28 Aralık 2014 Pazar

Blog Yazarlığı Devri Kapanıyor mu ?

Blog yazmak çoğumuzun işi,hobisi vazgeçemediğimiz uğraşlardan bir tanesi. Yıllardır insanlar blog açıyor, blog yazıyor ve yayınlıyor. Günümüz dünyasında popüler olmaya başlayan vine,youtube kanalları acaba ileri de blogların pabuçunu dama atabilir mi ? Bunu konuşalım.

 

bloggervsvlogger

 

Neden Blog Değil de Vlog?

 

Şu bir gerçek ki  vine ve youtube kanallarının önlenemez bir yükselişi var. Bu içerikler hem kolayca ve kısa sürede tüketilebiliyor. Ayrıca vlogger'lar içeriklerinden binlerce dolar para kazanabiliyorlar. Youtube kanallarında ürün tanıtımı yapan gamer ve vloggerlar iyi bir gelir elde edebiliyorlar.

 

Diğer cezbedici nokta vine ve youtube kanalları sosyal medya hesaplarıyla daha iç içe. Özellikle son yıllarda yükselişte olan ve yükselişini sürdüren instagram ve twitter gibi sosyal medya mecralarında vloggerlar anında binlerce insanla etkileşime geçebiliyorlar ve içeriklerini ulaştırabiliyorlar.

 

Blog yazmak sabır,teknik,azim isteyen bir iş. Ancak vloglarda öyle bir dert yok. Anında 6 saniyelik bir vine çekip takipçilerinizle paylaşabiliyorsunuz ve anında sonuç alabiliyorsunuz.

Ülkemizde okuma alışkanlığı fazla yok bu bir gerçek. İlk yazınızı okuyan çoğu ziyaretçi ikinci yazınızı okumayıp es geçiyor. Bu da bir gerçek. İnsanlar uzun ve sıkıcı blog yazıları yerine kolay tüketilebilen ve zamanınızı almayan vlogları izlemeyi tercih edeceklerdir doğal olarak.

 

Başka bir konu youtube kanalı sahibi ve vine üreten insanlar sosyal medya ve yazılı medya da daha çok yer buluyorlar. Çoğu televizyon programında kendilerini görebiliyoruz. Blog yazarak popüler olmak gerçekten zor bir iş. Yıllar istiyor. Tecrübe,emek istiyor. Ama vloglarda iş değişiyor. "15 dakikada ünlü olabiliyorsunuz"

 

Sonuç Olarak!

 

Bloglar gün geçtikçe kan kaybediyor. Tamamen tükenmez belki bloglar ama eskisi kadar internet dünyasında yer bulamaz kendisine diye düşünüyorum. İnsanların blog anlayışı değişiyor!. Artık sizin blogunuza özenle,uzunca,detayıyla  yazdığınız film tavsiyeleri içerikli yazılarınız yerine, "Hayatınızı değiştirecek 10 film" başlıklı madde madde listelenmiş,kısa açıklama ve bolca görsel kullanılmış yazıları okuyorlar. Çünkü kolayca ,kısa sürede tüketilebilir içerik insanlara daha çok cazip geliyor.

 

İnsanlar değişim istiyor. Vloglar,youtube kanalları, vinelar, son yıllarda açılmış onedio tarzı siteler insanların değişim ihtiyacını çoktan duymuş gibiler. Bu tip yeni gelişmeler, büyümesini sürdürecekler ve belkide çoğu blog yazarı bir vlogger olarak internet dünyasındaki hayatına böyle devam edecek, kim bilir ?

 

Yazar Hakkında: Mahir Haydar, 19 yaşında,5 yıldır blog yazıyor. Blogum: bildiginiyazar.blogspot.com
Sayfalarım: Facebook

2014'ün Z Raporu


Şampiyonlar Ligi finalini Madrid derbisine çeviren İspanyolların, Dünya Kupası'nda gruptan bile çıkamadığı bir yılı geride bıraktık. Almanların, Brezilya'ya yedi gol attığı maçı izlerken rüyamızda görsek inanmayız dedik. James Rodriguez'i Hames diye aklımıza kazıdık. Almanya'da Bayern Münih, Türkiye'de Fenerbahçe şampiyonluğun ilanı için mayıs ayını beklemezken, İspanya'da Atletico Madrid, 18 yıl sonra lig maratonunu final gibi son haftada Barcelona deplasmanında önde göğüsledi. Ligimiz Demba Ba gibi harika bir golcüyle tanıştı, İtalyan teknik adamların Türkiye'de iş yapmadığını Galatasaray iki tercihiyle bize öğretti. Mesut Özil sahneden düşerken Hakan Çalhanoğlu'nun frikiklerini sever olduk, Ozan Tufan gibi genç bir oyuncunun basamakları birer birer çıkışına şahitlik ettik. Dünya sahnesinin assolistleri yine Messi ile Ronaldo idi ama Aguero ve Diego Costa'nın üvertürden solistliğe yükselişine şahit olduk.
Bir de sahneyi bırakıp gidenler oldu her yıl olduğu gibi. 2014, muhteşem kariyerlerine ekranlardan şahit olduğumuz birçok yıldızı aldı götürdü bizden. 2015'in getirdiği genç yıldızları yılın ilk haftasına bırakalım ve gidenlere bir el sallayalım müsadenizle. 

Juan Sebastian Veron: 

Arjantin futbol tarihinin en iyi maestrolarından biriydi Veron. Sampdoria, Parma ve Lazio formalarıyla İtalya'yı fethettikten sonra gittiği Manchester United'da kulüp tarihinin en kötü transferleri listesine yazdırdı adını. Olmadı mı olmuyor, Chelsea'de de denedi ve en iyi bildiği lige, Serie A'ya döndü, Inter'de iki sezonun ardından bu kez kürkçü dükkanına, yetiştiği Estudiantes'e döndü. Babası Juan Ramon Veron, Copa Libertadores'i 68-69 ve 70 yıllarında kazanmıştı. Oğlu da 39 yıl sonra aynı kupayı kaldırdı. 39 yaşında sahneden inen Veron, toplamda bonservisine en çok para ödenen beş yıldızdan biri olmayı başardı. 

Carles Puyol: 

Barcelona'da ilk maçında sahaya adım attığında oyundan çıkan isim, yıllar sonra Beşiktaş forması giyecek olan Simao idi. Kariyerinin ilk günlerini de sonunu da hep sakatlıklar belirledi bu aslan yürekli adamın. Futbola kaleci olarak başlamıştı, sakatlanınca forvet oldu ve Barcelona altyapısı La Masia'da onu bek ve stoper olarak yetiştirdiler. Barcelona için geç bir yaşta, 21 yaşında ilk maçına çıktı ve bir daha formayı bırakmadı. Tekmeye kafa uzatan adam arıyorsanuz o Puyol'du. 2006'da takımla birlikte La Coruna deplasmanına gittiği uçaktan indiğinde "Baban öldü" dediler. Barselona'nın 200 km uzağında doğduğu kasabada bir iş makinesinde hayatını kazanırken kaza geçiren baba, oğlunun kazandığı milyon euro'lara rağmen kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyordu. Roma'da imparator kabul edilen Francesco Totti'nin eşinin annesinin Roma'da bir trafik polisi olarak hayatını sürdürdüğü gibi! Barcelona, yaşadığı tüm sakatlıklara rağmen ondan vazgeçmedi, yeri geldi stoper transferi yapmayıp zora düştü ama bir kaptandan fazlası olan Puyol, artık takıma zarar verdiğini düşünüp geçen sezonun sonunda kramponlarını astı. Sabah kazandıklarını saymaya başlasa akşam olmadan bitiremeyeceği yılları geride bırakarak. 

Eric Abidal: 

2000'lerin ortasında yakışıklı Lyon kadrosunun sivrilen isimlerindedi. Barcelona'nın sol bekini teslim aldı ama 2009'da Guardiola ile tüm kupaları kazanan kadroda kart cezaları yüzünden ne Şampiyonlar Ligi finaline ne de Kral Kupası finaline çıkabildi. Takıma geldikten sonra dört yıl sonra ilk golünü attığında, her yıl 50 gol atan Messi, en çok o gole sevindi. Karaciğerindeki tümör onun için tecrübesiz bir sağ açığı durdurmak kadar kolaydı. Büyük bir savaş verdi ve futbola geri döndü. Monaco'da bir sezonun ardından futbolu bırakan Abidal artık Barcelona altyapısında çalışacak. 

Ryan Giggs : 

Babası Danny Wilson annesini ve onu terk etmese belki de futbolcu olamayacaktı. Rugby oyuncusu babasının soyadından vazgeçip annesinin soyadını aldı. Alex Ferguson kendisine rapor edilen bu genç yeteneği kız istemeye gider gibi evine kadar gidip annesinden transfer için imza aldı ve futbol dünyası tarihin en iyi sol ayaklarından biriyle tanıştı. Premier Lig'in kuruluşundan itibaren her sezonda forma giydi, her sezon gol attı, kulüpte dört farklı jenerasyonla sahaya çıktı ve en sonunda futbolcu-menajer olup kendi kendini oyuna soktu. O şimdi 41 yaşında ve Louis Van Gaal'ın Manhester United'da sağ kolu. 

Faryd Mondragon: 

Galatasaray, 2001 yılında onu transfer ettiğinde Fransa'da sezonun en iyi kalecisiydi. Metz forması giyerken yaşadığı pasaport problemi yüzünden Türkiye'nin yolunu tuttu. Taffarel'den sonra Mondragon, yerli kaleci yetiştiremeyen Galatasaray'a ilaç oldu. Anfield Road'da Liverpool karşısında performansı unutulmazdır. Fenerbahçe derbilerinde hep çaresiz kaldı ama altı yıl kaldığı Galatasaray'dan gittiğinde akıllara Brad Friedel (Galatasaray'da bir sezon kalan ve sıradan kaleci diye yollanan, İngiltere Ligi'nde 18 yıl aralıksız oynayan ABD'li file bekçisi) geldi. 36 yaşındaki Mondragon yaşlı diye gözden çıkarılmıştı ama 43 yaşına kadar forma giydi ve haziran ayında Dünya Kupası'nda Kolombiya kadrosundaydı.
22 yıllık kariyerinin 20 yılını Inter'de geçiren Javier Zanetti'nin vedasını Mayıs ayında bu sayfalarda okumuştunuz (http://tinyurl.com/py4h4or).Geçen hafta da Thierry Henry'nin ardından el sallamıştık. (http://tinyurl.com/k6t66md) Son selamı kariyerine son noktayı koyan Alex de Souza'ya ve onun vatandaşı bir futbolcuya vereyim. Şampiyonlar Ligi'ne gidebilmek için mutlak kazanmaları gereken maçta Valencia'ya iki golü ceza sahası dışından atıp, galibiyeti getiren üçüncü golü röveşata ile yine ceza sahası dışından atan Barcelona'nın bir ayağı aksak, bugün 42 yaşında olan Brezilyalı yıldızını hatırlıyor musunuz? Yıllar çabuk geçiyor. Rivaldo'ya ve sizlere mutlu yıllar...  (SABAH Pazar)

22 Aralık 2014 Pazartesi

Blogunuzla Bağınızı Koparmayın

Herkesin blog yazmaya başlama hikayesi farklı olabilir. Kimi bir heves için başlar, kimi içini dökmek için, kimi bir internet fenomeni olmak için, kimi de gelir elde etmek için. Blog yazmaya başlama sebebi ve hikayesi ne olursa olsun geldiğimiz nokta aslında aynıdır. Zamanla gelen ziyaretçiler, bırakılan yorumlar, alınan reklam teklifleri… Artık blogunuz sizin yanı başınızdan asla ayırmak istemeyeceğiniz bir oyuncağınız hatta bir çocuğunuzdur. Her an ziyaret emek, yorumları kontrol etmek, sosyal medya hesaplarını güncellemek, maillere cevap vermek istersiniz.

