18 Ekim 2015 Pazar

Haziran'da Eyfel'e Gel

Futbolumuza dair hep istikrarsızlıktan şikayet ederiz ama bakın hikayenin baş aktörleri aradan yedi yıl geçmesine rağmen aynı. Teknik direktör yine Fatih Terim, takımın yıldızı yine Arda Turan. İşin latifesi elbette bu, masal gibi bir Euro 2008'in ardından iki Dünya Kupası, bir Avrupa Şampiyonası'nı evimizden seyrettik, herkes kendine bir takım seçti desteklemek için. Avrupa olunca İtalya, Dünya Kupası'nda Arjantin dedim ben mesela. Hiç de kazanamadım. Grubun ilk üç maçında bir puan alıp sonunda Hollanda'yı sollayıp yetmedi en iyi üçüncü olup Euro 2016 biletini alarak yine "Çok olduk". Avrupa'nın neredeyse yarısının katılacağı bir turnuvaya gitmek hikayenin başından baktığınızda büyük başarı değil ama biz de Rocky gibiyiz. Önce biraz dayak yiyoruz ama filmin sonunda "Aaaddriannn" diyen bağıran da biziz. Ev sahibi biz olabilirdik olmalıydık bu turnuvanın, final oylamasında tek oyla kaybettik. UEFA Başkanı Michel Platini ülkesine götürdüğü finalleri, kaderin böylesi, aldığı ceza sonrasında başkan ünvanıyla büyük bir ihtimalle izleyemeyecek Euro 2016'yı. 10 Haziran'da başlayacak ve 10 Temmmuz'daki finalle sona erecek olan Euro 2016'ya sekiz ay var ama gelin kısa notlarla oryantasyon turunu çıkalım hep beraber: 
 24 takımın grup kuraları 12 Aralık'ta çekilecek. 1960'daki ilk turnuvada finallerde dört takım vardı. 17 ülke elelemere katılmıştı. 1996'ya kadar sekiz takımla oynanan finallere, son beş turnuvada 16 takımla oynandı, ilk kez 2016'da 54 ülkeden 24 finalist Fransa biletini aldı. 
 Almanya ve son iki kupayı alan İspanya üç kez Avrupa Şampiyonu oldu. 2016'ın ev sahibi Fransa'nın iki kupası var ve bir şampiyonada en fazla gol atan futbolcu da dokuz golle Michel Platini. 
 Euro 2016'nın logosunu Fransızlar değil Portekizliler yaptı. Brandia Central şirketri 2012'nin de logosunu tasarlamıştı. Turnuvanın sloganı "Le Rendez- Vous", bildiğiniz randevu. Dillerine düşkün Fransızlar futbol bayramına davet ediyorlar bizi. 

MASKOT, SUPER VICTOR 

 Euro 2016'nın maskotunu çocuklar çok sevecek. Super Victor, süper kahraman görünümlü bir çocuk. Victor ismi de oyunun sonundaki zafere gönderme içeriyor. 
 Organizasyonun resmi şarkısı henüz tanıtılmadı ama altındaki imza ünlü Fransız DJ. David Guetta'ya ait olacak. Guetta'nın dijital yeteneklerini konuşturduğu şarkı mart 2016'da gün yüzüne çıkacak. 
 Euro 2016'da kupaya adını veren isim Henri Delaunay. 1954'te kurulan UEFA'nın ilk genel sekreteri olan Delaunay, bir yıl sonra hayatını kaybetmiş ve hayalini kurduğu Avrupa ülkelerinin katıldığı finalleri görememişti. 
 Bu futbol şöleninde maçlar grup aşamasında Türkiye saatiyle 16.00, 19.00 ve 22.00'de oynanacak. Gruplarda her ülke üç maçını da farklı şehirlerde oynacak. Ev sahibi Fransa, grup maçları için Paris, Marsilya ve Lille'i tercih etti. 
 16'dan 24 ülkeye yükselen finallerde 2012'ye göre 20 maç daha fazla oynanacak. Toplam 51 maç ı tribünlerde 2.5 milyon taraftar izleyecek. Bu rakam 2012'deki turnuvada 1.4 milyondu. Bir milyon futbol turistinin Fransa'da bir ay boyunca bir milyar Euro harcaması bekleniyor. 
 Euro 2016'yı dünyada 230 ülke naklen yayınlayacak. Her maçı ortalama 150 milyon kişinin televizyondan izlemesi bekleniyor. UEFA, yayın haklarından bir milyar, sponsorlardan 400 milyon ve bilet satışlarından 500 milyon Euro'yu kasasına koyacak. 
 51 maçın 43'ünde en ucuz bilet 25 Euro olacak. Finalde en pahalı bilet ise 896 Euro. Haziran 2015'te satışa çıkan biletleri satın alanlar, gruplar belli olduktan sonra mart 2016'dan itibaren UEFA'nın resmi bilet satış portalında biletlerini isterlerse aldıkları rakamdan satabilecekler. Federasyonlar da bilet satışını üstlenecek ve turnuva boyunca stadyum gişelerinden bilet satışı yapılmayacak. 
 Adaylık döneminde dosyasına 12 stadyum yazan Fransızlar, finalleri 10 stadyumda oynatacak. Açılış ve final maçı elbette ki 81 bin kişi kapasiteli Stade de France'da. Lyon, Lille, Nice ve Bordeaux yeni, Lens, Marsilya, Saint Etienne, Toulouse, Paris (Parc de Princes) ve Marsilya'da yenilenmiş stadyumlarıyla turnuvaya ev sahipliği yapacak. Artık hatırlatmaya gerek var mı bilmiyorum ama Euro 2016'da stadyumlarda ve taraftarların buluştuğu "Fan Zone"larda sigara içmek yasak. 
 Ve hikayenin sonu. Euro 2016'yı kazanan milli takım, 2018 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapacak olan Rusya'nın 2017'de düzenleyeceği Konfederasyon Kupası'na katılma hakkını elde edecek. Son Dünya Şampiyonu Almanya ve Rusya, Euro 2016'da final oynarsa, bu turnuvanın yarı finalistleri Konfederasyon Kupası'na gidecek. 

