
Bugün yaşlı bir amca prostat ilaçlarını yazdırmak için başvurdu. Emekli bir trafik polis memuruymuş. 22 Eylül 1955 te İzmir'deki ilk trafik teşkilatını kuran ekip içindeymiş. Polis okulundan mezun olduktan sonra eğitim görüp trafik işini o güne kadar götüren belediyeden devralmışlar. Toplam 24 kişilermiş, iki tane 1955 model sıfır Şevrole arabaları varmış, benzin sıkıntıları yokmuş. İlk başlarda trafik ışıkları pek az yerde olduğundan, 6 yıl bilfiil kavşak memurluğu yapmış. O zamanlar araba az olduğu için işleri sıkıcı ve zormuş, Basmane'den dakikada 3-4 araba geçermiş. Güneşli günlerde garın bütün sıcağı üzerine gelirmiş, çok bunaltıcı olurmuş.
Ceza miktarlarında hatalı park 10 lira, ikaz 15 liraymış. 'İkaz nedir?' diye sordum. Mesela polis 'Buradan git!' der de gitmezsen ikaz cezası kesilirmiş.
'Rüşvet olur muydu o zaman da ?' diye sordum. İzmir'de olmazmış ama bir ara tayin olduğu Denizli'de bu yüzden çok sıkıntı çekmiş, bilaharcırah İzmir'e tayin istemiş, geri gelmiş.

Bayram tatilinde Atasoy’ların dünya seyahatini okurken Osman Atasoy’un denizciliğe yaklaşımı ile Rahmi Koç’unki arasındaki farkı öğrendim.
Daha önce dünya seyahatine başladığı günlerde Rahmi Koç’a neden Türk bandıralı (bayraklı) bir tekne kullanmadığını soran bir mail atmıştım. Yanıt almadım ama bir röportajında okuduğuma göre yedek parça ithalinde sorun yaşıyormuş, o nedenle Türk bandırasını tercih etmemiş.
Osman Atasoy’a, İtalya’nın Messina limanında sırf bayrağı yüzünden teknesinde köpeklerle uyuşturucu aranınca yanındaki tekneden Alman denizci akıl veriyor:
‘Siz de başka bayrak çekin; mesela Fransız veya Alman bayrağı, kimse gelip de bu bayrak sizin mi diye sormaz, rahat edersiniz’
Atasoy şöyle yazmış:
‘Tavsiyesini yerine getirmemizin özellikle Türk bayrağına sorun çıkartan Akdeniz ülkelerinde belki pratik faydası olurdu, ama bu sefer kimliğimizi inkar etmiş olurduk. Üstelik bir parça rahat uğruna o bayrağı ayakta tutabilmek için canlarını vermiş şehitlerin anısına saygısızlık etmiş olurduk. Ayrıca denizcilik adabı her denizcinin teknesinde kendi sancağını taşımasını gerektirir. Uzaklar’ı alışımızda bu geleneği bilmemizin de payı olmuştu. Aynı paraya daha büyük ve konforlu tekneler bulmamıza rağmen, sırf yabancı bayraklı oldukları için almamıştık.’
Kaderin cilvesi olarak Uzaklar teknesi şu anda Koç müzesinde sergileniyor; ilginç hikayesi için Nuriye Akman’ın röportajı burada: http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=435995