31 Ocak 2014 Cuma

Özgünleşme Çabaları

Günümüzde küreselleşen dünya insanları yarışma eyleminin içine itti. Artık herkes işte, okulda, evde yarışır bir konuma geldi. Baktığımız zaman herkesin bünyesine işleyen “en iyisi ben olmalıyım” görüşüşü zihinlere kazındı.

Bu aslında kapsam olarak iyi bir şey; fakat yarışmak insanları birazda adil yaşam koşullarında uzaklaştırmaya başladı. Ünlü düşünürlerden Machiavelli’in: “Amaca giden her yol mübahdır” sözü herhalde bu durumu özetleyen en belirgin sözlerden biridir. Herkes bir amacı var, bu amaç ulaşılabilir; fakat birçok rakip var. Bu yüzden de hemen adil
savaşma mekanizmalarının dışında bir mekanizma devreye giriyor.

Ülkemiz adına baktığımızda günümüzde gelişen teknolojinin evlere yerleşmesiyle insanlar artık; internet kullanımı konusunda daha da bilgili hale geldi. Artık herkes rahat bir şekilde kendi bilgi, deneyim, beceri vb. şeyleri çok rahatça kazanıyor ve bunlardan maddi, manevi kazanç elde edebiliyor. Bunu sağlayan en önemli araçta ücretsiz yer hizmeti sağlayan blogger,wordpress,tumblr gibi hizmetler.

Amaca giden her yol mübahdır” sözü günümüzde blogger dünyası için çokça kullanmak zorunda kalıyoruz. Çünkü insanlar zamanlarından, hayatlarından belli dakikaları, saatleri vererek bir içerik oluşturuyorlar. Ve bunun sonucunda yeni dostlar, yorumlara göre yeni deneyimler kazanıyorlar. Fakat bazı hadsiz arkadaşlar bu emekleri bir saniyede hiç ediyorlar.

özgün blog

Peki bu yazının problemi nedir? Başlıktan anlaşılacağı gibi özgün olmak bu yazının problemi. Bu nasıl yapılabilir?

1. Blogu Açmaya Karar Vermek

En zor aşamadır ama çok dikkatli olunması gerekir. İnsanın bir anlık heves ve devamlı istek arasındaki ayrımı iyi ayırt etmesi gerekir. “Ben yapabilir miyim? Yaparsam nasıl yaparım?” gibi sorular sormalıdır. Ayrıca; blogun türü konusu, amacını, hedefini taslak olarak belirlemeli. Tabi burada belirlemede; “Bu internette çok tutuyor, o olsun” olmamalı. Çünkü 2-3 yazı sonra devamlılık dediğimiz şey kendini kaybetmeye başlıyor. Bu konularda belki de belli süre kendi kendine denemeler yazmalıdır. (Yazabileceği konuda kararsız ise)

2. Empati Kurmak

İnsan için önemli işlerin başında gelir empati. Onları hayat anlamlandırmaya, insanları anlamaya sevk eder. Blogger içinde; Machiavelli iyi hoş bir söz söyledi de bu söz esas olan değil. Esas olan: “Sana yapılmasını istemediğini başkasına yapmayacaksın” olacak. Özgün olmak için çalmayacaksın, kopyalamayacaksın. Eğer çok etkilendin kullanmak istiyorsan izin alacaksın.

3. Kendin Olma


İnsan empati kurabilirse kendisi olabilir. Bu blogger içinde geçerli. Günümüzde blogger olarak başlayıp bunu kitap, köşe yazarlığına götüren kişiler var. Bunların temel başarısı kendi gibi kendi olmalarında yatıyor. “Şu tutar şunu da yazayım değil de ; bu gerekli bunu yazayım” diyenler başarılı oluyor. Özgün olmanın temeli kendin olmaktır.

4. Yorumları Dikkate Alma

Her blogger, açtığı bloga süreli olarak yayın girerse belli bir süre sonra bu diğer blogger ve internet kullanıcıları tarafından dikkat çeker. Ve bloga iyi kötü yorumlar gelir. Burada önemli olan bu yorumlarda okuyucu isteğini karşılamaktır. Ama, o eğer öyle dediyse öyle yazmak değil. Buradaki durum: üslupla ilgili düzenlemeye gitmek. Anlaşılırlığı ön plana çıkarmak. Yorumlar sayesinde bir çok eksiğinizi giderebilirsiniz.

Özgünleşme için en büyük temel empatidir. Günümüzde bloggerların baş düşmanı olan, kar amaçlı içerik hırsızlarının yapmadığı; bir çok özgün bloggera negatif yansımalara neden oluyor.

Burada her madde ona çıkar. Burada saydığım maddelere eklemeler yapılabilir. Bu maddeler basamaklı bir denge sistemi oluşturur. Bunun temelinde empati yatar. Eğer bir blogger empati parçasını koymayı unutursa, kurduğu dünya başlamadan sona erer. Kısacası buna çöp blogger ya da bloglar çöplüğü diyebiliriz…

Yazar Hakkında: Ruhsuz Atmaca'nın, tek ve temel amacı insanlığa bir şey katabilir miyim?, katabilirsem nasıl olmadır?, bu soruları kendine sorarken bir anda kendisini blog dünyasında bulur.Ruhsuz Atmaca blogunun kapağında yer alan ve ismini verdiği "Atmaca", insanlara benzer duygulara sahip bir canlıdır. Yırtıcılığı nedeniyle isminin önüne "Ruhsuz" takısı gelmiştir. Blogun sloganı ise: "Yazdıklarım ve Yazacaklarım Atmacanın Bakışlarında Gizli..." oluşturur.

29 Ocak 2014 Çarşamba

1000 Çocuğa 1000 Bisiklet

AMAÇ: Bisiklete sevdalı 5 kişi, tek bir amaç için bir araya geliyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki ihtiyaç sahibi 1000 çocuğa, 1000 tane bisiklet hediye etmek. Hem onları sevindirmek hem de spora teşvik etmek. Hem sokakta oynayacakları yeni bir oyuncağa sahip olmalarını sağlamak hem de sağlıklı yaşamalarını... 5 kişinin hiçbiri profesyonel sporcu değil. Ama çok önemli bir ortak noktaları var; bisiklet sevdaları. Aralarında gazeteci de var, şef de, profesyonel yönetici de, spor yorumcusu da... Her fırsatta bir araya gelip, bisiklete biniyorlar. Bir elin parmakları kadar kişiyle çıkmışlardı yola; artık her hafta bir araya gelip 40-50 kişiye ulaşan gruplarla farklı rotalar yapıyorlar. Şimdi amaç bu enerjiyi, bir sosyal sorumluluk projesine dönüştürmek.
YÖNTEM: 5 kişilik takım 2014 takvim yılı içerisinde dünyada amatör yarışçılara da açık olarak düzenlenen ünlü yarışlara katılacak.  Bunların arasında İtalya’da düzenlenen Granfondo La Magnifica, yine aynı ülkede düzenlenen La Pina Magnifico ve İsveç’teki klasik Vatternrundan yarışları gibi bisiklet dünyasının efsanevi organizasyonları da var. Buralara katılarak projeye dikkat çekmeye çalışacak olan takımımız bu sayede elde edeceği sponsor gelirlerinin 1000 bisikletin satın alınmasına harcayacak.
VELOTURK KİMLERDEN OLUŞUYOR?
Sarper Günsal: Grubun duayeni, kaptanı. Galatasaray Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’ni bitirdi. Kimya sanayinde yöneticilik yapıyor. Spor her zaman bir numaralı ilgi alanıydı. Hemen her sporu izler, ilgisini daha çok çeken sporların içine nüfuz etmeye çalışır. Zaman içinde daha az futbol, daha çok Formula 1, atletizm, amerikan futbolu ve beyzbol izlemeye başladı. En büyük tutkusu bisiklet ve bisiklet yarışları. Eurosport Türkiye kanalında bisiklet yorumculuğu yapmakta. 40 yaşından sonra bisiklete binmenin güzelliğini tekrar keşfetmiştir. Son dönemde grup halinde pedal çevirmek için #VeloSlow adı altında  bir oluşum başlatmıştır. Evlidir, 2 çocuk, 8 bisiklet babasıdır.
Arda Türkmen: Şef. 1975 yılında İstanbul’da doğdu. Saint Beniot ve ardından Bilgi Üniversitesi İngilizce İşletme bölümünden mezun oldu. 2010 yılından bu yana CNN Türk’de “Arda’nın Mutfağı” programını hazırlıyor. Boş zamanlarında yemek yapıyor ve bisiklete biniyor. Grubun beslenme düzeni ona emanet.
Okan Can Yantır: 1979 yılında Stockholm’de doğdu. Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümü mezunu. 2000-2013 yılları arasında Esquire Dergisi’nde çalıştı ve Sabah Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. 2007 yılından bu yana yürüttüğü yayın yönetmenliği görevinden Ağustos ayında ayrılarak GQ Türkiye’nin yayın yönetmeni oldu. Lise yıllarında profesyonel olarak basketbol oynadı. Dağ bisikleti sevdalısıyken grup üyelerinden gelen baskı sonucu yol bisikletine yöneldi. Artık hep yollarda...
Berkem Ceylan: Takımın en genci. Kendini bildi bileli bisiklete biniyor. 2008 yılından bu yana Eurosport’da bisiklet yarışlarını anlatıyor ve yorumculuk yapıyor. Takımın gideceği yarışların seçimi ona ait. Yani eğer bir yerlerde nefessiz kalırsak, tek sorumlusu o.

Aydın Diricanlı: Takımın mekaniği. 80’li yıllarda dağ bisikletiyle tanışıp uzun yıllar onla haşır neşir olduktan sonra yol bisikletinin cazibesine kapılmışlardan. Eşiyle bisiklet turunda tanışmış, düğününde imza attıktan sonra arkadaşlarıyla bisiklet turuna çıkmış bir iki teker sevdalısı.

Blogunuzun Reklam/Sponsorluk Sayfası Var Mı?

