31 Mayıs 2015 Pazar
Sevilla'nın 4. Yıldızı
Varşova'nın göbeğindeki Kültür ve Sanat Sarayı'na büyük bir hayranlıkla bakarken yakalıyorum genç Dnipro taraftarlarını. O günlere tanıklık edecek yaşta değiller ama uzun uzun bakmalarının bir sebebi var. Varşova'nın en yüksek binası, 2. Dünya Savaşı sonrasında Stalin rejiminin, yüzde 90'ı yıkılan Varşova'ya büyük hediyesi. Duvarlar yıkıldıktan sonra, bağımsızlıklarını ilan eden bir ülkenin insanları olarak 50'li yıllarda yeniden inşa edilen Varşova'nın 'eski şehri'nin sokaklarını dolduruyorlar. En eski bina 60 yıllık ama Polonyalılar eski şehri bir maket gibi inşa ederken gezenleri yüzyıl öncesine götürüyorlar ama kabul edelim biraz araftalar. Bir zamanlar Rusya gibiyken, Almanya gibi olmaya çalışmak... 57 bin kapasiteli Varşova Ulusal Stadyumu, içine girdiğinizde bildiğiniz Türk Telekom Arena, fazlası ise dışardan bakıldığında göz okşayan ve beton yığınını gizleyen kırmızı-beyaz kaplamalar... Sevilla taraftarı artık finallerin müptelası oldukları için çok daha organizeler, kırmızı tişörtleri ve müthiş tezahüratlarıyla finali beklerken, Dnipro cephesinde gün boyunca yorulmamış ses telleri devreye giriyor ve İspanyolları bastırmayı başarıyorlar. Hele bir de ilk gol onlardan gelince final tadından yenmiyor. Dokuz yıl önce Eindhoven'da Middlesbrough'u dört golle ezen, ertesi sezon ülkesinden Espanyol'u Glasgow'da penaltılarla geçen, geçen yıl da Torino'da Benfica'yı yine penaltılarla yıkan Sevilla, Jose Antonio Reyes-Ever Banega ve Carlos Bacca gibi 'fazla' futbolcularıyla rakibini devirmeyi başarıyor ve bizim topraklara sadece bir kez gelen UEFA Kupası'nı en fazla kazanan takım olmayı başarıyor. Mayıs 2016'da Avrupa Ligi finalini kim oynar, bunu tahmin etmek zor ama bildiğim Sevilla taraftarının İsviçre'nin Basel şehrindeki final için Varşova dönüşü para biriktirmeye başladığı...
30 Mayıs 2015 Cumartesi
29 Mayıs 2015 Cuma
Adsense Esnek Reklam Birimi Oluşturma
Adsense 1 kaç yıl önce akıllı telefonların, tabletlerin kullanımı artmasıyla birlikte esnek reklam birimine geçiş yaptı. Esnek reklam birimi yokken ziyaretçiler reklamların mobil'de ekranı kapladığını ve gezinmenin zorlandığını söylüyor ve siteyi terk ediyordu. Ayrıca kazançlar'da epey düşüyordu.
Responsive ( Esnek ) tasarım nedir ?
Responsive tasarım duyarlı anlamına gelmekte. Resim, yazı gibi alanların tablet veya telefonun genişliğine bağlı olarak boyut değiştirerek ziyaretçilerin daha rahat dolanmasına yardımcı olur. Ayrıca bunun yanında menü gibi eklentiler'de aynı şekilde küçülerek daha kullanışlı hale gelir. Responsive tasarım ilk olarak 2010 yılında yapılmıştır. Responsive tasarım ise 3 şekilde yapılır. Mobil, tablet ve bilgisayar.
Responsive ( Esnek ) Reklam Birimi Nedir ? Nasıl Çalışır ?
Aynı şekilde eklenen reklamın telefon veya tabletin boyutlarına göre boy değiştirerek ortama ayak uydurmasıdır. Bir örnek verecek olursak, bilgisayar'dan 728x90 boyutlarında reklam alanı düzgün görünürken telefon veya tabletler'de kötü bir görünüşe yol açıyor. Adsense Responsive tasarımı ile birlikte 728x90 boyutunda bir reklam telefon ve tabletin boyutlarına göre boy değiştirerek ortama ayak uydurarak rahatsızlık vermiyor ve kazancı arttırıyor.
Responsive ( Esnek ) Reklam Birimini Oluşturalım
Adsense hesabınıza giriş yaptıktan sonra üst menüden şu yolları izleyin; Reklamlarım > Yeni Reklam Birimi > Gösteriliyor bölümünden Esnek seçiyoruz ve gerekli ayarları yaptıktan sonra kayıt ederek kodları alıyoruz.
İşlem bittik den sonra kodları blogunuzda ki boş alana yapıştırarak kayıt edebilirsiniz. Kayıt ettik den sonra telefon veya tablet'den kontrol edebilir ve deneyebilirsiniz.
Hakkımda: Adım İsmail ve uzun süredir blog yazarlığı yapmaktayım. Şuana kadar bir çok blogum oldu fakat hatalar'dan kapattım ve son olarak sosyaldahiyi açtım. Bu blog'da hatalara yer yok. Yazılarıma düzenli olarak girmeye başladım. Siz'de takip ederek ipuçlarını okuyabilir ve kendinizi geliştirebilirsiniz. Sitem; Sosyaldahi
26 Mayıs 2015 Salı
Çalınan İçeriğin Aramalarda Daha Üst Sırada Çıkması
Blog yazarlığının ne kadar keyifli bir iş olduğunu kendi içeriğini yazan, okuyucularıyla iletişim kuran, blogger arkadaşlarıyla sohbet eden herkes bilir. Fakat her yerde olduğu gibi blog dünyasında da bazı kirli işler dönüyor. Blog dünyasında gerçek bloggerları en çok kızdıran olayların başında ise onca emek harcayarak oluşturdukları içeriğin izinsiz kopyalanması ve başka bloglarda yayınlanması geliyordur. Hele bir de o kopya içerik Google aramalarında orijinalinden üst sıralarda çıkıyorsa söz konusu içeriği yazan bloggerın çıldırması içten değildir.
