Panayır yerine döndü" diyor bir diğeri derbi için. "Bu kadar yeter" deyip kapatıyorum Twitter'ı. Barcelona ve Real Madrid ısınmak için sahaya çıkıyorlar. El Clasico'yu izlemek için gelen ve salı sabahı Alpler'de düşen uçakta hayatını kaybeden iki İranlı gazeteci belki de iki sıra önümde ya da arkamda oturuyor, bilmiyorum. Beşiktaş'ın iki-üç net fırsattan yararlanmadığını öğreniyorum. Messi ve Ronaldo'lu kadrolar santra yuvarlığına doğru yürürken Sow'un golü geliyor. "Atamayana atarlar" diyor bir Beşiktaşlı, 140 karakterin tamamını kullanmaya bile gerek duymuyor. Camp Nou'da da aynısı oluyor, kafa golüyle 1-0 öne geçen Barcelona, mutlak fırsatı harcayınca dönen pozisyonda Benzema topuk pasıyla Ronaldo'ya golü attırıyor. Yedek kulübesinin önündeki iki teknik adamı izliyorum bir taraftan, Ancelotti her zamanki lord edasıyla çok sakin, ayakta çizgi kenarında izliyor maçı. Luis Enrique ise kendini yırtıyor her pozisyonda, ikinci yarıda kendi önünden atağa kalkan takımına neredeyse atacağı pası tarif ediyor, gömleği sırılsıklam olmuş ve basın toplantısına geldiğinde ses kalmamış adamda bağırmaktan... Tek pas futbolu, tiki-taka tarihe karışalı çok oldu Barcelona'da. Real Madrid topa sahip olan taraf ama Neymar-Messi-Suarez ile kontratak oynuyor Luis Enrique. Messi'nin ikinci yarıda neden orta sahaya yakın oynadığını "Bu sizin tercihiniz değil"miş edasıyla soran Madrid'li gazeteciye de "Messi sahada özgür" diye cevap verip sezonun ilk yarısında sorun yaşadığı yıldızıyla eski defterlerin açılmasını engelliyor. Suarez'in gol vuruşu basit, zor olanı o top kontrolü. 2-1 kazanıyorlar El Clasico'yu. Barcelona'da rol modeli Guardiola idi Luis Enrique'nin. Onun gibi B takımını çalıştırdı, Roma ondan Guardiola yapmak istedi, İtalyan toprakları hep ters gelir İspanyollara, olmadı. Celta Vigo'da kendini kanıtladı ve futbolu bıraktıktan sonra beş maraton koşan Luis Enrique, sezon başında Barcelona'nın başına geçti. 
Emre Belözoğlu bana hep Luis Enrique'yi hatırlatmıştır ezeli rekabetin iki yakasında forma giyerek. El Clasico kalabalığından kurtulduğumda yedi yıl önce yazdığım satırları arıyorum arşivde. Emre'nin Fenerbahçe'ye geldiği sezonun eylülü. Sormuşum bir yerde: " Emre Barcelona'nın Luis Enrique'si olacak mı Fenerbahçe'de? Real Madrid'den Barça'ya giden ve Barça'lıların kucakladığı adam olabilir mi?" Real Madrid'in Barcelona'yı 5-0 yendiği maçın tabelayı değiştiren adamlarından biriyken, Madrid havaalanının otoparkında gizlice Barcelona'ya imza atan ve transfer duyurulduğunda "Real Madrid yıllarım sezon öncesi hazırlık kampı gibiydi, şimdi Barcelona formasıyla sezona başlar gibiyim" diyen Luis Enrique, El Clasico'nun Figo'dan sonra en nefret edilen adamı oldu. Katalanlar altyapılarından yetişmeyen eski Real Madrid'linin arkasında durdular. O da bu sevgiyi boşa çıkarmadı, ikisi Santiago Bernabeu'da olmak üzere beş kez havalandırdı Real Madrid filelerini sekiz sezonda. Emre ile benzer karakterler oldular sahada hep, rakip futbolcu, teknik adam ve tribünler için zor adam. Karşı tarafı rencide edecek kadar hırslı, gözüpek, çoğu zaman da sinir bozucu. Sporting Gijon'da futbola başlamış Luis Enrique, Barcelona için "Evim" diyor. Galatasaray yıllarını yok sayan, bana kalırsa Avrupa'da hayal ettiği Emre olamadığı için en fazla kendine kızgın olanbir gün pes edip sırf bu yüzden memlekete dönen Emre Belözoğlu, belki de kendini evinde hissetmiyordur Kadıköy'de. Ya da yeteri kadar hissettirmemişler ki ona, her hareketinde sözünde bir fazlalık var. Bakalım, 45'ine geldiğinde Luis Enrique gibi bir evi olacak mı?