17 Ekim 2015 Cumartesi

Raul...


Jesus Gil 17 yılda 39 teknik direktörü yolladı. 141 transfer yaptı. Joaquin Pero'ya yaptığı hiç unutulmadı. Adamı hazırlık kampına hoca diye yolladı, lig başlamadan görevine son verdi. "Neden?" diye sordular. "Posterde yamuk çıkmıştı" dedi. 
Atletico Madrid'de şimdi oğlu var ama kulüp başka bir kulüp oldu. Gil servetini Franco döneminde inşaat işlerinden yapmıştı. Marbella belediye başkanıyken büyük soydu. Bu çocuk Atletico Madrid alt yapısında geleceğin golcüsüydü. Babası, amcası Atletico taraftarıydı. Gil, alt yapıyı dağıttı. Çocuk Real Madrid'e gitti, büyüdü, Madrid derbisine çıkıp Atletico'yu toprağa gömdü. Böyle adamların hikayelerine -izm bilmeyenler çok romantik diyorlar... Nah romantik... Kurgu değil Raul'unki; hayatın taa kendisi...

16 Ekim 2015 Cuma

Öğrenciler Neden Blog Yazmalı? – 6 Makul Sebep

Blog yazarlığı yediden yetmişe günümüzde herkesin zevk alarak yaptığı, para kazanabildiği bir uğraş, bir meslek haline geldi. Çünkü sesini binlercesine duyurabilmek, ücretsiz bir şekilde bile bir bloga sahip olabilmek, her ortamda çalışabilmek ve ilerleyen dönemde blog yazarak para kazanmak mümkün olduğu için bu meslek her geçen gün büyüyerek gelişmeye devam ediyor.

Peki öğrenciler böyle bir uğraşın içerisinde yer almalı mı ? Bir başka deyişle neden öğrenciler blog yazmalı ?

öğrenciler neden blog yazmalı


Eğlenceli zaman sağlar

O kadar ders arasında sıkıştığınız zaman blogunuz imdadınıza yetişebilir. Örneğin kişisel bir yazınıza yapılan olumlu yorumlar ve akabinde gelen etkileşimler sizin keyif almanızı sağlayabilir. Öğretmen kontrol eder mi, ederse kaç alırım, yetiştirmem gerekiyor gibi kaygılarınız olmadığı için harika işle ortaya çıkararak övgüler alabilirisiniz.

Okuma motivasyonunuz artar

Okul döneminde verilen ödevi yapmak zaruri olacağı için bazen keyfinizin yerinde olmadığı zaman bile bazı şeyleri okumak zorunda kalabilirsiniz. Yalnız blogunuzda nasıl yapılır türünde bir yazı paylaşmak istediğiniz zaman aklınıza gelebilecek tüm soruların yanıtlarını yazınıza eklemek isteyeceğiniz için farklı kaynaklardan okuma ihtiyacı hissedecekseniz.

Okudukça kendinizi geliştirecek ve o derece yazınızı güzelleştireceksiniz. Bu durum siz de her yazı yazmadan önce farklı kaynakları okuma gerekliliğini hissettirecek ve okuma alışkanlığı kazandıracaktır.