Dünyada kaç tane web sitesi, bu sitelerde kaç tane sayfa var bilmiyorum ama en saçma aramalarda bile Google’da binlerce sonuç çıktığını düşünürsek Google’ın ve Google ekibinin ne kadar zor bir işi olduğunu anlayabiliriz sanırım.
Google en doğru ve en iyi sonucu kullanıcıya vermek için yayıncılardan yani biz içerik oluşturanlardan faydalı ve özgün içerikler oluşturmamızı istiyor. Yayıncıları buna teşvik etmek için de kaliteli içerikleri hiçbir backlink veya ekstra SEO çalışmasına gerek kalmadan üst sıralarda çıkarıyor. Fakat bu devasa web dünyasında Google’ın da bazı hatalarını ve gözden kaçırmalarını anlayışla karşılamalıyız. Zira Google’ın arama sonuçlarındaki kaliteyi arttırmakla görevli webspam ekibinin başındaki isim Matt Cutts bu tür aksaklıklar olabileceğinden bahsetmişti ve hakkınızın yendiğini düşündüğünüzde durumu Google’a bildirmek için bir araç geliştirmişti.
İçeriğiniz çalındıysa ve çalınan o içerik arama sonuçlarında sizin içeriğinizden üst sıralarda çıkıyorsa Google’ın Scraper Report aracını kullanarak şikayette bulunabilir ve durumun düzeltilmesin isteyebilirsiniz. Bunun için şu sayfaya giderek formu aşağıda tariflediğim şekilde doldurabilirsiniz:
Formu doldururken anlamayacağınız tek yer üçüncü sıradaki kutucuğa ne yazacağınız olabilir. Dolayısıyla buna bir örnek vermek istiyorum.
Kopya içeriğin “blogger” diye arandığınızda sizin içeriğinizden üst sırada çıktığını var sayalım. Google’da arama kutusuna blogger yazarak bir arama yapın ve arama tamamlandıktan sonra tarayıcının adres satırındaki urlnin tamamını kopyalayarak formdaki üçüncü kutucuğa yapıştırın.
İtiraz formunu doldurduktan sonra Google bunun hemen değerlendirileceği ve işleme alınacağı ile ilgili garanti vermiyor. Hırsızlık mağduru olarak yapabileceklerimiz sınırlı olduğu için denemekte fayda var. Aranızda bu aracı daha önce kullananlar ne sonuç aldığını yorum bölümünden paylaşırlarsa diğer blogger arkadaşlara ışık tutmuş olurlar.
24 Mayıs 2015 Pazar
Galatasaray-Beşiktaş Sezon 57 Bölüm 2
Fernando Muslera, kıtası Güney Amerika sinemasında senaryo seçmeden her seferinde büyük oynayan karakter oyuncusu. Hiçbir filmin posterinde adı en üstte yazmıyor ama salondan çıkanların kalbinde çoğu zaman başroldeki adam. Sabri Sarıoğlu, Yeşilçam sokağında doğma büyüme karakter oyuncusu. Hiç başrolü yok, olmayacak da, bazen jön kaprisi yapıyor ama sonra sinema aşkı büyük basıyor. Semih Kaya, kolej hikayelerinde kızların önce yüzüne bakmadığı ama son sınıfa gelip takım kaptanlığına yükseldiğinde paylaşılamayan genç. Hakan Balta, her yönetmenin film çekmeye karar verdiğinde mutlaka bir rol ayırdığı, kısa planlarının hakkını veren usta sanatçı. Alex Telles, Brezilya dizilerinde sivrilip, Avrupa sinemasına kapağı attığında yerel bir yıldız olduğuyla yüzleşen aşk filmlerinde kaybeden genç.
Felipe Melo, sanki Fight Club'ın afişinden futbol sahalarına düşmüş, aksiyon filmlerinin olmazsa olmaz aktörü, "Rol kesmiyor her seferinde kendini oynuyor" denilenlerden. Selçuk İnan, yüz bölüm süren dizilerin değişmez ikinci karakteri, jön değil ama onsuz da senaryo yürümüyor. Onur Ünlü filmlerinin Serkan Keskin'i gibi... Emre Çolak, konservatuvar mezunu büyük yetenek ama verilen her rolü "İşte bu kadar yetenekliyim" diye bağırarak oynayan, senaryoya uymayıp doğaçlamayla çoğu zaman yönetmenini çileden çıkartan genç.
Yasin, eğitimini yurtdışında alıp memlekete geldiğinde sektörden kimseyi tanımayan, kötü senaryolarda, ufak bütçeli filmlerde kendini gösteremeyen ama vazgeçmeyip sonunda kaptığı rolün hakkını fazlasıyla verip, "bırakıyorum aktörlüğü" tavrının kıyısından dönen gurbetçi. Wesley Sneijder bildiğin Al Pacino. Büyük filmlerin büyük aktörü. Senaryo kötü olsa bile çoğu zaman varlığı filmi kurtarıyor, gişesi her zaman var. İyi senaryo ona zaten Oscar getiriyor. Burak Yılmaz, aktör babanın jön oğlu. Kötü senaryolardan sonra usta yönetmen Şenol Güneş'in kadrajını girince jönlüğe terfi eden Türk futbolunun Kenan İmirzalıoğlu'su....
Slaven Bilic, Amores Perros'la ortalığı yıkan Alejandro Gonzalez Inarritu olmak isteyen ama prodüktör bir türlü istediği bütçeyi kendisine vermeyince filmleri senaryo defterinde kalan yönetmen. Inarritu'nun farklı hikayeleri filmin sonunda bir noktada buluşurken, üç hikayenin sonunu getiremeyen Bilic'i gişede yalnız bırakan yanlış senaryo aritmatiği ve role uymayan oyuncular seçimi.
