Stuart Baxter, 10 yıllık futbol kariyerinde dokuz takımın formasını giymiş. Memleketi İskoçya'dan Avustralya'ya, İsveç'ten ABD'ye uzanan miş'li bir kariyer çünkü futbolculuğunda olduğu gibi teknik adamlığında da Baxter ismi futbol dünyamızda bize birşeyler hatırlatmıyor. İskandinav ülkelerinden Japonya'ya, oradan Güney Afrika'ya uzanan hocalık kariyerinin son durağı Gençlerbirliği oldu Baxter'ın. Onu haziran ayı sonunda Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav'ın yanında gördük. Yetenekli yabancı futbolcuları keşfetme yeteneğiyle Türk futbolunda ayrı bir yeri olan Cavcav yeni hocası için "Uzun süre araştırıp takımın başına getirdik. Çok teknik adam değiştirdiğimi söylüyorlar. Takımımın menfaatleri doğrultusunda gerekirse değil yedi, 17 teknik adam değiştiririm. Hocamız, çalıştığı yerlerde şampiyonluklar ve kupalar kazanmış bir isim" dedi. Biz de "Hadi hayırlısı" dedik... Sonrası ise gerçekten fıkra gibi... Memlekette bütün kulüpler borç batağında yüzerken, kasasında 50 milyon var denilen Gençlerbirliği, lige iki mağlubiyetle başladı. Olabilir, futbol bu... Sonuçta üç kupalı Galatasaray'da o iki haftada bir puan alabilmiş. Baxter'ı uzun süre araştırmış Cavcav, İskoç teknik adamı iki hafta sonunda kapının önüne koydu. Aslında nasıl gittiği değil, nasıl bu lige geldiği merak konusu olan Stuart Baxter da açtı ağzını yumdu gözünü: "Kulüp başkanı beni yanına çağırıp, bağırıp çağırmaya başladı, küfür etti. Sonra 'Eşyalarını toplayıp, gidebilirsin' dedi. Onun gibi birisini daha önce görmedim. Hiçbir zaman ismimi hatırlayamadı. O kafadan kontak, acayip biri. Benimle her gün toplantılar yapıyor, sakat futbolcuları günde dört kez özel antrenörlerle çalıştırıyordu." Baxter futbola yıllarını vermiş bir emekçi olabilir ama bir yerde yanlış yapmıştı. İlhan Cavcav onu uzun süre araştırıp bulmuştu ama Baxter, Cavcav'ın kim olduğunu bilmiyordu. 34 yıldır Gençlerbirliği'nin başında olan Cavcav 51 kez teknik direktör değiştirmişti. Baxter iki maçta görev yaparken şanslıydı aslında 1987'de Hüsnü Macurni'nin biletini ilk maçın ardından kesmişti Cavcav. Zaten geçen sezon da Kemal Özdeş takımı yaz döneminde hazırlamış ama lige başlamak ona kısmet olmamıştı. Bütün bunların Baxter'ın umrunda olmadığı da ortada. Tazminatı neyse banka hesabına yatacak olan İskoç teknik adam "Gidip dünya rugby şampiyonasını izleyeceğim. Cape Town'daki tanıdıklarımı ziyaret edeceğim" diyerek kestirip attı. Anlayacağınız bir yabancı hocanın daha servetine katkıda bulunduk ülke olarak... Gençlerbirliği şimdi yeni teknik direktörünü arıyor. "Bulunduğumuz durumdan son derece rahatsızım" diyen İlhan Cavcav hepimize bir çağrı yaptı: "Yıllardır futbolun içerisindeyim. Ancak takımın başına getirecek çalıştırıcı bulamıyorum. Herkes bize bu konuda yardımcı olsun." Güler misin ağlar mısın vardır ya hayatta; buyrun tercih sizin...
Kahveni iç ve kampı terk et
İlhan Cavcav ile futbol dünyasında yarışacak başkanlar var(dı) elbette. Atletico Madrid'e 17 yılda 141 futbolcu transfer eden Jesus Gil, 39 teknik direktörün işine son vermişti. İtalya'da Inter kulübü, Marcelo Lippi'yi daha ligin ikinci haftasında kovduğunda "Pes!" denmişti ama Jesus Gil daha iyisini yapmıştı bile. Daha resmi maç oynamadan, sezon başında çekilen takım posteri masasına geldiğinde Joaquin Pero'yu "Tipin kayık çıkmış" deyip kapının önüne koymuştu. Olympiakos'un efsane başkanı Socratis Kokkalis, Gil'in performansını yakalayamasa da istatistiğiyle göz doldurdu. Kokkalis, 17 yılda 20 kez hoca değiştirdi. Peru'da sezon başı hazırlık kampını bitiren ve ligin ilk hafta maçı için kampa giren Coronel Bolognesi'de teknik direktör Raul Marcovich'in hedefi üç puandı. Sabah takımla birlikte kahvaltı ederken, telefonu çaldı. Başkan "Kahveni iç ve kampı terk et," dedi. Beterin beteri var mı? Var! 2010'da İngiltere'de yerel ligde (Sussex County Ligi) Chichester City'nin rakibi Redhill'di. 1873'te kurulan kulüp, maça iyi başlamış, ikinci yarıda da oyunu 2-1 önde götürüyordu. Gözü sahadaki oyunda olan teknik direktör Mark Poulton'ın yedek kulübesinde otururken cep telefonu çaldı. Ekranda kulüp yönetici Gary Walker'ın ismi yazıyordu. Poulton telefonu açtı ve... Walker kısa kesti: "Mark, rahatsız ediyorum ama kovuldun!"
30 Ağustos 2015 Pazar
29 Ağustos 2015 Cumartesi
Hafta Sonu Naklen Yayınlar
29 Ağustos Cumartesi
14:45 Newcastle United - Arsenal @LigTV3
16:30 Köln - Hamburg @Eurosport2
17:00 Liverpool - West Ham United @LigTV3
17:00 Zenit St. Petersburg - Krylya Sovetov @Tivibu
18:00 Caen - Lyon @Digiturk
19:00 Gençlerbirliği - Kasımpaşa @LigTV2
19:00 Medipol Başakşehir - Bursaspor @LigTV
19:00 Giresunspor - Adanaspor @TRT Spor
19:30 Bayern München - Bayer Leverkusen @Eurosport2
19:30 Tottenham - Everton @LigTV3
20:30 Porto - Estoril @Tivibu
21:00 Karşıyaka - Samsunspor @TRT Spor
21:00 Balıkesirspor - Karabükspor @TRT HD
21:15 Torku Konyaspor - Galatasaray @LigTV
21:15 Mersin İdmanyurdu - Kayserispor @LigTV2
21:30 Barcelona - Malaga @LigTV3
21:45 Milan - Empoli @Digiturk
22:45 Benfica - Moreirense @Tivibu
23:00 Toronto FC - Montreal Impact @Eurosport2
23:30 Real Madrid - Real Betis @LigTV3
30 Ağustos Pazar
00:30 Vasco da Gama - Figueirense @LigTV2
13:30 Ajax - ADO Den Haag @Tivibu
13:30 Lokomotiv Moscow - Krasnodar @Tivibu
15:30 Southampton - Norwich City @LigTV3
16:30 Borussia Dortmund - Hertha Berlin @Eurosport2
17:45 PSV Eindhoven - Feyenoord @Tivibu
18:00 Swansea City - Manchester United @Digiturk
18:30 Werder Bremen - Mönchengladbach @Eurosport2
19:00 Kayseri Erciyesspor - Gaziantep B.Ş BLD.Spor @Trt Spor
19:00 Eskişehirspor - Çaykur Rizespor @LigTV2
19:00 Trabzonspor - Akhisar Belediyespor @LigTV
19:00 Westerlo - Anderlecht @NTVSpor
21:00 Şanlıurfaspor - Göztepe @Trtspor
21:00 Adana Demirspor - Boluspor @Trt HD
21:15 Fenerbahçe - Antalyaspor @LigTV
21:15 Sivasspor - Osmanlıspor FK @LigTV2
21:30 Sevilla - Atletico Madrid @Digiturk
21:45 Napoli - Sampdoria @Digiturk
22:00 Monaco - Paris SG @LigTV3
23:30 Seattle Sounders - Portland Timbers @Eurosport
27 Ağustos 2015 Perşembe
Girişim Ve E-Ticaret Meraklısı Bloggerlara
Kişisel veya amatör bloglarla internetin büyülü dünyasına giriş yapan kullanıcılar bir süre sonra bu büyülü dünyadaki gelişmelerin ve fırsatların farkına vararak blog yazarlığını ileri boyutlara taşımak istiyorlar. Girişimcilik, hemen her blog yazarının ilgisini çekmeye başlıyor ve başta e-ticaret olmak üzere fikirleri dahilinde pek çok farklı konuda projeler denemeye başlıyorlar.
Benim de kafamda pek çok dikey e-ticaret sitesi fikri var. Fakat bu iş öyle hazır bir script, domain ve hostingle olacak bir iş değil. Gerek dünyadaki gerek ülkemizdeki e-ticaret sektörünü iyi bilmek, araştırmak, takip etmek, diğer girişimlerden dersler çıkarmak gerekiyor ki ticaret hacmi gittikçe artan e-ticaret sektöründe kaybolup gitmeyelim. Bu sebeple e-ticaret temalı blogları takip etmeniz oldukça faydalı olacaktır. Bu yazıda da Türkçe içerikli yayın yapan ve e-ticaret konusunda faydalı içerikler paylaşan bir blog olan Eticaret Günlüğü’nden bahsetmek istiyorum.
Blogu ziyaret ettiğinizde Türkiye ve dünyadan e-ticaret haberleri, basın bültenleri, e-ticaret sitesi sahipleri ve amayı düşünenler için faydalı bilgiler ve özel dosyalar bulabilirsiniz.
Girişim Meraklısı Bloggerlar İçin Güzel Bir Örnek
Eticaret Günlüğü aslında bir blogdan daha fazlası. 3 ana bölümden oluşan bir web girişimi diyebiliriz. Şöyle ki;
1. Yukarıda da bahsettiğim gibi eticaret dünyası ile ilgili pek çok bilgi ve içerik barındıran blog.
2. Eticaret firmalarının listelenerek tanıtımlarının yapıldığı markalar bölümü. E-ticaret sitesi sahipleri firma ekle bölümünden burada yer alabilirler.
3. Çeşitli e-ticaret sitelerinde ve arkaların online mağazalarından yapacağınız alışverişlerde kullanabileceğiniz indirim kuponu ve hediye çeklerinin yer aldığı kupon bölümü.