Yazma yeteneğiniz artar

Hep başımızın tatlı belasıdır kompozisyonlar değil mi ? Aslında her blog yazısı da görsel öğelerle zenginleştirebileceğiniz  bir tür kompozisyondur. O sınırlı zamanda yazma yeteneğinizi geliştiremediğinizi düşünürsek geniş zamanda imla kurallarına uygun, giriş-gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşan iyi araştırılmış bir yazı size hem o konuyu iyi öğretecek hem de yazma yeteneği kazandıracaktır.

Sürekli blogunuzda yazdıkça artık dersleriniz sırasında yazacağınız kompozisyonlar için pratik kazanmış olacaksınız.

Aile içinde kendinizi gösterme fırsatı sunar

Her yaptığınız çalışmayı ya da her düşündüğünüz şeyi “baba bak ben bunu yaptım, bunu çizdim” diyemeyebilirsiniz. Yalnız tek bir adres olarak blogunuzu anne ve babalarınız, dostlarınız bilirse sizin yeteneğinizi, paylaşımlarınızı oradan takip edebilir. Yapacağı yorumlar hem sizin populerleşmenize hem de motivasyonunuza olumlu katkı yapacaktır.

Sosyal çevrenizi artırır

Günümüzde sosyal ağlar sayesinde tanımadığınız onlarca kişiyle etkileşim kurmanız mümkün. Blog yazdığım zaman yüzlerce yeni dürüst insanlarla arkadaşlık ettiğimi söyleyebilirim. Siz de yazılarınızla binlercesinin ortak sesi olabilir ve onlarla etkileşim kurabilirsiniz. Belki de yakınen tanıdığınız arkadaşınızdan alamayacağınız desteği yazılarınız vasıtasıyla size ulaşan birisinden alabileceksiniz.

Yönetim ve liderlik becerisi kazandırır

Kimseye bağlı değilsiniz, kendi işinizin patronusunuz ! İyisiyle kötüsüyle okuyucunun yani müşterinizin tek muhatap alacağı kişi sizsiniz. Müşteri bir soru mu soruyor, yanıtını bulmak sizin işiniz. Blog tasarımında sıkıntı mı var, renkler mi uyumsuz ? O zaman belki bütçeyi kontrol edip bili kişilerden yardım almak gerekir. Daha fazla kişiye mi ulaşmak lazım ? O zaman farklı çalışmalar başlatmalısınız. Bu soruları elbette artırabiliriz.

Bu süreçleri iyi yönetirseniz blogunuzu yönetme ve ona liderlik yapma konusunda iyi olduğunuzu göstermiş olacaktır. Bu da size hayatınızda proje yönetme becerisi kazandıracatır.

Son Sözler

Bir öğrenci olarak bu yazımı sonuna kadar okuduysanız sanırım “ben de blog açmak istiyorum” hevesini taşıyorsunuz. Cesaretli olun, atak olun ve sabırlı olun. Hiç bir gül dikensiz yetişmez, o yüzden kısa sürede binlerce takipçi beklemeyin. Azimli çalışmanızın sonucunu muhakkak alabileceksiniz. Üstelik yeterli hite ve okuyucu kitlesine ulaştıktan sonra adsense ile para kazanma imkanına bile sahip olabileceksiniz.

Unutmadan blog için çalışma yaparken dersleri de ihmal etmek yok !

Ve son sözüm de anne – babalara ! Çocuğunuzun kendi gelişimi için onu blog konusunda teşvik edebilirisiniz. İnternetten onları alı koymak mümkün değil. En azından bu şekilde kendilerine değer katacak bir çalışma içerisinde yer almasını sağlayabilirsiniz.

Yazar Hakıkında: Bu yazı öğretmen, öğrenci ve veliler için faydalı yazılar yazan Eğitim Bölümü sitesi sahibi tarafından Blog Hocam için yazılmıştır.

11 Ekim 2015 Pazar

Affet Bizi Keylor Navas


2014 Dünya Kupası'ndan aklında ne kaldı diye sorsanız, altı yıl kupaları domine eden İspanyolların erken vedası, Almanların ev sahibi Brezilya'ya attığı yedi gol ve muhteşem kaleci performansları derim öncelikle. Sonuncusundan devam edelim çünkü futbol dünyasında düşük profilli bir kahraman bu sezon harikalar yaratmaya devam ediyor. Şampiyon Almanya'nın libero-kalecisi Manuel Neuer zaten kupaya gelirken de tartışmasız dünyanın en iyi kalecisiydi. Nijerya kalesinde Vincent Enyama gönülleri fethetti ama kariyerinin büyük bir kısmını İsrail'de geçiren Enyama 33 yaşına geldiğinden kimse ondan bir gelecek beklemedi. Tim Howard, ABD kalesinde Belçika maçında yaptığı rekor kurtarışla kariyerinin sonbaharında, 40'ına yaklaşan kalecilere selam yolladı. Rais M.Bolhi'nin kalesini koruduğu Cezayir, turnuvanın rengiydi... Bolhi şimdi Antalyaspor forması giyiyor. David Ospina, Kolombiya'dan hep iyi kaleciler çıkar geleneğinin temsilcisiydi, yaz aylarında adı Fenerbahçe ile anıldı ama Cech, Arsenal'e gelmesine rağmen takımdan ayrılmadı. Meksika kalesinde harikalar yaratan Ochoa ise kulüp kalesine geçtiği zaman kova kaleci olmayı sürdürdü. 