 

Yıllar önce bunları yapmak için bir laptop ve internet bağlantısı gerekirken artık cebimizde taşıyabildiğimiz akıllı telefonlarla blogumuzla her an birlikte olabiliyoruz. Bu yüzden her bloggerın bir akıllı telefonu olması gerektiğini düşünüyorum. Akıllı telefonu olmayanlar ve yenilemek isteyenler için de ekonomik, şık ve işlevsel bir cihaz önermek istiyorum.

 

Vestel Venus 5.0 X ile Blogunuzla Bağınızı Koparmayın

 

Sizlere tanıtmak istediğim Vestel Venus 5.0 X tamamen yerli üretim ve A Design Award & Competition, Plus X Award gibi prestijli tasarım yarışmalarında kendi kategorisinde ödüller almış bir ürün.

 

5.0 X TEL

 

Vestel Venus 5.0 X’in yerli üretim olduğundan bahsetmiştim yukarda. Yerli üretim olmasının etkilerini melodilerde, temalarda ve içeriklerde rahatlıkla görebiliyorsunuz. Örneğin Türkiye’nin 7 bölgesini temsil eden yöresel ezgilerden birini melodi olarak seçebilir, sadece Venus telefonlar için hazırlanmış Mevlevi ve Terapi temalarını kullanabilir, ihtiyacınıza göre “Sürüş Modu, Uyku Modu, Çocuk Modu ve Toplantı Modu”  gibi modlar arasında kolayca geçiş yaparak kullanım kolaylığını üst boyutlara taşıyabilirsiniz.

 

Gelelim en çok merak ettiğiniz konulardan biri olan fiyat konusuna. Akıllı telefonlara binlerce lira verilmesi taraftarı değilim. Venus 5.0 X’i önermemdeki en büyük etkenlerden biri de fiyat/performans oranı. Bu kadar özelliğe ve performansa rağmen 649 TL fiyat gerçekten çok cazip. Venus 5.0 X’e Vestel mağazalarından, Vestel’in Vestel e-mağazasından ve Turkcell İletişim Merkezleri’nden kolayca ulaşabilirsiniz.

 

Yukarıda Venus 5.0 X’in fiyatının özellikleri ve performansı fazlasıyla karşıladığnı yazdım. Dilerseniz 649 TL’ye nasıl bir akıllı telefon sahibi olacağınızdan bahsedeyim.

 

Vestel Venus 5.0 X’in Özellikleri

 

  • Siyah veya beyaz renk seçeneği ve 5.0 inç ekran boyutu.
  • 540x960 ekran çözünürlüğü ve yüksek görüntü kalitesi.
  • 8 MP arka, 2 MP ön kamerası. Üstelik hiç bir uygulamaya gerek duymadan uygulayabileceğiniz efektler ve ayarlarla QR kod okuyucu da mevcut.
  • Android 4.3 işletim sistemi ve Dört çekirdekli, 1.2GHz Qualcomm Snapdragon 200 işlemci ile yükek performans.
  • Rahatlıkla her türlü uygulama ve oyunu çalıştırmanızı sağlayacak 1GB RAM ve 8GB ROM bellek.
  • Micro SD ile belleği 32 GB’a kadar çıkarabilme imkanı.
  • Micro USB girişi sayesinde farklı cihazlarda bağlantı kurma imkanı.
  • !!! Akıllı telefonlarda en büyük sorunun çabuk şarj bitmesini olduğunu bilirsiniz. Fakat Venus 5.0 X’in fazla güç tüketmeyen Snapdragon çipseti ve pil ömrü optimizasyonuna sahip olması sayesinde enerji tasarrufu sağlanıyor. Böylece cihaz, 1 tam gün boyunca rahatlıkla kullanılabiliyor.
  • Son olarak Vestel’in kendi uygulama ve hizmetlerinden bahsetmek istiyorum. Venus 5.0 X’in içindeki uygulamalardan Smart Remote ile telefonunuzu Vestel Smart TV kumandası olarak kullanabilir, faydalı ve eğlenceli bilgiler içeren Vestel Takvim uygulaması ile çeşitli sürpriz hediyeler kazanabilir, Smart Center uygulaması ile telefonunuzdaki resim, video ve müziklerinizi Vestel Smart TV’ye aktarabilirsiniz.
  • Ayrıca Vestel Cloud servisi ile 10 GB‘lık depolama alanı Venus Akıllı Telefon kullanıcıları için 2 yıl boyunca ücretsiz olarak sunuluyor.
  • !!! Venus 5.0 X’in Bluetooth ve GPS desteğinin yanında Wi-Fi ve 3G ile internete bağlanma imkanı mevcut. Ancak görüntülü konuşma ile ilgili yanlış bilinen bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Görüntülü konuşma bir telefon özelliği değildir. Telefonlara yüklenen Skype, Tango, Viber gibi uygulamalar aracılığıyla yapılır. Tüm bu uygulamaları Venus 5.0X’in içindeki Google Play’den ücretsiz indirebilirsiniz.

 

Ne dersiniz? Bu özelliklere bu fiyat sizce de çok cazip değil mi? Blogundan ayrı kalmak, bağını koparmak istemeyen bloggerlar için oldukça uygun bir akıllı telefon Vestel Venus 5.0 X. Akıllı telefon almak isteyenlerin mutlaka inceleyip değerlendirmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Blog Blogger İçin Midir Halk İçin Mi?

Öncelikle bu satırların yazarının Blog aleminde henüz çok yeni olduğunu söyleyerek başlamakta fayda var. Belki sizin de onlardan biri olduğunuz, her gün hemen hemen her yerde karşınıza çıkan tecrübeli “blogger” lardan değilim. Henüz birkaç ay önce açtığım, vakit buldukça ve elimden geldiğince özgün içeriklerle beslemeye çalıştığım liveaplus.com da, şu anda okuduğunuz Bloghocam veya benzeri uzun soluklu ve kaliteli bloglardan biri değil. İşin çok başındayım, acemisiyim anlayacağınız.

 

Bir işin acemisi olmak, üzerinde taşıdığı bir çok dezavantajın yanında çok da önemli bir avantaja sahip olmak demektir. Bir alemin içinde “acemi” olarak bulunurken, henüz o alemin bir parçası olmadığınız için aynı anda da dışarıdan nasıl göründüğünü bilirsiniz. Bu sayede objektif olabilir, henüz kazanmadığınız tecrübeden dolayı işinizi, o işi yapmayanların gözüyle görebilirsiniz.


Ben de blog yazmaya çalıştığım bu kısa zaman içerisinde gördüklerimi, bu yolculukta şu ana kadar yaşadıklarımı, hala işin acemisi olmanın avantajını kaybetmeden kelimelere dökmek istedim ve bunu da siz Bloghocam takipçileriyle paylaşmanın güzel olacağını düşündüm. Teknik konularda ahkam kesmek henüz haddime değil. Bu yazıda daha farklı sularda gezineceğiz.


Blog yazmak ve blog sayfası/sitesi yönetmek konularında çok fazla bilgi eksikliğim var. Bu yüzden bu konuda bulduğum her yazıyı, kaynağı okumaya çalışıyorum. Bloghocam da düzeyli ve doyurucu içeriği ile en sık başvurduğum kaynaklardan biri.


Okuduğum bu yazılardan gerçekten çok fazla ve değerli bilgiler edindim. Olumlu ve olumsuz anlamda değerli bilgiler.

 

blog


Gördüm ki herkesin blog yazmak için farklı sebepleri var. Takip ettiğim bunca yazıdaki tavsiyeler içinde bu konuda bahsedilen en yaygın sebep para ya da benzeri maddi çıkarlar kazanmak. Görünen o ki günümüz dünyasının en büyük trend ve aynı zamanda yanılgılarından biri olan “kısa sürede kazanmak” beklentisi aynı zamanda blog yazmaya karar vermekteki en büyük sebeplerden biri. Sosyal medyayı, gündemi ve günceli takip eden ortalama bir okur kısa süre içerisinde popülerleşen, meşhur olan, reklamlarda, filmlerde, dizilerde oynamaya başlayan, kitaplar yazan, çok satan gazetelerde köşe sahibi olan blogger’ları gördükçe bu işin kolay yoldan para ve ün kazanmak için geçerli bir yol olduğu fikrine kapılabiliyor. Tahmin ediyorum ki şöyle başlıyor olay: “Abi çevrem geniş, arkadaşlarım, arkadaşlarına yaysa, onlar kendi arkadaşlarına yaysa sonrası çorap söküğü gibi gelir. Kalemim zaten çok sağlam. Kısa sürede sayfaya reklam alırım. Sonra bir gazetede haber olsam, -ki bunu sağlayacak arkadaşlarım da var- oldu bitti. Ne kadar kolay değil mi? Mısır patlatmak gibi. Birkaç mısır tanesi patlayana kadar biraz beklersin. Sonrası patır patır kendiliğinden gelir.


Bu fikre nereden mi kapıldım? Şu ana kadar sayfamı nasıl geliştirebileceğimi öğrenmek için yaptığım araştırmalar sırasında en çok rastladığım makale konuları şöyle:

 

- Nasıl kolay yoldan reklam alınır?

- Nasıl kolay yoldan takipçi arttırılır?

- Nasıl kolay yoldan para kazanılır?

- Blog yazarak kolay yoldan para niçin kazanılmaz?

- Blog yazarak parak kazanmak için neler yapmak gerekir?

 

vb, vb.

 

İşin ilginç tarafı, itibar edilebilecek ve gerçekçi yanıtların büyük bölümünde yukarıdaki sorulara verilen tek cevap aşağı yukarı aynı: Sabır, sabır, sabır.

Genellikle şöyle başlıyor tüm yazılar: Blog yazarak kısa yoldan para kazanmak mümkün değildir.