Gördüğünüz gibi E-ticaret konusuna ilgi duyan bir kişi blog yazmanın yanı sıra ilgi duyduğu konu olan e-ticaret ile ilgili fikirler geliştirerek kendi projelerini hayata geçirebiliyor. Siz de ilgi duyduğunuz konuyla ilgili blog yazmanın dışında geliştireceğiniz çeşitli fikirleri blogunuzla entegre ederek bir web girişimcisi olabilirsiniz.
Bloggerlara Ek Gelir Kazandıracak İçerik Ağı
Eticaret Günlüğü’nün markaları ve blogları buluşturduğu bir içerik ağı var. İçerik ağına katılarak Eticaretgunlugu.com aracılığıyla sizlere sunulan reklam tekliflerini blogunuzda yayınlayarak hem sitenize içerik sağlar hem de kazanç elde edersiniz. İçerik ağına katılmanın avantajları kısaca şöyle:
1- Eticaretgunlugu.com içerik ağında yer alan web site ve bloglar ücretsiz olarak marka sayfasına sahip olurlar.
2- Eticaretgunlugu.com üzerinde görünürlük elde edersiniz. Özgün içerikleriniz editörlerimiz tarafından değerlendirilerek ilgi çekici içeriklere linkli yayın ile eticaretgunlugu.com üzerinde yer verilir. Bu sayade sitenize trafik sağlarsınız.
3- Eticaretgunlgu.com tarafından size sunulan reklam tekliflerini değerlendirerek düzenli kazanç elde edersiniz.
4- Sunulan reklam tekliflerine katılıp katılmama hakkınız, siz de saklıdır. Dilediğiniz tekliflerde yer alabilirsiniz.
5- Kazançlarınız için limit beklemek zorunda kalmazsınız. Katılacağınız her teklif için raporlama ve inceleme işleminin tamamlanmasından hemen sonra hızlı bir ödeme alırsınız.
!!! Eticaretgunlugu içerik ağında yer alarak tekliflerden faydalanmak için şu sayfada yer alan kodları blogunuzda görünür bir yere ekledikten sonra devamındaki iletişim formunu kullanarak başvuru yapabilirsiniz.
Benim de kafamda pek çok dikey e-ticaret sitesi fikri var. Fakat bu iş öyle hazır bir script, domain ve hostingle olacak bir iş değil. Gerek dünyadaki gerek ülkemizdeki e-ticaret sektörünü iyi bilmek, araştırmak, takip etmek, diğer girişimlerden dersler çıkarmak gerekiyor ki ticaret hacmi gittikçe artan e-ticaret sektöründe kaybolup gitmeyelim. Bu sebeple e-ticaret temalı blogları takip etmeniz oldukça faydalı olacaktır. Bu yazıda da Türkçe içerikli yayın yapan ve e-ticaret konusunda faydalı içerikler paylaşan bir blog olan Eticaret Günlüğü’nden bahsetmek istiyorum.
![]() |
Blogu ziyaret ettiğinizde Türkiye ve dünyadan e-ticaret haberleri, basın bültenleri, e-ticaret sitesi sahipleri ve amayı düşünenler için faydalı bilgiler ve özel dosyalar bulabilirsiniz.
Girişim Meraklısı Bloggerlar İçin Güzel Bir Örnek
Eticaret Günlüğü aslında bir blogdan daha fazlası. 3 ana bölümden oluşan bir web girişimi diyebiliriz. Şöyle ki;
1. Yukarıda da bahsettiğim gibi eticaret dünyası ile ilgili pek çok bilgi ve içerik barındıran blog.
2. Eticaret firmalarının listelenerek tanıtımlarının yapıldığı markalar bölümü. E-ticaret sitesi sahipleri firma ekle bölümünden burada yer alabilirler.
3. Çeşitli e-ticaret sitelerinde ve arkaların online mağazalarından yapacağınız alışverişlerde kullanabileceğiniz indirim kuponu ve hediye çeklerinin yer aldığı kupon bölümü.
Gördüğünüz gibi E-ticaret konusuna ilgi duyan bir kişi blog yazmanın yanı sıra ilgi duyduğu konu olan e-ticaret ile ilgili fikirler geliştirerek kendi projelerini hayata geçirebiliyor. Siz de ilgi duyduğunuz konuyla ilgili blog yazmanın dışında geliştireceğiniz çeşitli fikirleri blogunuzla entegre ederek bir web girişimcisi olabilirsiniz.
Bloggerlara Ek Gelir Kazandıracak İçerik Ağı
Eticaret Günlüğü’nün markaları ve blogları buluşturduğu bir içerik ağı var. İçerik ağına katılarak Eticaretgunlugu.com aracılığıyla sizlere sunulan reklam tekliflerini blogunuzda yayınlayarak hem sitenize içerik sağlar hem de kazanç elde edersiniz. İçerik ağına katılmanın avantajları kısaca şöyle:
1- Eticaretgunlugu.com içerik ağında yer alan web site ve bloglar ücretsiz olarak marka sayfasına sahip olurlar.
2- Eticaretgunlugu.com üzerinde görünürlük elde edersiniz. Özgün içerikleriniz editörlerimiz tarafından değerlendirilerek ilgi çekici içeriklere linkli yayın ile eticaretgunlugu.com üzerinde yer verilir. Bu sayade sitenize trafik sağlarsınız.
3- Eticaretgunlgu.com tarafından size sunulan reklam tekliflerini değerlendirerek düzenli kazanç elde edersiniz.
4- Sunulan reklam tekliflerine katılıp katılmama hakkınız, siz de saklıdır. Dilediğiniz tekliflerde yer alabilirsiniz.
5- Kazançlarınız için limit beklemek zorunda kalmazsınız. Katılacağınız her teklif için raporlama ve inceleme işleminin tamamlanmasından hemen sonra hızlı bir ödeme alırsınız.
!!! Eticaretgunlugu içerik ağında yer alarak tekliflerden faydalanmak için şu sayfada yer alan kodları blogunuzda görünür bir yere ekledikten sonra devamındaki iletişim formunu kullanarak başvuru yapabilirsiniz.
25 Ağustos 2015 Salı
5 Bloggerın Milyon Dolarlık Kazanç Sırrı
Aylık binlerce, yıllık milyonlarca dolar para kazanan bloggerları ve hikayelerini araştırmaya kalktığımızda sayfalarca sonuç alabiliyoruz. Bu yazıda sizlere yalnızca 5 bloggerın kısa hikayesini, nasıl binlerce dolar para kazanarak, milyonlarca dolarlık servete sahip olabildiklerini anlatacağım. Bu 5 bloggerın ilk ortak noktası her birinin başlangıçta ücretsiz blog platformları üzerinden blog yazmaya başlamasıdır.
Onların para kazanma hikayeleri etkileyici olsa da aslında küçük “sırları” çok daha etkileyici, emin olun.
Techcrunch
İlk kısa hikayeye, birçoğunuzun severek takip ettiğini ve adını mutlaka duyduğunuzu düşündüğüm teknoloji günlüğünden başlayalım. 2005 yılında Michael Arrington ve Keith Teare ikilisi tarafından kurulan TechCrunch, 2010 tarihinde AOL tarafından yaklaşık 40 milyon dolara satın alınmıştır. Günlüğün dünya çapındaki başarısı ülkemizde dahil olmak üzere birçok yerli girişime ilham kaynağı olmuştur. Teknoloji ve internete olan tutkusu sayesinde Michael Arrington; Time, Wired ve Forbes tarafından “internetin en etkili kişileri” arasında gösterilerek başarısını tüm dünyaya duyurmuştur.
Gothamist
Gothamist, Jake Dobkin tarafından New York şehrine ait yerel haberler, etkinlikler, yemek ve kültür üzerine yazılar yazmak adına 2003 yılında kurulmuştur. Başlangıçta Jake ve Jen Chung tarafından tutulan günlüğe, zamanla Jake’in New York’ta yaşayan arkadaşları da yazılarıyla katkı sağlamaya başlamıştır. Hızlı büyümesini fırsata çeviren Jake, global öneme sahip 12 şehir merkezi içinde aynı içerikte günlükler hazırlamıştır. Gothamist, aylık 80 bin dolar kazancıyla en başarılı şehir günlükleri arasında gösteriliyor. Gothamist; Wired, Forbes ve Business Week gibi yayınlardan çeşitli ödüllere layık görülmüştür.
Perez Hilton
Mario Lavandeira nam-ı diğer Perez Hilton, ücretsiz Wordpress platformu üzerinde kurduğu PageSixSixSix adlı magazin günlüğünde ünlüler hakkında yaptığı eleştirilerle adını duyurdu. Eşsiz bir ün kazanan Mario, bu fırsatı kendi adına sıçrama tahtası olarak kullandı ve yazılarına şu anda da olmak üzere kendi adını verdiği günlüğü üzerinden devam ediyor. Açık sözlü oluşuyla tanınan Mario, günlüğünde yayınlamaya devam ettiği ve ünlülerin fotoğrafları üzerine yerleştirdiği müstehcen çizimlerle kırıcı olan her şeyi yazmaya devam ediyor. Sırf bu paylaşımlarından dolayı global webmaster forumu Digital Point’ten süresiz uzaklaştırma aldığı biliniyor. Ayrıca, Mario’nun her yıl MTV, People's Choice gibi organizasyonlara özel davetiyeyle gittiğini de belirtmek gerek. Bu arada günlüğün yaklaşık değerinin 40 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor.
Mario, bir röportajında yazdıklarından para kazanmayı aklından bile geçirmediğini söylüyor.
MMA Junkie
Karma dövüş sanatları (MMA) tutkunu bir blogger tarafından ufcjunkie.wordpress.com adresinde yayın hayatına başlayan web günlüğü, UFC tarafından yapılan yasal bildirimlerin ardından MMA Junkie adıyla yayın hayatına devam etmek zorunda kalmıştır. Günlük, dünyaca ünlü birçok spor sitesini de etkileyerek, karma dövüş sanatlarıyla ilgili haber kategori açılmasını sağlamıştır. 2011 yılında USA Today tarafından 15 milyon dolara satın alındığı belirtilmektedir.
Cheezburger
2007 yılında Hawaii'li kız arkadaşıyla ücretsiz Wordpress hesabı üzerinden web günlüğü oluşturan Ben Huh, fotoğraflara altyazı ekleyerek adeta onları konuşturmaya başladı. Kısa bir süre sonra viral büyüme yaşayan Cheezburger, günde yüz bin tekil ziyaretçiyi ağırlamaya başlamıştı.