Bloguna reklam alarak para kazanmak isteyen blog yazarlarının mutlaka profesyonelce hazırlanmış bir reklam/sponsorluk sayfasına sahip olmaları gerekir. Ciddi ve detaylı bir reklam sayfası, potansiyel reklamverenleri blogunuza reklam verme konusunda ikna edeceği gibi blogunuza daha profesyonel bir hava katacaktır.

Reklam sayfası oluşturmak şart dedim ama onun da bir usulü ve zamanı var. Blogu açar açmaz, daha 2 içerik girmeden reklam sayfası oluşturmak sizi sadece komik duruma düşürecektir. Ya da reklam isimli bir sayfa açıp içerisine “reklam vermek için bilmem ne adresinden iletişime geçin” gibi ciddiyetten ve profesyonellikten uzak bir şeyler yazmak reklam verme potansiyeli olan kişinin sayfayı hızla terk etmesine yol açacaktır.

Reklam sayfası oluşturup reklam almaya başlamak için acele etmemek gerekir. Blogunuzun, reklamverenlerin bloglardan beklentilerini yazdığım yazıda belirttiğim kriterlerin bir kısmını karşılıyor olmalası gerekir ki kayda değer ücretlerle reklam teklifleri alabilsin. Eğer blogunuzun reklam almaya hazır olduğunu düşünüyorsanız reklam/sponsorluk sayfasını oluşturmaya başlayabilirsiniz.

reklam sponsorluk

 

Bir Blogun Reklam Sayfası Neler İçermeli?

 

Reklam sayfasının içeriğine geçmeden önce küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum. Reklam sayfanıza ziyaretçiler kolayca ulaşabliyor olmalı ve ana sayfanızda görünecek şekilde reklam sayfanıza en az bir bağlantı vermelisiniz. Gelelim reklam/sponsorluk sayfasında olması gerekenlere.

- Blogun Tanımı: Reklam verecek kişi blogunuzu tanımayabilir. Bu yüzden blogunuz hakkında kısaca bilgi verebilirsiniz. Misyonunuz, vizyonunuz, kuruluş amacınız, aldığınız ödüller, başarılarınız bu bölümde yazılabilir.

- Yazar Hakkında Bilgi: Reklam verecek kişi blogun arkasında kimin olduğunu ve kimle muhattap olacağını bilmek ister. Her ne kadar hakkımda sayfanızda kendinizden bahsetmiş olsanız da, burada kendinizi kısaca tanıtmak ve küçük bir profil fotoğrafı eklemek reklamveren üzerinde olumlu bir etki bırakacaktır.

- Okur Ve Ziyaretçi Profili: Blogunuzun ziyaretçi profili, reklam verecek firma için en önemli mevzudur. Firmaların hedef kitleleriyle sizin ziyaretçi profilinizin eşleşmesi kazançlı sposorluk anlaşmalarını beraberinde getirebilir. Bu konuda şeffaf olun ve biliyorsanız ziyaretçi profilinizin yaş aralığı, ağırlıklı cinsiyeti, eğitim düzeyi, alım gücü, meslek grubu gibi bilgilerini açıkça yazın.

- Reklam Türleri Ve Ücretleri: Reklamverenlere farklı reklam seçenekleri sunun ve bunların dönemlik ücretlerini açıkça belirtin. Ücreti gizlemek ve herkese farklı ücret söylemek uzun vadede iş ve itibar kaybı olarak size dönecektir. 

- İletişim Ve Ödeme Bilgileri: Bir reklam türüne karar veren kişi ödemeyi hangi yollarla yapacağını ve detayları görüşmek için size nasıl ulaşabileceğini bu sayfada bulmalı. Ödeme için farklı seçenekler sunmak, reklam alma şansınızı arttıracaktır. Ayrıca iletişim bilgilerinize telefon numarası eklemek, karşı tarafa güven aşılayacaktır.

 

Bu yazıyı yazarken kendi reklam sayfamı da gözden geçirmem gerktiğini fark ettim :) Son olarak reklam/sponsorluk sayfanızda görsel öğeler kullanmanızı önerip fiyat politikası belirlemeye geçmek istiyorum.

Blog Reklam Fiyatları Nasıl Belirlenir?

Bloglarda reklam fiyatı belirlemenin bir denklemi, matematiği, bilimi yoktur. Başlangıç için makul bir fiyat belirledikten sonra, talebe göre kendliğinden fiyat belirlenecektir zaten. Blogunuza reklam almaya karar verdiyseniz, blogunuzla benzer konuda yayın yapan, benzer popülariteye sahip, benzer özelliklerdeki blogları ziyaret ederek onların fiyatlarını inceleyin. Kendi blogunuzla kıyaslayarak taban bir fiyat belirleyin. İlerleyen zamanlarda talep çok olursa fiyatı artırır, talep olmazsa düşürürsünüz.

Her Gelen Reklam Teklifi Kabul Edilmeli Mi?

 

Elbette gelen her reklam teklifini kabul etmemelisiniz. Özellikle oturmuş bir okur kitleniz varsa, onların memnuniyeti kazanacağınız liralardan çok daha önemlidir. Onları rahatsız edecek, blogunuzdan soğutacak reklam türlerinden ve reklamverenlerden mutlaka uzak durun. Banner reklamlarında biraz daha esnek davranabilirsiniz ama içerik bazlı reklamlarda okurun ilgisini çekecek türde reklamları tercih edin. Mümkünse reklam içeriklerini kendiniz oluşturun.

Son Sözler

Reklam görüşmeleri yaparken herşeyden önce insan olduğunuzu unutmayın. İletişime ve ilişkilere önem verin. Karşı tarafa her zaman samimi ve dürüst olun. Önceliğiniz para değil, insan kazanmak olsun. Para zaten geelcektir. Hepinize bol kazançlar!

27 Ocak 2014 Pazartesi

Blog Yazarları İçin SWOT Analizi

Blog yazarlığında başarılı olmak için kendinizi blogunuzu çok iyi tanımalısınız. Tanımaktan kastettiğim şey; blogunuzun özelliklerinin ve şahsi becerilerinizin farkında olmanız. Aynı şekilde zayıf noktalarınızı da tespit etmeniz, ileride karşılaşabileceeğiniz muhtemel sorunlarla karşı hazırlıklı olmanızı sağlar.

Peki blogunuzun güçlü ve zayıf  noktalarını nasıl tespit edebilirsiniz? Bu noktaların yarattığı fırsatları ve tehlikeleri nasıl analiz edebilirsiniz? İş dünyasında bunun için çok sık kullanılan bir teknik var; SWOT analizi. Bu makalede SWOT analizinden ve bu tekniği blogunuza nasıl uygulayabileceğinizden bahsetmek istiyorum.

Swot Analizi Nedir?

SWOT terimi Strength, Weaknesses, Opportunities ve Threats kelimelerinin baş harfleri kullanılarak oluşturulmuş bir kısaltmadır. Anlamı ise bir girişimin güçlü ve zayıf yönlerini belirleyemek, oluşabilecek yeni fırsatları ve tehditleri tespit etmektir.

SWOT analizini blog yazarlığında 2 aşamada kullanabiliriz. Yeni bir blog oluştururken projeye karar verme aşamasında ve mevcut blogunuzu gelirştirme aşmasında.

SWOT Analizi Neden Önemlidir?

SWOT analizinde olası tehditlerinizi doğru tespit edip, bunlara karşı aksiyon planınızı hazırlarsanız, bu tehditleri fırsata çevirebilirsiniz. Tıpkı başarılı firmaların krizleri fırsata dönüştürüp cirolarını artırdığı gibi :)

SWOT analizinde zayıf yönlerimizi kendimize cesurca itiraf etmek çok önemlidir. Zayıf yönlerimizi geliştirerek iç faktörlerden kaynaklanan pronblemlere de önceden önlem almış oluruz.

SWOT Analizi Nasıl Yapılır?

Öncelikle boş bir kağıt alarak aşağıdaki grafikte olduğu gibi bir tablo oluşturmalısınız. Bu tabloda güçlü ve zayıf yönler size bağlı iç etkenler, fırsatlar ve tehditler ise çevreye bağlı dış etkenlerdir. Peki bu tabloladıki bu alanlar nasıl doldurulur?

SWOT analizi
Güçlü Yönler: Blogunuzu diğer bloglardan farklı kılan özellikler neler? Blogunuzun yayın yaptığı konuda edindiğiniz tecrünbeler neler? Elinizde hani kaynaklar mevcut? İnsanların blogunuzda üstün gördüğü özellikler neler? gibi soruların cevaplarını güçlü yönleriniz olarak yazabilirsiniz.

Zayıf Yönler: Diğer bloglaraoranla kötü olduğunuz yönler neler? Blogunuzun hangi özelliklerini geliştirmeniz gerekiyor? İnsanların blogunuzda gördüğü kötü özellikler neler? Kaçınmanız gereken hatalar neler? Başarınızı olumsuz etkilediğini düşündüğünüz şeyler neler? gibi soruların cevaplarını zayıf yönleriniz olarak yazabilirsiniz.

Fırsatlar: Mevcut fırsatlarınız neler? İşinize yarayacak teknolojiler neler? Sektör gelişmeye açık bir sektör mü? Size destek olabilecek kişiler kimler? Sektörde kimsenin dolduramadığı bir ihtiyaç var mı? gibi soruların cevaplarını fırsatlalar bölümüne yazabilirsiniz.

Tehditler: Önünüzde ne tür engeller var? Rakipleriniz neler yapıyor? Değişen teknoloji konumunuzu tehdit ediyor mu? Maddi sorunlarınız var mı? Sektöre olan talepte azalma var mı? Hedef kitlenin beklentileri değişti mi? gibi soruların cevaplarını tehditler bölümüne yazabilirsiniz.