90'ların Sezercik'i: Emre Belözoğlu 

15 Mart 2015 Pazar

Hayat Bazen Üstten Aut

Hayatın can kırıklarından sakatlanır mı sporcular, yoksa şov devam etmeli deyip ufak bir çocuk gibi "Acımadı ki, acımadı ki" deyip koşmaya devam mı ederler? Elbette ki hayır. Dünyanın en mükemmel profesyonellerinden biri olarak gösterilen, günde altı saat idman yapan, 10 saat uyuyan, alkol kullanmayan Cristiano Ronaldo bile, gün gelir melankolinin esiri olur. Portekizli yıldız beş yıldır beraber olduğu sevgilisinden ayrıldığından beri Real Madrid'de işler yolunda gitmiyor. Elbette ki bunu Isco ve Modric'in yokluğuna bağlamak doğru futbol teşhisi ama Ronaldo da uzun zamandır sahada ışıl ışıl parlamıyor. Portekizli ailede baskın karakter anne, Irina Shayk'in oğluna iyi bir eş olamayacağına karar vermiş, İber Yarımadası'nın magazin sayfalarına göre. En tepedeki bile aşkın tokadını yediğinden yuvarlanıyor yokuş aşağı. Nazım Hikmet ustanın dediği gibi "Bir anda unuttum seni, eminim. Kalbimde kalbine yok bile kinim. Bence artık sen de herkes gibisin" deyip çıkılmıyor futbol sahasına... Formula 1'in efsane pilotu Mike Hakkinen'nin oğlu Hugo doğduktan sonra tur başına bir saniye kaybetmesi, baba olmanın sorumluluğuydu. Çünkü baba (anne) olmak bir maçın ikinci yarısıdır ve hakemin son düdüğü çalmasını hiç istemezsin. Michael Jordan'ın babasının bir cinayete kurban gitmesinin ardından basketboldan kopması ve kısa süre sonra beyzbol sahasında görünüp dünyayı şoka uğratması ise bir evladın yası ve beyzbolcu olmasını isteyen babasına gecikmiş bir vefa tezahürü... Milano'da omuzlarda karşılanan Arjantinli stoper Burdisso'nun kısa süre sonra Inter başkanı Moratti'ye gidip "Kızıma lösemi teşhisi koydular. Arjantin'de yanında olmak istiyorum" demesi de hayatın acı bir gerçeği... 