Yoğun ziyaretçi trafiğini fırsata çeviren Ben Huh, kısa zamanda Failblog gibi kardeş günlükleri de popülerleştirmeyi başardı.
Yerli BONUS: Sesliyemek.com
İki üniversite öğrencisi Kemal Kadirhan ve Didem Pulat tarafından 2013 yılında kurulan Sesli Yemek, Mayıs 2015 tarihinde sektörde yer alan bir şirket tarafından 200 bin TL’ye satın alındı. Üstelik kurucular yüzde 10 hisseyle projede yönetici olarak işlerine devam ediyorlar. Blogun kurucularından Kemal Kadirhan Hürriyet’e verdiği röportajda, blogu kurmadan önce ilgi alanlarını düşündüğünü, yemek ve müziği her zaman sevdiği için böyle bir blog yazmaya başladığını dile getiriyor. Yemek tarifleri konusunda neredeyse sayısız blog var. Fakat, Sesli Yemek’ten daha önce yemek ve müziği birleştiren herhangi bir blog yoktu.
Bütün bu hikayeler oldukça etkileyici. Aslında milyoner olmuş ya da aylık binlerce lira kazanan bloggerlar hakkında o kadar çok hikaye var ki, neredeyse sonsuz. Tüm bu hikayelere sebep olan bazı sırlar var. Benim bu hikayelerden yaptığım çıkarımları ve onların var olduğunu düşündüğüm sırlarını aşağıda sıraladım.
Hiç kuşku yok ki, yukarıda hikayeleri yer alan her bir bloggerın ilgi alanına yönelik mutlak bir tutkusu var. Buna iş gözüyle bakacak olursak -ki bence öyle- her iş ancak koşulsuz tutkuyla başarı sonucuna ulaşabilir. Mesela ben daha önce işinde mutsuz olup da başarılı olanını görmedim ama işini tutkuyla yapıp da başarılı ve mutlu insanların pek çok hikayesine denk geldim. Örneğin, Sesli Yemek kurucularından Kemal Kadirhan yemeklere ve müziğe olan bir tutkuya sahip. Gothamist kurucusu Jake Dobkin, New York şehrine tutkuyla bağlı ya da karma dövüş sanatları tutkunu MMA Junkie kurucularını hatırlayın… Tümü hikayelerde.
Çoğu profesyonel blogger, blogların kişisel özelliklerle yazılması gerektiği konusunda hemfikirdir. Yani eğer yazıyorsanız kendiniz gibi olun. Örneğin Mario Lavandeira, eminim kimsenin ne düşündüğünü umursamadan yazdı ve yazmaya devam ediyor. Muhtemelen ünlüleri umursamış olsaydı yazacak bir şey bulamayacak veya bugünkü popülaritesine sahip olamayacaktı. Okuyucuları tamamen umursamamak da kısmen yanlış bir tutum, benim kastım bu değil. En azından bazı zamanlar için…
Söz gelimi, kendiniz için yazın, kendiniz gibi yazın.
Para harcamayın, buna gerek yok. Yukarıda hikayeleri de yer alan çoğu blogger, yazmak için herhangi bir ödeme yapmadı. Başlamanız için sizinde ödeme yapmanız gerekmiyor. Öte yandan başlangıçta tasarım, SEO, eklentiler vs. hiçbirini düşünmeyin. Onların yaptığı gibi yapın ve sadece yazın.
Birkaç başlık önce blog yazmaya gerçek bir iş gözüyle baktığımı ifade etmiştim. Yapacağınız her işte para kazanmanızın normal olduğu gibi blog yazarak da para kazanmanız veya kazanmak istemeniz gayet normal. Fakat genelde sadece “para kazanma” düşüncesiyle yola çıkıldığında bu istem bloggerları olumsuz yönde etkiliyor ve performans düşüklüğüne sebep olabiliyor. Bu nedenle her şey yoluna girene kadar bir süre para kazanma düşüncenizi rafa kaldırabilirsiniz. Örneğin Ben Huh, Cheezburger’i Wordpress üzerinde oluşturduğunda tek isteği sadece biraz eğlenmekti! Eğer finansa ilgili duyuyorsanız bunu uzun vadede yatırım olarak düşünebilirsiniz.
Blog yazarak para kazanmak inanılmaz bir şey. Bu işten para kazanmanın en büyük avantajlarından ilki istediğiniz zaman istediğiniz yerde çalışabiliyor olmanız. İkincisi ve daha özeliyse finansal özgürlüğe sahip olmanızdır. En önemli yanıysa aynı tutkulara sahip insanlara hitap edebilmek ve onlara her şeyi anlatabilmektir.
Hikayeler hakkında ne düşünüyorsunuz gerçekten merak ediyorum ve ayrıca, sizce bu işte daha başarılı olabilmek için neler yapmalıyız, sizin başarı sırlarınız bulunuyor mu ya da paylaşmak istediğiniz hikayeler? Yazın ve hep birlikte tartışalım.
Yazar Hakkında: Kişisel finans, yatırım, birikim, tasarruf, girişim ve iş geliştirme konularında yayın yapan web günlüğü ekonomist.co yazarlarından Eray Bozan tarafından Blog Hocam için yazılmıştır.
23 Ağustos 2015 Pazar
La Liga için 7 Neden
1- Real Madrid'in onursal başkanı Alfredo Stefano "Real Madrid'in ezeli rakibi kim?" diye sorulduğunda her ne kadar "Real'in derbisi Atletico Madrid ile. Maçın ertesi sabahı kalktığında rakibi tutan arkadaşına, komşuna takılırsın. 600 km ötedeki takımın taraftarını nereden bulacaksın?" dese de tribünlerin gözünde Barcelona en büyük rakip. La Liga'da sezonda 380 maç var ama iki El Clasico'nun tarihi tüm dünyanın aklına kazılıyor. Santiago Bernabeu ve Camp Nou'nun muhteşem bir futbol sahnesi olması kadar her daim büyük yıldızların kapışması da El Clasico'yu dünyanın bir numaralı kapışması yapmaya yetiyor.
2- Pele mi Maradona mı, Platini mi Zidane mı tartışmalarında herkesin bir favorisi vardır da farklı dönemlerin efsanelerini karşılaştırmak sonunda gelir bir gerçekle yüzleşir. Pele hiç Avrupa'da oynamadı. Maradona'nın yanında 2-3 yetenekli adam vardı. Platini, Zidane kadar pres görüyor muydu? Messi ve Ronaldo'nun kapışması için ise hiçbiri geçerli değil. Futbol tarihi iki eşsiz yeteneği aynı dönemde aynı ligde bir araya getirdi ve Arjantinli ile Portekizli'nin müthiş düellosu La Liga'nın adeta film afişi gibi. Bu öyle bir rekabet ki Messi de Ronaldo da sakat olmadıkları sürece rotasyon nedir bilmiyor, ufak büyük rakip tanımıyor ve tüm maçlarda forma giyiyorlar. Sonra gelsin 40 gol, 50 gol...
3- Barcelona, tek pas futbolu "tiki taka"yı artık kült haline gelen alt yapı tesisleri La Masia'da genç futbolcuların beynine kazıyor ama herkes o gençler kadar şanslı değil. Bazıları da Bayrampaşa'nın dar sokağında iki taştan kaleye gol atabilmek için dar alanda tiki taka yapmak zorundaymış ki Arda Turan bugün Barcelona'da. Tayfun Korkut ile başlayan, Nihat ile zirve yapan, Mehmet Topal ile prestij kazanan Türk futbolcuların İspanya filminde Arda Turan artık Al Pacino gücünde. Dört yıllık Atletico Madrid kariyeri onu hayallerinin takımına taşıdı. İzlemek için Ocak ayını bekleyeceğiz ama onu Messi ile aynı takımda görmek var ya...
4- İtalyanlara yapışmış defansif futbol ve 0-0 biten maçlar etiketi, Fransızların hep bir adım geride kalan lig heyecanı, İngilizlerin ihtişamlı futbol sahnelerinde tenis maçına dönen bir bu kalede bir o kalede futbolu bir kenara İspanya La Liga bir kenara. Yetenekli bir futbolcunun yeteneklerini gösterebilmesi için her zaman işaret edilen lig İspanya. "İspanya'da oynasa" yorumları yapılır ya kadife ayaklara. Söyleyenler haklı. Her ne kadar David Silva, Mata, Navas başta olmak bir çok inceci futbolcuyu İngiltere'ye ihraç etse de İspanya La Liga hala gözümüzün pasını silen futbolun oynandığı ülke.
5- "La Liga, Barcelona ve Real Madrid'in kapışmasıdır" diyenlerin gözden kaçırdığı ise İspanya'daki bölgesel rekabetin lige kattığı heyecan. Her bölge kendi derbilerinin heyecanını yaşarken, tarihin futbol sahası dışında biriktirdikleri bölgeler arası rekabeti de körüklüyor. Doğrusu kimse kimseyi de pek sevmiyor. Madrid ve çevresi takımları, Katalan takımları, Bask takımları, Galiçya bölgesinin takımları, Valensiya bölgesi takımları, Endülüs bölgesi takımları derken 380 maçlık lig takvimi her hafta ayrı bir hikaye üretiyor. Bazı sezonlarda Real Madrid, Endülüs bölgesinde tek bir maç kazanamazken, bazen de Barcelona için "Bask bölgesinden çıkış yok" filmleri çekiliyor La Liga'da.
6- Bizim memleketin futbolseveri için en iyi lig bazen kendi ligiyle saatleri çakışmayan da ligdir çünkü taraftar için önce kendi takımının maçı gelir sonra El Clasico. İngilizler ve Almanlar, Cumartesi öğleden sonra oynuyor, İtalyanlar ise Pazar öğleden sonra. İspanyollar Cumartesi ve Pazar akşamlarına koydukları dört maçla futbolseverlerin favori ligi. Geç saatlerde başlayan maçlara bir de Pazartesi maçları eklenince La Liga sadece Türkiye'de değil Avrupa'nın bir çok ülkesinde akşamların favori ligi haline geldi. Bazıları için bir Cumartesi gecesi 23:00'de Barcelona ya da Real Madrid maçı izlemekten daha iyi bir aktivite yoktur değil mi?