Cenk Gönen, yanlış mevsimde vizyona giren filmlerin yetenekli ama bir türlü sinema dergilerinin kapaklarına çıkamayan aktörü. Sektördeki büyük aktörlerden kendisine sıra gelmeyince dizini salondaki sehpaya vurup koltuğunda kıvranacak kadar da şanssız bir beyazperde öznesi. Serdar Kurtuluş, "Benim filmimde Robert de Niro oynayacak" diye hayal kurup yıllarca Çiçek Bar'da sabahlayan yönetmenin, en sonunda motor dediğinde rolü kapan, hakkını da veren ama kimselere yaranamayan aktörü. Sivok, ağır senaryoların, uzun metrajlı filmlerin değişmez karakter oyuncusu, prodüktörler unutsa bile bir zaman sonra yönetmenlerin aklından çıkmayan, rolünün hakkını veren oyuncusu... Ersan, salon filmlerinin Tarık Akan'ı olma yolunda çıktığı kariyerinde adımlarını kısa atan ve hayal kırıklığı yaratan, jönlüğün kenarından dönen genç. Motta, düşük bütçeli, iki günde senaryosu yazılmış, gece yarısından sonra televizyon kanallarının yayınladığı macera filmlerindeki hiç gülmeyen, kavgası eksik olmayan karakterlerin sahibi.
Atiba, kısıtlı yeteneğinin farkında olan ama sete her seferinde zamanında gelen, yönetmeni can kulağıyla dinleyen, kısa rollerinin hakkını veren festivallerde ödül almasa da başarılı bir sinema emekçisi. Tolgay, Haluk Bilginer'in İngiltere'den geldiği günlerdeki gibi tanınmayan ama şöhretini beraberinde getiren ve bir gün mutlaka Haluk Bilginer'inMasumiyet'teki unutulmaz tiradını tekrarlayacak olan genç yetenek, tabii Zeki Demirkubuz'unu bulursa... Gökhan Töre, İngiliz sineması için doğmuş fiziğiyle macera filmlerinin aktörü. Guy Ritchie'nin yönetmenliğini yaptığı filmlerin vazgeçilmez oyuncusu, geleceğin Jason Statham'ı.
Hollywood'un teknolojisinin karşısında iyi senaryo, doğru casting ile duran Arjantin sinemasında her seferinde başrol kapacak yetenekte bir oyuncu Sosa. Komedi oynamayacağı kesin ama dramın da mecaranın da hakkını verir. Olcay Şahan, kalabalık yemek masalarından şen kahkahaların yükseldiği Ferzan Özpetek filmlerinde kadınların hayran gözlerle süzdüğü ama bir türlü uzun ilişkilerin adamı olmayı başaramadığından, herkesin biraz mesafeli yaklaştığı, günü gününe uymayan adam rolünün hayattaki karşılığı, belki de Javier Bardem...
Demba Ba, futbolun Hollywood'u Premier Lig'de Brad Pitt, Edvard Norton, Jean Reno gibi büyük aktörlerin yanında Samuel L. Jackson olmayı başarmış ama bir türlü gişe rekortmeni filmlerde yer alamamış usta aktör...
Her derbi bir dizi filmdir, yönetmenlerini, aktörlerini bildiğimiz... Senaryosu sahada yazılır, kimine iyi kimine göre kötü sonla biter. Galatasaray-Beşiktaş.. Sezon 57 Bölüm 2. Bu akşam 20:00'de. Kaçırmayın...
22 Mayıs 2015 Cuma
AdSense’den Neden Ban Yedim Ve Banı Nasıl Kaldırdım?
Farkettiniz mi bilmiyorum ama bir süre önce Blog Hocam’daki Adsense reklamları kaybolmuştu. Adsense reklamlarının gözükmesi gereken yerlerde boşluk vardı. Ne olup bitiyor, sorun nedir diye Adsense hesabıma giriş yaptığımda Adsense reklamlarının devre dışı bırakıldığı yazıyordu ve sebep olarak da kopyalanmış içerik gösteriliyordu :)
Siz de benim gibi şaşırdınız değil mi? Benim gibi içerik üretmeye bu kadar önem veren bloggerın blogunda kopyalanmış içerik nedeniyle reklamların devre dışı bırakılması ilginç :) Fakat ortada bir gerçek vardı Blog Hocam 4 yıllık hayatında ilk kez Adsense’den BAN yemişti!!
Adsense’den Neden Ban Yedim?
Adsense hesabımda politika ihlalleri bölümüne baktığımda yukarıda da bahsettiğim gibi kopyalanmış içerik ihlalinin saptandığı yazıyor, bununla birlikte kopya içeriğe ait olduğunu sandığım bir örnek url ve sorun kimliği diye bir numara vardı.
Bahsi geçen url benim yazıma ait bir url değildi. Blog Hocam’da yayınladığım misafir yazılardan birine aitti. Genellikle misafir yazı yayınlamadan önce yazının daha önce başka br mecrada yayınlanıp yayınlanmadığını muhtelif araçlarla kontrol ederdim fakat bu yazıyı atlamış olmalıyım ki böyle bir problemle karşılaştım.
Adsense Ban’ı Nasıl Kaldırdım?
Artık hastalığı teşhis etmiştim ve sıra tedaviye gelmişti.
1. İlk olarak söz konusu içeriği blogumdan sildim.
2. Ardından Google Webmasters Tools’a girerek Google Dizini > URL’leri Kaldır bölümünden sildiğim bu urlnin Google dizininden kaldırma yönünde bir istekte bulundum.
3. Şu adrese giderek politika ihlalini düzeltmek adına içeriği sildiğimi ve bundan sonra aynı sorunun tekrarlanmaması için önlem aldığımı belirten bir bildirimde bulundum.