Wesley Sneijder, İstanbul'u çok seven eşi olmasaydı belki de sezon başında Galatasaray'dan ayrılmıştı. Hayat bu bilinmez, 2008'de gittiği Real Madrid'de harika bir sezonun ardından düşüşe geçtiğinde, İspanyol medyası yıkılan ilk evliliği yüzünden dağıtan Hollandalı'nın yoldan çıktığını yazmıştı. Eros olmasa Sneijder, Madrid'de kalır, Inter'e imza atmazdı. Jardel, Galatasaray'dan gittiğinde eşi Karen ile yolun sonuna gelmişti, yıllar sonra bu dönemi uyuşturucuyla geçirdiğini itiraf etti. Kabul edelim Daniel Güiza ile herkes ocakbaşına gitmek ister. Kaçırdığı goller ardından en hüzünlü bakan adamdı İspanyol santrfor. Eşi Nuria'dan çektiği kadar kimseden çekmedi Güiza. Hep yokuş aşağı koştu, hep dizi kanadı, savruldu, dağıldı, bitti. Beckham da Real Madrid'den apar topar kopup gittiyse sebep "Los Angeles'ta yaşayalım" diyen eşi Victoria'dır. Milan'ın Ukraynalı golcüsü Şevçenko, San Siro'da tribünlerin taptığı adamdı. Gönül bu, ferman dinlemiyor. Evlendiği kadın, Milan'ın patronu Silvio Berlusconi'nin oğlunun eski nişanlısıydı. Kristen Pazik, Milano'dan sıkılmış, Londra'da yaşamak istiyordu. Milan'ın büyük golcüsü Chelsea'ye imza atarken patron Berlusconi arkasından "Şevçenko kılıbığın teki. Karısı çağırdığında koşup gelen minik bir köpek yavrusuymuş" dedi. Profesyonel futbol dünyası bu, sözler unutulur gider. Şevçenko, İngiltere'de yapamadı, Milan'a geri döndü ama bir daha hiç eskisi gibi olmadı. Ondan sonra Milan'a gelen ve Silvio Berlusconi'nin kızı Barbara'ya gönlünü kaptırdıktan sonra genç yaşta ülkesine dönmek zorunda kalan Brezilyalı Pato gibi... Kaçan her golün ardında belki de ikiye bölünmüş, yakılmış bir fotoğraf karesi vardır, kimbilir... Hayat bazen üsten aut değil midir zaten... 

14 Mart 2015 Cumartesi

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


14 Mart Cumartesi
13:30 Akhisar Belediyespor - Karabükspor (LigTV)
14:00 Adanaspor - Bucaspor (TRT Spor Web)
14:00 Albimo Alanyaspor - Giresunspor (TRT 1)
14:45 Crystal Palace - Queens Park Rangers (LigTV3)
16:00 Çaykur Rizespor - Sivasspor (LigTV)
16:30 Hertha Berlin - Schalke 04 (Tivibu)
16:30 Werder Bremen - Bayern München (TRT Spor)
17:00 Espanyol - Atletico Madrid (NTVSpor Smart HD)
17:00 Arsenal - West Ham United (LigTV3)
18:30 Elazığspor - Samsunspor (TRT Spor)
19:00 Galatasaray - İstanbul Başakşehir (LigTV)
19:00 Palermo - Juventus (Tivibu)
19:00 Benfica - Sporting Braga (Tivibu)
19:00 Eibar - Barcelona (NTVSpor Smart HD)
19:30 Borussia Dortmund - Köln (TRT Haber)
19:30 Burnley - Manchester City (LigTV3)
21:00 Nantes - Evian TG (A Spor)
21:00 Rayo Vallecano - Granada (NTVSpor Smart HD)
21:00 Corinthians - RB Brasil (LigTV2)
21:45 Cagliari - Empoli (Tivibu)
23:00 Celta Vigo - Athletic Bilbao (NTVSpor Smart HD)
23:30 Marilia - Santos (LigTV2)

15 Mart Pazar
12:30 Spartak Moscow - Dinamo Moscow (LigTV3)
13:00 Almeria - Villarreal (NTVSpor Smart HD)
13:30 Boluspor - Denizlispor (TRT Spor Web)
13:30 Kayserispor - Altınordu (TRT Spor)
14:00 Eskişehirspor - Mersin İdmanyurdu (LigTV)
15:00 Orduspor - Osmanlıspor FK (TRT Spor Web)
15:30 Westerlo - Club Brugge (NTVSpor)
15:30 PSV Eindhoven - Groningen (Tivibu)
15:30 Chelsea - Southampton (LigTV3)
16:00 Beşiktaş - Kayseri Erciyesspor (LigTV)
16:00 Atalanta - Udinese (A Spor)
16:00 Genoa - Chievo (Tivibu)
16:30 Wolfsburg - Freiburg (TRT Spor)
17:00 Dundee United - Celtic (Tivibu)
18:00 Bordeaux - Paris SG (Tivibu)
18:00 Malaga - Cordoba (NTVSpor Smart HD)
18:00 Manchester United - Tottenham (LigTV3)
18:30 Antalyaspor - Adana Demirspor (TRT Spor)
18:30 Mönchengladbach - Hannover 96 (TRT Haber)
19:00 Verona - Napoli (Tivibu)
19:00 Maritimo - Sporting Lisbon (A Spor)
20:00 Gençlerbirliği - Fenerbahçe (LigTV)
21:00 Ponte Preta - Sao Paulo (LigTV2)
21:15 Porto - Arouca (Tivibu)
21:45 Inter - Cesena (Tivibu)
22:00 Marseille - Lyon (Tivibu)
22:00 Real Madrid - Levante (NTVSpor Smart HD)
23:00 New York City FC - New England Revolution (Eurosport)