7- En klas spor medyası Fransızlarda olabilir, İtalyanlar yıldızların mumla arandığı ligleri için harika sayfalar yapabilirler ama Madrid ve Barselona'da çıkan dört spor gazetesi Türkiye de dahil tüm Avrupa'nın lokomotifi. Sadece saha içinden değil, futbolun magazini de La Liga'yı hep merak edilen lig haline getiriyor. Televizyondan İspanyol futbolunu izleyen gün geliyor soluğu bu ülkede alıyor. Arda Turan sayesinde artan futbol turları bu sezon Madrid'den Barcelona'ya taşınacak. Maçtan önce iki tapas yiyip, La Sagrada Familia'nın ihtişamına şahitlik edip Camp Nou'da maç izlemeyi; Madrid'in eski sokaklarından Santiago Bernabeu'ya giden geniş caddelere kim çıkmak istemez ki?
GEÇEN SEZON NE OLDU?
Bir önceki sezon Atletico Madrid'in 18 yıl aradan sonra gelen şampiyonluk sevincini izlemek zorunda kalan Barcelona ve Real Madrid'in, Jose Mourinho'nun Atletico'dan üç futbolcu transfer etmesiyle kolaylaşan zirve rekabetinde gülen taraf Barcelona oldu. Atletico Madrid'e evi Camp Nou'da şampiyonluk izni veren Katalanlar bir yıl sonra bu kez Atletico'nun kalesi Vicente Calderon'da 23. şampiyonluklarını lig tarihine yazdırdılar. Bu final Real Madrid'de bir kez daha teknik adam değişimini getirdi ve 10 yılda 7 hoca değiştiren Real Madrid, Carlo Ancelotti'ye de "güle güle" dedi. Barcelona maçları için tribüne 1 milyon 475 bin taraftar gelirken, Real Madrid'in 90 dakikaları için Santiago Bernabeu'nun kapılarından 1milyon 395 bin taraftar geçti. Cristiano Ronaldo, 48 golle gol kralı olurken, Messi 43 gol attı. 37 maçta kalesinde 17 gol gören Barcelona kalecisi Claudio Bravo in iyi kaleci ödülü olan Zamoro Trophy'i alırken, Cordoba, Almeria ve Eibar küme düştüler. Mali durumu yetersiz olan Elche'yi federasyon küme düşürünce, ligde kalan Eibar'ın taraftarları şampiyon olmuş kadar sevindiler. Las Palmas, Sporting Gijon ve Real Betis ise 2015-2016 sezonunda birinci ligde oynamaya hak kazandılar.
BU SEZON NE OLUR?
Xavi'yi Katar'a uğurlayan, Arda Turan'ı ise transfer yasağı nedeniyle Ocak ayına kadar oynatamayacak olan Barcelona, dünyanın en iyi forvet üçlüsünü elinde tutuyor. Neymar- Luis Suarez- Messi tabelayı değiştiren adamlar ama Barça'nın kalbi maestro Iniesta. Yarışta yine en büyük favori onlar. Real Madrid'de 16 yıl sonra kalede Casillas yok. Bale hala soru işareti ve gözler yine Cristiano Ronaldo'da olacak. Yeni hoca İspanyol Benitez, Portekizli ve İtalyan teknik adamlardan sonra Madrid medyasının gözdesi ama takım kötü giderse bedelini ödeyecek olan da kendisi. Sağ bekte yeni transfer Danilo, orta sahaya takviye Inter'den Kovaciç. Real Madrid ihtişamıyla yine en büyük iki favoriden biri. Yine büyük bir kadro değişimi yaşayan ama çok daha dengeli bir takım olan Atletico Madrid, bu sezon nokta transferlere imza atan Sevilla ve zirvenin her zaman takipçisi olan Valencia, El Clasico'nun iki cephesinin hatalarını kollayacak. Bir de unutmadan; Türkiye'de yayıncı kuruluşu değişen İspanya La Liga artık Lig Tv kanallarında naklen ekrana gelecek.
22 Ağustos 2015 Cumartesi
Hafta Sonu Naklen Yayınlar
22 Ağustos Cumartesi
14:45 Manchester United - Newcastle United @LigTV3
16:30 Hoffenheim - Bayern München @Eurosport2
17:00 Leicester City - Tottenham @LigTV3
18:00 Lyon - Rennes @LigTV2
18:00 CSKA Moscow - Rostov @Tivibu
19:30 Kayserispor - Torku Konyaspor @LigTV2
19:30 Hamburg - Stuttgart @Eurosport2
19:30 Deportivo La Coruna - Real Sociedad @LigTV3
20:30 Sporting Lisbon - Pacos Ferreira @Tivibu
20:45 Heerenveen - PSV Eindhoven @Tivibu
21:00 1461 Trabzon - Kayseri Erciyesspor @TRT HD
21:30 Atletico Madrid - Las Palmas @LigTV3
21:45 Beşiktaş - Trabzonspor @LigTV
21:45 Akhisar Belediyespor - Mersin İdmanyurdu @LigTV2
22:00 Alanyaspor - Balıkesirspor @TRT Spor Web
22:00 Elazığspor - Giresunspor @TRT Spor
22:45 Maritimo - Porto @Tivibu
23:00 Toronto FC - Orlando City @Eurosport2
23:30 Rayo Vallecano - Valencia @LigTV3
23 Ağustos Pazar
00:30 Goias - Vasco da Gama @LigTV2
15:30 West Bromwich - Chelsea @LigTV3
16:30 Ingolstadt - Borussia Dortmund @Eurosport2
17:45 Feyenoord - Vitesse @Tivibu
18:00 Everton - Manchester City @Digiturk
18:30 Mönchengladbach - Mainz 05 @Eurosport2
19:00 Standard Liege - KV Oostende @NTVSpor
19:30 Eskişehirspor - Sivasspor @LigTV2
19:30 Bursaspor - Gaziantepspor @LigTV
19:30 Athletic Bilbao - Barcelona @LigTV3
21:00 Boluspor - Altınordu @TRT Avaz
21:00 Samsunspor - Adana Demirspor @TRT HD
21:15 Arouca - Benfica @Tivibu
21:30 Sporting Gijon - Real Madrid @LigTV3
21:45 Çaykur Rizespor - Fenerbahçe @LigTV
21:45 Antalyaspor - Gençlerbirliği @LigTV2
22:00 Karşıyaka - Şanlıurfaspor @TRT Spor Web
22:00 Adanaspor - Göztepe @TRT Spor
22:00 Los Angeles Galaxy - New York City FC @Eurosport
23:30 Real Betis - Villarreal @LigTV3
24 Ağustos Pazartesi
19:00 Gornik Zabrze - Zaglebie Lubin @Eurosport2
21:15 Kaiserslautern - Paderborn @Eurosport2
21:30 Granada - Eibar @LigTV2
21:45 Galatasaray - Osmanlıspor FK @LigTV
22:00 Gaziantep BBSK - Yeni Malatyaspor @TRT Spor
22:00 Arsenal - Liverpool @LigTV3
18 Ağustos 2015 Salı
Ziyaretçilerin Asla Hayır Diyemeyeceği 8 Yazı Türü
Google aramaları sonucu ya da sosyal medya paylaşımlarında yazınızın ön izlemesine ulaşan ziyaretçileriniz yazınıza tıklamadan önce o kısa anda başlık ve açıklamadan etkilenmeyi bekler. Evet yazımızı google aramalarında öne taşımak için seo ayarlarını yapıyoruz fakat çıkan ilk sonuçlarda neden sizin yazınız tıklansın? Bu biraz yazıyı nasıl kaleme aldığınızla ilgili. Öyle yazılar vardır ki ziyaretçileriniz o konuda bir arama gerçekleştirmese bile bir şekilde sosyal medyada karşılaştığında merakına daha fazla dayanamaz ve yazınıza ulaşmak ister.
Peki ziyaretçilerinizin karşı koyamayacağı, hayır diyemeceği yazı türleri neler ?
Daha çok okuyucularınızın isteyip de ulaşamadığı türden yazılar onlar için ilgi çekici olacaktır. Bu tür yazılarınız okuyucular da “gerçekten öyle mi, hadi canım“ şeklinde merak uyandırmayı başarıyorsa yazınız yorum ve paylaşım olarak yüksek seviyelerde yer alacaktır.
Bu tür yazılara için örnek :
Okuyucuda kısa sürede tüm bilgiye ulaşacağını düşündüren yazılar her zaman ilgi çekici olmuştur. Özellikle onedio sitesinin sıklıkla kullandığı bu türden yazılara siz de yer verebilirsiniz. Bu yazılarda ilgi çekici olan şey çok sıkı bir araştırma sonucu ortaya çıktığına ve tek yazıda konu ile ilgili her şeye ulaşabileceğine okuyucunun inanmasıdır.
Elbette herkesin vikipedi üzerinden bulabileceği hayat hikayelerini paylaşmayacağız.Bu yazı türü kısmen liste yazı türüne benzer.Sadece ünlülerin kolayca bulabileceğimiz biyografilerinden yararlanacağız.Bazı şeyleri başarmış insanların hayat hikayelerini internette kolayca bulabilirsiniz.Yapmanız gereken sadece onları listeleyip sunmak.
Örnek olarak:
Yaklaşık 1500 – 2000 kelime ve yukarısını içeren bir konu hakkındaki geniş kapsamlı yazılar da okuyucuların ilgisini çekecek türden. Hazırlığı ve yayın süresi uzun olsa da getirisi yüksek olacaktır.Bu tür kapsamlı yazılar içerisinde birbirinden farklı konular içereceğinden sürekli kaynak ve adres gösterilme başarısını yakalayacaktır.
Bir ürün alacaksınız ve onun hakkında ne olursa olsun öğrenmek istiyorsunuz.Şöyle resimli, video’lu, kullanıcı yorumlarını içeren bir yazı olsa fena olmazdı değil mi?Çoğumuz aynı şeyi düşünüyoruz. Televizyon, telefon, bilgisayar ve ev aletleri gibi popüler ürünler hakkında yazılan detaylı inceleme yazıları fazlasıyla ilgi görecektir.
Sinema ve dizilerdeki bir sonraki adımın ne olacağının işaretlerini en başta görmeniz senarist hakkında sizi olumlu düşünmeye sevk ettiği gibi bir blog yazarının da plan dahilindeki seri yazılar oluşturması sizleri heyecanlandıracaktır.
Birilerini kızdırsanız da bu sizin kaybedeceğiniz anlamına gelmez.Aksine bundan yararlanabilirsiniz.Tartışmalı konularda okuyucularınız farklı tarafları seçebilir ve bunu yorumlarına yansıtabilir.Bu da sizin yararınıza olabilir.
Bu türden yazılarda iki farklı yol seçebilirsiniz.
Örnek yazılar :
Ülkemizde çok yaygın olmasa da çoğu blog yazarı aylık gelir-giderini okuyucularıyla paylaşıyor.Siz buna okuyucularını cesaretlendirme de diyebilirsiniz ya da gerçekte gösteriş yapıyor da diye düşünebilirsiniz ama gerçek olan şu ki kesinlikle dikkat çekiyor.