Bu görüşe ben de katılıyorum. Göz önündeki başarılı örneklerin bir çoğu bu işin henüz yeni olduğu dönemlerde başlayıp yıllarca emek harcamış, bloglarını, kendilerinde var olan cevheri geniş kitlelere ulaştırmak için yeni bir mecra olarak başarı ile kullanmış ve henüz bu alanda çok fazla oyuncu olmadığı dönemde diğer sıradan örneklerin arasından kolaylıkla sıyrılmışlardan oluşuyor. Yani, sahada oyuncu azken kalitelileri kolaylıkla parlayarak diğerlerinden ayrılabiliyorlardı. Ancak şu anda durum böyle değil. Çok fazla blogger ve çok fazla blog var. Ve bu karmaşada diğerlerinden farklılaşmak artık o kadar da kolay olmasa gerek.

 

Bu durum sadece blog yazmak ile ilgili bir durum da değil zaten. Tüketim dünyasında yaşıyoruz ve birşeyleri tüketmek artık günün bir gereği. 90’ların sonu ve 2000’lerin başındaki “dot-com bubble” da benzer bir dönemin farklı biçimde yaşanmasından başka birşey değildi. Bir anda popülerleşen bir mecra, barındırdığı kanallar hızla artarken, yerini dolduran başka bir rakip mecranın ortaya çıkması ile popülerliğini aynı hızla yitirebiliyor.


Bu yüzdendir ki blog yazarken kalıcı olabilmek için en önemli gereksinim “Sabır”. Bir yandan sabrederek hızlı bir başarı beklememek gerekirken, diğer yandan da içeriğin önemini göz ardı etmeden üretmek gerekiyor. Yine okuduğum makalelerden gördüğüm kadarıyla, Bloglar ile ilgili bir yazı hazırlıyorsanız, mutlaka kullanmak gereken bir söylem daha var:  “content is king” yani “içerik kraldır” (böylece biz de bu yazımızda bu vecibeyi yerine getirmiş olduk).  Bu tam bir klişe. Ancak aynı oranda da gerçekçi bir söylem. Ormandaki en sağlıklı, en gürbüz, en parlak yapraklı ağaçlardan olmak lazım ki kuraklık geldiğinde ya da fırtına çıktığında ayakta kalabilesiniz. Bu yüzden yılmadan, usanmadan özgün içerik üretmek ve üretmeye devam etmek şart.

 
Sabır ve içerik, uzun zamandır bu işi yapanların süzgecinden geçerek yeni başlayanlara ilettikleri en değerli ve ortak iki tavsiye. Peki yeni bir blogger’ı bu işe iten yegane motivasyon para kazanmak ya da ünlü olmak mıdır? Bence değil. En azından benim için değil.

 
Beni bu zor ve uzun yolculuğa sürükleyen şey “kazanmak için üretmek” değil, "ürettiğim için paylaşmak” isteği oldu.

 
Çok uzun soluklu ve başarılı örnekler olmamasına rağmen bir süre amatörce öykü yazdım. “Yazmak” eylemi keyif verdikçe kafamdaki düşünceleri, öğrendiklerimi, beğendiklerimi yazıya dökme isteği beni içten içe kemirmeye başladı. Bunların kalıcı olabilmesi için “blog” iyi bir alternatif olarak göründü ve başladım. Başlangıçta “kendim için yazıyorum, okunmasam da olur” şeklinde düşünsem de, bloga yazı ekledikçe, okunuyor olmanın, yazmak kadar değerli olduğunu gördüm.


Sayfam şu anda çok kısıtlı bir kitleye hitap ediyor. Ancak birinci ve ikinci kuralı unutmuyorum. İçeriğim yeterince iyi ise zamanla daha çok okunacağını düşünüyorum. Bunu zaman gösterecek. Şu anda bana düşen, özel hayatımda bir yolunu bulup fırsatlar yaratarak kaliteli, en azından benim okuduğumda keyif alacağım içeriklerle sayfamı beslemek ve sonrasında beklemek.


Blogumu yayına aldığımdan beri geçen kısa süre içerisinde  beklediğim kadar olmasa da yakın çevremden bazı eleştiriler de aldım. En sık karşılaştığım eleştiri “yazıların çok uzun” şeklinde oldu. Doğrudur, uzun yazılar yazdım. Ancak, blogun orada olma sebebi “yazma isteği” olduğu için bu kaçınılmaz. Yazılarım uzun çünkü yazmak istiyorum. Bu kadar basit. Ancak uzun yazılar, yazanın taşıdığı motivasyonu okuyana aktaramıyor. Yukarıda da bahsettik, zaman tüketim zamanı. Zaman hız zamanı. Okuyucu da daha kısa sürede daha çok şey okumak istiyor. Bu yüzden “uzun yazı” çok da çekici gelmiyor. Buna bir orta yol bulmak gerektiğini görüyorum. (yılma okuyucu… evet bu yazı da gittikçe uzuyor biliyorum, ama lütfen yılma. buraya kadar geldiysen kalanını da okuyabilirsin, haydi gayret)

Araştırmalarımda gözlemlediğim bir başka tavsiye, bir blog içinde yer alan yazıların yelpazesini fazla geniş tutmamak gerektiği yönünde. Her konuda yazmak, her konuyu biliyor gibi görünmek olarak algılanabilirmiş. Bu da okuyucunun gözünde “samimiyetsiz” bir algı yaratmasına sebep olabilirmiş. Bir nevi hıncaluluçvari bir şekilde her konuda ahkam kesmemek gerekirmiş.

 
Saygı duyarım, ancak tam katılmıyorum. Yazılarımın amacı, ilgi alanıma giren konuları başkaları ile paylaşmak. Bu paylaşımların uzun vadeli olması için de mümkün olduğunca güncelden uzak kalarak, kalıcı ve “zamansız" yazılar olması, 5 yıl, 10 yıl sonra bile okunsa aynı tazeliği koruyor olabilmesi için gayret gösteriyorum. Bu amaçla öncelikle bildiklerimi yazarak başladım. Ancak, ilgi alanıma giren konular, bilmediğim bir çok detay da içeriyor. Bu sebeple araştırıyor, öğreniyorum. Yani yazmayı bir bakışla yeni bilgilere ulaşmak, yeni şeyler öğrenmek için bir araç olarak kullanıyorum. Ve burada herhangi bir samimiyetsizlik olduğuna inanmıyorum.

 

Samimiyet demişken, çevremden gelen bir başka eleştiriden de bahsederek yavaş yavaş yazıyı bağlayalım. Her yiğidin yoğurdu farklı yemesinde olduğu gibi, her blogger’ın tarzı farklı. Her blogun da rengi farklı. Görebildiğim kadarıyla çok samimi, okuyucusuyla çok içli dışlı, mizah tonunu oldukça üst seviyede tutarak yazan bloggerlar da var, TV’de bir siyasi programa konuşmacı olarak çıkmışçasına resmi yazanlar da. Hepsine saygım sonsuz. Tarz, tarzdır. Ancak, yazdığım yazılarda kullandığım dile dikkat etmeye çalışıyorum. Türkçe bilgim ortaöğrenimim sırasında öğrendiklerimden aklımda kalanlar kadar. Bazı hatalar yapıyorum ki bu çok normal. Elimden geldiğince bunu azaltmaya çalışıyorum. Ancak yazarken kullanılan dilin, okuyucuya olan saygı seviyesini bozmaması gerektiğini düşünüyorum. Yani, günlük dil kullanmak, okuyucu ile samimi olmak adına Türkçe’nin temel kurallarının bile yok sayılarak yazılmasını doğru bulmuyorum. Samimiyet adına Türkçe’yi bozmak yanlış bence.


Son olarak madalyonun bir de diğer tarafına göz atmak istiyorum. Olaya tam ters yönden bakarsak, okuyucunun da bazı sorumlulukları mevcut. Bu yolda tecrübe kazanmaya çalışan tüm blogger’ların mutlaka bir geri bildirime ihtiyaçları vardır. Okuyucu, takip ettiği bloglar ve okuduğu yazılar hakkında samimi (bu “samimiyet" yine çıktı karşımıza), objektif ve mümkün olduğu kadar detaylı yorumlarını direk olarak yazara iletmelidir. Bu sayede yazarın hem hatalarını hem de okuyucu beklentilerini anlaması ve kendisini geliştirmesinin mümkün olacağı gerçeği akılda tutulmalıdır.

 
Yazının başlığına geri dönerek bitirmek gerekirse, blog yazmak blogger’ın hem kendisine hem de okuyucusuna bir borç ödemesi olarak algılanmalıdır. Blogger hem kendi yazma isteğine hem de okuyucunun okuma arzusuna karşı sorumluluk taşımalıdır. Yani blog hem blogger içindir hem de halk için.

 

Yazar hakkında: Altuğ Tatlı; 43 yaşında, evli ve iki kız çocuk babasıyım. Bir otomotiv firmasında Bilgi İşlem Yöneticisi olarak çalışıyorum. 2014 Temmuz’unda liveaplus.com ‘u yayına açtım ve işlerimden fırsat buldukça burada hayata dair yazılar yazmaya çalışıyorum.www.facebook.com/liveaplus

21 Aralık 2014 Pazar

Yetenekli Bay Henry

Sahadaki duruşu ve gol sevinçlerinden kibir taşardı izlediğim ekranda ya da ben öyle sanırdım. Biliyorsunuz önyargı kötü şey. Onunla geçen yıl Barselona'da bir araya geldik, her büyük yıldız gibi kaçırmaması gereken bir uçağı vardı ve New York'a dönecekti. Vaktimiz dardı, üstelik ona 14 yıl önce kaybettiği bir final hakkında sorular soracaktım. "Tanısan seversin" derler ya işte öyle bir adammış Thierry Henry. İngiltere Premier Lig'in 2000'li yıllarını anlatan bir kitabın kapağında ondan başkası olamazdı ya da bütün belgeseller onun Manchester United'a attığı o efsane golle bitmeliydi demek başka; "Ben eski kafalı adamım. İnternete uzağım. Sohbet ettiğimde konuştuğum insanın gözüne bakmalıyım, onu da o şekilde dinlemeliyim. Şimdi seninle yaptığımız gibi" diyen adamla konuşmak başka... 

Paris'in varoşlarında doğduğunu, babasının Antiller kökenli olduğunu, Fransız yemeklerinden 

hoşlanmadığını, Kevin Spacey'i çok sevdiğini ve onun kült film Olağan Şüpheliler'i defalarca izlediğini, milli takımdan arkadaşları Anelka ve Ribery, Müslamanlığı seçerken, kendisi hakkında da çıkan haberlere önce sessiz kaldığını ama sonra bir gün "İslamiyet'in kalbimde çok ayrı bir yeri var" dediğini, rap müzik sevdiğini ve kalabalıklarla arasına koyduğu kalkanın sadece bir kulaklık olduğunu, futbol kariyeri boyunca çok sevdiği NBA maçlarını izleyebilmek için uykusuz kaldığını biliyordum. Fransa Milli Takımı'nın en fazla gol atan forvetine Zinedine Zidane'ın tek bir asist bile yapamadığını hatırlattığımda kahkaha attı, "kader" dedi. Kaderin ne olduğunu iyi biliyordu. Çünkü kariyerini yeteneği kadar kaderi de belirlemişti ve profesyonel futbol dünyasında ne kadar iyi olursanız olun kaderinizi kendinizin çizemediğini bildiğiniz gibi.