01:00 Portland Timbers - Los Angeles Galaxy (Eurosport)

13 Mart 2015 Cuma

Murat Dalkılıç Galaxy S6'yı Sizin İçin Keşfetti!

Murat Dalkılıç, Barcelona'da gerçekleşen görkemli Samsung Galaxy S6 lansmanına gitti.  Yaşadığı eğlenceli anları, inanılmaz deneyimleri ve Galaxy S6’nın şahane özelliklerini sizin için anlattı.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

11 Mart 2015 Çarşamba

Fenerbahçe: 1 Galatasaray: 0



Volkan: İlk çeyrekte Selçuk’un ikinci yarıda Yasin’in toplarını nefis çıkartıp galibiyette Kuyt kadar pay sahibi oldu.
Gökhan Gönül: Önünde oynayanlar değişse de yardım da almasa 80 metrelik kulvarı nakış gibi işliyor.  İlk yarıda Telles-Olcan karşısında sallandı ama tecrübesiyle yıkılmadı.
Bruno Alves: Galatasaray’ın ilk 15 dakika dışında hücuma çıkamadığı oyunda tek forvet Burak’ı Egemen ile kolay etkisiz hale getirdi.  İlk yarıdaki derbinin sabıkalı ismiydi, dün görevini yaptı.
Egemen: Herkes yüreğini sahaya koyuyor ama Egemen bir başka türlü koyuyor.  Serbest vuruşlarda gol aradı, savaştı, sadece iki pozisyonda rakipleri arkasına sarkabildi.
Caner: Fenerbahçe ilk yarıda oyunu sağ kanadına yıkarken kalitesinden uzaktı ama ikinci yarıda Alper’in girişiyle birlikte sol önde pas üçgenlerini kuran futbol aklıydı.
Mehmet Topal: Türkiye’nin tartışmasız en iyi ön liberosu diyenleri hiç haksız çıkartmıyor. Her topa bastı, Sneider’in şut kanallarını tıkadı ve golün asistini yaparken nefis bir uzun top attı.
Emre: Yaratıcılığı forvet arkasında Diego’dan beklendiği onbirde sürekli sakatlıkların getirdi güçsüzlük vardı ama derbi motivasyonu ile ayakta kaldı. Frikiği direkten dönmese tabela önce çözülürdü.
Diego: İsmail Kartal ona güvendi o da 20-45 arasında Galatasaray’ı bunaltan takımının pas istasyonu oldu. Muslera bir şutunu çıkardı. İkinci yarının ortalarından itibaren oyundan düştü ve kenara geldi.
Kuyt: Ne yapacağını bildiği zaman ondan iyisi yok.  Bu yaşta bu kadar savaşırken bir zamanlar santrfor oynamanın tecrübesiyle Muslera’nın kapattığı köşeye topu nefis kapattı.
Sow: Ateş hattında olan Emenike ama Sow da ondan iyi futbol oynamıyor. Santrfor noktasında daha diri bir Sow işi erken çözerdi. Muslera nefis bir şutunu çıkardı.
Emenike: Üzerindeki büyük baskı bu derbide de sürdü. Kanatta iyi boğuştu ama taraftarı ondan son vuruşu bekliyor. Golü atabileceği pozisyonda da Olcan son adam olarak indirdi ve ıslıklarla kenara geldi.
İsmail Kartal: Diego hamlesi önemliydi. Kadıköy’deki doğal motivasyon ve 4 puan farkın etkisiyle takımı rakibi ablukaya aldı.  Beşiktaş’tan sonra Galatasaray’ı da devirmeyi başardı ve tartışılan ismini düzlüğe çıkardı.