SWOT analizi tablonuzdaki gerekli alanları doldurduktan sonra sıra beyin fırtınası yapmaya ve eldekileri analiz etmeye gelir. Burada da yukarıdaki sorulara verdiğiniz cevapların doğruluğu büyük önem arz eder. Şimdi bir örnek olması açısından Blog Hocam’ın SWOT analizini yapalım.

Blog Hocam’ın SWOT Analizi


Güçlü Yönler:

- İçerik üretme konusunda yaratıcıyım ve nitelikli içerik üretebliyorum.
- Okurlarla ve diğer blog yazarlarıyla iyi bir iletişimim var.
- Dijital pazarlamaya hakimim ve çözüm üretebiliyorum.

 

Zayıf Yönler:

- Tasarım modern değil ve yavaş.
- Bloga fazla vakit ayıramıyorum.
- Yazıları çok hızlı yazmaya çalıştığımdan çok sık yazım yanlışı yapıyorum.
 

 

Fırsatlar:

- Her geçen gün blog düyasına yeni bloglar ve bloggerlar katılıyor.
- Sektörde kaliteli içeriğe ihtiyaç var.
- Google, Blogger’a yatırım ypıyor ve yeni özellikler ekliyor.

 

Tehditler:

- Hükümet her an Blogger’a erişim yasağı  koyabilir.
- Gün geçtikçe blog yazarlğı hakkında yayın yayın yapan blog sayısı artıyor.
- Popüler olduğum için sürekli bir sataşma ve kötüleme ile karşı karşıyayım.


Örnek olduğu için kısa ve yüzeysel tuttum. SWOT analizi stratejik planlama yapılan en önemli ve gerekli çalışmadır. SWOT analizi sonra elde edilen etkenler değerlendirilerek, belirlenen hedefe ulaşmak için uzun vadeli bir eylem planı hazırlanır.

Siz de örnekten yola çıkarak güçlü yönlerinizi, zayıf yönlerinizi, fırsatları ve tehditleri detaylı bir şekilde yazdıktan sona sonuçlar üzerinde beyin fırtanısı yaparak eksik yönlernizi nasıl gidereceğinize, muhtemel tehditlere karşı nasıl hazırlanableceğinizedair bir plan oluşturabilirsiniz. Buna stratejlik planlama denir ve blogunu ciddiye alan, bir proje hatta bir şirket olarak olan kişiler tarafından mutlaka yapılması gerekir.

26 Ocak 2014 Pazar

Tatil Her Blog Yazarının Hakkı!

BH okurları arasında tam zamanlı blog yazarlığı yapan var mı bimiyorum ama çoğumuz bütün sene işimizde veya okulumzda çok yoruluyoruz. Yetmiyormuş gibi akşamları evde bilgisayar başına geçip blogumzla ilglieniyoruz. Ben bu işi 3 senedir yapıyorum ama eminim benden daha uzun süre yapan ve çok daha fazla yorulanlar vardır.

Bu kadar yoğunluğun ve yorgunluğun ardından güzel bir yaz tatili hiç fena olmaz değil mi? Ben şimdiden yaz tatili için tatil programı yapmaya ve otel arayışına başladım. Tüm blog yazarlarının da iyi bir tatile ihtiyacı oluğunu düşünüyorum. Neden mi?

- Yukarıda da bahsettiğim gibi iş/okul yorgunluğunu üzerimizden atarak daha motive ve daha zinde bir şekilde blog yazmaya devam edebiliriz.

- Tatilde gördüklerimiz ve yaşadıklarımızdan ilham alarak yeni fikirler üretebiliriz. İlhamın ne zaman, nerede geleceği belli olmaz :)

- Gezi blogumuz veya kişisel blogumuz varsa, çektiğimiz fotoğraflar ve aldığımız notlarla ilgi çekici postlar oluşturabiliriz.

- Tatil süresince blogumuzla hiç ilgilenmeyerek blog yazmaya özlem duyabilir, böylece tatil dönüşü büyük bir şevk ve motivasyonla yazmaya başlayabiliriz.

Peki tatil için nereleri tercih edebiliriz? Benim tercihim bu yaz Antalya olacak. Antalya’da neresi olacağına ise henüz karar vermedim.Kafamda bazı alternatifler var ve bunları sizle de paylaşmak isterim.

Side

side
Antalya’nın doğusunda, İstanbul’a 800 Km mesafede bulunan Side aynı zamanda bir yarımada ve 1947yılında İstanbul Üniversitesince gerçekleştirilen kazıda Roma uygarlığına ait kalıntıların ortaya çıkarılmasıyla bu bölgede popülerliğini kazanmış. Side otelleri de koyları, plajları, tarihi eserleri, doğal güzellikleri ile tatilciler tarafından sıklıkla tercih edilen turistik yerlerden.

Kemer

kemer
Antalya'nın batısında bulunan ilçesi Kemer; Batı Toroslar ile Akdeniz arasında yer alan Türkiye'nin en önemli turizm bölgelerinden biri. Çam ağaçları tarafından kuşatılmış sahil şeridi, sizi günümüzden alıp eski tarihe götürecek olan antik kentleri, bölgenin kendine has kokusu haline gelmiş narenciye bahçelerinden gelen portakal kokularıyla Kemer Otelleri bu yaz gidilebilecek en iyi yerlerden.

Alanya

alanya
Alanya bölgesi Türkiye nin en gelişmiş turizm bölgelerinden biri. Yılın 8-9 ayı suya girilebilecek seviyede su sıcaklığı olan bölge; yerli ve yabancı birçok turiste ev sahipliği yapıyor. Kilometrelerce uzanan sahil şeridi ve bu sahil boyunca dizilmiş birbirinden güzel Alanya otelleri, yaz tatili için güzel bir alternatif olabilir.

Belek

belek
Havaalanına ve Anltalya merkeze yakın olması sebebiyle alternatifler arasında Belek de var. Özellikle çam ağaçlarıyla kaplı bitki örtüsü, doğal kum kumsalları ve konforlu Belek otelleri tatil için bu bölgeyi çok cazip kılıyor.

Kışın ortasında bu yazı da nereden çıktı?” diye soranlara erken rezervasyon fırsatlarını hatırlamak isterim. Erken rezervasyon otelleri, bizlere erken rezervasyon yaptırdıüımız için çok özel fırsatlar sunuyor. Tatilinizi önceden organize ederek %40’lara varan indirimlerden faydalanabiliyorsunuz.

Paris, Bir Problemim Var


Fransız sömürgesinden Paris'e göç etmiş bir ailenin çocuğu Nazi selamı verebilir mi? Nicolas Anelka'nın bir Fikret Kızılok unutulmazı İnişlerim, Çıkışlarım'ı hatırlatan bol isyanlı kariyerindeki son soru işte bu...

Bir futbolcunun müthiş yeteneğini kaçırdığı gol pozisyonuyla hatırlayabilir misiniz? Söz konusu Nicolas Anelka ise, evet. Fenerbahçe- Galatasaray derbisinde önce Song, ardından Mondragon'dan sıyrıldıktan sonra aut çizgisi dibinde Song'a bir kez daha çalım atıp direğe takılan Fransız yıldızı... Kariyeri boyunca rakip defansların arasına bir yılan gibi süzülen, ancak saha dışında hep sürüden ayrı takılan Anelka, bugünlerde bir ırkçılık davasıyla karşı karşıya. Hayır, Fransa'nın Karayipler'deki sömürgesi Martinique'den gelen bir ailenin çocuğu olan Anelka teninin rengi nedeniyle ırkçı saldırılara maruz kalmadı. Fransızlar'ın son yıllardaki en tartışmalı komedyeni olan ve gösterileri anti-semitist olduğu iddiası ile birçok şehirde yasaklanan Dieudonne'nin meşhur ettiği ve ters Nazi selamı olarak bilinen 'Quenelle'i gol sevinci olarak İngilizler'in futbol sahnesine koyan Anelka, her zaman tefe konulduğu ülkesi Fransa'da manşetlerin darağacına çıkarıldı. Futbol dünyasında biri isyan edecekse Anelka zaten bunun için dünyaya gelmişti. Paris'in banliyösünde doğup büyüyen ama bir türlü 'Paris'li kabul edilmeyen Anelka bir mıknatıs gibi polemiği üzerine çekti yine. Bütün kariyerinde olduğu gibi. 

BİR YERDE ÇOK DURAMIYOR Fransızlar'ın futbolcu fabrikası Clairefontaine'e geldiğinde 14 yaşındaydı. Thierry Henry, David Trezeguet gibi sonraları rakip kaleleri sarsacak takım arkadaşları edindi kendine. Üçünün de yolları alt yapı sonrası ayrıldı. Paris Saint Germain onu kadrosuna kattığında Anelka 16 yaşındaydı. Fransa'da bir genç yıldız adayı olacak ve Arsene Wenger peşinde olmayacak! Fransız hoca yeni göreve geldiği Arsenal'e Anelka'yı hediye etti ve genç yıldız, ikinci sezonunda iki kupayı da alan Londra kulübünün 11'inin değişmezi oldu. Ertesi sezon 17 golle takımın en fazla gol atan forvetiydi ama bugün 34 yaşında olan Anelka kariyeri boyunca arıza çıkartan adam olmanın ilk adımını Arsenal formasıyla attı. Bir yerde çok duramıyordu, akıl babası ağabeyi Claude, Ronaldinho'nun menajer ağabeyi sınıfındandı. Müthiş yeteneğin kariyeri daha o günlerde istikrar üzerine değil, ne kadar çok takım gezerse o kadar fazla para kazanır üzerine kurgulandı. Gidene dur denmezdi. Arsenal'a kulüp tarihinin rekor ücretini ödedi Real Madrid. Daha 20 yaşındaydı ve Madrid medyası pahalı Fransız gencine kafayı taktı. Anelka birileri ona kafayı taktığında boyun eğecek adam değildi. Real Madrid'in soyunma odasında İspanyol yıldızlar Raul, Morientes ve Guti'nin başını çektiği gruptan uzak durup her zaman olduğu gibi oynadığı mevkiden memnun olmayınca, tesisin bahçesindeki kuşlarla konuştuğu ve deli olduğu dedikodusu yayıldı. İspanyol medyası kan kokusunu almıştı; Anelka, peşinde muhabirler olmadan adım atamıyordu Madrid'de. Arsenal'den sonra ikinci isyanını, Del Bosque yönetimindeki Real Madrid'de üç gün idmana çıkmayarak sahneye koydu. Faturası 500 bin avro para cezası ve 45 gün kadro dışı kalmak oldu. 