4. Ve mutlu son! Ertesi gün Adsense’den aşağıdaki maili aldım.
Bu AdSense maceramı sizinle paylaşmak istedim. Başınıza benimki gibi bir durum gelirse panik olmaya ve endişelenmeye gerek yok. Benim izlediğim adımları izleyerek AdSense reklamlarını tekrar göstermeye başlayabilirsiniz.
Söz Sizde
Blogu AdSene’den banlanan ve bu banı kaldıran blogger arkadaşların başından geçen AdSense maceralarını ve banı kaldırmak için yaptıklarını okumak isteriz.
LG G4 ile Mükemmel Görün, Mükemmel Hisset!
LG G4, F 1.8 diyafram aralığı ve 16 MP kamera özelliği ile düşük ışık ve portreler için ideal olan ultra-parlak lensi kullanarak muhteşem netlik ve ayrıntı ile parlayan harika-profesyonel görünümlü fotoğraflar çekin.
G4'ün teknolojinin son harikası, kızılötesine duyarlı renk spektrum sensörü, bir fotoğrafın çekilmesinden bir kare önce tüm görünür ışığı analiz eder ve ölçer ve bu sayede bir fotoğrafın renklerinin düşük ışık koşullarında dahi doğal ve canlı görünmesini sağlar. Aydınlık ve karanlığı ayarlayan kamera ayarlarını düzenleyerek her anı bir sanat eserine çevirin, hareketleri daha hızlı dondurun ve daha iyi düşük ışıkta fotoğraf çekin. G4'ün lazer otomatik odaklanma özelliği ve kamera titremesini azaltan gelişmiş bir görüntü sabitleyicisi olan OIS 2.0 ile hızlı ve net fotoğraflar çekin.
Mükemmel selfie'yi yakalamak için ideal olan bu sınıfının en yüksek kalitesine sahip 8 MP ön kamera, LG'nin eğlenceli ve kullanımı kolay Hareketle Çekim ve Tanıma özelliklerini barındırıyor.
IPS Quantum Ekran, zengin ve orijinal renklerde ve şaşırtıcı düzeyde aslına uygun yüksek kontrastlı canlı görüntüler üretir. Ayrıca, ekranın gün ışığında kolaylıkla görünür olmasını sağlamanın yanı sıra, pürüzsüz ve hızlı tepki sağlayan In-cell Touch Display teknolojiden de yararlanır.
Sanatsal bir hassasiyetten esin alan G4'ün birinci sınıf arka kapakları metalik gri, seramik beyaz, parlak altın ve buğday deri şeklinde sunulmaktadır. Şık renkli arka kapaklar, dokusal olarak işlenmiş diziler şeklinde ayırt ediciliğe sahiptir ve deri seçenekleri, özel iplikle dikilmiş bir dizi ayırt edici renk ve özellik ile sunulmaktadır.
Detay için: http://www.lg.com/tr/smart-phones/lg-LGH815TR
Bir boomads advertorial içeriğidir.
21 Mayıs 2015 Perşembe
Sahte para
Bugün mali şubede çalışan bir polis başvurdu"Mali şube hangi işlere bakıyor?" diye sordum"
"Valla ben asayişten geçtiğimden daha çok sahte para suçlarına bakıyorum" dedi
"Piyasada çok sahte para var mı?" diye sordum
"Olmaz mı, dolu... Biz parayı dolaşıma girmeden yakalamaya çalışıyoruz. Yoksa piyasaya çıktıktan sonra tek tek toplamak da zor, esas kaynağına ulaşmak da" dedi
"Daha çok hangi banknotlarda sahte oluyor?" diye sordum
"En çok 100 lük var. Yapan zaten azar azar, her gün 5-6 banknot sürüyor piyasaya. Adamları var, bir kısmını onlar aracılığıyla çıkartıyor. Son zamanlarda bir de sahte 20'likler çıktı. 100'lük alan şikayetçi oluyor ama 20 lira alan uğraşmaya değmez diye sineye çekiyor" dedi
"Ben heralde hep bankadan para çektiğim için hiç rastlamadım" dedim
"Bazen bankamatikten de çıktığı oluyor. Makineler sayarken kaçırabiliyor. Günahını almayalım ama bazen memurlar da kendisinden hesap sorulmasın diye makineye konan paraların arasına koyabiliyorlar. Bu iş papaz kaçtı oyununda papazı başkasına geçirmek gibi" dedi
"Sahte para harcarken yakalanmanın cezası var mı?" dedim
"Bir sefer olduysa bir şey olmaz, ikinci de karakola götürürler, üçüncüde bu kadar rastlantı olmaz diye mahkemeye çıkarsın" dedi
Konuyla ilgili bu yazıya da internette rastladım
17 Mayıs 2015 Pazar
Kajganic'ten Muslera'ya
Zoran Simoviç bugün 60 yaşında. Euro 84'te hayatının fırsatını yakalamıştı. 30 yaşına kadar ülkesi Yugoslavya dışına çıkamamış ve iyi para kazanamamıştı. Nottingham Forest'in listesindeydi ama İngilizler, imzayı turnuva sonrasına bıraktılar. Simoviç için kabus gibi bir turnuva oldu. Bir kapı kapandı bir kapı açıldı. Galatasaray 11 yıldır şampiyonluk hasreti çekiyordu ve yenilenen kadroda kale ona teslim edildi. Kötü başlayan ama iyinin de iyisi biten Galatasaray kariyerinde Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı final oynayan takımın kalecisi olarak tarihe geçti.
Claudio Taffarel, ülkesi Brezilya'da İtalyan süt ürünleri markası Parmalat'ın reklam yüzüydü. Şirketin sahibi Parma başkanı Tanzi, kariyerinde tek bir kupa olmayan Taffarel'i İtalya'ya getirip kaleyi teslim etti. İkinci sezonunda Kupa Galipleri Kupası'nı kazanan Taffarel, 1994 Dünya Kupası'nda Baggio topu gökyüzüne dikerken kaledeki efsaneydi. Penaltılarla kupayı kaybeden İtalyanların ligini bırakıp ülkesine döndü. Bir kilise takımında forvet oynayıp kendini eğlendirirken 1998'de kendini Galatasaray'da buldu. Thierry Henry her ne kadar geçen sezon röportajda bana "Taffarel çok daha zorlarını kurtardı. O pozisyon onun için çocuk oyuncağıydı ama siz öyle hatırlamak istiyorsunuz" dese de Brezilyalının sarı-kırmızı forma altında kariyer fotoğrafı, Fransız golcünün UEFA Finali'nde direk dibine vurduğu kafaya uzanan kollarıdır.