Muslera:  Sadece Kuyt’un golünü izleyen bir kapattığı köşeden gol yiyen Muslera’yı suçlu ilan edebilir ama Uruguaylı kaleci bir derbide daha kalesinde devleşti. Bir kaleci bundan daha iyi Kadıköy’de oynayamaz.
Sabri: Önündeki Umut ile birlikte ilk görevi Caner’i durdurmak olunca işin hücum tarafında görünmedi.  İyi mücadele etti ve kısa boylu fiziğiyle soldan kim gelse sallandı.
Hakan Balta: Semih sakatlanınca tecrübesiz Koray’ın yerine görev yapıp ustalığını konuşturdu ama Hamit hatalı pasıyla Hakan Balta’nın sakatlandığı pozisyonu yarattı. Emenike’yi düşürdüğü pozisyonda son adamdı.
Chedjou: Yanındaki partneri sürekli değişiyor ve her seferinde farklı dil konuşmaktan Chedjou da sallanıyor. O olmasa Galatasaray defansı yıkılırdı. Bir pozisyonda Sow’u kaçırdı, imdadına Muslera yetişti.
Olcan: Galatasaray kalesinin abluka altına alındığı dakikalarda kanadında yaptığı top kayıplarıyla vasatın üzerine çıkamadı. Skora asistle katkı yapması beklenen oyun yapısından uzak olması Hamzaoğlu’nun hatasıydı.
Hamit: Bir Melo olmadığı kesin ama iki maçtır yükselen formunu iki hayati pas hatası dışında sürdürdü. Topu harmanlayıp çıktığı pozisyonlarda ne Sneijder ne Burak pas istasyonu olamayınca uzaktan bir şutu dışında etkili olamadı.
Selçuk: Maçın başında kaçırdığı değil Volkan’ın nefis kurtardığı pozisyon derbinin kader anlarından biri oldu. Fenerbahçe orta sahasından büyük baskı yedi. Yüzünü rakip kaleye döndürmediler, o da işin savunma tarafında tıkandı.
Umut Bulut: Santrfordan sağ açık yaratmak iyi fikir değil elbette. İri ve güçlü fiziği var ama rakibi karşılarken bile sahada yoktu. Hamzaoğlu, Dzemaili’yi onun yerine oynatmayarak kendi kendini yaktı.
Sneijder: İlk yarıdaki derbinin kahramanı ilk 15 dakikada yüklenen G.Saray’da bile en silik isimdi.  Her maç ortalama 8-10 şut atan Hollandalı, Mehmet Topal duvarına çarptı ve iki isabetsiz şutla adının ve kariyerinin uzağında kaldı.
Alex Telles:  Yasin’in yerine forma giymesi sürprizdi. İlk yarıda iyi çıkışlar yaptı ama bu fizikle Türk futbolunda her zaman dayak yersiniz. Bir kanadı Umut bir kanadı Telles olan bir takım nasıl hücuma çıkabilir ki?
Burak: İlk çeyrekte dışarı attığı aşırtma vuruşla takımının kader adamlarınan oldu. Sakatlık onu geri götürmüş. Alves-Egemen arasında ezildi, orta sahaya top almaya geldiğinde de hep ikili sıkıştırmalarda kaldı.
Hamza Hamzaoğlu: Diego’lu Fenerbahçe karşısına Melo yokken, Umut ile çıkmak 4 puan önde olmanın ve kahraman olmak istemenin tezahürü. Fenerbahçe’ye nasıl gol atacağını çalışmamış, 4 puan önde olunca cepten yedi.