Zidane için "Futbolun Bolşoy balesine cevabıdır" derler. Henry'nin de ondan aşağı kalır yanı yoktu futbol sahasında. Onun golcülüğünü en çok zerafet kelimesi açıklar galiba. İri yarı İngiliz defans oyuncularının yanından bazen de içinden geçen zarif bir kuğu gibiydi. 'Henry plasesi' diye bir şey var hayatta, uzak direğe ayak içiyle giden. 20 yıllık kariyerinde 917 maça çıkmış, 411 gol atmış, 51 golle Fransız Milli Takımı'nın en golcü ismi olan, 175 golle Premier Lig tarihinin en golcü yabancısı unvanına sahip, 228 kez gol sevinci yaşattığı Arsenal'ın Emirates Stadı'nın önüne bronz heykelini diktiği bu adamın, kendi ülkesinden çıkmış Altın Top ödülünü, 10 yıl boyunca aday listeye girmiş olmasına rağmen bir kez olsun alamamış olması elbette ki kader değil, haksızlık... Fransa Milli Takımı'nın 2010 Dünya Kupası'na götüren maçta İrlanda'ya Gallas'ın attığı gole karışan el ise Henry'nin mi yoksa Michel Platini'nin mi, işte o da büyük bir muamma.... 

13 yaşında Monaco'ya gelen ve 1994'de 17 yaşında Nice karşısında ilk maçına çıkan Henry, iki yıl sonra Real Madrid'de Guti ve Raul ile birlikte forma giyebilirdi. Transfere aracılık eden menajerin FIFA'ya kayıtlı olmaması onun Fransa'da kalmasını sağladı. Gitse belki genç yaşta o kadronun içinde kaybolup gidecek, 1998 Dünya Kupası'nda olmayacaktı. O finallerde altı maçta oynayıp 3 gol atan, Fransa'nın 3-0 kazandığı finali ise yedek kulübesinden izleyen Henry, Fransızların futbol fabrikası Clairefontaine'den dönem arkadaşı Trezeguet ile birlikte oynamak için 99'un ocak ayında Juventus'un teklifini kabul etti. Kariyerinin en büyük hatası buydu. Ancelotti yarım sezonda onu kanata hapsetti ve kulübün menajeri Moggi'nin ağır hakaretleri Henry'yi çileden çıkardı. Sezon sonunda Paris'e giden uçakta ona rastlamasa kimbilir ne olurdu? Arsene Wenger uçaktaydı ve Arsenal'de oynama fikrine o gün evet dedi. 

İlk sezonunda Kopenhag'da kaybettileri UEFA Kupası'nı sordum Henry'ye. "Kazandıklarım kadar kaybettiklerim de benim için çok önemli. Galatasaraylılar Taffarel'in çok zor bir pozisyonu kurtardığını düşünmüştür hâlâ da öyle düşünüyordur ama bana göre Taffarel için çok kolay bir toptu. O pozisyonda benim vuruş açım yoktu, zor olan benim içindi ama emin olun Taffarel çok daha zor pozisyonları kurtarmıştır kariyerinde. Kopenhag'da asıl iyi olan Hagi idi. Çok büyük oynadı. O gün bütün Galatasaray takımı bizden iyi oynadı ve kupayı hakettiler" dedi. 


Goller, goller, goller... Bir sezonda (2002-2003) 20 asist yapabilen bir golcüydü Henry. Asistlerine de attığı goller kadar sevinen... Arsenal'in namağlup şampiyonluğunda aslan payı olan adam. 2005 yazında Frank Rijkaard onu Barcelona'ya istedi. Bir yıl önce isteyip alamadığı Harry Kewell, Liverpool ile o sezon İstanbul'da Şampiyonlar Ligi'ni kazanırken, Arsenal'in bırakmadığı Henry, doğduğu şehir Paris'teki 2006 finalinde Rijkaard'ın karşısına çıktı. Kazanan Barcelona oldu ve bir yıl sonra Henry "Bir gün Arsenal'i bırakırsam Barcelona'da oynayacağım" sözünü tutup La Liga defterini açtı. 


Messi, Eto'o ve Ronaldinho'nun yanında sinek ası oldu ilk sezonunda Fransız forvet, gol sayısı düşmüş ve doğrusu geldiğine pişmandı. Eto'o ve Ronaldinho, Barcelona'da Rijkaard'ı koltuğundan ettiler, o Rijkaard, Barcelona'ya alamadığı Harry Kewell ile Galatasaray'da buluştu. Henry de Guardiola ile 2009 yılında kazanılabilecek tüm kupaları kazandı Barcelona'da. Sonra dört yıl New York Red Bulls macerası ve yolun sonunda yine Arsenal'e mi dönecek, Çin'e mi gidecek, Monaco'da bir sezon oynayıp mı bırakacak derken Henry kramponlarını astığını ilan etti. İngiliz yayıncı kuruluş, oynadığı yıllarda Premier Lig'in posteri olan adamı elbette kaçırmadı. 5 milyon euro yıllık ücret karşılığında Sky'ın yorumcusu oldu şimdi Henry. 

Gün gelir illa ki bir Türk takımını da yorumlar ama bir yıl önce daha topun peşinde koşturduğu günlerde kendisine sorduğumda "Futbolcuların üzerindeki baskı her yerde var. Sizde bir şeyin ortası yok. Ya sevinç ya üzüntü. Hep uç noktalarda yaşıyorsunuz" demişti Henry... Ne dersiniz Henry'den iyi yorumcu olur, öyle değil mi? 

20 Aralık 2014 Cumartesi

Hafta Sonu Naklen Yayınlar



20 Aralık Cumartesi

13:30 Gençlerbirliği - Torku Konyaspor @LigTV2
13:30 Sivasspor - İstanbul Başakşehir @LigTV
14:00 Gaziantep BBSK - Altınordu @TRT Spor Web
16:00 Eskişehirspor - Karabükspor @LigTV
16:00 Antalyaspor - Kayserispor @TRT Spor
16:30 Schalke 04 - Hamburg @TRT HD
17:00 Barcelona - Cordoba @NTVSpor Smart HD
17:00 Aston Villa - Manchester United @LigTV3
18:00 Paris SG - Montpellier @Tivibu
18:30 Cruz Azul - Auckland City @TRT Spor
19:00 Galatasaray - Mersin İdmanyurdu @LigTV
19:00 Sassuolo - Cesena @Tivibu
19:00 Levante - Real Sociedad @NTVSpor Smart HD
19:30 Wolfsburg - Köln @TRT Haber
20:45 PSV Eindhoven - Go Ahead Eagles @Tivibu
21:00 Metz - Monaco @A Haber
21:00 Eibar - Valencia @NTVSpor Smart HD
21:30 Real Madrid - San Lorenzo @TRT Spor
21:45 Roma - Milan @Tivibu
23:00 Rayo Vallecano - Espanyol @NTVSpor Smart HD

21 Aralık Pazar

13:00 Villarreal - Deportivo La Coruna @NTVSpor Smart HD
13:30 Bursaspor - Trabzonspor @BSTV / U21 Süper Ligi
13:30 Balıkesirspor - Kasımpaşa @LigTV
13:30 Verona - Chievo @Tivibu
15:00 Marseille - Lille @Tivibu
15:30 Excelsior - Ajax @Tivibu
15:30 Newcastle United - Sunderland @LigTV3
16:00 Bursaspor - Trabzonspor @LigTV
16:00 Fiorentina - Empoli @A Spor
16:00 Sampdoria - Udinese @Tivibu
16:30 Hertha Berlin - Hoffenheim @TRT Spor
18:00 Saint-Etienne - Evian TG @Tivibu
18:00 Granada - Getafe @NTVSpor Smart HD
18:00 Liverpool - Arsenal @LigTV3
18:30 Samsunspor - Adana Demirspor @TRT Spor
18:30 Freiburg - Hannover 96 @TRT Haber
19:00 Beşiktaş - Akhisar Belediyespor @LigTV
19:00 Benfica - Gil Vicente @Tivibu
20:00 Elche - Malaga @NTVSpor Smart HD
21:45 Inter - Lazio @Tivibu
22:00 Bordeaux - Lyon @Tivibu
22:00 Athletic Bilbao - Atletico Madrid @NTVSpor Smart HD

22 Aralık Pazartesi
19:00 Çaykur Rizespor - Gaziantepspor @LigTV
22:00 Stoke City - Chelsea @LigTV3

17 Aralık 2014 Çarşamba

3 Kardeş 3 Hayalperest 3 Bant




Her Dünya Kupası, dev spor markalarının rekabetine de sahne olur. Bu yaz Brezilya'da olduğu gibi. 32 takımın katıldığı Brezilya'daki finallerde forma sponsorluğunda lider olan Nike'ın, Adidas ile amansız rekabetinde Maracana Stadı'nın çimlerine iki Adidas formalı takım çıkmıştı: Arjantin ve Almanya. Büyük favori ev sahibi Brezilya'nın vedasıyla yara alan Nike, Ronaldo'lu Portekiz de ileriye gidemeyince hayal kırıklığına uğramıştı ama son sözü Mario Götze söyledi. Adidas marka forma giyen Alman Milli Takımı, Götze'nin Nike marka kramponlarıyla Arjantin'i devirdi ve Dünya Kupası'nı müzesine götürdü. Nike ve Adidas, 5.5 milyar dolara yükselen krampon satışlarında pazarın yüzde 70'ini ellerinde tutuyor. Alman devi, futbol malzemeleriyle başladığı yolda, son 20 yılda sporun her alanına el atarken, koşu ayakkabılarıyla pazara giren ve müthiş reklam kampanyaları ve iletişim tarihine geçen unutulmaz sloganlarıyla Nike, 2000'li yılların başından beri futbolda da en güçlü oyuncu olmayı başardı. ABD'de 22 milyar dolarlık spor ayakkabı pazarında her gün yeni bir tasarımla birbirlerini alt etmeye çalışan iki dünya devi, şimdi bir davayla karşı karşıya geldi. Geçmişte de birbirlerinin yeni teknolojilerini kullandıkları için davalık olan Nike ve Adidas'ı karşı karşıya getiren ise üç efsane tasarımcı... Aslında her şey merkezi Bavyera olan ve ABD'de Portland'da bin çalışanıyla, dev pazarda ev sahibi Nike'ın karşısına dikilen Adidas'ın, New York Brooklyn'de bir tasarım stüdyosu açacağı haberleriyle başladı. Son 1.5 yılda yeni tasarım ve şirketin uzun vadeli projelerinin sızmaması için "Keep it Tight" programına 1.5 milyon dolar harcayan ve 8 bin çalışanının önüne elektronik duvarlar ören Nike, kendi tasarım stüdyolarını açmak için istifa eden üç ismin peşine düştü. 