Faryd Mondragon da Galatasaray için piyango transferdi. Anne tarafı Lübnan'dan Kolombiya'ya göç etmiş bir ailenin çocuğu olan Mondragon, vatandaşı Oscar Cordoba, Boca Juniors formasıyla yıldızlaşırken, Arjantin'de Independiente taraftarının gözbebeğiydi. Önce İspanya ardından Fransa. Metz kalesinde yılın file bekçisi oldu ama o sezon Fransa Ligi'ni sallayan pasaport skandalında onun da adı vardı listede. Valizlerini toplamak zorunda kaldı ve Galatasaray'ın yolunu tuttu. Fenerbahçe derbilerinde şansının yerinde olmadığı kesindi ama Mondragon da adını Simoviç ve Taffarel'in yanına yazdırdı.
Muslera ile tamamlanan kare as Galatasaray'a çok kupa kazandırdı ama bir isim var ki belki de onun yokluğu bir kulübün tarihini değiştirdi. Fenerbahçe teknik direktörü Kaleperoviç, "Onu değil, Ivanceviç'i istiyorum" deyince Bosko Kajganic, Galatasaray'a imza attı.
Kasım 1977'de Samsun'da penaltı kurtardığı maçın ardından bayram tatilinde ailesini görmek için İstanbul'dan yola çıktı. Selimpaşa'da trafik kazasına kurban gittiğinde 29 yaşındaydı Kajganic. O kaza olmasa, sadece altı maç Galatasaray forması giymese, belki de kulübü 14 yıl şampiyonluk hasreti çekmeyecek, Simoviç bu formayı hiç giyemeyecekti.
24 yaşında Galatasaray'a gelen ve geçen hafta 44 yaşında futbolu bırakan Brad Friedel, bir sezon sonra yollanmasa; ne Taffarel ne de Mondragon'un adı bu kulübün tarihine yazılmayacaktı. Mondragon'u yoran pasaport skandalının bir benzerini Lazio'da yaşayıp tükenen Juan Pablo Carrizo da kaleyi Muslera'ya kaptırmasa, Uruguaylı bugün kimbilir hangi takımın formasını giyiyordu... Hayat...
15 Mayıs 2015 Cuma
Bloglarda Görsellik Ve Ziyaretçiye Etkisi
Blog dediğimizde çoğumuzun aklına yazılar, makaleler, cümleler, kelimeler geliyor doğal olarak. Fakat bu demek değil ki yazmakla her şey bitiyor. Blogger olarak üzerinde durmamız gereken önemli bir konu da blogun görselliği ve ziyaretçi üzerinde bıraktığı etki. Müsadenizle açıklayayım…
Şuradan inceleyebileceğiniz, üniversite tarafından yapılan bilimsel bir çalışmaya göre sitenize giren yeni bir ziyaretçi 50 milisaniye gibi bir sürede siteniz hakkında bir fikir sahibi oluyor. İşte bu kadar kısa sürede ziyaretçide olumlu bir etki bırakmanın tek bir yolu var; GÖRSELLİK. Aksi taktirde ziyaretçi onca emekle yazdığınız birbirinden değerli içerikleri okumadan blogunuza veda edebilir.
Normal hayatta da böyle değil midir zaten? Dünyanın en lezzetli yemeklerinin yapılığı bir restoran sahibi olsan da eğer dışarıdan bakıldığında virane gibi görünen bir mekan, kırık dökük sandalyeler, üstü başı kirli bir personelin varsa kimse içeri girip menüye bile bakmayacaktır.
Blogunuzun Görünümü Hakkında Feedback Alın
Blogunuzda çok beğendiğiniz bir tema kullanıp, bunu istediğiniz şekilde düzenlemiş olabilirsiniz. Sizin beğenmeniz şüphesiz ki önemlidir ama burada ön planda tutmanız gereken şey ziyaretçilerin görüşüdür. Zira tarafsız ve gerçekçi yorumlarla sizi en doğru yönlendirecek kişiler onlardır. Bunun da çeşitli yolları var.
1. Bir post hazırlayarak ziyaretçilerin yorum bölümünden blogundan görselliği ile ilgili fikirlerini paylaşmalarını isteyebilirsiniz. Bu yöntem eski ve düzenli okuyucularınızdan feedback almak için önerilir.
2. Blogunuzun kenar çubuğuna, görünür bir yere bir anket ekleyerek, ziyaretçilerden hızlı geri bildirim alabilirsiniz. Bu yöntem blogunuzu nadir veya ilk kez ziyaret eden kullanıcılardan feedback almak için önerilir.
3. Çeşitli forumlarda veya online topluluklarda ilgili bölümlerde konu açarak diğer bloggerların, tasarımcıların veya kullanıcıların fikirlerini öğrenebilirsiniz. Bu yöntem blogunuzu daha önce hiç ziyaret etmemiş fakat deneyim sahibi kişilerden feedback almak için önerilir.
Bloglarda Ziyaretçiyi Etkileyen Görsel Faktörler
Blogunuzu görsel olarak geliştirmek için üst düzey bir tasarımcı veya programlayıcı olmak zorunda değilsiniz. Üstelik burada bahsettiğim şey kusursuz bir tema bulmak da değil. Ücretsiz online araçlardan ve internetteki faydalı kaynaklardan yararlanarak yapacağınız ufak tefek değişiklikler ziyaretçiye olumlu bir izlenim bırakmak için yeterlidir.