7 Mart 2015 Cumartesi

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


07 Mart  Cumartesi
13:30 Kayseri Erciyesspor - Gençlerbirliği (LigTV)
13:30 Göztepe - Bugsaşspor (Kanal 35)
14:00 Denizlispor - Albimo Alanyaspor (TRT 1)
14:45 Bradford - Reading (Tivibu)
15:00 Terek Grozny - CSKA Moscow (LigTV3)
16:00 Balıkesirspor - Çaykur Rizespor (LigTV)
16:30 Orduspor - Şanlıurfaspor (TRT Spor)
16:30 Hamburg - Borussia Dortmund (Tivibu)
17:00 Deportivo La Coruna - Sevilla (NTVSpor Smart HD)
17:00 Queens Park Rangers - Tottenham (LigTV3)
18:00 Paris SG - Lens (Tivibu)
19:00 Eskişehirspor - Bursaspor (LigTV)
19:00 Athletic Bilbao - Real Madrid (NTVSpor Smart HD)
19:30 Mainz 05 - Mönchengladbach (TRT Haber)
19:30 Go Ahead Eagles - PSV Eindhoven (Tivibu)
19:30 Aston Villa - West Bromwich (Tivibu)
21:00 Caen - Bordeaux (A Spor)
21:00 Club Brugge - Sporting Charleroi (NTVSpor)
21:00 Elche - Almeria (NTVSpor Smart HD)
21:45 Milan - Verona (Tivibu)
23:00 Granada - Malaga (NTVSpor Smart HD)
23:30 Palmeiras - Bragantino (LigTV3)

1 Mart 2015 Pazar

Son Pişmanlık Neye Yarar

Bir kurşunla Dünya Savaşı'nın başladığı, bir imzayla barışın sağlandığı tarihte pası futbol sahasına attığımızda değişen nedir ki? Son dakikada rakibe kaptırılmayan genç yetenek, kaçan balık büyük olur misali uçup giden yıldızlar, bir başka toprakta artık dal vermezken, yeni yuvasında ulu bir ağaç gibi yükselen yıldızlar. Beşiktaş, Trabzonspor ile giriştiği transfer yarışında Tolgay Arslan'a imzayı attırmasa, Slaven Biliç, üç gece önce onu Sosa'nın yerine oyuna almasa ve Tolgay topun gelişine vurup doksana takmasa... Gözümüzün önünden gitmeyen sahne bugünlerde budur da bir de hafızalardan silinmeyen ya da unutulup gidenler var... 

70'li yılların sonu. Trabzonspor fırtınasının estiği, yabancı futbolcu denildiğinde eski Yugoslavya'nın yetenekli ayaklarının yanında vasat topçularının da ligimizde forma giydiği yıllar. Toprağı bol olsun, sonraları Fenerbahçe Divan Kurulu Başkanlığı da yapacak olan Yüksel Günay o günlerde kulübün genel sekreteri. "Cevad'ın babası ile kesin anlaşmaya vardım. 19 yaşındaki bu şöhretli futbolcu en geç 10 gün içinde Fenerbahçe forması giyecektir" diyor muhabirlere. Gazetenin manşetinde "Fenerbahçe, Partizan'ın ünlü sol açığı Cevad Prekazi'yi transfer ediyor" yazıyor, 1976 yılında. Aslında manşet abartılı, Cevad ünlü falan değil daha, yolun çok başında. Ne oluyorsa, olmuyor o transfer. Belki Cevad'ın babası yan çiziyor belki de Partizan. Prekazi'nin yolu dokuz yıl sonra çıkıyor Türkiye'ye. Bugün üzerinde rezidans ve avm'nin yükseldiği, Galatasaray'ın eski başkanı Alp Yalman'ın şirketinin toprak sahasında testten geçmesi de belki şehir efsanesi. Prekazi muz ortaları yapıyor, "Koşsam Real Madrid'de oynardım" diyor, onun sayesinde Tanju Çolak Avrupa Gol Kralı oluyor, Mustafa Denizli ve futbol tarihimizin en umut veren mesajı "Yüzde 51" tarihe yazılıyor. Ya peki Cevad Prekazi 19 yaşında Fenerbahçe'ye imza atsaydı? 