Eğer bir şeyleri gerçekten iyi yapıp sonucunu gördüyseniz bu türden yazılar yazabilirsiniz.Ama sonucunu görmediğiniz ya da vasatın altında kaldığınız konuları paylaşmayın kimse ilgilenmeyecektir.
Eğer seyehat konusunda blogunuz varsa 1000 TL altında yaptığınız geziyi paylaşabilirsiniz.Ya da iyi bir adsense geliriniz varsa aylık kazancınızı okuyucularınıza duyurabilirsiniz.
Son Sözler
Ziyaretçileriniz için karşı koyulması güç 8 yazı türünü sizlerle paylaştım. Bunlar emin olun populer blogların tercih ettiği ve benim de başarısını deneyerek gördüğüm yazı türleri.Tecrübe etmek için en azından bumerang - yazar kafe üzerinde vitrine çıkan yazıları da inceleyebilirsiniz. Peki siz hangi yazı türünün daha çok hit getireceğini düşünüyorsunuz?
Yazar Hakında: Bu yazı EhliBlog sitesi sahibi Poyraz Şahin tarafından yazılmıştır.Poyraz, kendi blogunda blog açmak isteyen ya da blog yazarlığı yapan okuyucularına seo, google adsense, analytics kullanımı ve nasıl yapılır türünden faydalı yazıları paylaşmaktadır.
Peki ziyaretçilerinizin karşı koyamayacağı, hayır diyemeceği yazı türleri neler ?
1-İmkansız gibi görünen yazılar
Daha çok okuyucularınızın isteyip de ulaşamadığı türden yazılar onlar için ilgi çekici olacaktır. Bu tür yazılarınız okuyucular da “gerçekten öyle mi, hadi canım“ şeklinde merak uyandırmayı başarıyorsa yazınız yorum ve paylaşım olarak yüksek seviyelerde yer alacaktır.
Bu tür yazılara için örnek :
- Blog yazarak ayda 500 TL nasıl kazanıyorum ?
- 30 dakikada yazı nasıl hazırlanır
- Blogum 1 gecede 10000 görüntüleme nasıl aldı
2-Liste yazılar
Okuyucuda kısa sürede tüm bilgiye ulaşacağını düşündüren yazılar her zaman ilgi çekici olmuştur. Özellikle onedio sitesinin sıklıkla kullandığı bu türden yazılara siz de yer verebilirsiniz. Bu yazılarda ilgi çekici olan şey çok sıkı bir araştırma sonucu ortaya çıktığına ve tek yazıda konu ile ilgili her şeye ulaşabileceğine okuyucunun inanmasıdır.
- Site hitini artıracak 10 sıra dışı yöntem
- Tatile çıkarken yanınızda ayırmamanız gereken 10 şey
- Blog tasarımında yapılan 9 ciddi hata
- Blog trafiğini artıracak 6 taktik
3-Biyografik yazılar
Elbette herkesin vikipedi üzerinden bulabileceği hayat hikayelerini paylaşmayacağız.Bu yazı türü kısmen liste yazı türüne benzer.Sadece ünlülerin kolayca bulabileceğimiz biyografilerinden yararlanacağız.Bazı şeyleri başarmış insanların hayat hikayelerini internette kolayca bulabilirsiniz.Yapmanız gereken sadece onları listeleyip sunmak.
Örnek olarak:
- Üniversite mezunu olmayan 10 dahi
- İnsanlığa yararlı ürün icat eden 10 mucit
- 20 yaşından önce milyoner olan 10 genç zengin
4-Kapsamlı çalışma
Yaklaşık 1500 – 2000 kelime ve yukarısını içeren bir konu hakkındaki geniş kapsamlı yazılar da okuyucuların ilgisini çekecek türden. Hazırlığı ve yayın süresi uzun olsa da getirisi yüksek olacaktır.Bu tür kapsamlı yazılar içerisinde birbirinden farklı konular içereceğinden sürekli kaynak ve adres gösterilme başarısını yakalayacaktır.
5-Kapsamlı inceleme yazıları
Bir ürün alacaksınız ve onun hakkında ne olursa olsun öğrenmek istiyorsunuz.Şöyle resimli, video’lu, kullanıcı yorumlarını içeren bir yazı olsa fena olmazdı değil mi?Çoğumuz aynı şeyi düşünüyoruz. Televizyon, telefon, bilgisayar ve ev aletleri gibi popüler ürünler hakkında yazılan detaylı inceleme yazıları fazlasıyla ilgi görecektir.
6-Seri Yazılar
Sinema ve dizilerdeki bir sonraki adımın ne olacağının işaretlerini en başta görmeniz senarist hakkında sizi olumlu düşünmeye sevk ettiği gibi bir blog yazarının da plan dahilindeki seri yazılar oluşturması sizleri heyecanlandıracaktır.
7-Tartışmalı yazılar
Birilerini kızdırsanız da bu sizin kaybedeceğiniz anlamına gelmez.Aksine bundan yararlanabilirsiniz.Tartışmalı konularda okuyucularınız farklı tarafları seçebilir ve bunu yorumlarına yansıtabilir.Bu da sizin yararınıza olabilir.
Bu türden yazılarda iki farklı yol seçebilirsiniz.
- Görüş belirtmeden zıt görüşleri yansıtmak
- Kişisel görüşünü belirterek yazmak
Örnek yazılar :
- Blogger mı Wordpress mi ? (sürekli tartışılmıştır)
- Adsense den neden nefret ediyorum ?
- Facebook’un twitter dan daha iyi olduğunu gösteren 5 şey
8-Gösteriş/Meydan okuma türünde yazılar
Ülkemizde çok yaygın olmasa da çoğu blog yazarı aylık gelir-giderini okuyucularıyla paylaşıyor.Siz buna okuyucularını cesaretlendirme de diyebilirsiniz ya da gerçekte gösteriş yapıyor da diye düşünebilirsiniz ama gerçek olan şu ki kesinlikle dikkat çekiyor.
Eğer bir şeyleri gerçekten iyi yapıp sonucunu gördüyseniz bu türden yazılar yazabilirsiniz.Ama sonucunu görmediğiniz ya da vasatın altında kaldığınız konuları paylaşmayın kimse ilgilenmeyecektir.
Eğer seyehat konusunda blogunuz varsa 1000 TL altında yaptığınız geziyi paylaşabilirsiniz.Ya da iyi bir adsense geliriniz varsa aylık kazancınızı okuyucularınıza duyurabilirsiniz.
Son Sözler
Ziyaretçileriniz için karşı koyulması güç 8 yazı türünü sizlerle paylaştım. Bunlar emin olun populer blogların tercih ettiği ve benim de başarısını deneyerek gördüğüm yazı türleri.Tecrübe etmek için en azından bumerang - yazar kafe üzerinde vitrine çıkan yazıları da inceleyebilirsiniz. Peki siz hangi yazı türünün daha çok hit getireceğini düşünüyorsunuz?
Yazar Hakında: Bu yazı EhliBlog sitesi sahibi Poyraz Şahin tarafından yazılmıştır.Poyraz, kendi blogunda blog açmak isteyen ya da blog yazarlığı yapan okuyucularına seo, google adsense, analytics kullanımı ve nasıl yapılır türünden faydalı yazıları paylaşmaktadır.
16 Ağustos 2015 Pazar
Süper Lig 2015-2016
Kıran kırana geçen bir sezon aslında çok da uzun zaman önce sona ermedi. Galatasaray'ın önce şampiyonluk sonra Türkiye Kupası'nın kaldırmasıyla kapanan sezonun ardından yine Galatasaray'ın aldığı Süper Kupa ile yeni sezona merhaba dedik. İkisinin arası ise yıldızların uçuştuğu yaz gecelerinde taraftarın yaşadığı "Kimi transfer ediyoruz?" heyecanıydı. Futbolda dün yoktur, kupaları alan da uzaktan bakan için de amaç yeni sezona en iyi ve güçlü kadroyu kurmaktı. Acar muhabirlerin transfer haberleri, kulüplere yakın olduğunu iddia eden duyumcuların sosyal medyadaki spekülasyonları derken yıldızlar yağmaya başladı Türk futboluna. Tamam kabul, bu bir ilk değil, geçmişte bu ülkeden Hagi, Taffarel, Roberto Carlos, Anelka, Guti gibi biyografileri 300 sayfalık efsane isimler geçti ama bu yaz başka bir yazdı işte. Beş yıl önce bu köşede bir gün Süper Lig'de van Persie, Mario Gomez, Nani, Podolski forma giyecek desem, yazının geri kalanını ciddiye almaz, okumazdınız ama geldiler işte. Üstelik Galatasaray ve Beşiktaş'ın UEFA'nın Finansal Fair Play kurallarını ihlal ettikleri için gözaltında oldukları transfer sezonunda... İngiltere, yayın ihalesi ve sponsorluklardan dolayı bir başka hikaye. Kıtanın, Ada ile ekonomik verilerde aşık atabilmesi mümkün değil. İspanya'da Real Madrid ve Barcelona gerçeğinin arkasında ise ülkenin vurgun yemiş ekonomisi altında ezilmiş takımlar var. İtalyanlar, tribünleri boşalan eski stadyumlarına taraftarı çekebilmek için çabalıyor ama ülkenin endüstri devi Agnelli Ailesi'ni arkasına alan Juventus'un dört sezondur arka arkaya şampiyon olduğu Serie A'da Milano ekipleri, Uzakdoğulu yeni patronların sıcak parası olmasa bu sezona da umutsuz gireceklerdi. Fransa'da Katar sermayesiyle kulüp tarihini yeni baştan yazan Paris Saint Germain, Almanya'da kendini tehdit eden tüm balıkları bir bir yutan ligin köpekbalığı Bayern Münih gerçeği de ortada. İspanya ve İtalya'nın yüzde 25 işsizlikle boğuştuğu, Yunanistan'ın var olma mücadelesi verdiği hayatın futbol sahasına bakan tarafında kabul edelim bu transfer döneminde 'çok olduk' biz. Bir adım geriye çekilip bakıldığında İspanyol bir gazetecinin dediği gibi bizim ligimiz 'fil mezarlığı'na da dönmüş olabilir. Avrupa'nın beş büyük ligindeki hikayelerine son noktayı koyan ve 30'unu geçtikten sonra Türkiye'ye gelen kariyerleri heybetli isimler. Bir tarafta Çin ve Katar'ın Avrupa'da ücretlerin üç katını verdiği, diğer tarafta rüya gibi hayatıyla ABD'nın büyüttüğü futbol sevgisini aşıladığı yıldızların yanında Van Persie, Podolski, Mario Gomez gibi isimler neden Türkiye'yi tercih etti? Bunu sadece Avrupa'ya göre düşük vergi oranları ve yüksek ücretlerle açıklayabilmek mümkün değil. Payı var mı var ama Türkiye, tribünleri, sokaktaki futbol sevgisi, medyası ve köklü kulüpleriyle bu yıldızların doğdukları evlerinden 2-3 saatlik uçak yolculuğu uzaklığında bir futbol cenneti. Boğaz'a nazır bir villada oturup, Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi maçlarına kim 50 bin kişilik ateşli taraftar karşısında oynamak istemez ki? Yabancı yasağının kalktığı ama geçen sezona göre de yabancı sayısının, transferin bitimine iki hafta kala düştüğü, yaş ortalamasının 26, en değerli takımın bu sezon itibariyle Galatasaray değil Fenerbahçe'nin, en değerli oyuncunun Muslera olduğu, toplam oyuncu değerinin 1 milyar euro'yu, futbolun yarattığı ekonominin 5 milyar euro'yu aştığı bir ligimiz var. Spor servisinden Taner Karaman'ın istatistiklerine baktığınızda bol bol rakam göreceksiniz ama bu oyunda son sözü ne rakamlar ne euro'lar, ne de istatistikler söyler. Futbol çokça yürek işidir, takım olma meselesidir ve bazen direkte patlayan bir top sezonun özetidir. Oynayan, yöneten, anlatan, izleyen ve akıldışı bu tutkunun peşinden koşan herkese selam olsun.