- Renk: Blogunuzda kullanacağınız renkler konunuzu, tonunuzu, tarzınızı yansıtmalıdır. Yanlış renk kullanımı okuyucunun gözünü yoracağı gibi blogunuzu hemen terk etmelerine yol açabilir. Blogunuza uygun renk kombinasyonları seçmek için faydalanabileceğiniz bazı ücretsiz araçlar; Color Lovers – Colord – Color Combos – Adobe Color
- Fotoğraflar: Blog yazılarınızda ve blogunuzun muhtelif yerlerinde kullanacağınız fotoğrafların kalitesi ve dikkat çekiciliği de blogunuzu görsel açıdan geliştirebilir. Bunun için her zaman yüksek kaliteli (HD) ve göz alıcı fotoğraflar kullanmanızı öneririm. Bu tür fotoğrafları ücretsiz indirebileceğiniz 15 kaynağı toparladığım yazım size faydalı olabilir.
- Tipografi: Blog tasarımında en sık yapılan hatalardan biri de font kullanımı. Farklı olmak adına okunması zor yazı tipleri ve orantısız yazı boyutları kullanmak ziyaretçiyi kaçırabilir. Eğer siz de aldığınız fedbacklerde böyle bir şikayet ile karşılaştıysanız tipogafi kullanımınızı gözden geçirin.
- CSS: Blogunuza basit ve küçük CSS kodları ekleyerek dikkat çekici ve çık sonuçlar elde edebilirsiniz. Bu konuda internette pek çok kaynak bulabileceğiniz gibi benim de sık kullandığım CSS 3 Maker benzeri araçları kullanabilirsiniz.
Söz Sizde
Siz bir blogu ilk kez ziyaret ettiğinizde blogun görselliği sizi ne kadar etkiliyor? Sırf kötü tasarımı olduğu için terk ettiğiniz blog oldu mu? Blog Hcam’da sizi en çok rahatsız eden görsel öğe ne? Fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim.
12 Mayıs 2015 Salı
Doğuş Otomotiv Trafik Hayattır!
Emniyet kemerinizi bağlayın, hayattan kopmayın!
Çünkü Trafik Hayattır!
Faaliyet gösterdiği alanla yakından ilgili, trafik güvenliği konusunda toplumda uzun soluklu bir kültür değişimi yaratmayı hedefleyen Doğuş Otomotiv, kurumsal sorumluluk platformu Trafik Hayattır ile 10 yılı aşkın süredir trafik güvenliği bilincini arttırmak için çalışıyor.
Günlük hayatımızda sürücü, yolcu veya yaya olarak yer aldığımız trafikte yaşanan kazaların ancak her yaş grubundan bireylerin trafikteki davranış ve alışkanlıklarını kapsayacak bir trafik güvenliği kültürünün oluşturulmasıyla önleneceğine inanan Doğuş Otomotiv, Trafik Hayattır Platformu üzerinden çocuklar, gençler ve yetişkinlere yönelik farkındalık ve bilinçlendirme eğitimlerini hayata geçirmeye odaklanıyor.

Bu kapsamda, Trafik Hayattır Platformu trafik güvenliğinin en önemli temel unsurlardan biri olan emniyet kemeri kullanımı alışkanlığının yaygınlaşması için kamu spotu, radyo spotları gibi iletişim faaliyetlerine bir yenisini daha ekledi. Emniyet kemeri kullanımının önemini vurgulayan animasyon filmi ile hem yetişkinlere hem de çocuklara mesaj vermesi planlanıyor. Trafik Hayattır’ın yeni animasyonunda emniyet kemeri kullanılmazsa sürücü ve yolcuların başına gelebilecek tehlikeler esprili bir dille anlatılıyor.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
10 Mayıs 2015 Pazar
Adebayor ve Don Corleone Didier Drogba
Hikaye 27 yıl öncesinden. Afrika'da Togo'da bir çocuk. Daha dört yaşında. Doğduğu günden itibaren ilk adımlarını gözleyen ailesi yürüyemeyen çocukları için derman arıyorlar. Nijerja'ya, Gana'ya doktorlara götürüyorlar. Çare bulunamıyor. Annesi; "Artık tek çare dua etmek" diyor. Çocuğu kucağına alıyor ve kiliseye gidiyor. Rahip, kadına yedi gün boyunca dua etmesi gerektiğini söylüyor. Kadın yedi gün dua ediyor kilisede. Yedinci gün, bir pazar günü. Kilisenin önünde top oynayan çocuklardan biri topa abanıyor, top kilisenin kapısından içeri giriyor. Dua eden kadının dizinin dibinde oturan çocuk, topu görünce ayağa kalkıyor ve topa doğru yürümeye başlıyor. Hayatının ilk adımını atıyor. Aradan 21 yıl geçiyor, bir televizyon programında çocukluğunu anlatırken "İnanılmaz gibi geliyor ama doğru. Futbol benim kaderimmiş" diyor. O çocuğun adı Emmanuel Adebayor. O bu hikayeyi 2009'da anlattığında izleyenler için ilginç ve mistik olan bir zamanlar yürüyemeyen çocuğun Arsenal'den Manchester City'e 30 milyon euro'ya transfer olması. Afrika'dan çıkan her yeteneğin zorlu bir hayat hikayesi var sonuçta, kimse gıcır kramponlarla yeşil sahalarda havası kıvamında toplarla futbolcu olmuyor o kıtada. Adebayor'u 15 yaşında Togo'da Fransız Metz kulübü keşfediyor. Takımın Superman'i oluyor Adebayor ama ligde kötü adam çok! Kurtarmaya yetmiyor 13 golü ve Metz küme düşüyor. Monaco o sezon iyi takım, daha Rus sermayesinin gelmesine çok yıllar var. Adebayor'u transfer ediyorlar ve o sezon Şampiyonlar Ligi'nde beklenmedik bir şekilde finale çıkıyorlar. Karşılarındaki takım Jose Mourinho yönetimindeki Porto. Adebayor yedek bekliyor ama yıllar sonra Mourinho, onu Real Madrid'e kiralık olarak transfer ediyor. Arsenal'de Fransız teknik adam için ülkesi bir futbolcu tarlası, ekinler başak verdiğinde Wenger fırsatı kaçırmıyor, ne kadar yetenekli adam varsa koyuyor heybesine Londra'ya getiriyor. Adebayor da onlardan biri. Tabii işi zor, takımda Fransız bir efsane var: Thierry Henry. En güzel plaselerin sahibi Barcelona'ya gidene kadar da esas adamın bir başkası olma ihtimali yok. İki maçta bir gol hiç fena ortalama değil üç sezonda. Manchester City, 2009 yazının transfer obezi, önüne geleni transfer ederken Adebayor da kapıdan içeriye giriyor.