Alman Neuer ile birlikte önümüzdeki 10 yıla damgasını vurması beklenen iki kaleci var Avrupa'da. Chelsea, pişmesi için Atletico Madrid'e gönderdiği Thibaut Courtois'yı geri aldı ve Manchester United'ın Atletico Madrid'den genç yaşta transfer ettiği David De Gea'nın karşısına koydu. 2014'ün iz bırakan kalecilerinden birinin kaderi De Gea ile bu yaz aylarında kesişti. Real Madrid, bırakın altyapıdan yetişen, İspanyol oyuncuların azlığından şikayet eden Madrid spor gazetelerinin baskısı altındaydı. Mourinho döneminde düşüşe geçen Iker Casillas, bir zamanlar önce Hierro-Redondo ardından ikinci döneminde Guti ve Raul'u gönderen Başkan Florentino Perez'in yeni hedefiydi. Los Galacticos projesinin babası vakti zamanında "Çirkin bu adam, forması satmaz deyip" Ronaldinho yerine yakışıklı Beckham'ı almış, futbolun ikon çocuğu en iyi zamanında "Karım ne derse o olur" deyip Victoria'nın peşinden Los Angeles'in yolunu tutmuştu. Iker Casillas gidecekti ama nazik olmak zorundaydılar çünkü Real Madrid kaptanı, şehrin iki büyük spor gazetesini yönetenlerin kulüpteki favori adamıydı. Dünya Kupası'ndaki kurtarışlarıyla kendini Levante'den 10 milyon Euro karşılığında Real Madrid'e atan Keylor Navas iyi kaleciydi ama Başkan Perez'in gözü De Gea'daydı. Iker Casillas, Porto'ya giderken maaşının büyük bir kısmını Real Madrid üstlendi. De Gea için Manchster United ile amansız pazarlık da sürüyordu. İngilizler bir yıl sözleşmesi kalan kalecilerini 35 milyondan aşağı vermemeye kararlıydılar. Kaderin böylesi, De Gea gelecek derken ikinci kaleciyi de Kiko Casilla olarak belirlediler. Iker olan aralarındaki tek fark bir 's' harfi değildi elbette. Espanyol'dan gelen kaleci, Santiago Bernabeu tribünleri için ufak adamdı. Ronaldo, Bale, James Rodriguez'in forma giydiği Real Madrid için Keylor Navas çok renkli futbolcular arasında gri bir adamdı. Transferin son günü olan oldu, kesin bitti denilen De Gea transferi, Real Madrid'e göre Manchester United evrakları kasıtlı olarak onaylamadığı için Galatasaray-Grosskreutz hikayesi gibi acıklı sonla bitti. 