14 Ağustos 2015 Cuma
Hafta Sonu Naklen Yayınlar
14 Ağustos Cuma
21:30 Bayern München - Hamburg @Eurosport
21:30 Club Brugge - Kortrijk @NTVSpor
21:30 Spartak Moskova - CSKA Moskova @Tivibu
21:45 Aston Villa - Manchester United @LigTV3
22:00 Fenerbahçe - Eskişehirspor @LigTV
23:00 A.Bilbao-Barcelona@LigTV2
15 Ağustos Cumartesi
14:45 Southampton - Everton @LigTV3
16:30 Werder Bremen - Schalke 04 @Eurosport
16:30 Zenit St. Petersburg - Krasnodar @Tivibu
17:00 Tottenham - Stoke City @LigTV3
19:30 Borussia Dortmund - Mönchengladbach @Eurosport2
20:45 Ajax - Willem II @Tivibu
21:00 Trabzonspor - Bursaspor @LigTV2
21:00 Denizlispor - Alanyaspor @TRT HD
22:00 Sivasspor - Galatasaray @LigTV
22:00 Medipol Başakşehir - Antalyaspor @LigTV3
16 Ağustos Pazar
00:30 Atletico Paranaense - Santos @LigTV3
13:30 PSV Eindhoven - Groningen @Tivibu
15:30 Cambuur - Feyenoord @Tivibu
15:30 Crystal Palace - Arsenal @LigTV3
16:30 Wolfsburg - Eintracht Frankfurt @Eurosport2
18:00 Manchester City - Chelsea @LigTV3
21:00 Osmanlıspor FK - Kayserispor @LigTV3
21:00 Giresunspor - Karabükspor @TRT HD
21:00 Altınordu - Samsunspor @TRT Avaz
22:00 Mersin İdmanyurdu - Beşiktaş @LigTV
22:00 Gaziantepspor - Kasımpaşa @LigTV2
22:30 Benfica - Estoril @Tivibu
17 Ağustos Pazartesi
00:00 Seattle Sounders - Orlando City @Eurosport
22:00 Gençlerbirliği - Çaykur Rizespor @LigTV
22:00 Yeni Malatyaspor - 1461 Trabzon @TRT Spor
22:00 Liverpool - Bournemouth @LigTV3
23:00 Barcelona - Athletic Bilbao @LigTV2
9 Ağustos 2015 Pazar
Premier Lig Neden En İyi Lig?
Dünyanın en iyi üç futbolcusundan ikisi (Messi- İbrahimoviç) liglerinde forma giymedi, Cristiano Ronaldo'yu en verimli zamanında İspanya'ya yolladılar. Milli takımlarının kupa kazanabilme ihtimali hepimizin Ferrari sahibi olması kadar! 1992'den beri bir tek İngiliz teknik adam şampiyonluk kazanamadı. İngiliz futbolcular ligde azınlıkta. Bütün Avrupa gece maçları oynarken onlar cumartesi öğleden sonra geleneğini devam ettiriyorlar. Avrupa Ligi'ni hafife alıyor, Şampiyonlar Ligi'nde son yıllarda hep sert rakiplere çatıyorlar. Kıtanın en büyük stadyumları onlarda değil ve birçoğu tarihi eser. İspanyollar, İtalyanlar ve Almanların kombineleri onlarınkinin yanında sudan ucuz, birçok kulübün sahibi artık İngiliz değil. Üstelik Frank Lampard ve Steven Gerrard gibi iki sembol oyuncu da artık yok. Fakat İngiltere Premier Ligi, hala dünyanın en popüler, en çok izlenen, en çok konuşulan ve Almanya ile birlikte en dolu tribünlere sahip ligi. Neden?
***
Futbolun anavatanında 1992'den beri Premier Lig adını alan ve şirket yapısıyla idare edilen lig, mükemmel bir organizasyon yapısıyla yönetiliyor. Finanstan etiğe her şeyin kağıt üstünde bir karşılığı var. Kurallar belli, ihlal eden adı kim olursa olsun cezası kesiliyor. Yayın gelirlerinde diğer Avrupa ülkeleri gibi şampiyonluğa oynayan takımlar ile kümede kalmaya çalışanlar arasında büyük makas yok. İspanya'da Real Madrid-Barcelona'nın alt sıralardaki takımların 15 katı geliri varken, İngiltere'de küme düşen takım, bir önceki yılın İspanya şampiyonu Atletico Madrid kadar yayın geliri elde ediyor. Londra takımlarının köklü tarihi ve aralarındaki derbilere, Manchster ve Liverpool şehri takımlarının derbileri ve büyük ezeli rekabetler ligdeki "büyük maç" sayısını tavana vurduruyor. İspanyollar El Clasico ve Madrid derbisi, İtalyanlar, Milano, Roma derbileri ve Milano-Torino şehri rekabetiyle yetinirken İngilizlerde derbiler ve üç şehir arasındaki rekabet dünyada bu oyunu seven kim varsa ekran başına çekiyor. 212 ülkede, 643 milyon eve ulaşan Premier Lig'i tribünlerden takip etmek için yılda bir milyon turist Ada'ya geliyor. ***
Ronaldo ve Messi, La Liga'da olabilir ama İspanyolların en yetenekli adamlarını Premier Lig'e getiren İngiliz kulüpleri, Eden Hazard gibi büyük bir yeteneği ve Arsene Wenger sayesinde de Fransa'nın yetenek havuzunu elinde tutuyor. Kendi milli takımının son iki yılda oynadığı resmi maçların yüzde 75'inde forma giymeyen futbolcuya İngiltere'de çalışma izni verilmediğinden, lisans çıkartabilmesi de mümkün değil. ***
Arsenal'in Emirates Stadı ligin en yeni stadı ama eski stadyumların hepsi birer futbol mabedi. Sahaya sıfır tribünler, maçın her saniyesini yaşayan taraftarlar, kaçan her pozisyona verilen o eşi olmayan tepkiler, atılan her gole hayatının en mutlu anı gibiymiş sevinen yediden yetmişe futbolseverler. Her Premier Lig maçı bir Hollywood prodükisyonu tadında. Her maç bir film, her maç bir öykü ve sonunda her sezon kalın bir roman. Deplasman yasağı nedir bilmediklerinden konuk oldukları stadyumlarda hatırı sayılır büyüklükte bir tribünde takımlarını destekliyorlar. Bizde ya da İspanya ya da İtalya'da olduğu gibi deplasman taraftarı stadın bir köşesine, en üst tribüne hapsedilmiyor. ABD'de spor yayıncılığı kendi başına bir efsane ama Avrupa'ya televizyonculuğu öğreten İngilizler için futbol maçı çekmek kendi başına bir sanat. Her lig 15-20 kamera kullanıyor ama İngilizler bir başka kullanıyor. Ağır çekimler, uzak kale arkasından diğer kaledeki pozisyonların tekrarı, efekt mikrofonları ve teknolojiyi sonuna kadar kullanan, oyun analizlerini ve datalarını ekrana bindiren reji. Futbol izlendiği kadar okunan da bir oyun İngiltere'de. Futbol kitapları, oyuncuların biyografileri bir kitapçının iki rafını değil kendi başına bir futbol kitapçısı açacak kadar çok. Premier Lig izlemek, üzerine düşünmek, kafa patlatmayı da gerektiriyor.
***
Kötü zemin, boş tribün, iç bayıltan futbol nedir bilmeyen İngiltere Premier Lig pes etmeyen takımların ligi... Evet, bu sezon da şampiyon adayları değişmeyecek. Chelsea, Manchester City favoriler, Arsenal yine deneyecek, belki yine olmayacak, Manchester United, Ferguson sonrası dizlerinin üzerine çöktüğü yerden doğrulmaya çalışacak, Gerrard'sız Liverpool yine hayal kuracak ama geriye kalan 15 takımın da bir hedefi var. Bir önceki sezon ligi kaçıncı sırada bitirdilerse; bu sezon en azından bir üst sırada bitirmek. Premier Lig son haftaya, son düdüğe kadar "Bitmedi" diyenlerin ligi... Dün başladı, güzel oyunu seven peşine düşsün...
Süper Kupa 2015
Ligin tarihinde şampiyonluk sevinci yaşamış beş takım arasında teknik direktörünü değiştirmeyen, kadro devrimi yapmadan, Melo dışarı Podolski-Bilal içeri yapan, sezonu da iki kupayla kapatan takım G.Saray... Bu rakiplerinden bir adım önde başlamasını sağlar Hamzaoğlu'nun. Fakat gelin görün ki, sarı-kırmızılılar ilk iki sezonunda izleyiciyi ekran başına bağlayan, ardından senaristlerin beyin yorgunluğuna kurban gidip, uzadıkça keyif vermeyen ve sonu hayal kırıklığı olan dizi filmler gibi. Bildiğiniz Lost'un finali işte...Muslera kurtaracak, Sneijder şut atacak dışında taraftarı heyecanlandıracak bir aksiyon yok, sınıf atlayan tek adam Telles. Kaldığı yerden devam eden de kupayı getiren Yasin...