EN HEYBETLİ AFRİKALI
Hafif arıza adam Adebayor, yönetilmesi kolay değil, güçlü fiziği 1.91'lik boyuyla hedef santrfor ama aynı zamanda kadife bileklere de sahip olduğundan oyununun incesini de oynayabilen bir golcü. İyi para kazanıyor. Manchester City onu eski kulübü Arsenal'in Kuzey Londra'daki ezeli rakibi Tottenham'a kiraladığında aslında podyumda bir basamak aşağıya düşüyor ama eninde sonunda burası Premier Lig. 2010'da Afrika Kupası'nda Angola'ya giderken Angola Gerillaları adlı grup Togo Milli Takımı'nın otobüsünü tarıyor, ikisi futbolcu dokuz kişi yaralanıyor. Adebayor da o otobüste. 14 yıldır Avrupa'da top peşinde koşturan Togo'lu geçen hafta futbol dünyasında çok az ismin cesaret edebildiği bir şeye imza attı. Facebook hesabından ailesini hedef alan bir metin yayınladı. Parıltılı, çok milyonlu, bol gollü, sırtını sıvazlayanın çok olduğu futbol dünyasında madalyonun öteki yüzünü görebilmemiz için Adebayor'un kaleminden bakalım dünyaya: "Bu hikayeyi uzun zamandır kendi içimde saklıyordum, aile içi problemler dört duvar arasında kalmalı ama artık bu dünyada tüm ailelere benim aileme ne olduğunu anlatma vakti geldi. 17 yaşında futboldan kazandığım ilk parayla aileme ev aldım. Kızım olduğunda annemi aradım, yüzüme telefonu kapadı. Onu defalarca iş yapabilmesi için para verdim ama iş kurmadı bile. Kız kardeşime Gana'daki 1 milyon 200 bin dolar verip ev aldım. Ülkeme geldiğimde kardeşimi ziyarete gittim ama büyük bir şok yaşadım. Evi başka birilerine kiraladığını ve üvey kardeşim Daniel'i de evden kovduğunu gördüm. Bana bunu açıklamasını istediğimde bana küfür etti . Kardeşim Kola, 25 yıldır Almanya'da. Bütün eğitimini üstlendim, benden iş kurmak için kaç kez sermaye isteyip aldığını ben de unuttum. Diğer kardeşim Rotimi'yi Fransa'da futbol akademisine yazdırdım, birkaç ay içinde 27 takım arkadaşından 21 cep telefonu çaldı. Kardeşim Peter öldüğünde kardeşlerime cenazeye gidebilmeleri için para verdim, o gün ortalıkta görünmediler bile. 2005'te aile içindeki olayları çözmek için hepsini topladım ve ne istediklerini sordum. Hepsi kendileri için birer ev yaptırmamı ve kendilerine aylık maaş istediler. Her zaman ihtiyacı olan insanlara yardım etmek istedim. Onlar buna gerek olmadığını ve bunun kötü bir düşünce olduğunu söyleyip karşı çıktılar. Bunları ailemi hedef göstermek için söylemiyorum. Herkesin gerçekleri görmesi için bunları yazıyorum." Adebayor'un bu itirafları sonrasında herkesin aklına Afrika kıtasından çıkmış bir süperstar geldi: Didier Drogba. Adebayor da onun kapısını çaldı ve bu hikayeyi ona anlatıp, yol göstermesini istedi. Drogba'nın cevabı Godfather'dan Vito Corleone repliği gibiydi: "Emmanuel, hayatta seni ne mutlu edecekse, neden keyif alacaksan onu yap ve yaşantından ödün verme. Ailenin bireylerine de bir iş bulmalarını söyle."
5 Mayıs 2015 Salı
87 Dakika / 87 λεπτά
87 Dakika, Sakız Adası’nın Lailapas ve İzmir’in Karşıyaka Spor Kulübü’nün 7 Aralık 1930’da oynamak için bir araya geldiği, ancak aşırı yağmur yüzünden 3.dakikasında iptal olan maçın hikayesidir.