Başkan Florentino Perez için artık tek ihtimal vardı. De Gea transferinde kurbanlık koyun gibi Manchester United'a göndereceği Keylor Navas'ı kulübe çağırıp özür diledi ve bunu resmen de açıkladı. Kosta Rika'lı kaleci o günlerde sessiz kalmış ama kabul edelim gururu incinmişti. Yapabileceği tek şey vardı: Real Madrid kalesinde devleşip, taraftarın güvenini kazanmak. Öyle de oldu, "Forması satmaz, röportajı okunmaz" Keylor Navas, Santiago Bernabeu'ya gelen 80 bin taraftarın bir numaralı adamı olmayı başardı iki ayda. Beş yaşında futbolcu babası Freddy Navas ile doğduğu Perez Zeledon'da izlemeye gittiği minikler maçında kalecinin yaptığı bir kurtarış, onun hayatının en unutulmaz karesi oldu. Keylor babasına kaleci olmak istediğini söyledi, ülkenin muteber takımlarından Deportivo Saprissa'nın kalesine iki bin dolar karşılığında geçtiğinde 19 yaşındaydı. Kosta Rika'dan Avrupa'ya futbol oynamaya gelmek kolay değildi ama ülkenin efsane kalecisi Luis Gabelo Conejo imdadına yetişti. Navas gibi bir Dünya Kupası'nda (1990) harikalar yaratan ve milli takımın gruptan çıkartan Conejo, İspanya'da Albacete'de forma giymiş ve kulüple irtibatını hiç kesmemişti. Navas'ı "Refleskleri bana Casillas'ı, ayaklarını çok iyi kullanması Valdes'i hatırlatıyor" diye tarif eden Conejo, vatandaşını Albacete'ye yolladı. Oradan soluğu Levante'de alan Keylor Navas, büyük takımlar karşısında harikalar yaratınca iki yıl önce ligin en iyi üç kalecisinden biri seçildi ve Real Madrid'in yolunu tuttu. İstatistikler bu sezon daha az gol yiyen Real Madrid'in (7 maçta 2 gol) takım defansının aslında gelişmediğini ortaya koyuyor. Çünkü rakipler kalede Iker Casillas varken girdikleri gol pozisyonu kadar pozisyonu Keylor Navas karşısında da yakaladılar. Aradaki ufak (!) fark mı? Navas, Casillas'ın kurtardığının üç katını kurtarıyor. Geçen hafta Atletico Madrid ile oynadıkları Madrid derbisinde olduğu gibi... Griezmann'ın penaltısını, son dakikalarda Jackson Martinez'in köşeye giden şutunu tokatlayan Keylor Navas, penaltı yaptıran kaptanı Sergio Ramos'u, ikinci yarıda kalenin önüne otobüs çeken hocası Rafael Benitez'i de kurtardı. Kahramanlar zaten bu işe yaramaz mı?

8 Ekim 2015 Perşembe

SEO’yu Güvenilir Kaynaklardan Takip Etmeliyiz

Blog Hocam’ı açtığım 22 Şubat 2011 tarihinden bugüne internet ve blog dünyası ile ile ilgili pek çok değişim ve gelişim oldu. Teknoloji değişti, trendler değişti, yöntemler değişti, insanların bakış açıları değişti vs.

Yaklaşık 5 yıllık bu süreçte değişmeyen şeyler de var tabi. Örneğin Google’ın ve Google’da ilk sıralarda çıkmanın önemi değişmedi ve değişmeyecek. Dolayısıyla biz bundan 5 sene önce SEO konusuna nasıl kafa yoruyorsak bugün de, yarın da kafa yormaya devam edeceğiz.

Şimdi gelelim esas duruma… Evet SEO’nun önemi ve web yayıncılarının hayatındaki rolü hiç değişmedi hatta arttı ama Google sürekli algoritma güncellemeleri yapıyor yani kendi içerisinde sürekli değişiyor. Bu değişime nasıl ayak uyduracağız?

seo sözlük


SEO’yu Güvenilir Kaynaklardan Takip Etmeliyiz

SEO dediğimiz arama motoru optimizasyonu konusu meraklısı çok olan ve fazlasıyla araştırılan bir konu. Hal böyle olunca pek çok vasıfsız ve bilgisiz pek çok insan sağdan soldan topladığı bilgilerle bizleri yanlış yönlendirip vakit, emek ve para kaybetmemize neden olabiliyor.

SEO konusunda öneri isteyen takipçilerime her zaman söylediğim şeyi bir kez de buradan hatırlatmak istiyorum. SEO ile ilgili yazılan her şeye inanmayın. Yalnızca sektörde tecrübeli şahısların ve ajansların yazdığı yayınları takip edin.

Ben de okuyucuların beklentileri doğrultusunda pek sık olmasa da SEO ile ilgili içerikler paylaşmaya çalışıyorum. Referans olarak da sektörün önde gelen yabancı sitelerini gösteriyorum. Fakat blogunu veya web sitesini arama motorlarında daha üst sıralara çıkarmak isteyenler SEO ile ilgili daha fazla bilgi edinmek hatta hizmet almak istiyorlar. Bu yüzden denk geldiğim SEO uzmanlarını ve SEO ile ilgili Türkçe içeriğe sahip siteleri buradan öneriyorum.

Doyurucu Ve Güncel SEO Makaleleri

SEO hakkında güncel bilgileri takip etmek isteyen arkadaşlara yeni tanıştığım SEO uzmanları; Emre Tonguç - Ahmet Uğur Ege ve siteleri seosozluk.com ile q5digital.com'dan bahsetmek istiyorum.

Kurumsal SEO Danışmanlığı yapan Emre Tonguç ve Ahmet Uğur Ege'nin bunun haricinde; Google AdWords, Sosyal Medya Pazarlama, Website Optimizasyon ve Ölçümleme konularında da şirketlere danışmanlık hizmeti vermektedir.