Hırvat Denis Dekoviç, spor ayakkabı pazarında bir dahi olarak kabul ediliyordu ve Mercurial 9, Hypervenom gibi çok satan krampon modellerinin ardından radikal bir tasarım olan ve futbolcunun ayağını bir bot gibi saran Magista modeliyle, Nike'ın futbol pazarında sol şeride geçmesini sağlamıştı. 20 yıl önce Hırvatistan'a Nike'ın merkezine yolladığı spor ayakkabı tasarımı için, yönetim dışarıdan tasarım kabul etmiyoruz demiş ama genç Denis Dekoviç pes etmemişti. İstifa kararını aldığında Nike'ın futbol bölümünün global direktörüydü. Marc Dolce, üniversitede endüstriyel tasarım okuduktan sonra 1994'te spor markası Fila'da işe başlamış ve iki yıllık çalışmanın ardından 2010 yılına kadar serbest tasarımcı olarak dışarıdan spor markalarına yeni ürünler geliştirmişti. Nike, onu basketbol ayakkabılarını tasarlamak üzere 2010 yılında transfer etti. LeBron James, Kobe Bryant ve Kevin Durant'ın ayakkabılarını tasarlayan Dolce, global pazarın en iyi spor ayakkabı tasarımcılarından biri olarak kabul ediliyordu. Ekibin üçüncü adamı ise Mark Miner'dı. Kennetth Cole ve Michael Kors'a ayakkabı tasarladıktan sonra 2006 yılında Adidas'a geçti ve basketbol ayakkabılarının sorumlusu oldu. Nike onu 2008 yılında transfer etti ve kadın modellerinin sorumluluğunu verdi. AirMax gibi efsane modelleri yeniden dizayn ederek pazara sunan Mark Miner da, tasarım dünyasında büyük ustalar arasında. Dekoviç-Dolce-Miner ortalıklığında Nike, dünya pazarında Adidas'ın önünde yer alırken, geçen yaz Denis Dekoviç'in Alman şirketiyle görüştüğü ve ardından Brooklyn'de Adidas'ın açacağı tasarım stüdyosunun planları üzerinde görüş belirttiği yazılıp çizilince ortalık karıştı. Nike'dan yılda 400 bin dolar yıllık ücret alan üç tasarımcı, şirketin piyasaya sürülmemiş yeni modellerini ve gelecek yıllardaki pazar stratejilerini yanlarında götürmekle suçlandı. Dekoviç'in dizüstü bilgisayarına el kondu. Nike mahkemeye başvurdu ve üç çalışanının Adidas ile anlaştığını, e-postaları delil sunarak 10 milyon dolar tazminat istediğini açıkladı. Bir Nike çalışanı istifa ederse bir yıl boyunca Adidas'ta çalışamazdı. Dekoviç-Dolce-Miner, yeni yılın ilk ayında Adidas'ta işbaşı yapacaklar. Bunu Twitter'ından duyuran ve "Üç kardeş, üç hayalperest ve üç bant" diyerek yeni şirketinin logosuna selam çakan Dekoviç "Nike'a her şeyimizi verdik ve şimdi Adidas için çalışacağız" diyor. Son sözü ise ABD'de mahkeme söyleyecek. 

15 Aralık 2014 Pazartesi

Çöp Site Yapmaktan Korkmayın

Blog yazarı olmak başlı başına belirli teknik bilgi ve donanım isterken, sıfırdan bu işe soyunmak ancak cesur insanların atacağı bir adımdır. Tarih çok az cesur insanı Kahraman yapmıştır. Amacınız kahraman olmak değilse, blog yazmaya hemen bugün başlamalısınız. Blog Hocam ı takip ettiğinize göre hepiniz blog yazarlığının belli bir evresinde olmalısınız. Kiminiz daha yeni emeklemeye başlamadınız, kiminiz sitenize ziyaretçi çekme derdine düştünüz, kiminiz ise artık meyveleri topluyorsunuz. Meyveleri toplayan yazarları blog yazmaya başladığı günlere götürecek, emekleyen ve arayış içine olanlara yol göstermesini hedeflediğim Çöp Site Yapmaktan Korkmayın adlı yazım için BH ye hoş geldiniz.

 

Blog yazarlığı üzerine üç bölümden oluşan yazımızın ilk paragrafını, işin henüz başında olanlar için yazıyorum. Blog yazarlığı aşama kaydetme üzerine kurulmuş bir sistemin önemli halkalarından biridir. Öncelikle bu sistemin ne olduğunu kavramak gerekir. Blog yazmak lise yıllarında bir şeyler karalamaya benzemez. İçimi dökeyim rahatlarım yada ben farklıyım, hayatımı yazsam roman olur demekle de bir şey olmaz. Peki nasıl olur? Bunu zamanla öğreneceksiniz. Benim sizler için üzerinde duracağım konu ise, blog yazmaya başladığınızda olmuyor, bu temanın şusu eksik, diğerinin rengi kaçık, bu konuyu yazmaktan sıkıldım gibi mazeretlerle çöp site oluşturup bu işten sıkılmanız. Geriye dönüp baktığınızda arkanızda üç beş tane çöp site bırakmamışsanız daha gideceğiniz çok yol var demektir. Çok nadir istisnalar hariç. Evde yazar gibi. Yanılmıyorsam ilk seferinde tutturdu bu işi.

 

Bu iş teknik bilgi gerektirir demiştim ya, işte siz farkında olmadan o beğenmediğiniz çöp sitelerde buna sahip oluyorsunuz. Saatlerce araştırıp yaptığınız bir yeniliğin sevinci ile sayfanızı yayınladığınızda sizden başka beğenen olmayınca, bir şeylerin yanlış gittiğini daha iyi anlıyorsunuz. Tüm çabanıza rağmen google aramalardan trafik alamıyorsanız. Gözünüz aydın nur topu gibi bir çöp siteniz oldu demektir. Bir saniye hemen moraliniz bozulmasın. Bu sizin bir sonraki blogunuzda yere daha sağlam basmanızı sağlayacak. İkinci, üçüncü denemelerinizde de farklı farklı sebeplerden dolayı yine sitenizin çöp site kategorisinde yer alması muhtemeldir. Çünkü siz sıfırdan başladınız. Düşmeden yürüyemez, yürümeden koşamazsınız. Bu sebeple Çöp Site Yapmaktan Korkmayın! Diyorum.

 

Bende tıpkı sizler gibi deneme yanılma yöntemini kullandım. Kuş uçmaz kervan geçmez yazılarım çok oldu. Yukarıda kırmızı renkle belirttiğim cümle öylesine laf olsun torba dolsun diye söylenmiş bir şey değil. Bu işte aşama kaydedemeyen, kendini kaybeder. Sizlerde gelişime açık olmalısınız. 5 yıldır bu işin içindeyim. 6 ay kimsenin uğramadığı sitemde oldu. Bir gece 55.000 kişi gördüğüm sitemde.

 

İlk yorumu almak için aylarca beklediğim zamanları da yine ben yaşadım. Bugün tüm deneyimimi E Aktuel Ürünler adlı blog için kullanıyorum. Sonuçlar ise beni memnun edici noktada. Tam bir aylık site. İşte size rakamlarla Çöp Site Yapmaktan, Google Uyumlu Blog yapmaya geçişin bir göstergesi.

 

istatistik

 

İlk hafta 13 Kasım 2014 tarihinde 113 olan sayfa görüntülenme, 1 ayın sonunda 600 ortalamayı yakalamış durumda. Peki ne yaptım da bunu rakamları 1 ayda yakaladım. Bu trafiğin kaynağı ne?  % 68 Organik aramalar desem daha da şaşırırsınız değil mi? Evet arkadaşlar işin sırrı çöp site yapmaktan geçiyor. Korkmayın ben 1,5 yıl emek verdiğim siteyi bir gecede sildim attım. Edindiğiniz tecrübe sizin en büyük karınız olacak. Sadece 1 aylık olması sizi şaşırtmasın. Ardında Blog Hocam da geçen onlarca saat, Ehli Blog da okunan bir düzine makale, Evde Yazar ın gece kokan çiçeği "Adı Şebboy muşu var". Daha ismini yazamadığım bir yığın  blogcu.

 

Çok fazla değil 3-5 tane kaliteli ve düzenli içerik giren blog takip edip, gelişimizi sürdürmeniz kendinize blogunuza yapacağınız en büyük iyilik olacaktır.

 

Yazar Hakkında: Merhaba ben Selahattin Barışkan, 2010 yılında Dünyanın en büyük çöplüğü olarak gördüğüm İnternet ortamına sıfır bilgi ile giriş yapan, ardında 6 tane çöp site bırakan, bugün bilgi ve birikimimi E Aktuel Ürünler .com için kullanan sizin gibi biriyim.

13 Aralık 2014 Cumartesi

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


13 Aralık Cumartesi
13:00 Beşiktaş - Fenerbahçe @BJKTV / Dostluk maçı - Altyapı
13:30 İstanbul Başakşehir - Balıkesirspor @LigTV
14:00 Osmanlıspor FK - Samsunspor @TRT 1
16:00 Akhisar Belediyespor - Gençlerbirliği @LigTV
16:00 Kayserispor - Adanaspor @TRT Spor
16:30 Hertha Berlin - Borussia Dortmund @Tivibu
16:30 Augsburg - Bayern München @TRT HD
17:00 Getafe - Barcelona @NTVSpor Smart HD
17:00 Chelsea - Hull City @LigTV3
18:00 Nantes - Bordeaux @Tivibu
18:00 ES Setif - Auckland City @TRT Spor
19:00 Kasımpaşa - Eskişehirspor @LigTV2
19:00 Torku Konyaspor - Galatasaray @LigTV
19:00 Palermo - Sassuolo @Tivibu
19:00 Valencia - Rayo Vallecano @NTVSpor Smart HD
19:30 Mainz 05 - Stuttgart @TRT Haber
19:30 Arsenal - Newcastle United @LigTV3
21:00 Montpellier - Lens @A Spor
21:00 Cordoba - Levante @NTVSpor Smart HD
21:30 Cruz Azul - West Sydney @TRT Spor
21:45 Lazio - Atalanta @Tivibu
23:00 Malaga - Celta Vigo @NTVSpor Smart HD

14 Aralık Pazar
13:00 Espanyol - Granada @NTVSpor Smart HD
13:30 Karabükspor - Bursaspor @LigTV
13:30 Giresunspor - Karşıyaka @TRT Spor Web
13:30 Boluspor - Antalyaspor @TRT Spor
13:30 Juventus - Sampdoria @Tivibu
13:30 Ajax - Utrecht @Tivibu
15:30 Standard Liege - Club Brugge @NTVSpor
15:30 PSV Eindhoven - Twente @Tivibu
15:30 Manchester United - Liverpool @LigTV2
16:00 Mersin İdmanyurdu - Kayseri Erciyesspor @LigTV
16:00 Genoa - Roma @Tivibu
16:00 Udinese - Verona @A Spor
16:30 Bayer Leverkusen - Mönchengladbach @TRT HD
17:45 Feyenoord - AZ Alkmaar @Tivibu
18:00 Guingamp - Paris SG @Tivibu
18:00 Vitoria Guimaraes - Rio Ave @A Spor
18:00 Sevilla - Eibar @NTVSpor Smart HD
18:00 Swansea City - Tottenham @LigTV2
18:30 Wolfsburg - Paderborn @TRT Haber
19:00 Gaziantepspor - Beşiktaş @LigTV
19:00 Cesena - Fiorentina @Tivibu
20:00 Atletico Madrid - Villarreal @NTVSpor Smart HD
21:45 Milan - Napoli @Tivibu
22:00 Monaco - Marseille @Tivibu
22:00 Porto - Benfica @Tivibu
22:00 Real Sociedad - Athletic Bilbao @NTVSpor Smart HD

15 Aralık Pazartesi
13:00 Şampiyonlar Ligi Kura Çekimi @Eurosport
14:00 UEFA Avrupa Ligi Kura Çekimi @Eurosport
19:00 Denizlispor - Şanlıurfaspor @TRT Spor
20:00 Trabzonspor - Çaykur Rizespor @LigTV
20:00 Empoli - Torino @Tivibu
21:45 Deportivo La Coruna - Elche @NTVSpor Smart HD
22:00 Chievo - Inter @Tivibu
22:00 Everton - Queens Park Rangers @LigTV3

8 Aralık 2014 Pazartesi

1 Yıllık Blogumun Bana Öğrettikleri

Bu yazı; murat-aktas.com’un yazarı Murat Aktaş tarafından Blog Hocam için yazılmıştır.