DROGBA İLE KORKULU RÜYA Kariyeri boyunca kulüplerin 140 milyon avrodan fazla bonservis ödediği Anelka her zaman pahalı bir oyuncak olarak kaldı. Önce kürkçü dükkanı Paris Saint Germain, ardından Liverpool, Manchester City ve Fenerbahçe. "Nobre çıktı, Anelka girdi" cümlesinin sıkıntılı öznesi Fransız yıldız, Kadıköy'de de "Gitmek istiyorum" dediğinde soluğu bir zaman sonra "Burası küçük kulüp, kalamam" dediği Bolton'da aldı. Form geçici, klas kalıcıdıydı ya, artık "Yokuş aşağı koşuyor" denildiği gün bir sıçrama yaptı ve soluğu Chelsea'de aldı. Drogba ile birlikte dört yıl boyunca kalecilerin kabusu oldular. Ocak 2012'de "Çin'e gidiyorum" dediğinde kimse şaşırmadı, çünkü Anelka hep giderdi. Şampiyonlar Ligi'ni kaldıran partneri Drogba da soluğu aynı takımda aldı. Üç vakte kadar sıkıldılar ve Drogba, Galatasaray'ın, Anelka, Juventus'un yolunu tuttu. İtalya'da onu sahada gören olmadı ama kariyer hanesine bir şampiyonluk daha yazdırdı ve en sonunda ters Nazi selamını vereceği West Bromwich Albion forması... Fransızlar'ın iyi işlediği tek taş yüzüktü Anelka ama gelin görün ki bir türlü parmaklarına oturmadı. Euro 2000'de şampiyon olan kadronun genç yıldızı ertesi yıl L'Equipe gazetesinin muhabirini tokatlayınca, gazete ve Anelka arasında bitmeyen savaş başladı. 2001-2007 yılları arasında Fransız Milli Takımı formasını gün geldi o reddetti, gün geldi teknik adamlar kadroya almadı. O her aday kadroya çağrılmadığında "Gülüyorum" demekle yetindi. Evet, umurunda bile değildi, çünkü onun 'Paris' ile her zaman bir problemi vardı. Euro 2008'de forma giydi, Maviler'i 2010 Dünya Kupası'na götüren golü deplasmanda İrlanda'ya attı, rövanşında beraber yetiştiği Henry'nin eli-koluyla Güney Afrika'nın yolunu tuttular. Meksika'ya 2-0 mağlup oldukları maçın devre arasında hocası Domenech'e küfür etti, oyundan alındı, takımdan atıldı ve 18 maç ceza aldı. Paris'e cevabı kısaydı: "Palyaçolar sürüsü." 

'BENİM DOSTLARIM BANA YETER' 2004 yılında Müslümanlığı seçen Anelka, 'Paris'e göre Müslümanlığı seçtikten sonra 'az Fransız' olan Ribery'e verdiği destekle de ülkeyi ayağa kaldırdı. O müthiş diskuru hatırlarsak eğer: "Gourcuff'u tokatlayan Ribery kötü. Neden? Çünkü Gourcuff iyi Fransız. Ribery ise Müslüman, benim gibi. Fransa'da ne zaman kaybetsek, tenimizin rengi ve dinimizi konuşurlar. Ben hiçbir zaman Fransız milli marşını söylemek istemedim. Siz Paris'te tekdüze entelektüel hayatınızı yaşarsınız ama Manş'ın öteki yakasına geldiğinizde üç kelime İngilizce konuşamazsınız. Ben ise dört dil biliyorum. Düşmanı olmayan adam, değerleri olmayan adamdır. Benim dostlarım bana yeter." Şimdi sormak lazım; İstanbul günlerinde bir Fikret Kızılok şarkısına rastgelmiş midir acaba Nicolas Anelka?: İnişlerim çıkışlarım/ o kendimden kaçışlarım/ gidişlerim dönüşlerim/ içimdeki sancı/ o kısır döngülerim/ şarkılarım sancılarım/ kadınlarım hüsranlarım/ dostluklarım acılarım/ içtiğim su/ o pusu duruşlarım/ yarım kalan sevgilerim/ uyanmamış sabahlarım/ perdesiz gecelerim/ paramparça oluşlarım/ yalanlarım yanlışlarım/ o arkamdan bakışlarım/ kendime geç kalışlarım/ içtiğim su/ o pusu duruşlarım/ yokuşlarım kalışlarım/ umutlarım kaygılarım / inançlarım gözyaşlarım/ ben miyim bu şarkıdaki satırlarım (SABAH Pazar)



24 Ocak 2014 Cuma

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


25 Ocak Cumartesi
13.30 Gençlerbirliği - Ç.Rizespor @Lig Tv
14.45 Bournemouth - Liverpool @Tivibu Spor 1
16.00 Bursaspor - Eskişehirspor @Lig Tv
16.30 B.Dortmund - Augsburg @TRT Spor
17.00 Real Madrid - Granada @NTV Spor Smart
18.00 Guingamp - PSG @Tivibu Spor 1
19.00 Trabzonspor - Beşiktaş @Lig Tv
19.00 Napoli -Chievo @Tivibu Spor 2
19.00 Karşıyaka - Mersin İdman Yurdu @TRT Spor
19.00 Valladolid - Villarreal @NTV Spor Smart
19.30 Stevenage - Everton @Tivibu Spor 3
19.30 E.Frankfurt - Hertha Berlin @TRT Haber
21.00 Valencia - Espanyol @NTV Spor Smart
21.00 Nantes - Reims @Tivibu Spor 2
21.45 Lazio - Juventus @Tivibu Spor 1
23.00 Sevilla - Levante @NTV Spor

26 Ocak Pazar
13.00 Almeria - Getafe @NTV Spor Smart
13.30 Sivasspor - Kayserispor @Lig Tv
13.30 Verona - Roma @Tivibu Spor 1
15.00 Sheffield United - Fulham @Tivibu Spor 2
15.30 Elazığspor - Akhisar Bld. @Lig Tv 2
15.30 Genk - Gent @tvnet
16.00 Cagliari - Milan @Tivibu Spor 1
19.00 Anderlecht - Club Brugge @tvnet
16.00 K.Erciyesspor - Antalyaspor @Lig Tv
16.30 Werder Bremen - E.Braunschweig @TRT Spor
17.00 Chelsea - Stoke City @Tivibu Spor 2
18.00 Osasuna - Athletic Bilbao @NTV Spor Smart
18.00 Bordeaux - St. Etienne @Tivibu Spor 1
18.30 Hamburg - Schalke 04 @TRT Haber
19.00 Gaziantepspor - Galatasaray @Lig Tv
19.00 Fethiyespor - Samsunspor @TRT Spor
20.00 Rayo Vallecano - Atletico Madrid @NTV Spor
21.45 Fiorentina - Genoa @Tivibu Spor 2,
22.00 Barcelona - Malaga @NTV Spor Smart,
22.00 Monaco - Marseille @Tivibu Spor 1

27 Ocak Pazartesi
20.00 Fenerbahçe - T.Konyaspor @Lig Tv
20.00 Denizlispor - Balıkesirspor @TRT Spor
23.00 Real Sociedad - Elche @NTV Spor Smart

Blogunuzda Etkinlikler Düzenleyin

Blog yazarlığının ciddiyeti ve samimiyeti hakkında bir çok yazı okuduk/okudunuz. İçeriğiyle,tasarımıyla bir blogun nasıl olması gerektiğini anlatan yazılar etrafımızda dolaşıyor. Blogumuzun daha çok okura, daha fazla ziyaretçiye ulaşması için blogumuzda etkinlikler düzenlememiz gerekir.

etkinlik

 

Nasıl etkinlikler düzenlemeliyiz?


Etkinlikler küçük olabilir ama samimi her etkinlik hedef kitlesine ulaşacaktır. Etkinlikler, blogunuzu düzenli bir şekilde takip etmeyenlerin de blogunuza uğramasını, hatta blogunuzu yakından takip etmelerini sağlar.

Çekiliş düzenleyebilirsiniz!


Blogunuzda okurlarınıza küçük hediyeler verebilirsiniz. Kitap,mouse,flashbellek gibi küçük hediyelerle okurlarınızı mutlu edebilirsiniz. Böyle küçük hediyeler maddiyatta önemli değildir ancak maneviyatta çok önemlidir. Blogların samimi yapısına gönülden verilen küçük hediyeler daha samimi bir ortam oluşturacaktır.

Domain/Alan adı hediye edebilirsiniz!


Domain günümüz şartlarında cüzzi bir miktardır. 25-30 liraya bir domain sahibi olabiliyorsunuz. Okurlarınız arasında bir çekiliş düzenleyerek bir veya bir kaç kişiye domain hediye edebilirsiniz. Elinizde bulunan mevcut domaini de hediye edebilir yada çekiliş sonunda kazanan okurlarınıza istediği domaini okur adına kayıt ederek armağan edebilirsiniz.

Sponsor firma desteği alabilirsiniz!


Blogunuzda düzenleyeceğiniz çekiliş için çeşitli sponsor firmalarından destek alabilirsiniz. Büyük firmaların destek olduğu çekilişler vardır. Daha önce çekiliş düzenlemiş bloglardan çekilişe sponsor olmuş firmalarla iletişime geçerek halisane niyetinizi anlatıp onların desteğini alabilirsiniz. Örneğin, bir hosting firmasından bir adet domain yada bir hosting hediye etmesini istebilirsiniz. Bu küçük hediye karşılığında hediyeyi karşılayan hosting firmasının sponsorluğunda çekilişi düzenleyerek hosting firmasınında reklamını yapmış olacaksınız. Karşılıklı memnuniyetin sağlanacağı bir anlaşma olacağı için kabul edeceklerdir.