SEO Sözlük’te SEO başta olmak üzere AdSense, AdWords, Analytics, Wordpress gibi bloggerları ilgilendirecek pek çok konuda güncel makaleler yer almaktadır. q5digital.com ise  profesyonel hizmet almak isteyenler için de çeşitli seçenekler mevcut.

4 Ekim 2015 Pazar

Kötü Kalpli Bay Moreno


Özür dilemek erdemdir ama sokakta yürürken çarptığınız birine karşı gösterdiğiniz nezaketin, maalesef futbol dünyasında bir karşılığı yoktur. Geçen sezon Hamza Hamzaoğlu'nun yanlış değişiklikler yapıp kaybettiği maçlardan sonra dilediği özürlerin gereksizliği gibi geçen hafta da hakem Deniz Çoban hatalı düdükleri için özür dilemeyi tercih etti. Futbol her zaman iyi oynayanın kazandığı bir oyun da olmadı, hiçbir zaman adil de. İlk düdük ve son düdük arasında yaşananları banttan izleyebilir ama olan biteni yargılayıp sonucu değiştiremezsiniz. Kaçan gol için santrforun, yanlış kurulan bir 11 için teknik adamın, hatalı bir düdük için hakemin özrü manşet olabilir ama tek gerçek aynı sayfadaki maç sonuçları ve puan tablosudur. Deniz Çoban'ın veda ederken gözünden akan yaşlara kayıtsız kalabilmek ve üzülmemek elbette mümkün değil. Bir de madalyonun öteki yüzü var. Maalesef futbolu yorumlayan bazı dillere pelesenk olmuş olan "Adamdır, adam değildir" tercihleri, bugün kariyeri boyunca vasatı aşamayan bir hakemi düdüğünü asma tercihiyle iyi adam yaptı. Deniz Çoban'ın tükenmişlik sendromu izleri taşıyan vedasına sebep olan maç ne bir şampiyonluk, ne küme düşme maçı ne de bir finaldi. Benzer hataların onlarcasını her hafta sonu kendi ligimizde ve Avrupa'da izlemiyor muyuz? 

Futbol tarihi hakem hatalarıyla kaybedilmiş şampiyonluklar, final maçlarıyla dolu. Bir düdükle oyunun tarihine damga vuranları -ki say say bitmez- hatırlayalım isterseniz. 1997 yılında Vanspor- Beşiktaş maçı, Sergen frikik atıyor, barajdaki Aykut topu smaçlıyor, dönemin muteber hakemi Metin Tokat'ın gözüne güneş kaçıyor. Yine Beşiktaşlıların muzdarip olduğu, tezahüratlara özne olmuş bir isim. 1997'de İstanbulspor-Galatasaray maçında uzatma dakikalarında Arif'in yerde kaldığı pozisyona uzaklardan bir düdük sesi eşlik ediyor ve Vahap Beyaz penaltı noktasını gösteriyor. 2002'de Hasan Şaş'ı Ali Eren düşürüyor Galatasaray-Beşiktaş derbisinde, bugünün Merkez Hakem Komitesi Başkanı Kuddusi Müftüoğlu "Oyna" diyor. 2003'te Victoria'ya iki sarı kart çıkartıp oyunda tutan Ali Aydın, bir yıl sonra Ahmet Hassan'ın aldığı penaltıya itiraz etmiyor, derbi karışıyor. 
2005'te Özgüç Türkalp ve Anelka'nın eli, 2003'te Luciano'nun Olimpiyat Stadı'ndaki derbiyi karıştıran smacı ya da çok değil iki hafta önce Cüneyt Çakır'ın Trabzonspor- Galatasaray maçında çalmadığı penaltı. 2002'de Dünya Kupası'nda Brezilya ile oynadığımız maçta Rivaldo'nun Oscar'lık düşüşüne aldanıp Hakan Ünsal'ı oyundan atan hakemi hatırlar mısınız? Dünya Kupası ve hakem hatası deyince ilk akla gelen elbette ki Maradona'nın 1986'da Meksika'da İngiltere'ye elle attığı gol gelir. Tunuslu hakem Ali Bin Nasser de bu kararıyla her futbol tarihi kitabındaki yerini garantilemişti. 2009'da meşhur Chelsea- Barcelona maçı hâlâ hafızlarda. Norveçli hakem Ovrebo, Chelsea'ye penaltı vermemeye yemiş etmiş bir de Drogba'yı oyundan atmıştı. Manchester United'lı Nani'yi oyundan atan Cüneyt Çakır, efsane teknik adam Sir Alex Ferguson'u çileden çıkarmış, İskoç Hoca ağzında meşhur sakızı, al yanaklarıyla kendini saha kenarında bulmuştu. 2010 Dünya Kupası'nda İngiltere- Almanya maçında Lampard'ın şutunda top çizgiyi neredeyse bir metre geçmiş, Uruguaylı hakem santra noktasına yürümek yerine "Devam" demişti. Bu isimlerin hiçbirinin maçtan sonra özür dilediğini hatırlamıyoruz.