 

Yaklaşık 3 yıldır Blogger ve Blog yazarlığı ile ilgilenmeme rağmen, bugüne kadar sadece kişisel blogumu severek ve isteyerek devam ettirebildim. Aralık ayında bir yaşına giren kişisel blogum henüz emekliyor olsa da bu süre içinde bana Blogger, yazarlık ve Blog dünyası hakkında pek çok şey öğretti. Eminim pek çoğunuzun da hemfikir olduğu bu tecrübeleri listeleyerek tek bir yazıda kısa notlarla paylaşmak istedim. Ayrıca, hepimize faydalı olacak bu listeyi kendi blogumda yayınlamak yerine pek çok blog yazarının üstadı olan Blog Hocam'da paylaşmanın daha mantıklı olacağını düşündüm.

 

551

17 maddede kısa notlarla bir yıllık blogumun bana öğrettiklerine gelecek olursak:

 

1. Asla Google'ı Kandırabileceğinizi Sanmayın!

 

Yazılarda fazlaca etiket kullanarak, kopya içerik paylaşarak, Adsense reklamlarına farklı mecralar aracılığıyla tıklamaya çalışarak Google'ı kandırabileceğinizi sanmayın. Google robotlarını bir kaç kez kandırabilseniz de er-geç fark edileceğinizi unutmayın. Bu blog yazarken öğrendiğim ilk gerçek oldu.

 

2. Mutlaka Sade Bir Şablonla Başlayın

 

Blog yazarlığına henüz başlayan veya yeni başlayacak biriyseniz mutlaka sade ve basit şablonlarla başlayın. Bu şekilde hem blogunuz karışık gözükmeyecek, hem de siz onu düzenlemeye çalışırken zorlanmayacaksınız.

 

3. Samimiyetle Ciddiyet Arasındaki Çizgide Kalın

 

Bazı bloglar içeriği itibariyle çok ciddi veya samimi yazılar içerebilir ancak, konu her ne olursa olsun çok samimi bir yazı okuyucu için ehemmiyet verici olmayacaktır. Ayrıca çok ciddi yazılar da ne kadar dolu, faydalı ve bilgilendirici olursa olsun okuyucuyu sıkacaktır. Yazılarınızda samimiyetle ciddiyet arasında bir çizgide kalmaya gayret edin.

 

4. Blogunuzdan Kısa Zamanda Büyük Paralar Kazanabileceğiniz Hayalini Unutun

 

Dünya üzerinde her dakika açılan yüzlerce blog belki de sadece bu hayalin gerçek olmadığı öğrenildiği için kapanıyor. Blogunuzdan para kazanma hayaliniz elbette olsun, ama bunun hemen olmayacağını ve bir anda büyük paralar kazanamayacağınızı, ayrıca bunun için gerekli zamanı beklemeyi de bilin. Daha en başta kendinizi buna şartlandırırsanız sizin blogunuz bu hayale kapılıp ölü doğan on binlerce blogdan biri olmayacaktır.

 

5. İnsanların Önyargılarını Kırmanın Zor Olduğunu Bilin

 

Yazılarınızda insanların ön yargılarını kırmanın zor olduğu konularda diretmeyin. İnsanların farklı düşündükleri konularda(din, siyaset, yaşam tarzı vb.) yazı yazarken ayrıştırıcı değil kucaklayıcı olmaya dikkat edin.

 

6. Uzun Yazılarınızı Alt Başlıklara Bölün

 

Hemen herkes uzun yazıları okumaktan nefret eder. Ancak yazınızı alt başlıklara bölerseniz; hem daha ilgi çekici olacak, hem olduğundan daha kısa gözükecek hem de okuyucuyu sıkmayacaktır. Ayrıca yazınızın alt başlıklarını kategori şeklinde oluşturmanız hem okuyucuyu istediği konuya yönlendirecek, hem de alt başlıkları titizlikle tarayan Google botları sayesinde blogunuz aramalarda üst sıralara bir adım daha yaklaşacaktır.

 

7. Okuyucunun Faydasını Gözetin

 

Paylaştığınız yazıların başkaları tarafından okunacağını göz önünde bulundurarak yazılarınızda pragmatist(faydacı) olun. Okuyucunun faydalanacağı içerikler üretmeye, onları bilgilendirmeye çalışın. Bir blogun okuyucu nezdindeki kalitesini belirleyen en önemli etmen faydalı içerik üretmesidir.

 

8. İşinize Yarayabilecek Bazı Araçları Kesinlikle Öğrenin

 

Blog yazarken işinize yarayabilecek pek çok araç var ancak bunların hepsini öğrenmeniz ve uygulamanız mümkün olmayacaktır. Bunun yerine işinize yarayacak olanların sade ve kullanışlı olanlarını seçmeniz sizi pek çok konuda zaman kaybından ve sıkıntıdan kurtaracaktır. Bu konuda benim hazırladığım "Bloglar İçin Yararlı 10 Ücretsiz Online Araç" yazımı ya da Blog Hocam'ın "Blog Araçları" kategorisindeki yazılarını inceleyebilirsiniz.

 

9. SEO'ya Kafanızı Fazla Yormayın

 

SEO çalışmaları bloglar için çok gerekli olabilir ancak bunu paranoya haline getirmeyin. Giriş seviyesi SEO bilgisi sizi idare edecektir, daha çok içeriğinizin kalitesine dikkat edin, devamı gelecektir.

 

10. Blogunuzun Size Paradan Daha Değerli Şeyler Kazandırabileceğini Unutmayın

 

En önemli konulardan biri olsa da her şeyin para olmadığını çok iyi biliyorsunuz. Blogunuza gelen teşekkür yorumlarını sürekli okuyun ve kendinizle gururlanın. Sizden yardım talep eden mailleri gördüğünüzde insanlara yararlı olduğunuzun farkına vararak sevinin. İyi ve uzun vadeli bir blogun blog dünyasında "marka" olabileceğini, günün birinde insanların sizin blogunuzu ve/veya şahsınızı parmakla gösterebileceğini unutmayın. Farklı bir bakış açısı için Blog Hocam'ın "Blog Yazmanın Bana Kazandırdıkları" yazısına göz atabilirsiniz.

 

11. Blogunuz İçin Analiz Yapın

 

Blogunuzu geliştirmek, blog dünyasındaki yerinizi öğrenmek ve kendinizi yönlendirmek için Analiz yapmayı öğrenin. Bunun için SWOT Analizi, SEO Analizi ve Google Adwords Kelime Planlayıcısı gibi yöntem ve araçları kullanmayı öğrenin ve bunları uygulayın. Blogunuzun SWOT ve SEO analizini en az 3 ayda bir yapın.

 

12. Her Sosyal Medya Sitesinde Yer Almaya Çalışmayın

 

Sosyal medya, blogların tanınması ve hit alması açısından çok önemli olsa da onunla ilgili yanlış kararlar sizi zora sokabilir. Her sosyal medya sitesinde hesap açmayın, hangilerinin blogunuz için daha yararlı olabileceğine karar verin ve sadece onları kullanın. Her mecrada yer almaya çalışırsanız hiçbirinden gerekli ve yeterli verimi alamazsınız. Sadece bir kaç tanesini kullanın ve bu alanlarda her zaman faal olmaya çalışın.

 

13. Okuyuculara Değerli Olduklarını Hissettirin

 

Okuyucular blogların can damarıdır. Onlara değer verin ve değerli olduklarını hissettirin. Bütçeniz elverdiğince belirli zamanlarda küçük yarışmalar düzenleyip mütevazi hediyeler dağıtın. Ya da eğer kitap yazmak gibi bir düşünceniz varsa PDF şeklinde bir kopyasını abonelerinize hediye edin. Bütçeniz ve zamanınıza göre farklı şeyler de düşünebilirsiniz.

 

14. Blogunuzda Yenilik Yaparken İyi Düşünün

 

İnsanlar eskiye aşina oldukları için bazen yeniyi yadırgayabilirler. Blogunuz için büyük bir yenilik yapmayı düşündüğünüzde bunu hemen uygulamak yerine zamana yayın ve yavaş yavaş gerçekleştirin. Yaptığınız yenilikler ve özellikle nedenleri hakkında sadık okuyucunuzu bilgilendirin. Hatta okuyuculardan fikir alın.

 

15. İyi Bilmediğiniz Konularda Asla Yazmayın

 

Blog açmak bir dakikanızı alsa da içerik üretmek yani yazma eylemi başlı başına bir sanattır. Hatta yazma konusunda çok iyi olsanız bile neyi yazmanız ve yazmamanız gerektiğini iyi belirleyin. Tam olarak vakıf olamadığınız konularda içerik yazmaktan sakının. Konu hakkında derin ve kapsamlı bir araştırma yapın, yeterli donanıma sahip olduğunuza kendinizi hemen inandırmayın, mutlaka bilmediğiniz bir şeyler olduğuna inanın.

 

16. Yazılarınızı Planlı ve Programlı Yayınlayın

 

Yazılarınızı giriş, gelişme ve sonuç bölümleriyle oluşturup alt başlıklarla destekleyin. Hangi yazıyı ne zaman paylaşacağınıza dair bir takvim programı oluşturun. Mümkünse yazılarınızı internet aleminin en yoğun olduğu 13:00 ile 17:00 saatleri arasında yayınlayın.