Hediyelik eşya pazarlayan e-ticaret sitelerinden destek isteyebilirsiniz.

Gelirinizi blogunuza yatırabilirsiniz!

Reklamlardan ve tanırım yazılarından el ettiğiniz gelirlerin bir bölümü ile böyle bir çekiliş düzenler ve kendi kendinizin sponsoru olabilirsiniz. 50 liralık bir bütçe ile küçük bir çekiliş düzenleyebilirsiniz. 50 lira ile ister bir kaç kitap , isterseniz bir araç/gereç hediye edebilirsiniz.

Uzmanlığınız ile ilgili destek/hizmet verebilirsiniz!


Çekilişler illaki maddiyatla olacak diye bir kaide yoktur. SEO konusunda uzmansanız, SEO desteği verebilirsiniz. Grafik tasarım konusunda yetenekliyseniz okurlarınıza logo ve tema tasarımları hediye edebilirsiniz. Bu konularda yeteneğiniz yoksa bile çekiliş sonunda kazanan okurlarınızın bloglarını anlatan birer tanıtım yazısı yayınlayabilirsiniz.

Blogunuzda reklamlar yayınlabilirsiniz!


Blogunuzda yer alan reklam bölümlerini bir süreliğine kazanan okurlarınızın bloglarına ayırabilirsiniz. 250x250 , 480x90 , 728,120 boyutlarında reklam alanlarını çekilişi kazanan okurlarınıza tahsis ederek bir çeşit ödül dağıtımında bulunabilirsiniz.

Fazla olan eşyalarınızı ödül olarak dağıtabilirsiniz!

Evinizde bulunan ihtiyaç fazlası eşyalarınızı çekiliş sonunda okurlarınıza armağan edebilirsiniz. Diyelim ki evinizde bulunan okuduğunuz kitapları setler halinde çekilişe dahil edebilirsiniz. Evinizde iki monitör varsa birisini armağan edebilirsiniz. İlerleyen zamanlarda kendi blogum için düzenleyeceğim çekiliş için elimde bulunan fazla bir mobee marka tabletin birini , 19'' bir monitör, 50 kadar kitabımı, fazla sayıda bulunan Atatürk tablolarımdan bazılarını, fazla modemin birini hediye olarak sunacağım. Fazla eşyalarınızı çekilişe dahil ederken dikkat etmeniz gereken tek husus hediye edilecek eşyaların kullanılabilir ve temiz olmasıdır.

Kargo ücretlerini unutmayın!

Çekilişi düzenlediniz ve ödülleri kazananlar belli oldu. Ödüllerin kazananlara ulaştırılması da bir maliyettir. Kargo hususunu çekilişin şartları arasında mutlaka belirtmelisiniz. Kargoyu alıcı da karşılayabilir , sizde karşılayabilirsiniz ancak bunu mutlaka en başta belirtmelisiniz.

Örnek çekilişleri inceleyin!


Bir çok blog yazarı çekiliş düzenlemektedir. Bu çekilişleri inceleyerek ilham alabilirsiniz. Daha önce düzenlenmiş çekilişlerin şartlarını ve katılım koşullarını inceleyerek düzenleyeceğiniz çekiliş için ön çalışma yapmış olursunuz. Daha önce blog hocam’da düzenlenen hediye çekilişini inceleyebilirsiniz.

Sizinde blog etkinlikleri hususunda önerileriniz varsa yorum bölümünden ileterek yeni fikirler edinmemize yardımcı olabilirsiniz.

Vural Egemen Sarıgöz

SRGZ blog

 

Görsel kaynak: http://mekilaningezegeni.blogspot.com.tr/2013/07/hediye-cekilisi-icin-son-sans.html

23 Ocak 2014 Perşembe

Deloitte Football Money League Raporu 2014

Deloitte Football Money League Raporu 2014

1 Real Madrid 518,9 milyon Euro 
2 Barcellona 482,6
3  Bayern Münih 431,2
4  Manchester United  423,8
5 PSG  398,8
6 Manchester City 316,2
7  Chelsea 303,4
8 Arsenal  284,3
9 Juventus 272,4
10 Milan  263,5
11 Borussia Dortmund 256,2
12 Liverpool 240,6
13 Shalke04 198,2
14  Tottenham Hotspur 172
15  Internazionale 168,8
16 Galatasaray 157
17  Hamburg 135,4
18 Fenerbahçe 126,4
19 AS Roma 124,4
20 Atlético Madrid 120
21 Stuttgart  116,5
22 Napoli 116,4
23 Valencia 116
24 Corinthians 113,3
25 Newcastle 111,9
26 Benfica 109,2
27 Ajax 107,6
28 Ss Lazio 106,2
29 West Ham 104,8
30 O. Marsilya 104,3

22 Ocak 2014 Çarşamba

Messi-399


Blogspot.Com.Tr İle Gelen Problemler

Blogger kullanıcıları, son günlerde gelen Türkiye’ye özel domain yönlendirmesiyle adeta şok olmuş durumda. 2 gündür e-posta ve sosyal platformlar aracılığıyla gelen soruların yarısı bu konu üzerine.

Daha önce 18 ülkeye bu özelliği getiren Blogger, son olarak Türkiye’de blogismi.blogspot.com olan domainleri blogismi.blogspot.com.tr olarak değiştirdi. Bununla birlikte sıfırlanan Alexa ve PageRank değerleri ile çalışmamaya başlayan Google Friend Connect yani İzleyiciler gadgetı blog yazarları arasında ciddi sıkıntılara yol açtı.

2 gündür neredeyse tüm mesaimi bu konuyu araştırmaya ve mağduriyetimizi gidermeye harcadım. Sonunda Blogger’ın yaptığı bu güncellemenin "country-code Top Level Domain" (ccTLD) adı verilen bir yönlendirme olduğunu öğendim. Bu yönlendirmeyi de blogumuza küçük bir script ekleyerek engelleyebiliyoruz. Yapmanız gereken şey Blogger kumanda panelinize giriş yaparak  Şablon > HTML’yi Düzenle yolunu izleyin ve <head> kodunun altına aşağıdaki script kodlarını yapıştırın.

 

<script type='text/javascript'> var str= window.location.href.toString(); if ((str.indexOf('.com/'))=='-1') { var str1=str.substring(str.lastIndexOf(".blogspot.")); if (str1.indexOf('/')=='-1') { var str2=str1; } else { var str2=str1.substring(0,str1.indexOf('/')+1); } window.location.href =window.location.href.toString().replace(str2,'.blogspot.com/ncr/'); } </script>

 

Şablonu kaydettikten sonra blogunuzu eskisi gibi blogspot.com uzantısıyla kullanmaya devam edebileceksiniz. Artık Google Friend Connect gadgetı da çalışır ve görünür durumda.

 

Blogspot Com Tr Çözümü

 

Yapmış olduğumuz bu işlem başka sorunlara yol açar mı bunu bilemiyorum ama ben kullanacağım. İsteyenler bu yöntemi hemen uygulayabilir, isteyenler bir süre Blog Hocam’ı gözlemleyip bir sorun yaşanmadığına emin olduktan sonra uygulayabilir. Kararı size bırakıyorum.

Bloglama Stratejisi

“Blog” kavramının temelinde yatan hikaye; insanın bilgisini, duygusunu, düşüncesini, deneyimini, zevkini karşıdakine ulaşıtrmaktır. Basit düşündüğümüzde hepimiz bu yüzden blog yazıyoruz değil mi? Ancak kimileri bunu istediği ölçüde başarabilirken, kimileri sadece çevresindekilere ulaşabiliyor. Peki aradaki fark ne? Birçok etken sayabiliriz elbette. Benim üzerinde durmak istediğim konu ise stateji. Yani hedefe ulsaşmak için saptadığmız plan. Sürdürülebilir, doğru bir strateji ile blogunuzun hedeflerine daha kolay ulaşabileceğinize inanıyorum. Aşağıda, Blog Hocam’a uyguladığım bloglama stratejisinden genel olarak bahsetmeye çalıştım.

bloglama stratejisi

1. Planlama

Her işimde olduğu gibi blog yazarlığında da planlı programlı hareket etmeye özen gösteriyorum. Dolayısıyla her ay oturup istatistikleri analiz eder, okuyucu taleplerini değerlendirir, trend konuları ve aklıma gelen yeni fikirleri not alırım. Daha sonra beyin fırtınası yaparak yazabileceğim konuları belirler ve bunların listesini yaparım.

Ardından belirlediğim konuları içerik takvimine yayınlayacağım günlere yerleştiririm. Yani hangi gün hangi yazıyı yayınlayacağımı daha en baştan planlarım. Böylece önceliklerimi ve yapmam gerekenleri düzene koymakta daha başarılı oluyorum.

2. Araştırma

Bazen kişisel görüş ve deneyim içeren yazılar yazsam da genellikle bilgi veren, öğretici içerikler oluşturuyorum. Bunlar blog yazararını yönlendirici nitelikte yazılar olduğu için onlara doğru ve detaylı bilgi vermenin şart olduğuna inanıyorum. Bu yüzden yazacağım konu hakkında çok detaylı bir araştırma yaparım.

Konuyla ilgili daha önce yazılmış yerli ve yabancı kaynakları araştırır, makaleleri ve röportajları okur, gerektiğinde kendi deneme ve testlerimi yapar, bunları ekran görüntüleriyle desteklemeye çalışırım. Araştırma aşaması en fazla vakit alan ve emek gerektiren aşamadır ama sonunda ortaya çıkan ürünü gördüğünüzde “uğraştığıma değdi”
diyebiliyorsanız sorun yok :)

3. Yazma

Artık yazacağım yazının taslağı hazırdır. Benzetmek gerekirse un, su ve şekerimi önüme amışımdır, sıra helvayı kavurmaya gelmiştir.  Başlık belirleme, yazıyı biçimlendirme, imla ve yazım yanlışlarını düzeltme gibi işlemler bu aşama gerçekleşir. Bakıldığında en kolay aşama gibi gözükse de en çok hatayı yaptığım aşamanın yazma aşamsını olduğunu itiraf etmeliyim.