Bu kadro göz ezberinin kurbanı. Sabri sağdan bindirecek, ortası boşa gidecek, geri dönemeyecek, Burak ofsayta düşecek, Selçuk defansın arkasına top atacak ve stoperler yüksek toplarda azap çekecek. Bütün bunlar dizinin eski sezonundan kalanlar. Değişen bir şey de yok. Bursaspor dün kafa toplarıyla G.Saray'a Şampiyonlar Ligi için net bir röntgen çekti. Bu defansla Avrupa'da olmaz dedirtti. Geçen sezon ligin ilk haftasında G.Saray, Şenol Güneş'in ellerinde daha yoğrulmamış Bursaspor'u deplasmanda 2-0 ile geçerken de dün akşama benzer bir oyun vardı sahada. Muslera iki net pozisyonu çıkarmış, hazır olmayan Bursa boyun eğmişti. Dün Süper Kupa'da da oyun farklı değildi. 3 Haziran'daki Türkiye Kupası finalini kaybederken G.Saray'a kök söktüren Bursa yoktu sahada. Olamazdı da... Sağ beki, ön liberosu, gol kralı santrforu ve takımı kanattan uçuran kaptanı yokken nasıl olsun ki?
İkinci yarıda G.Saray'dan değişikleri Ertuğrul Sağlam yapsa; "Burak, Sneijder, Podolski çıksın" derdi. Hamzaoğlu da tek farklı galip olmasına rağmen bu üç ismi çıkardı. Bursa golü bulsa geçen sezonun özürlerinden biri bu sezon başında da gelebilirdi. Üç ayda üç kupa kazanan G.Saray taraftarları dün geceden mutlu ayrıldılar ama bu sabaha umutlu uyandılar mı? Mesele budur...
Bu kadro göz ezberinin kurbanı. Sabri sağdan bindirecek, ortası boşa gidecek, geri dönemeyecek, Burak ofsayta düşecek, Selçuk defansın arkasına top atacak ve stoperler yüksek toplarda azap çekecek. Bütün bunlar dizinin eski sezonundan kalanlar. Değişen bir şey de yok. Bursaspor dün kafa toplarıyla G.Saray'a Şampiyonlar Ligi için net bir röntgen çekti. Bu defansla Avrupa'da olmaz dedirtti. Geçen sezon ligin ilk haftasında G.Saray, Şenol Güneş'in ellerinde daha yoğrulmamış Bursaspor'u deplasmanda 2-0 ile geçerken de dün akşama benzer bir oyun vardı sahada. Muslera iki net pozisyonu çıkarmış, hazır olmayan Bursa boyun eğmişti. Dün Süper Kupa'da da oyun farklı değildi. 3 Haziran'daki Türkiye Kupası finalini kaybederken G.Saray'a kök söktüren Bursa yoktu sahada. Olamazdı da... Sağ beki, ön liberosu, gol kralı santrforu ve takımı kanattan uçuran kaptanı yokken nasıl olsun ki?
İkinci yarıda G.Saray'dan değişikleri Ertuğrul Sağlam yapsa; "Burak, Sneijder, Podolski çıksın" derdi. Hamzaoğlu da tek farklı galip olmasına rağmen bu üç ismi çıkardı. Bursa golü bulsa geçen sezonun özürlerinden biri bu sezon başında da gelebilirdi. Üç ayda üç kupa kazanan G.Saray taraftarları dün geceden mutlu ayrıldılar ama bu sabaha umutlu uyandılar mı? Mesele budur...
6 Ağustos 2015 Perşembe
Melo Meselesi
Galatasaray'da son üç sezon başında "Melo"dram yaşanıyor. Kiralık Melo... Bonservisi alınan Melo... Şimdi de "Misyonumu tamamladım" diyen Melo. Inter'den istediği 3 milyon Euro yıllık ücret için "Bonservisini al gel" şartı koşulan Melo devreye menajerini sokmuştu. Deportivo La Coruno'da kiralık oynayan Jose Rodriguez'e kulüp arayan menajer, G.Saray'a "Bedava alın, oynatın" dedi. FFP kıskacındaki Galatasaray için bedava sirke baldan tatlı. Genç İspanyol da Galatasaray'dan daha iyi yer mi bulacak! Bu jestin karşılığında "Melo'yu bırakın" diyen menajere de söz verildi. Peki Melo neden elini kolunu sallayarak Inter'e gidemiyor. Çünkü Galatasaray kendisi gibi UEFA'nın kıskacında olan Inter'in orta sahasında fazlalık olduğunu biliyor ve Medel'e bu yüzden talip oldu. Mesajları açık: "Oynatmayacağınız oyuncunun yıllık ücretini ödemeyin. Biz, bize lazım olanı bedava alıp ücretini üstlenelim." "Bu ne koparırsam kardır" hikayesinden başka bir şey değil. Inter de "Nagatomo" diyor, Medel de zaten gelmek; Melo da kalmak istemiyor. 20 gündür Zlatan İbrahimoviç transferi için ağzını açmayıp, İstanbul'da Inter maçında protestodan çekinip; ertesi gün "İbrahimoviç ile görüşmedik" diyen G.Saray Başkanı Dursun Özbek'in iki ayda taraftarına yaşattıkları da ayrı bir melodram...(6 Ağustos 2015 / SABAH)
3 Ağustos 2015 Pazartesi
Egolarınızı Tokuşturdunuz... Ya Sonra...
Trabzonspor 30 yıldır lig fikstürü çekildiğinde hangi hafta hangi takımla oynadığına bakıp geçiyor, pek de önemi yok, çünkü Trabzonspor'un en büyük rakibi yine Trabzonspor... Kendi içinde birlik beraberliği sağlayamadan, yetiştirdiği futbol değerlerine sahip çıkmadan, özeleştiri yapacağım derken kendini delik deşik eden, kanatan, yaralayan bir camia... Ortada bir fırtına var ama o fırtına hep kendini yıkıp, yakıyor. Halilhodzic gibi eski bir dosttan büyük bir transfer(ler) kazığı yiyen ve onca adamı kadrosuna katıp tek ayağı bir çukura düşen takım, Ersun Yanal ile bu sezon düzlüğe çıkmaya çalışacakken, yaz aylarında kendini güneşten daha fazla yaktı.Süleyman Hurma geldi, Ersun Yanal gitti, Şota geldi, Onur gidecekken taraftar kolundan tuttu, bırakmadı. Şimdi seçime kadar bir sonraki arıza nereden çıkacak diye endişe ediyor taraftar.Mezarlık ziyaretinde minibüse binmeyi reddeden Onur ya da yürüyüşüne dikkat etmeyen Onur! Sıkıntının büyüklüğüne bakar mısınız! Süleyman Hurma o çok bilinen formülü uygulayarak icraata girişti. Takım içinde düzeni değiştirmek istiyorsan eski düzenin başındaki adamın kellesini al ve kendi düzenini kur. Kabul edelim büyük bir sevgi duvarına çarptı. Kamptan uçağa atlayıp gelen Onur, ardından bir sonraki uçağa binen Süleyman Hurma... Sonunda ne oldu? Ayakları titreyen genç bir kaleciye emanet edilen Trabzonspor, adını kimselerin bilmediği bir takıma mağlup oldu. Rövanşı inşallah farklı kazanır, turu da geçer ama mesele bu değil...
Recep Onur Kıvrak sakatlığı öncesinde bu ülkenin en iyi yerli kalecisiydi. Bugün istese yine en iyisi olur. Onur, Trabzonspor'un sadece kaptanı değil, bayrak adamı, Totti gibi Maldini gibi topçusu. Taraftarın da sevmekten öte taptığı adam. Gelin görün ki insanoğlu gün gelir o sevgiyi istismar edebilir de. Her ihtimamın sonunda bir hoyratlık yok mudur zaten bu hayatta!.. Onur, Trabzonspor'un hem kalecisi, hem kaptanı, hem sportif direktörü, hem teknik direktörü olmak istiyor sanki... Bunu forma aşkıyla açıklayamazsınız. Şota'nın teknik adamlık başarısını tartışabiliriz ama "Dönecekse kaleci olarak dönsün" diye ince göndermede bulunan zekasını asla!
25 yıldır futbol dünyasında olduğunu ve tecrübesinin altını çizen Süleyman Hurma'nın bilmediği değil unuttuğu ya da hatırlamak istemediği şudur: Trabzonspor, Kayserispor değil. Trabzon farklı dinamikleri, heyecanları olan bir camia. Bu kulüpte bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız sadece akılla değil yürekle de hareket edeceksiniz. Takımın beş gruba bölündüğünü söyleyen Süleyman Hurma madem ki bu işin pahalı vizite ücreti alan doktoru, madem ki teşhisi koymuş... Neden bu teşhisi kamuoyuyla paylaşır ki? Siz doktorunuzdan teşhis ve tedavi mi isterseniz yoksa hasta haklarını ihlal edip rahatsızlığınızı çevrenizle paylaşmasını mı? Trabzonspor yönetimi, sportif direktör koltuğuna oturttuğu Süleyman Hurma'dan tedavi isterken, Hurma yüksek ego denilen virüsü Trabzonspor'a bulaştırdı. Onur Kıvrak ve Süleyman Hurma arasında yaşanan bir ego tokuşturma seansından başka bir şey değildir.
Onur'un kampta idmanlardaki performansından memnun değilseniz, çeker bir odaya uyarıda bulunursunuz. Bunu da eğer Şota sizden rica ettiyse yaparsınız. Bir disiplin problemi varsa, kafasını dinleyeceği yerin yine takımın içi olduğunu kendisine söyler, olmadı bir para cezası keserseniz, o da olmadı sakat olmayan futbolcuya "Senin adalen çekmiş" diye nazikçe bir uyarıda bulunur, maç kadrosuna almazsınız. Takım kaptanı, kamptan gönderilmez, gönderildiyse "Özel uçak yolladık, atla gel" denmez...
Süleyman Hurma, Trabzonspor'daki görev tanımını gözden geçirmeli. Yıllardır Türk futbolunda kulübüne para kazandıran, bire alan beşe satan kartvizitiyle Trabzonspor'da tutunabilmesi mümkün değil. Bu camia teknik kadrosundan, futbolcusundan, sportif direktöründen kupalar bekliyor. Şota'nın yanında kulübede oturmak yerine, yedek kaleci, stoper ve daha ne lazımsa bunun peşine düşmeli Hurma. Karşılarındaki rakipler Van Persie, Mario Gomez, Podolski ile sezona girerken; Trabzonspor'da sadece Onur Kıvrak değil sezon boyunca herkes 'yürüyüşüne' dikkat etmeli. Kendi kendine yıllardır çelme takarak, nereye kadar!..