Yapım: culture multure
Yönetmen: İlkay Yıldız
Yapımcı: Barış Timurlenk
Kurgu: Eray İlhan
Seslendirme: Hakan Gerçek, Okay Karacan
Animasyon: Eray İlhan, Emek Kalfa
İllustrasyon: Çetin Yıldız
Grafik Tasarım: Efe Kaptanoğlu
3 Mayıs 2015 Pazar
Mayweather vs. Pacquiao
Bu sabah ya saati altıya kurup uyandınız ya da hiç uyumadan güneşin doğuşunu izleyip ekran başına kuruldunuz. Eğer böyleyse dünyada milyonlarca insan gibi sizde yüzyılın maçına tanıklık ettiniz. Floyd Mayweather ve Manny Pacquiao'dan birisi kazandı? Nakavtla mı, 12 raund sonunda mı? Ya da yenişemediler... Boks tarihi elbette ki efsane maçlarla dolu ama yaşadığımız yüzyılın en merakla beklenen karşılaşmasıydı bu. Onları karşı karşıya getirmek için menajerler, organizatörler tam sekiz yıl uğraştı ve bu yıl ocak ayında ikili Miami'de Miami Heat-Milvaukee Bucks maçını izlemek için geldikleri salonda ilk kez yüzyüze geldi. Pacquiao, Mayweather'den cep numarasını istedi ve dev maç için düğmeye basıldı. 20 Şubat'ta iki şampiyonun 2 Mayıs'ta Las Vegas'ta MGM Grand'de ringe çıkacakları açıklandı. İşte o günden bu yana Mayweather-Pacquiao ikilisi için binlerce haber yapıldı, maçın akıllara ziyan finansal detayları ekonomi dergilerine manşet oldu, hazırlık döneminin her dakikası, iki boksörün de hayatlarının tüm detayları belgeseller için kayıt altına alınmaya başlandı ve beklenen gün geldi. İşte yarın tüm dünyada spor medyasının birinci manşeti olacak Mayweather-Pacquiao düellosunda ilk gong çalanana kadar yaşananlar. Profesyonel boksta bir maçta kazanılan rakamları bir başka spor dalında kazanabilmek mümkün değil. Tarihi maç için anlaşma sağlandığında kariyerindeki 47 maçı da kazanan (1996 Olimpiyatları'nda Bulgar'a yenilip bronz almıştı) Floyd Mayweather Jr.'un toplam gelirin yüzde 60'ını, rakibi Filipinli Manny Pacquiao'nun ise yüzde 40'ını alacağı açıklandı. Mayweather ringe rakibinden sonra çıkmayı, soyunma odasını seçmeyi de kabul ettirdi. Sonuçta Las Vegas onun evindeydi ve MGM Grand'de 11 galibiyeti vardı.
38 yaşındaki Floyd Mayweather sadece efsane bir boksör değil elbette. O dünyada belki de en çok sevilen ve nefret edilen profesyonel sporculardan biri. Lakabı Money yani Para, aslında karakterinin de özeti. Ring dışındaki hayatında insanları servetiyle dövebileceğine inanan, Justin Bieber'ı gibi bir pop ikonunu yanına alıp magazin manşetlerini süsleyen, 7 milyon dolardan fazla para harcadığı otomobilleri, jetiyle, yatıyla, katıyla 24 saat hava atan bir lümpen. Kiminle karşılaşsa ringin kötü adamı her seferinde Mayweather. Muhammed Ali'den büyük boksör olduğunu söyleyen, 47 maçlık yenilmezlik serisini Rocky Marciano'nun 49'luk rekor serisini solladığında ringlere veda etmeye hazırlanan bir büyük sporcu ama aynı zamanda bir ABD gerçeği. Sabahları 10 dakika dişlerini fırçalayan, yediği her yemeğe barbekü sos döken, her hafta manikür ve pedikür yaptıran ve idmanlarda Rocky'e özenip keseceği kütükleri California'dan getirten ve kimilerine göre her seferinde yenebileceğine inandığı rakipleri seçtiği için bu noktaya gelen bir boksör. Mayweather-Pacquiao düellosunu yüzyılın maçı olarak lanse ettiren sadece iki boksörün farklı sikletlerde rakiplerini paramparça etmesi değil elbette. Parayı çok seven ABD'linin karşısında Hollywood filmlerinin senaristlerinin ağzını sulandıracak bir adamın hikayesi var. Manny Pacquiao, Filipinler'de bir halk kahramanı. Rakibinden iki yaş küçük ve onun gibi yenilmez değil. Kariyerinde 57 maç kazanırken, iki karşılaşmada rakiplerine yenik düştü. 14 yaşında evden kaçan ve Manila'da sokakta fıstık satarken 16 yaşında boksör olmayı başaran Pacquiao'nun Jack Russell Terrier cinsi köpeğine verdiği isim PacMan aynı zamanda bu Uzak Doğu efsanesinin lakabı. Her sabah çıktığı sabah idmanında köpeğiyle birlikte koşan, dünyanın dört bir köşesine onunla seyahat eden Pacquiao'nun günde 8 bin kalori aldığı 5 öğünlük menüsü ise dillere destan. Hayatı boyunca soğuk su içmeyen Filipinli, Mayweather kadar büyük bir servete sahip olsa da daha ucuz hobilere sahip. Satranç oynamayı seviyor ve amatör fotoğrafçı. Gelelim spor tarihinin dönüm noktalarından biri kabul edilen bu maçın ekonomik verilerine. Forbes'a göre maçtan elde edilen gelir 400 milyon doları çoktan geçti bile. Kaybeden kim olursa olsun servetine en az 150 milyon dolar ekledi bile.
Maçı izlemek için Las Vegas'ya 16 bin 800 kişi kapasiteli MGM Grand'e gelenlerin şanslı bin tanesi 1500 ile 10 bin dolara arasında bir rakam ödediler. Maçın sadece gişe hasılatı 74 milyon dolardan fazla. Bizde maç açık kanalda yayınlandı ama ABD'de 3 milyon hanede bu maçı izlemek isteyenler şifreli kanalı HD yayın için 99 dolar ödedi. Bira markası Tecate, Corona'nın 5.2 milyon dolarlık teklifinin üzerine çıkmak zorunda kaldı ve 5.6 milyon dolar ödedi. Mayweather lakabı "Para"nın hakkını verebilmek için olsa gerek maçta takacağı dişlik için 25 bin dolar öderken, Pacquiao'nunki ülkesinden bir diş hekiminden hediye olarak geldi. Maçın ring hakemi Kenny Bayless milyonların döndüğü maçtan 25 bin dolar kazandı ve bu da bu rekor olarak tarihe geçti. "MayPac", 6 harfli, 6 sıfırlı bir maçtı. Sonunda biri kazandı, biri kaybetti ya da eşitlik hali... Mike Tyson'un unutulmaz sözünü hatırlarsak eğer: "Ağzının ortasına yumruğu yiyene kadar herkesin bir planı vardır."
