 

17. Fark Yaratmaya Çalışın

 

Blogunuzun genel konusuna uygun farklı bakış açıları geliştirin ve bunların üzerinde kafa yorun. Bu farklı bakış açıları rakiplerinizden farkınızı ortaya koyan ve sizi zamanla "marka" yapan oluşumlara dönüşecektir. Günde en az 10-15 dakika blogunuzu nasıl geliştirebileceğinize ve neler yapabileceğinize yönelik beyin fırtınası yapın. Analitik düşünmeye çalışın.

 

Bunlar benim edindiğim kazanımlar ve öğrenimler, peki size blogunuz neler öğretti?

 

 

Yazar Hakkında: Murat Aktaş; kişisel blogum www.murat-aktas.com'da başta Tarih, Edebiyat, Teknoloji ve Şiir olmak üzere pek çok farklı konuda yazılar ve makaleler paylaşıyorum. Ayrıca pek ilgilenemesem de ara sıra güncelleyebildiğim İngilizce bir Foto Blogum var. 23 yaşında bir Tarih bölümü son sınıf öğrencisiyim. Daha önce Blog Hocam için yazdığım "Instagram Fotoğrafları Bloga Nasıl Eklenir?"yazısına da göz atabilirsiniz.

7 Aralık 2014 Pazar

Manzanares Nehri'ndeki Kan


Akşam yemeğini 22.00'den önce yemeyen bir ülkede futbol maçlarının da gece yarısına yakın başlamasına şaşırmamak lazım değil mi? İspanya böyle bir ülke, saat farkının değil hayat farkının saatlere yansıdığı, ne desen "Yarın yaparız" denilen, her şeyin ertelendiği bir ülke. Bu topraklarda elbette ki futbol maçları da gece yarısına yakın saatte başlar.
Haftanın en yüksek reyting getirecek maçı mutlaka cumartesi akşamları 22.00'de oynanır. 

Peki ya dünyaya açılmaya karar verdiysen? Real Madrid-Barcelona rekabeti ile global pazarda kendine fazlasıyla yer bulan İspanya La Liga, Uzakdoğu'daki İspanyol futbolu fanatikleri için geçen sezondan beri haftada bir maçı yerel saatle pazar günleri 12.30'da oynatıyor. İspanyol taraftarların "Bu saatte maç mı olur, kahvaltı etmeden stada mı gideceğiz" dediği saatte başlayan maçlarda amaç hem Uzakdoğu'nun primetime'ını yakalamak hem de çocukları annebabalarıyla gündüz maçlarına çekebilmek... 

Real Madrid ve Barcelona bu fikre sıcak bakmasa da İspanya, pazar sabahı maçlarına alıştı. İtalyanlar da pazar 15.00 maçları klasiğinden ödün verip bir maçı öğle saatlerine çektiler. Buraya kadar harika ama geçen pazar günü Madrid'de yaşananlar mutlu mesut tabloya kan sıçrayınca, İspanya acı gerçekle yüzleşti. Ülkede yüzde 25'i aşan işsizlikle paralel yükselişe geçen aşırı milliyetçilik, uyuduğu tribünlerde yeniden hortladı. İspanya herkesin birbirinden nefret ettiği ülke aslında. Katalanlar, Basklar, Endülüs bölgesinin insanları, Galiçyalılar ve merkezi Madrid olan İspanyol milliyetçileri. Otonom yapının getirdiği özerklik, bitmek bilmeyen bağımsızlık mücadeleleri ve hangi bölgenin İspanyol ekonomisini ayakta tuttuğu kavgalarının sokağa taşanı Madrid'den geçen Manzanares Nehri'nin kenarında yaşandı. 


Galiçya bölgesinin takımı Deportivo La Coruna, Atletico Madrid deplasmanına gelirken, taraftarları da peşini bırakmadı. Otobüslerle sabah saatlerinde rakibin stadı Vicente Calderon yakınlarına geldiler. La Coruna taraftar grubu Riazor Blues, İspanya'nın sol eğilimli gruplarındandı ve Madrid'de pazar sabahından itibaren aşırı sağcılardan oluşan Atletico Madrid'in Frente Atletico grubu WhatsApp'tan adam topluyordu. WhatsApp mesaj gruplarında Riazor Blues grubunun Manzanares nehri kıyısında toplandığı bilgisini alan Frente Atletico üyeleri, 'evlerini' korumak için yataklarından fırladılar. 200 kişinin karıştığı, 11 kişinin yaralandığı kavgada, 30 kişi tutuklandı. Bu kadarla kalsa yine kulağının üstüne yatacaktı İspanya ama Manzanares Nehri'ne darp edildikten sonra atılan 43 yaşındaki Romero Taboada'nın donmak üzere olan bedeni üç saat sonra hastanede iflas edince ülke karıştı.


Atletico Madrid, Arda'nın da gol attığı maçı 2-0 kazandı ama skor kimin umurundaydı ki! Aynı akşam ilk misilleme ülkenin güneyinde Sevilla'da Madrid kökenlilerinin uğrak yeri olan bir kafenin basılmasıyla gerçekleşti. Ülkenin en tehlikeli taraftar grubu kabul edilen Sevilla'nın Biris Norte grubu, sol kardeşliği adına Riazor Bleus grubunun arkasında olduğunu açıkladı. Madrid'in Vallecas bölgesinde işçi sınıfının yaşadığı mahallelerin takımı Rayo Vallecano'nun anti-faşist grubu Bukaneros üyelerinin de La Coruna taraftarına destek vermek için o pazar Calderon yakınlarında olduğu ortaya çıkınca İspanya'da eski defterler yeniden açıldı.


Franco rejiminde 40 yıl kendini dünyaya kapatan İspanya'da tribünler, Ultras ve holiganlarla, ev sahipliğini yaptıkları 1982 Dünya Kupası'nda tanışmışlardı. Forma giymeden maça gelen, atkı takan, davul eşliğinde tezahürat yapan İtalyan 'tifosi'lerin (taraftar) Ultras gruplarından etkilenen İspanyol taraftar gruplarından Real Madrid'in Ultras Sur ve Atletico Madrid'in Frente Atletico'su en ses getirenler oldular. Barcelona cephesinde ise Katalan milliyetçiliğini Camp Nou'nun kale arkasına taşıyan Boixos Nois grubu sol görüşlü gençlerden oluşuyordu. Onlar karşılarında neo-nazilerden oluşan Espanyol taraftar grubu Brigadas Blanquiazules'i buldular. Kuzeyde Bask milliyetçiliğinin kalesi olan A. Bilbao tribünlerinde Herri Norte, Real Sociedad tribünlerinde ise Pena Mujika liderliği ele aldı. 

90'larda yol ayrımına girildi. Ultras felsefesi Avrupa'da aşırı sağın kalesiydi ve sol tandaslı gruplar isimlerinden birer birer Ultras takısını atmaya başladılar. İspanyolca taraftar manasına gelen 'Hinchas' grupları kurulmaya başlandı. Onların tek amacı vardı, tribüne siyaseti sokmadan, takım sevgisini ön plana çıkartmak. Apolitik taraftar gruplarına tepki çok sert oldu. Tarafı belli olmayan bu taraftar derneklerinin üyeleri gittikleri her deplasmanda karşılarında sağı solu belli grupların hedefi oldular. Sol görüşlü İspanyol taraftar grupları, İngiliz tribün kültürüne yakınlaşırken, Ultras Sur gibi aşırı faşist gruplar, İtalya'da Lazio ile dostluk kurar oldular.

Bildik hikayedir, Ultras grupları kulüp yönetimlerinden, futbolculardan maddi destek alır, atkı mont satışından gelir elde eder, deplasmana otobüs kaldırırken de seyahat acentalığına soyunurlar. Bu düzene ilk baş kaldıran Barcelona'nın eski başkanı Laporta oldu. Evinin duvarlarına "Öleceksin" yazan Boixos Nois grubunu, Camp Nou Stadı'dan attı. Real Madrid de geçen yıl Ultras Sur grubunu 30 yıldır maçları izlediği Santiago Bernabeu'nun kale arkasından stadın üçücü katına sürdü. İki grubun başına gelenlerden sonra Atletico Madrid'in Frente Atletico grubu için son mohikan diyorlardı İspanya'da. Madrid kulübü, grubun artık Vicente Calderon Stadı'na alınmayacağını açıkladı.
Şimdi İspanya'da herkes aynı soruyu soruyor: Bittiler mi? 'Evet' diyen kimse yok oralarda... 


Duygusal Zeka


BİR gün futbolu robotlar oynarsa sahada işler yolunda gitmeyince işlemcileri değiştirip, iki maç arasında tesislerde yağına, gevşeyen vidalarına bakabilirler ama bu oyun insanın egosuyla, korkularıyla ve yüreğiyle güzel. Türk futbolcusunun malum duygusal zekası her zaman ağır basar bu oyunun taktik tahtasında. Biz de buna kaos futbolu deriz, ülke olarak da hiç fena oynamayız hani bu kaos futbolunu. Yeter ki moraller yerinde olsun, yeter ki çalıştığımız teknik adamı sevelim, yeter ki inanalım. Galatasaray'ın Prandelli döneminde özellikle yerli futbolcuların hocalarıyla yaşadığı iletişim problemi önce beyinleri sonra da kalpleri esir alınca ayrılık kaçınılmaz olmuştu. Hamza Hamzaoğlu'nun iki maçta ilk başardığı budur. Bir teknik adamın 25 futbolcuyu sevmesini bekleyemezsiniz ama 25 futbolcu hocasını severse zaten Atletico Madrid gibi takım olursunuz. Arda Turan'ın dediği gibi "Rakibin bizi yenmesi için önce sahada canımızı alması lazım" türünden takım... Kupa maçına 7 as oyuncusuyla çıkan Hamzaoğlu, dün Burak, Sneijder'i monte ettiği kadroda yaptığı radikal değişiklikle büyük takımda cesur olmak için çok fazla beklemeyeceğini de gösterdi. Burak'ın ofsayt derdine harika bir çare buldu Hamzaoğlu. Pres gücü yüksek ama Burak kadar ayakları ince olmayan Umut'u en uca koydu ve Burak ikinci forvet olarak Sneijder-Selçuk-
Bruma üçlüsüne pas istasyonu olan ve rakibin markajından kurtulan forvete dönüştü. Takdir edersiniz ki bu pozisyon çok efor gerektirir. Bu dizilişe uyum sağlamak için de Galatasaray'ın zamana ihtiyacı var. Sabri iyi niyetli, iyi profesyonel ama kariyerindeki isabetli orta sayısı sezonda iki elin parmaklarını geçmiyor. Hamit'in köprüden önce son çıkışta denenmesi gereken yer sağ bek. Selçuk'un çaldığı toplar ve ikinci golü hazırlayan frikiğiyle "Geri döndüm" mesajını 4 günde ikinci kez verdiği maçta Bilal'i arayan Akhisar, Mehmet'in topu direkten dönmese o çok yürekli ve iştahlı G.Saray'dan beraberliği kopartabilirdi. Hamzaoğlu'nun çözmesi gereken ilk problem budur: Sıfır averaj!.. (Sabah Spor) 