Trabzonspor ve Kazanma Kültürü (28 Ocak 2008)
Recep Onur Kıvrak sakatlığı öncesinde bu ülkenin en iyi yerli kalecisiydi. Bugün istese yine en iyisi olur. Onur, Trabzonspor'un sadece kaptanı değil, bayrak adamı, Totti gibi Maldini gibi topçusu. Taraftarın da sevmekten öte taptığı adam. Gelin görün ki insanoğlu gün gelir o sevgiyi istismar edebilir de. Her ihtimamın sonunda bir hoyratlık yok mudur zaten bu hayatta!.. Onur, Trabzonspor'un hem kalecisi, hem kaptanı, hem sportif direktörü, hem teknik direktörü olmak istiyor sanki... Bunu forma aşkıyla açıklayamazsınız. Şota'nın teknik adamlık başarısını tartışabiliriz ama "Dönecekse kaleci olarak dönsün" diye ince göndermede bulunan zekasını asla!
25 yıldır futbol dünyasında olduğunu ve tecrübesinin altını çizen Süleyman Hurma'nın bilmediği değil unuttuğu ya da hatırlamak istemediği şudur: Trabzonspor, Kayserispor değil. Trabzon farklı dinamikleri, heyecanları olan bir camia. Bu kulüpte bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız sadece akılla değil yürekle de hareket edeceksiniz. Takımın beş gruba bölündüğünü söyleyen Süleyman Hurma madem ki bu işin pahalı vizite ücreti alan doktoru, madem ki teşhisi koymuş... Neden bu teşhisi kamuoyuyla paylaşır ki? Siz doktorunuzdan teşhis ve tedavi mi isterseniz yoksa hasta haklarını ihlal edip rahatsızlığınızı çevrenizle paylaşmasını mı? Trabzonspor yönetimi, sportif direktör koltuğuna oturttuğu Süleyman Hurma'dan tedavi isterken, Hurma yüksek ego denilen virüsü Trabzonspor'a bulaştırdı. Onur Kıvrak ve Süleyman Hurma arasında yaşanan bir ego tokuşturma seansından başka bir şey değildir.
Onur'un kampta idmanlardaki performansından memnun değilseniz, çeker bir odaya uyarıda bulunursunuz. Bunu da eğer Şota sizden rica ettiyse yaparsınız. Bir disiplin problemi varsa, kafasını dinleyeceği yerin yine takımın içi olduğunu kendisine söyler, olmadı bir para cezası keserseniz, o da olmadı sakat olmayan futbolcuya "Senin adalen çekmiş" diye nazikçe bir uyarıda bulunur, maç kadrosuna almazsınız. Takım kaptanı, kamptan gönderilmez, gönderildiyse "Özel uçak yolladık, atla gel" denmez...
Süleyman Hurma, Trabzonspor'daki görev tanımını gözden geçirmeli. Yıllardır Türk futbolunda kulübüne para kazandıran, bire alan beşe satan kartvizitiyle Trabzonspor'da tutunabilmesi mümkün değil. Bu camia teknik kadrosundan, futbolcusundan, sportif direktöründen kupalar bekliyor. Şota'nın yanında kulübede oturmak yerine, yedek kaleci, stoper ve daha ne lazımsa bunun peşine düşmeli Hurma. Karşılarındaki rakipler Van Persie, Mario Gomez, Podolski ile sezona girerken; Trabzonspor'da sadece Onur Kıvrak değil sezon boyunca herkes 'yürüyüşüne' dikkat etmeli. Kendi kendine yıllardır çelme takarak, nereye kadar!..
Trabzonspor ve Kazanma Kültürü (28 Ocak 2008)
Cruzeiro - Stuttgart
Mario Gomez'e hoş geldin, Felipe Melo'ya güle güle dediğimiz günlerin gölgesinde gelenler gidenler bir şarkı sözü mırıldatıyor insana: "Dünya küçük aşkın büyük." Alman santrforun 10 yıl, Brezilyalı orta sahanın ise 12 yıl önce formasını giyip şampiyonluk yaşadıkları takımlardan İstanbul'a gelen isimlerin hikayesi bu. 2003 yılına dönelim ve Brezilya'ya gidelim... Lig zorlu, 24 takım arasında oynanıyor, 46 maçlık maratonda bir takım diğerlerinden farkı. 100 puanla şampiyon olan Bele Horizonte şehri takımı Cruziero en yakın rakibi Santos'a 13 puan fark atıyor. Dimba'yı Avrupa'da kimse bilmez çünkü Brezilya dışına çıkmayan santrforun 31 gol attığı ligde, sonraki yıllarda İspanya'yı kavuracak olan Luis Fabiano 29 gol atıyor. Ardından gelen bir adam var ki yaptıklarıyla gün geliyor Kadıköy'e heykelini diktiriyor. Parma'daki hayal kırıklığının ardından Brezilya'ya dönen ve Cruziero'yu şampiyon yapan Alex de Souza. Alex'in İstanbul'u gurbet bilip kendi yerleştikten sonra çağırdığı vatandaşlarıyla Cruzeiro- Fenerbahçe hattı işlemeye başlıyor. Stoper Edu hiç de fena topçu değildi. Ya peki Inter filelerine yolladığı voleyle unutulmazlar arasına giren Deivid. Devre arasında geldiği ligin kaderini değiştirip uzun yıllar Süper Lig'den ekmek yiyen, Türk vatandaşı da olan Mert Nobre. Galatasaray'da klas stoper Ujfalusi sakatlanınca apar topar transfer edilen ama taraftara çile çektiren Cris de o şampiyon kadronun 11'inde. Alex'in kefil olduğu "Gördüğüm en iyi ön libero" deyip şaşırttığı Şilili Maldonado o sezon Kolombiyalı Arisatizabal ile birlikte Cruzeiro'nun iki yabancısından biri. Kadronun yolu İstanbul'dan geçen son ismi ise Felipe Melo. 20 yaşındaki genç oyuncu iki yıl sonra ilk kez İspanya'ya gelecek, oradan İtalya'ya geçecek ve dört yıl formasını giydiği Galatasaray öncesinde hiçbir takımda iki sezondan fazla oynamayacaktı. 2003'ün şampiyonu Cruzeiro, Luisao gibi şahane bir stoper ve Maicon gibi sıra dışı bir bek, Gomes gibi yıllarca Premier Lig'de forma giyen bir kaleci de yetiştirdi.
Dünya küçük hikayesinin ikinci kulübü Almanya'dan. Bu sezon bir kez daha Bundesliga'dan herkes düşer Stuttgart düşmez dedirten kulüp. Bu kez 2006-2007 sezonuna gidiyoruz. Ligin her daim favorisi Bayern Münih'in dördüncü olduğu ve şampiyondan 10 puan fark yediği sezon. Stuttgart ve Schalke 04'ün ligin son haftasına kalan ve nefesleri kesen şampiyonluk yarışı sonrasında genç bir golcünün sürüklediği Stuttgart'ın mutlu sona ulaştığı sezon. O sezon 14 gol atan Mario Gomez artık Beşiktaş'ta. Sttugart-İstanbul hattını açan ilk isim o değil ama. Galatasaray'a gelip saç baş yolduran Portekizli stoper Fernando Meira o şampiyon kadronun kaptanı. Sttugart'ın beş yıl önce Beşiktaş'a sattığı ve üç yıl forma giydikten sonra gittiğinde neden gittiği anlaşılamayan ve ardından bitmek bilmeyen bir sağ bek arayışı bırakan Hilbert de o kadroda. Mario Gomez'den önce Beşiktaş'a imza atan ve sağ beke yerleşecek olan Andreas Beck de Sttutgart'ın 2006-2007 şampiyon kadrosundan. Bugün Rusya'da kariyerine devam eden, Alman Milli Takımı'nı seçmiş gurbetçi Serdar Taşçı da o şampiyon takımın posterinde. Son isim Gomez ile birlikte o Sttutgart'tan ayrıldıktan sonra Real Madrid'de beş sezon forma giyen ve bu yaz bedelsiz olarak Juventus'a imza atan Sami Khedira... Peki Bundesliga'da Mario Gomez'li Sttutgart şampiyon olduğunda gol krallığı koltuğunda oturan isim kim? Üç yıldır Türkiye'de golcülük resitali veren ve o sezon 20 gol atıp Almaya'da kral olan Theofanis Gekas...
Dünya küçük hikayesinin ikinci kulübü Almanya'dan. Bu sezon bir kez daha Bundesliga'dan herkes düşer Stuttgart düşmez dedirten kulüp. Bu kez 2006-2007 sezonuna gidiyoruz. Ligin her daim favorisi Bayern Münih'in dördüncü olduğu ve şampiyondan 10 puan fark yediği sezon. Stuttgart ve Schalke 04'ün ligin son haftasına kalan ve nefesleri kesen şampiyonluk yarışı sonrasında genç bir golcünün sürüklediği Stuttgart'ın mutlu sona ulaştığı sezon. O sezon 14 gol atan Mario Gomez artık Beşiktaş'ta. Sttugart-İstanbul hattını açan ilk isim o değil ama. Galatasaray'a gelip saç baş yolduran Portekizli stoper Fernando Meira o şampiyon kadronun kaptanı. Sttugart'ın beş yıl önce Beşiktaş'a sattığı ve üç yıl forma giydikten sonra gittiğinde neden gittiği anlaşılamayan ve ardından bitmek bilmeyen bir sağ bek arayışı bırakan Hilbert de o kadroda. Mario Gomez'den önce Beşiktaş'a imza atan ve sağ beke yerleşecek olan Andreas Beck de Sttutgart'ın 2006-2007 şampiyon kadrosundan. Bugün Rusya'da kariyerine devam eden, Alman Milli Takımı'nı seçmiş gurbetçi Serdar Taşçı da o şampiyon takımın posterinde. Son isim Gomez ile birlikte o Sttutgart'tan ayrıldıktan sonra Real Madrid'de beş sezon forma giyen ve bu yaz bedelsiz olarak Juventus'a imza atan Sami Khedira... Peki Bundesliga'da Mario Gomez'li Sttutgart şampiyon olduğunda gol krallığı koltuğunda oturan isim kim? Üç yıldır Türkiye'de golcülük resitali veren ve o sezon 20 gol atıp Almaya'da kral olan Theofanis Gekas...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