Futbol tarihinde bir hakem var ki onu es geçemeyiz. Pasaportunda yazdığı gibi söylersek, Byron Aldemar Moreno Ruales. Bugün İtalya'da Byron Moreno dediğinizde sokaktaki her futbolseverin kulaklarını çınlattığı Ekvadorlu hakem. Dört yıl sonra Berlin'de Dünya Kupası'nı kazanacak olan İtalyanların 2002'deki eleme turundaki rakipleri iki ev sahibinden biri olan Güney Kore'ydi. Buffon, Nesta, Cannavaro, Del Piero, Vieri, Totti ve Inzaghi'li İtalya desem, takımın heybeti herkesin hafızasında tazelenir. Güney Kore tamam güzel takımdı, çok koşuyor, taraftar desteğiyle yükleniyorlardı ama Moreno, İtalyanları 18 Haziran 2002 günü delirtti. 

Tommasi'nin nizami golüne ofsayt çaldı, Totti'yi yok yere oyundan attı ve uzatmalarda Güney Kore maçı kazandı. Ertesi gün La Gazzetta dello Sport'un manşetinde "Tarihin en kötü hakemi" yazıyordu. 2002 Dünya Kupası'nda hakemler İspanya'yı da yaktılar, FIFA "Uzak"tan iyi çalışıyordu! Ekvadorlu Moreno, İtalyan medyasının takibinden hiç düşmedi. Kendi ülkesinde bir maçta olmadık yere altı dakika uzatma verdiği maçta son düdüğü çaldığında tabelada 113. dakika yazıyordu. O süre içinde Quito şehri takımı iki gol atmış, Moreno'nun hesabı sonra ortaya çıkmıştı. Quito'da seçimlere girdi ama kıyak çektiği o 13 dakikalık uzatma, ona seçimleri kazandırmadı. 

Her hata yapan hakem kötü insan değildir ama Byron Moreno kötü kalpli olduğunu futbol sahasında değil New York JFK Havaalanı'nda kanıtladığında meşhur olduğu Dünya Kupası'nın üzerinden sekiz yıl geçmişti. Pasaport kontrolünde gergin tavırlarıyla dikkat çeken Moreno, üstünün aranması için özel odaya alındığında vücuduna yapıştırdığı 10 pakette altı kilo eroini ABD'ye sokmaya çalıştığı ortaya çıktı. Ekvador'lu Moreno'nun hakemlik kariyeri çoktan bitmişti ama hayatı da bitmek üzereydi, 10 yıl hapsini isteyen savcının karşısına geçen avukatı "Moreno'nun şöhretini yitirdiğini ve çok borcu olduğu için bu kaçakçılık teklifini kabul ettiğini" söyledi. Nasıl olduysa oldu, hakim, Moreno'ya 2.5 yıl hapis cezası verdi. Mapus günlerindeki iyi hali nedeniyle de 26 ay sonra özgürlüğüne kavuştu ve soluğu ülkesine aldı. Şimdi nerede mi? Emin olun, İtalyanlar dışında bunu merak eden yoktur. 

3 Ekim 2015 Cumartesi

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


3 Ekim Cumartesi
02:00 DC United - New York City FC @Eurosport2
14:00 Yeni Malatyaspor - Göztepe @TRT Spor
14:45 Crystal Palace - West Bromwich @LigTV3
15:30 Karşıyaka - Alanyaspor @TRT Avaz
16:00 Gaziantepspor - Osmanlıspor FK @LigTV
16:30 Mönchengladbach - Wolfsburg @Eurosport2
17:00 Sevilla - Barcelona @LigTV3
17:00 Manchester City - Newcastle United @Digiturk
17:00 Zenit St. Petersburg - Rostov @Tivibu
19:00 Medipol Başakşehir - Galatasaray @LigTV
19:00 Gençlerbirliği - Kayserispor @LigTV2
19:00 Samsunspor - Gaziantep BBSK @TRT Spor
19:00 Kayseri Erciyesspor - Adanaspor @TRT Spor Web
19:00 BB Erzurumspor - Erzin Belediyespor @Kardelen TV
19:15 Granada - Deportivo La Coruna @Digiturk
19:30 Chelsea - Southampton @LigTV3
21:30 Espanyol - Sporting Gijon @Digiturk
23:05 Malaga - Real Sociedad @LigTV2