4. Pazarlama

Yazıyı yayınladıktan sonra pazarlama, tanıtım, promosyon adına ne derseniz deyin zorlu bir sürece girilir. Öncelikle sosyal medyada paylaşmak için yazının linkini kısaltırım. Daha sonra aktif kullandğım sosyal medya platfomlarında yazıyı farklı gün ve saatlerde paylaşmak üzere programlarım. Bitti mi? Elbette hayır…

Yazdığım konuyla ilgi çelitli forum ve bloglarda yapılan tartışmalan olup olmadığına bakar, varsa bu tartışmalara katılarak yazıyı pazarlamaya çalışırım.

5. Etkileşim

Bu aşama bazenen keyif aldığım, bazen de çileden çıktığım aşama oluyor :) Etkileşim aşamasında okuycuların yazıya yadzığı cevapları ve sosyal meyda üzerinden gelen tepkileri değerlendiririm. Yorumlara cevap vermek, insanlarla etkileşime geçmek blog yazarlığının en keyifli taraflarından biri sanırım. Bir de şu ne idüğü belirsiz spammerlar olmasa :)

Bu aşamada yazıya yapılan yorumları ve gelen tepkileri çok ciddiye aldığımı belirtmeliyim. Etkileşim aşaması, sonraki yazılarım için yeni fikrler bulmama, okuyucu sadakatını arttırmama ve herşeyden önemlisi insanlara yardımcı olarak kendimi iyi hissetmemi sağlıyor.

6. Ölçümleme

Geldik kendimle yüzleştiğim aşamaya. Bu aşamaya genellikle her ay sonu, yeni ayın planlamasnı yaparken geçerim. Çünkü ölçümle aşamasında neyi doğru neyi yanlış yaptığımı görür, hatalarımla yüzleşir, sonraki yazılarım için bu hatalardan ders çıkarmaya çalışırım.

Ölçümlme aşamasında Google Analytics bana yardımcı olur. Yazı kaç kez okunmuş, yazıyı okuduktan sonra kaç kişi blogu terk etmiş, yazıya kaç yorum gelmiş, sosyal medyada ne kadar paylaşılmış, ilgili kelimelerde SERP performansdı nedir gibi sorulara bu aşamada cevap bulmaya çalışırım.

Ölçümlemeden sonra ise tekrar planlama aşamasına geçerim. Yani bu bir yaşam döngüsüdür.

Umarım yeni bloggerlara yol göstermiş ve faydalı olmuştur. Sizlerin de bu konuda ki tecrübe ve stratejileriizi okumak isterim. Yorum bölümüne yazarsanız memnun olurum.

Herkese iyi bloglamalar!

21 Ocak 2014 Salı

Mario Balotelli'ye 3 Soru


Mario Balotelli / Barselona/17 Ocak 2014
"İtalyan Milli Takımı'nda oynuyorum. Juventus'ta milli takımdan çok arkadaşım var. Mancini de eski hocam. Ondan çok şey öğrendim. Ona çok şey borçluyum. Maçı izlemeye başlarken 'İyi maç olsun' dedim, tarafsızdım ama Sneijder golü atıp Galatasaray kazanınca doğrusu Juventus için de üzülmedim. Mancini'nin çalıştırdığı takımın gruptan çıkmasına da sevindim" 

Ara transfer döneminde Galatasaray'ın menajeri Mino Raiola ile görüştüğü iddiaları ve diğer transfer teklifleri için ise Mario Balotelli ser verdi sır vermedi ama lider Juventus'un 30 puan gerisinde kalan Milan'da da mutlu olmadığını organizasyon boyunca kurduğu cümlelerle belli etti. Milan'a transferiyle eski takımı Inter'in taraftarının büyük tepkisini çeken İtalyan yıldız "Milan'da teknik adam yeni değişti. Seedorf tecrübesini bize aktaracak. (Bu röportajın ardından Seedorf yönetiminde ilk maçına çıkan Milan'ın Verona'yı 1-0 yendiği maçın tek golünü penaltıdan Balotelli attı) Takım zor durumdayken benim transfer konuşmam doğru olmaz. Menajerim benim adıma görüşüyordur" diye konuştu.

Şampiyonlar Ligi'nde Arda Turan'lı Atletico Madrid ile eşleşen Milan'ın "Tur şansı nedir?" yönündeki sorular karşısında ilk olarak İspanyol ekibinin golcüsü Diego Costa'ya övgüler yağdıran Balotelli "Atletico Madrid bu sezon çok iyi takım oldu ama ben onlardan korkmuyorum. Futbolda rakibinize korktuğunuzu hissettirirseniz kaybedersiniz. Biz de savaşmalıyız. Milan'ın bu kupanın tarihinde yaptıklarını herkes hatırlıyordur" dedi. Organizsyon yapıldığı Barselona şehrinde yayın yapan spor gazetelerinin muhabirlerinin "Manchester City-FC Barcelona eşleşmesi" hakkındaki ısrarlı soruları sonrasında Mario Balotelli'nin sesini yükselterek "Eski takımım Manchester City'nin turu geçmesini istiyorum. Barcelona'nın işi bu kez zor. Aynı soyunma odasını paylaştığım arkadaşlarım kazansın" cevabını verdi. (SABAH) 


20 Ocak 2014 Pazartesi

The Juventus Story

Sundance Film Festivali'nde bir futbol filmi. "Black and White Stripes: The Juventus Story". Angelli Ailesi ve Juventus tarihi. 

Twitter Kuşu” Larry” Eklentisi

Blog ile Twitter entegrasyonunu sağlamak için klasik ve standart butonlar ya da eklentiler hem Blog Hocam’da hem de webde pek çok defa paylaşıldı. Fakat bu kez paylaşacağım Twitter takip et butonu eklentisi, daha önce muhtemelen görmediğiniz çok farklı özelliklere sahip.

Twitter takip et butonu

 

Eklentiyi blogunuza eklediğinizde sağ üst köşede küçük bir Twitter kuşu ikonu belirecek. Bu Twitter kuşu ikonu “floating” yani yüzen özellikte. Sayfayı aşağı yukarı kaydırdığınızda dahi ikonun yeri değişmiyor.

 

Bu eklentiyi farklı kılan özellik elbette sabit olması değil. Asıl farkı ikonun üzerine geldiğinizde göreceksiniz. Aşağıdaki demo videoda da göreceğiniz gibi Twitter kuşu ikonunun üzerine geldindiğinde Twitter takip et butonu açılıyor ve sevimli Twitter kuşu “Larrry” kanat çırpmaya başlıyor.

 


Bu tür animasyonlar için genellikle özel scriptler kullanıldığı için sayfayı oldukça yavaşlatır ama bu eklenti CSS sprite ve @keyframes teknikleriyle oluştrulduğu için oldukça hızlı ve sorunsuz.

 

Eklentiyi blogunuza eklemek için Blogger kumanda paneline giriş yaptıktan sonra Şablon > HTML’yi Düzenle yolunu takip ederek Ctrl + F tuş kombinasyonunun yardımıyla </body> kodunu bulun ve hemen üzerine aşağıdaki kodları ekleyin.

 

<style>
.takip-wrapper {
  height: 44px;
  overflow: hidden;
  position: fixed;
  top: 0;
  width: 100%;
}
.takip-buton {
background-image: url(https://dl.dropboxusercontent.com/u/60346665/twitter-bird-sprite-BH.png);
background-repeat: no-repeat;
background-position: 0 0;
cursor: pointer;
display: block;
padding: 7px 0 7px 40px;
position: absolute;
right: -168px;
top: 5px;
-webkit-transition: right 0.3s;
-moz-transition: right 0.3s;
transition: right 0.3s;
width: 168px;
}
.takip-buton:hover {-webkit-animation: fly 0.2s steps(4) 0 10;
-moz-animation: fly 0.2s steps(4) 0 10;
animation: fly 0.2s steps(4) 0 10;
right: 0;
}
@-webkit-keyframes fly {
  from {
    background-position: 0 0;
  }
  to {
    background-position: 0 -140px;
  }
}
@-moz-keyframes fly {
  from {
    background-position: 0 0;
  }
  to {
    background-position: 0 -140px;
  }
}
@keyframes fly {
  from {
    background-position: 0 0;
  }
  to {
    background-position: 0 -140px;
  }
}
    </style>
<div class='takip-wrapper'>
  <div class='takip-buton'>
    <a class='twitter-follow-button' data-show-count='false' href='https://twitter.com/bloghocam'>@BlogHocam 'ı takip et</a>
    <script>!function(d,s,id){var js,fjs=d.getElementsByTagName(s)[0];if(!d.getElementById(id)){js=d.createElement(s);js.id=id;js.src=&quot;//platform.twitter.com/widgets.js&quot;;fjs.parentNode.insertBefore(js,fjs);}}(document,&quot;script&quot;,&quot;twitter-wjs&quot;);</script>
  </div>
</div>

 

Kodlarda kırmızı renkle gösterdiğim yerlere kendi Twitter kullanıcı adınızı yazmanız yeterli. Bunun dışında bir değişikliğe gerek yok.