6 Aralık 2014 Cumartesi

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


6 Aralık Cumartesi

13:30 Torku Konyaspor - Mersin İdmanyurdu @Lig TV
14:00 Adanaspor - Boluspor @TRT 1
14:45 Newcastle United - Chelsea @Lig TV 3
15:30 Karşıyaka - Denizlispor @TRT Web
16:00 Gençlerbirliği - Gaziantepspor @Lig TV
16:30 Mönchengladbach - Hertha Berlin @TRT HD
16:30 Stuttgart Schalke 04 @Tivibu Spor 1
17:00 Liverpool Sunderland @Lig TV 3
17:00 Elche - Atletico Madrid @NTV Spor Smart
18:00 Paris Saint Germain - Nantes @Tivibu Spor 2
18:00 Kuban Krasnodar - CSKA Moskova @Lig TV 2
18:45 Balıkesirspor - Fenerbahçe @Lig TV
19:00 Mouscron-Peruwelz - Anderlecht @NTV Spor
19:00 Roma - Sassuolo @Tivibu Spor 1
19:00 Benfica - Belenenses @Tivibu Spor 3
19:00 Athletic Bilbao - Cordoba @NTV Spor Smart
19:30 Manchester City - Everton @Lig TV 3
19:30 Bayern Münih - Bayer Leverkusen @TRT Haber
19:30 Antalyaspor - Albimo Alanyaspor @TRT Spor
21:00 Bordeaux - Lorient @Tivibu Spor 1
21:00 Saint-Etienne - Bastia @A Spor
21:00 Real Madrid - Celta Vigo @NTV Spor Smart
21:45 Ajax - Willem II @Tivibu Spor 2
21:45 Torino - Palermo @Tivibu Spor 3
21:45 Galatasaray - Akhisar Belediyespor @Lig TV
23:00 Deportivo La Coruna - Malaga @NTV Spor Smart

7 Aralık Pazar

13:00 Rayo Vallecano - Sevilla @NTV Spor Smart
13:00 Elazığspor - Giresunspor @TRT Spor
13:30 Bursaspor - Kasımpaşa @Lig TV
13:30 Çaykur Rizespor - Karabükspor @Lig TV 2
13:30 Manisaspor - Samsunspor @TRT Web
13:30 Orduspor - Bucaspor @TRT Web
13:30 Şanlıurfaspor - Altınordu @TRT Web
15:00 Evian TG - Lyon @Tivibu Spor 2
15:30 Club Brugge - Zulte Waregem @NTV Spor
15:30 Kayserispor - Osmanlıspor FK @TRT Spor
16:00 Genoa - Milan @Tivibu Spor 1
16:00 Parma - Lazio @A Spor
16:00 Eskişehirspor - İstanbul Başakşehir @Lig TV
16:30 Hamburg - Mainz 05 @TRT HD
18:00 Aston Villa - Leicester City @Lig TV 3
18:00 Barcelona - Espanyol @NTV Spor Smart
18:30 Eintracht Frankfurt - Werder Bremen @TRT Haber
19:00 Beşiktaş - Trabzonspor @Lig TV
20:00 Villarreal - Real Sociedad @NTV Spor Smart
21:00 Coritiba - Bahia @Lig TV 2
21:00 Cruzeiro - Fluminense @Lig TV 3
21:45 Inter - Udinese @Tivibu Spor 2
22:00 Marsilya - Metz @Tivibu Spor 1
22:00 Los Angeles Galaxy - New England Revolution @Sports TV
22:00 Granada - Valencia @NTV Spor Smart
22:15 Braga - Vitoria Guimaraes @Tivibu Spor 3

8 Aralık Pazartesi

18:00 Eibar - Almeria @NTV Spor Smart
19:00 Sivasspor - Kayseri Erciyesspor @Lig TV
19:00 Gaziantep BBSK - Adana Demirspor @TRT Spor
20:00 Cagliari - Chievo @Tivibu Spor 1
20:00 Levante - Getafe @NTV Spor Smart
22:00 Southampton - Manchester United @Lig TV 3
22:00 Verona - Sampdoria @Tivibu Spor 1

1 Aralık 2014 Pazartesi

Bloğunuz Mutfağınızdır

Her zamanki gibi elimde kahvem internette bloğumu daha nasıl geliştirebilirim, kolay okunmasını nasıl sağlayabilirim, son dönemlerde yeni çıkmış bloğuma ekleyebileceğim yararlı gadgetlar var mı diye araştırma yapıyordum ki Blog Hocam’a rastladım. Bugüne kadar rastlaşmamış olmamızı da anlayamadım, geç keşfettiğim için üzüldüm.

 

Hemen okumaya başladım tıpkı uzun süre koşmuş da ilk gördüğü çeşmeden kana kana su içen biri gibi yazıları yalayıp yutmaya başladım derken konuk yazar köşesini gördüm. Hem bir yazar hem de bir okuyucu olarak en rahatsız olduğum konuyu yazmaya karar verdim.

 

bloghocam1

 

Yaklaşık 2 senedir bilfiil bloğumu yazıyorum. Blog yazarlığının ise iki bölümden oluştuğuna inanıyorum. Bunlardan bir tanesi üretim kısmı ki bu kısmımda bloğunuza hayat verecek yazıları hazırlama, düzenleme kısmı var yani işin mutfağı. Diğer kısmı ise hazırladığınız bu yemekleri sunacağınız vitrininiz; sonuçta ne kadar güzel yemekler hazırlarsanız hazırlayın eğer vitrininiz kötüyse kimse mutfağınıza girip yemeklerinizin tadına bakmak istemeyecektir.

 

Bu tam aksi içinde geçerlidir harika bir vitrininiz vardır ama yemekleriniz berbattır, o zaman da vitrininize aldanan iki üç kişi mutfağınıza girecek ama girmesiyle çıkması bir olacaktır. Belli bir zaman sonra da kötü ününüz yayılacak hakkınızda vitrini çok güzel ama yemekleri berbat sakın gitmeyin diyeceklerdir.

 

İşin püf noktası bu ikisi arasındaki dengeyi sağlayabilmektir. Okunası bir blog için hem lezzetli yemekler hem de güzel bir vitrin gerekmektedir. Peki güzel vitrin demek sağda solda yanan ışıklar, büyük puntolar, gereksiz gadgetlar, siz mouse imlecini hareket ettirdikçe ekranda dolaşan bir yıldız yada ekranda sürekli akan kar taneleri midir ? Hayır, tam aksine şık bir mutfak, vitrinin dikkatinizi dağıtmasına izin vermeden yemeği seyredebildiğiniz bir yerdir. Temizdir, ferahdır , görünce içiniz açılır, şöyle kafanızı içeri uzatıp o akşamın menüsü neymiş bakmak istersiniz. Bu yüzden çiçekli , allı güllü yada koyu renkli arka planlar yerine açık renkli ve mümkünse desensız blogger temalarını tercih etmelisiniz.

 

Bloggerın bize sunduğu hizmetlerin elbette ki sınırları vardır; bu yüzden tasarımınızı yaparken manuel olarak kendinizde bazı eklemeler yapabilmeli bloğunuzu okuyucuların oradan oraya savrulacağı dağınık bir tezgah olmaktan kurtarıp; orayı aradıklarını kolayca bulabilecekleri bir yere dönüştürebilirsiniz. Bunu oluştururken de kendinizi baz almalısınız şöyle ki ben bir bloğa hatta bir internet sitesine girdiğimde nelerden hoşlanıp nelerden rahatsız olurum sorularını kendinize sorarak ve bu cevaplardan yola çıkarak yalın ancak kaliteli içerik yaratan bloglar oluşturabilirsiniz.

 

bloghocam5.jpg

 

Bloggerın özelliklerini yavaş yavaş keşfettikten ve bunlar üzerinde kendim hafif hafif oynamaya başladıktan sonra ‘sayfalar’ sekmesini kullanarak bloğumdaki ana konuları ayrı ayrı kümelediğim bir yapı oluşturdum ve bu hem yazılarımın okuyucu tarafından atlanmadan birebir okunabilmelerini sağladı hem de derli toplu bir görünüm oluşturdu. Unutmayın ki okuyucunuz bloğunuza girdiğinde aradığı bir bilgi için ilgisini çekmeyen onlarca yazı ile cebelleşmek zorunda kalmamalı hemen ilgi alanı olan konu ve bu konuya yakın yazıları bulabilmelidir.

 

Tavsiyem blog sahiplerinin içerik oluştururken gösterdikleri özeni bloglarının tasarımları içinde göstermeleridir. Aslında tüm misafir konukların ve blog hocamın birçok yazısında altını çizdiği gibi blog işi ciddi emek isteyen bir iş. Okuyucu sayısının fazlalığı, bilinirliğin artması gibi şeyler ise siz ortaya iyi bir iş çıkarınca otomatikman gelecektir. Takipçi yada izleyici sayısını arttırmak içinse her önünüze gelen blog yazısına ‘cicim seni takibe aldım bana da beklerim’ ‘şekerim seni izliyorum sen de gel beni izle’ yazmak yerine, ilgi alanınıza giren yazılara kaliteli yorumlar bırakarak blog sahibinin sizin hakkınızda merak duymasını sağlayarak yazarı bloğunuza çekebilirsiniz.

 

Bloğu şirketiniz gibi düşünün para kazanın veya kazanmayın burasını bir iş yeri gibi hayal ederseniz ve her iş gibi blog yazmanın da bir adabı ve ciddiyeti olduğunu düşünürseniz ve bunu uygulamaya geçirirseniz başarılı olmama ihtimaliniz yoktur. Bu arada hepimiz bloglarımızı özgür olduğumuz ve bize ait olan yegâne alanlar olarak görüyoruz. Ciddi blog yazmak kendinizi sıkıcı bir işin altına sokmak değildir. Ciddi blog yazmak belkide dünyanın en eğlenceli konularını sistematik ve okuyucuyu yormayan bir şekilde paylaşmaktır. Unutmayın bloğunuz sizin mutfağınız; güzel yemekleriniz ve güzel bir mutfağınız olursa ayakta bekleyen onlarca müşteriniz olabilir.

 

Eğer yazım yayınlanmaya uygun görülürse ve siz bu yazıyı okuyorsanız bende sizleri mutfağıma beklerim. Benim mutfakta doğrular neler, yanlışlar neler bakıp fikir verenler olursa dünyanın en mutlu insanı olurum. Çünkü eleştirildikçe daha iyiye gideceğimize olan inancım sonsuzdur.

 

Yazar Hakkında: Zeynep Harikalar Diyarında, 2012’den beri bloğunu yazmaktadır. Banner’ından, tasarımına kadar bloğunun her şeyiyle kendisi ilgilenir. Burası kendin-yap ( DIY) projelerinin ağırlıklı olduğu ama dikiş, doğum günü ve süsleme konularında okuyucular ile ücretsiz birçok bilgi ve görselin paylaşıldığı neşeli bir blogdur.