Portekiz'in 25 yıl önce 70'lerin ilk yarısında doğan yeteneklerden yakaladığı jenerasyonun kesinlikle en yeteneklisi. Rui Costa, Joao Pinto da var ama o bir başka. Sporting Lizbon formasıyla parlıyor ve 23 yaşında iki İtalyan kulübü onun için kavgaya tutuşuyor. Juventus ve bugünlerde duşlarından sıcak su akmayan ve iflas eden Parma. Parmalat'ın sahibi Tanzi Ailesi, Angelli Ailesi'ne kafa tutuyor. İtalya'nın iki büyük patronunun Figo kavgasına son noktayı federasyon koyuyor. İki yıl boyunca iki kulüp de Figo transferinden men ediliyor. Sporting Lizbon da 23 yaşındaki yıldızını Barcelona'ya satıyor. Ya peki Figo, Serie A'ya gitseydi? 

Alfredo di Stefano'yu Franco mahiretiyle Barcelona'nın elinden alan Real Madrid, bugün müzesindeki 10 Şampiyonlar Ligi / Şampiyon Kulüpler Kupası'nın beşini alabilir miydi peki? Barcelona ülke futbol tarihinin bunu üzerinden anlatıyor ama onlar da 1987'de büyük bir yıldızı ellerinden kaçırdıklarından haberdar değiller. Boby Charlton futbol okulunda sivrilen 12 yaşındaki David Beckham ve arkadaşlarının ödülü, iki haftalık Barselona gezisi. Hayran oldukları Lineker ile fotoğraf çektiriyorlar, Schuster ile tanışıyorlar, kendisinden üç yaş büyük Pep Guardiola belki yanından geçiyor, idmana çıkıyorlar ama kimse Beckham'ı meşhur altyapı La Masia'ya almayı aklından geçirmiyor Barcelona kulübünde. Kaçan balık büyük olur derler, 16 yıl sonra Beckham bir kez daha Barcelona'nın kapısından dönüyor, Katalanlar, Ronaldinho'yu alırken, İngilizlerin en şık adamını Real Madrid kapıyor. Ya peki İngiliz teknik adam Tery Venables, Beckham'ı Ada'ya göndermeseydi? 
1978'de Arjantin'deki Dünya Kupası'nın ardından Inter, bir Fransız'ın peşine düşüyor. Nancy'yi sırtlayan 10 numara Michel Platini ile ön protokol yapıyorlar. O evrak tam 32 yıl sonra gün yüzüne çıkıyor. O günlerde yabancı yasağı maddesine takılan transfer, İtalya'nın futbol tarihini değiştiriyor. Bir yıl daha Nancy'de oynayan, üç yıl da Saint Etienne forması giyen Michel Platini, 1982 yılında Juventus'a imza atıyor. Ya peki bugünün UEFA Başkanı, o günlerde Inter'e imza atsaydı? 

Sene 2003. Barcelona, eski yıldızı Txiki Begiristain'ı Lizbon'a yolluyor. Sporting Lizbon'un Manchester United ile oynadığı hazırlık maçında genç yeteneği çok beğeniyor Begiristain. Ertesi gün İspanyol medyasının manşetlerinde Cristiano Ronaldo-Barcelona flörtü var ama Alex Ferguson elini çabuk tutuyor ve transferi bitiriyor. Barcelona da bir başka Portekizli yetenek Ricardo Quaresma'yı kadrosuna katıyor. Ya peki Katalanlar, o sezon Cristiano Ronaldo'yu alsa, altyapıdan gelen ve o günlerde sağ açıkta oynatılan Messi formayı kapar mıydı? 

Barcelona, Werder Bremen ile Mesut Özil için ön protokol imzalıyor. Bonservis bedeli de 10 milyon Euro'nun altında. Bir haftalık transfer opsiyonuna son noktayı koyan Guardiola oluyor. Ona göre Mesut bir yıl daha Almanya'da forma giyip, pişmeli. Barcelona orta sahasındaki oyuncularıyla rekabet edemeyeceğini düşünüyor Guardiola. Katalanlar, transferden çekildiklerini açıklıyorlar ve zamanında 2 milyona almadığı Pepe'ye 30 milyon ödeyen Real Madrid, iki katına çıkan bonservisi dert etmiyor ve Mesut, Santiago Bernabeu'nun yolunu tutuyor. Ya peki...