19 Ocak 2014 Pazar

Thierry Henry Röportajı


Thierry Henry röportajı /17 Ocak 2014 /Barselona 

DROGBA’NIN GELMESİNİ İSTERİM
Drogba’nın gelecek sezon MLS’e (ABD Futbol Ligi) geleceği yönünde ben de haberler okudum ama ne kadar doğru bilmiyorum çünkü Çin’den Avrupa’ya döndükten sonra Galatasaray’da çok önemli işler yaptı. Benim oynadığım takım New York Red Bulls ya da Los Angeles Galaxy farketmez, Drogba, ABD’ye futbol oynamaya gelirse bu ligin geleceği açısından çok önemli bir fırsat olur. Didier, futbol tarihinin en büyük golcülerinden. Son 15 yılda yaptıkları inanılmaz.  Eğer bu kararı verip ABD’ya futbol oynamaya gelirse kendisi de bundan büyük keyif alacaktır. Buradaki futbolcular Drogba ile ya da ona karşı oynamak isterler. Elbette kararı Drogba verecek ama ben onun MLS’de oynamasını isterim. Xavi için de benzer transfer haberleri var ama ben Xavi’nin kariyerini Barcelona’da bitirmesini isterim. Xavi, Barcelona’da büyüdü ve oradan kopabilmesi çok zor. Drogba’nın alacağı karar daha kolay. Galatasaray’a çok katkı sağladı ama kulüp tarihinde Xavi’nin Barcelona’da olduğu kadar yeri yok.
GALATASARAY’IN JUVENTUS’U ELEMESİ SÜRPRİZ DEĞİL
New York’ta yaşadığım için saat farkı nedeniyle Avrupa’daki lig maçlarını izlemekte zorlanıyorum ama Şampiyonlar Ligi maçlarını kaçırmıyorum. En azından geniş özetleri mutlaka izliyorum. Galatasaray’ın Juventus’u yendiği maçı da izledim. Galatasaray’ın Juventus’u son maçta yenip gruptan çıkmasına sürpriz diyebilirler ama bence değil çünkü Galatasaray’da çok büyük futbolcular var. Pası Drogba’nın verdiği golü Sneijder’in attığı bir takımdan bahsediyoruz. Takımdaki diğer oyuncular da çok kaliteli ve tecrübeli. Geçen sezon da Şampiyonlar Ligi’nde gruptan çıkmayı başarmışlardı. Chelsea ile de şansları bence eşit. Drogba’nın olduğu takıma hiçbir  zaman zayıf taraf diyemezsiniz.

TAFFAREL İÇİN ÇOK KOLAY BİR KURTARIŞTI
Benim için futbolda dün yok. Bir maç bittiğinde biliyorsunuz ki üç gün sonra yine bir maça çıkacaksınız. Bunu unutursanız başarılı olma şansınız yok. Kazandıklarım kadar kaybettiklerimin de benim için çok önemli. Lig şampiyonlukları, Şampiyonlar Ligi, Dünya Kupası bunlar harika ama kaybettiklerimi de iyi hatırlıyorum. 2006 Dünya Kupası, 2000’de Galatasaray’a kaybettiğimiz UEFA Kupası.  O maçta Taffarel’in kurtardığı kafa vuruşum mesela.  Galatasaraylılar Taffarel’in çok zor bir pozisyonu kurtardığını düşünmüştür hala da öyle düşünüyordur ama bana göre Taffarel için çok kolay bir toptu. O yerini almıştı, onu iyi tanırım ve çok severim, o pozisyonda benim vuruş açım yoktu, zor olan benim içindi ama emin olun Taffarel çok daha zor pozisyonları kurtarmıştır kariyerinde. Kopenhag’da asıl iyi olan Hagi idi.  Çok büyük oynadı. O gün bütün Galatasaray takımı bizden iyi oynadı ve kupayı hakettiler. Bazı günler rakibiniz sizden iyi olur ve sizi yener, bunu kabul etmeniz lazım. O gün de (17 Mayıs 2000) Galatasaray, Arsenal’den daha iyi bir takımdı ve bizi yendiler.

MESUT VE ARSENAL ŞAMPİYON OLABİLİR
Arsenal benim kariyerimde çok önemli bir kulüp, orası her zaman evim olacak. Bu sezon Mesut Özil’in gelmesine çok sevindim. O son yılların en yetenekli futbolcularından biri ve en önemlisi çok genç yaşta Real Madrid’de büyük tecrübe kazandı. İngiltere’de herkes Arsenal’in yıkılmasını bekliyor ama takım her hafta bu dileği boş çıkartıyor. Manchester City ve Chelsea’ye ligin zirvesinde her hafta cevap vermek, kazanmak kolay değildir. Şampiyonluk için ise "Neden olmasın" diyorum. Kadro kaliteli ve ligin zirvesindeler.

KONUŞURKEN GÖZÜNÜN İÇİNE BAKMALIYIM
Ben eski kafalı adamım. İnternet’e de uzak yaşıyorum. Facebook’ta bir fan sayfam var ama Twitter ve İnstagram kullanmıyorum.  Şimdi genç futbolcular ikisini de yoğun kullanıyor, onlara da saygım var ama ben değişemem. Bana göre ben sohbet ettiğimde konuştuğum insanın gözüne bakmalıyım, onu da o şekilde dinlemeliyim. Şimdi seninle yaptığımız gibi. Bu yüzden Türkiye’deki hayranlarım da bilsin ki Twitter’daki bütün Thierry Henry  hesapları sahte. Gerçek Henry şu anda karşında ve futbol sahasında.

ALTIN TOP’U RİBERY ALMALIYDI
Bence Cristiano Ronaldo, Altın Top ödülünü haketmedi. Bütün samimiyetimle söylüyorum, Fransız olduğum için Ribery kazanmalıydı demiyorum. Ribery bu ödülü haketti. Platini ve Zidane’dan sonra ilk kez bir Fransız futbolcu bu ödülü alacaktı. Frank (Ribery) bütün sezon yaptıklarıyla Bayern Münih’in kupalar kazanmasını sağladı. O takımı için oynayan bir futbolcu. Bu kadar çalışıp bu kadar başarılı olduğunuzda o ödülü alamıyorsanız bence bu futbolun ruhuna ihanettir. Ribery bence pes etmeyecek. Bu sezon Bayern Münih ile yine kupalar kazanabilir, Dünya Kupası’nda da Ribery gibi oynarsa 2014 yılının ödülünü alabilir.
GİDEMEYEN SADECE TÜRKİYE DEĞİL
Dünya Kupası’nı kim alır gerçekten tahmin etmek zor. 1998 ve 2000’de kupayı kazandık. 2002’de Dünya Kupası’ndan gol atamadan döndük. Ben artık Fransa için bir taraftarım. Bu kupayı kazanırlarsa ne ala ama herkesin bilmesi gereken şey bu kadronun Euro 2016’ya hazırlandığı.  Euro 1996’da da öyle olmuştu. O kadro ev sahibi olduğumu Dünya Kupası’nı kazanmak için hazırlanmıştı. Şimdi hedef yine ev sahibi olduğumuz Euro 2016’yı kazanmak ama Brezilya’dan kupayla dönersek de hiç fena olmaz. Evet, Dünya Kupası’nda Türkiye yok. Olmadığı için de herkes çok üzgündür ama unutmayın burası finaller ve birçok ülke sizin gibi finallere gidemedi.

 TÜRKİYE’DE DE ORTASI YOK!

 İtalya’da, İngiltere’de, İspanya’da futbol oynadım ama her zaman amacım oynadığım takımın taraftarlarını mutlu etmekti. Bunu her seferinde başaramadığımı biliyorum.  Baskı üzerimizde her zaman var. Türkiye’yi de biliyorum. Sizde de birşeyin ortası yok. Ya sevinç ya üzüntü.Her şeyi uç noktaları yaşıyor taraftar. Medya benim için her yerde aynı. İşler yolunda gittiğinde sorun yok ama takım kötü olduğunda peşimizi bırakmazlar. Barcelona’da sürekli beni takip eden gazeteciler vardı. Akşam yemekte ne yediğimi, hangi peyniri sipariş ettiğimi, hangi marka soda içtiğimi  ertesi gün gazetede okuyordum.  Kabul edin bu biraz garipti.  



Sizin Hiç Babanız Öldü Mü?


Futbolseverin bitmeyen tartışmasıdır bu seçimler. Pele mi, Maradona mı? George Best ya da Cruyff diyenler de çıkardı geçmişte. Şimdi soru Messi mi, Cristiano Ronaldo mu? En büyük, en iyi kim? Her zaman FIFA organizasyonlarında en önde olan, sponsorların sevgilisi, kocaman gülümsemesiyle ve doğru çıkmayan onca tahmini ve gereğinden fazla samimiyetiyle samimiyetsiz duran Pele mi yoksa mükemmel olmayan adamların en mükemmeli, hayatta çok yanlış yapan ama yeri geldiğinde de sekiz rakibini ipe dizer gibi çalımlayan Maradona mı? Yetenek denildiğinde akla gelen Messi mi yoksa çalışmak ve kendini geliştirmekle en iyi olunabileceğini kanıtlayan Cristiano Ronaldo mu? Geride kalan yıl için bu sorunun cevabı yine görkemli, bol sponsor şovlu bir gecede cevap buldu. Siyah smokini, güzel sevgilisi ve şirin oğluyla FIFA Yılın Futbolcusu ödül törenine gelen Ronaldo, giymesi karşılığında 1 milyon avro aldığı o garip vişne çürüğü takım elbisesiyle, az ötesinde oturan son üç yılın en iyisi Messi'ye "Bu kez rahatsız olma, ben çıkıyorum podyuma" dedi ve ödülü eline aldığında ağlamaya başladı. Real Madrid'den yılda 16 milyon avro, bir o kadar sponsorlarından kazanan bir futbol yıldızı ağlar mıydı? 

Bayern Münih ile geride kalan sezonda bütün kupaları kazanan Ribery; Messi ve Ronaldo'nun ödül töreninin sabahında Nike-Adidas savaşının kahramanları olarak çıktıkları basın toplantısına beyaz tişörtle katılan tarafsız yıldızdı. Futbol bir takım oyunuysa, geçen sezon onun takımından daha iyisi yoktu, o da o takımın vites koluydu. Olmadı. Işığı olmayan Ribery, Ronaldo podyuma yürürken dudaklarını ısırıyordu. Üç yıl önce Wesley Sneijder de Inter ile üç kupa kazanmış, Hollanda Milli Takım formasıyla Dünya Kupası'nda final oynamış ama iş yılın futbolcusu ödülüne gelince, sahneye çağrılan yine Messi olmuştu. 


1956 yılında France Football dergisinin yayın yönetmeni Gabriel Hanot'un "Avrupa'da yılın futbolcusunu seçelim" fikri ile çıkılan yolda 'Ballon d'or' Altın Top, futbol dünyasının en prestijli ödülü olmayı başardı. France Football'un, Avrupa kıtasından futbolcuların aday gösterildiği oylamada, bu dünyada eski kıta dışında da iyi futbolcular olabileceğini anlaması için 40 yıl geçmesi gerekti. 1995 yılında Milan'ın efsane forveti Liberyalı George Weah, kural değişince aday olduğu ödülü kaldırdı ve Fransız dergisi oylamayı tüm dünyadan 96 gazeteciye yaptırmaya başladı. Cruyff, Platini ve Marco van Basten'in üçer kez kazandığı Altın Top ödülünü, 80'lerin sonunda Napoli'yi tek başına sırtlayan Maradona, Avrupalı olmadığı için hiç kazanamadı. 2010 yılında FIFA ve France Football yılın futbolcusunu ortak seçmek için anlaşınca da devreye yeni kurallar girdi. Artık yılın futbolcusunu, FIFA üyesi ülkelerin milli takım teknik direktörleri ve kaptanları seçecekti. Cristiano Ronaldo'nun kazanabilmesi için Portekiz ve İsveç arasında oynanan Dünya Kupası play-off karşılaşmalarının ardından son oy kullanma tarihinin değiştirilmesi, FIFA tarihine bakıldığında basit bir skandaldı. İspanyol medyasının tek yürek Portekizli yıldızın arkasında durması, Fransızlar'ın milli takımın da medarıiftiharı Ribery'i desteklemeleriyle kızışan oylamada, sakatlık yüzünden bu sezon iki ay sahalardan uzak kalan Messi'nin şansı pek yoktu zaten. Arjantinli yıldız her yıl olduğu gibi bu yıl da rüküş olmayı başardı ve senede bir gün futboluyla değil de ceketiyle konuşulmayı başardı. 


Ronaldo'nun 2013 yılında attığı goller, takımı Real Madrid'e kupa kazandırmadı ama sanırım hiçbir futbolsever, Portekizli'nin müthiş azmi, profesyonelliği ve futbola olan bitmek bilmeyen açlığının karşılığını almış olmasına itiraz etmez. Futbol tarihi ise bu ödülü kazananlar kadar yanına yaklaşamayan onca büyük yıldızla dolu. Futbolda 9 ve 10 numaraların gerek yetenek, gerekse istatistiklerle her zaman yakın olduğu Altın Top ödülünü bir savunma oyuncusu ya da kalecinin alabilmesi her zaman uzak ihtimal olarak kaldı. 1963'te Ruslar'ın efsane kalecisi Lev Yashin'den 43 yıl sonra İtalyanlar'ın 'top geçer adam geçmez'cilerinden Fabio Cannavaro, Dünya Kupası'nı Berlin'de kazandıktan beş ay sonra yılın futbolcusu olmayı başardı. Peki sahada her şeyi yapan, kupalar kaldıran ve bu ödülü kazanamayanlar? Paolo Maldini, çeyrek asırdan fazla giydiği Milan formasıyla beş Şampiyonlar Ligi kazandı, defansın her yerinde oynadı ama ancak iki kez aday olabildi. Real Madrid formasıyla Şampiyonlar Ligi'nde 72 gol atan ve bu kupayı üç kez kazanan Raul, 2001 yılında Michael Owen'ın ardından ikinci olabildi. Bayern Münih kalesinde yıllarca devleşen Oliver Kahn, 2001 ve 2003 yıllarında aday olmayı başardı ama Lev Yashin'den sonra yılın en iyi futbolcusu seçilen kaleci olmayı başaramadı. 

Defans göbeğinde yıllarca resital veren Milan'ın efsane kaptanı Franco Baresi de oynadığı bölgenin kurbanı oldu ve ancak 1989 yılında bir kez aday olabildi. Üç Hollandalı'dan Marco van Basten üç kez, Gullit bir kez ödülü kazanırken, ön liberoların atası kabul edilen Frank Rijkaard 1988 ve 1989 yıllarında podyumda en fazla oyu alan üçüncü isim olabildi. Manchester United ile 1999 yılında üç kupa birden kazanan ve İngilizler'in son 20 yıldaki en yetenekli ismi olan David Beckham tüm dünyada bir futbol ikonu olmayı başardı ama o da 1999 yılında Rivaldo'yu ödülü alırken izlemek zorunda kaldı. Son 10 yılın en iyi takımı Barcelona'nın orta sahasında döktüren Xavi ve Iniesta da çok yaklaştıkları Altın Top'a biraz da takım arkadaşları Messi yüzünden uzaktan baktılar. Barcelona ve Inter'de kazanılabilecek her kupayı kazanan Samuel Eto'o da en iyi zamanında yılın futbolcusu olmayı başaramadı. 


Fransızlar'ın şık golcüsü Thierry Henry, 2000 ve 2006 yılları arasında her sezon en iyi futbolcu arasına girmeyi başardı ama en iyi sezonunda da Juventus'un orta sahasını tek başına parselleyen Pavel Nedved'in gerisinde kaldı. Soru cevapsız kalmasın. Jose Dinis Aveiro, Portekizli bir bahçıvandı. 2005 yılında, 52 yaşında hayatını kaybetti. Oğlu Cristiano, Altın Top ödülü alırken hiç unutmadığı babasını hatırladı ve ağlamaya başladı... Galiba bir Cemal Süreya şiirinde olduğu gibi.... Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum Yıkadılar aldılar götürdüler Babamdan ummazdım bunu kör oldum /// ... Yüzümden ummazdım bunu kör oldum Siz hiç sabunluyken ağladınız mı? 

17 Ocak 2014 Cuma

Web Yöneticisi Araçlarını Kullanarak Hit Arttırma

Web sitenizin veya blogunuzun linkini google'da başına "site:" koyarak arattığınızda google en başta size "Google Web Yöneticisi Araçları'nı deneyin" diye bir tanıtım yapar. Google size bu öneriyi yapıyorsa bi bildiği vardır mutlaka. Peki nedir bu web yöneticisi araçları ve sitemiz için bu aracı kullanmamızın bize nasıl bir faydası dokunur?

Web site veya blog sahipleri için son derece faydalı olan web yöneticisi araçları size blogunuzun site haritasını google'a gönderme seçeneği sunar, bulunamayan yani 404 hatası veren sayfalarınızı tespit eder, arama sorgularında blogunuzun ne kadar görüntülendiğini, ne kadar tıklandığını gösteren bilgiler sunar ve siteniz için daha bir çok özellik içerir. Ben size bu yazıda web yöneticisi araçları arama sorgularını kullanarak nasıl hitlerinizi arttırabileceğinizi anlatacağım.

Web yöneticisi araçlarına web sitenizi veya blogunuzu ekledikten sonra google'ın sitenizi tanıması ve dizinlerdeki durumunu tespit edebilmesi için belli bir süre beklemeniz gerekiyor. Bu durumda biraz sabırlı olarak en sağlıklı sonucu almak için 2-3 hafta beklemekte fayda var.

Eğer siteniz uzun zamandır web yöneticisi araçlarına ekli ise tek yapmanız gereken sol menüde Arama Trafiği altında Arama Sorguları sekmesine gelmeniz. Aynı sayfaya site kontrol panelinden Arama Sorguları yazısına tıklayarak da ulaşabilirsiniz. Burada araç size sitenizin hangi anahtar kelimelerde ne kadar gösterildiğini, kaç kez tıklandığını ve o anahtar kelime ile arandığında ortalama kaçıncı sırada çıktığınızı gösterir. Ort. konum yazısına bir kez tıkladığınızda artan, ikinci kez tıklatığınızda ise azalan şeklinde google'da görünme sıranızı listeler. Bizim işimize yarayacak olan azalan listeyi kullanmak çünkü ilk sıralarda çıktığınız anahtar kelimeler zaten üzerinde ekstra bir işlem yapmanızı çok gerektirmeyen kelimelerdir.

Azalan listede ise en gerilerde bulunduğunuz anahtar kelimelere göre liste sıralanır ve sizin sitenize hangi anahtar kelimelere yoğunluk verebileceğiniz hakkında fikir verir. Siz de bu listede en gerilerde bulunduğunuz anahtar kelimeye odaklanarak blogunuza yeni yazı eklediğinizde otomatikman google'da üst sıralara yükselecek ve hitiniz de aynı oranda artacaktır.

Arama sorguları

Örnek olarak sitenize "betonarme" anahtar kelimesine yoğunlaştığınız bir yazı eklediniz. Web yöneticisi araçlarında arama sorgularına baktığınızda ise "betonarme demiri" anahtar kelimesinde sitenizin ortalama 120. sıralarda yer almakta olduğunu gördünüz. Siz bu sefer "betonarme demiri" kelimelerine yoğunlaşarak blogunuza yeni bir yazı eklediğinizde sitenize eklediğiniz yeni yazı sayfası bu kelimelerle yapılan aramalarda üst sıralara çıkacaktır. Bu yöntem sayesinde bu konuda önceki yazmış olduğunuz yazıya da bağlantı vererek site ağınızı güçlendirebilir, aynı zamanda bloguma ne yazsam acaba sorusundan da bi nebze kurtulabilirsiniz. Böylece bir taşla bir kaç kuş birden vurabilirsiniz.

Bu yazı aslında aynı zamanda benim inşaat mühendisi olarak daha 6-7 ay öncesinde açmış olduğum İnşaat Ofis blogumda son 1 ayda 40-50 civarındaki günlük tekil hitimi, günlük 150-160 tekil hite yani yaklaşık 3 katına kadar nasıl çıkardığımın hikayesidir.