4 Ekim  Pazar
00:00 Toronto FC - Philadelphia Union @Eurosport
00:30 Coritiba - Atletico Mineiro @LigTV3
02:00 New York Red Bulls - Columbus Crew @Eurosport2
13:00 Rayo Vallecano - Real Betis @LigTV3
13:30 Empoli - Sassuolo @LigTV2
13:30 De Graafschap - Feyenoord @Tivibu
13:30 Dinamo Moscow - CSKA Moscow @Tivibu
14:00 Şanlıurfaspor - Denizlispor @TRT Spor
14:00 Çaykur Rizespor - Bursaspor @LigTV
15:00 Monaco - Rennes @Digiturk
15:30 Gent - Club Brugge @NTVSpor
15:30 Ajax - PSV Eindhoven @Tivibu
15:30 Vitesse - Groningen @Tivibu
15:30 Everton - Liverpool @LigTV3
16:00 Balıkesirspor - Giresunspor @TRT Spor
16:00 Sampdoria - Inter @LigTV2
16:30 Schalke 04 - Köln @Eurosport2
17:00 Eskişehirspor - Beşiktaş @LigTV
17:00 Athletic Bilbao - Valencia @Digiturk
17:30 Altınordu - Elazığspor @TRT Spor Web
18:00 Uniao Madeira - Benfica @Tivibu
18:00 Arsenal - Manchester United @LigTV3
18:30 Adana Demirspor - Karabükspor @TRT Avaz
18:30 Bayern München - Borussia Dortmund @Eurosport2
19:00 Antalyaspor - Kasımpaşa @LigTV2
19:00 Genk - Standard Liege @NTVSpor
19:00 Juventus - Bologna @Digiturk
19:15 Levante - Villarreal @Digiturk
20:00 Fenerbahçe - Akhisar Belediyespor @LigTV
20:15 Porto - Belenenses @Tivibu
21:30 Atletico Madrid - Real Madrid @LigTV3
21:45 Milan - Napoli @Digiturk
22:00 Paris Saint-Germain - Marseille @LigTV2
22:30 Sporting Lisbon - Vitoria Guimaraes @Tivibu

5 Ekim Pazartesi
00:00 FC Dallas - Houston Dynamo @Eurosport2
02:00 Colorado Rapids - Real Salt Lake @Eurosport2

30 Eylül 2015 Çarşamba

Sitenizin Bırakacağı İlk İzlenimi Belirleyen 6 Temel Kriter

Yeni bir site keşfettiğinizi varsayalım, siteye biraz da alıcı gözüyle bakıyorsunuz. Siteye bir daha girecek misiniz yoksa girmeyecek misiniz, bunun kararını hangi kriterlere göre verirdiniz?

ilk izenim


Sitenin Açılış Hızı
  • Site açılırken ziyaretçiyi çok bekletiyor mu?
  • Sitede dolaşırken ziyaretçiyi çok bekletiyor mu?

Sitenin Genel Görüntüsü
  • Tema çok karmaşık mı?
  • Tema göz yoruyor mu?
  • Tema göze hitap ediyor mu?
  • Sitede teknik hatalar var mı?
  • Sitede dil ile ilgili eksiklikler var mı?

Sitenin Genel İçerik Durumu
  • Sitedeki ilk sayfa içerikleri neler, ilgimi çekebilecek bir şey var mı?
  • Sitede en çok okunan yazılar, son yazılar, en çok yorum alan yazılar vs. gösteriliyor mu? Bu yazılar ilgimi çekiyor mu?
  • Sitede hangi kategoriler mevcut?
  • İlgimi çekebilecek bir kategori(ler) var mı? Varsa bu kategori(ler) benim işimi ne kadar görür? Bu kategori(ler) ne sıklıkta güncelleniyor?
  • Sitedeki içerik sayısı nedir? Kategorisi çok olan ama çoğu kategoride içerik olmayan bir site mi? Kategorisi az ama içerikleri doyurucu tarzda bir site mi? Hem kategorisi çok hem de içerikleri bol olan bir site mi?
  • İlgimi çeken bu kategoriler ve içerikler kaliteli mi, içerikler bana ne kadar katkı sağlar?

Sitedeki Sosyal Hareketlilik
  • Sitedeki yazılara yapılan yorumların düzeyi nedir? Sitede in cin top mu oynuyor, yoksa her yazının altında en az 10-15 yorum aldığına kanaat getirebilir miyim?
  • Sitedeki sosyal medya aktivitesi nedir? Eğer yüksek sayısal değerler varsa bu değerlerin hepsi organik midir?
  • Site aktiviteleri sosyal medyada ne ölçüde paylaşılıyor? Siteye girmesem bile sosyal medyadan takip etme imkanım var mı?

Sitedeki Gelir Getiren Unsurlar
  • Sitede reklam var mı? Varsa sitedeki sayısı, yerleşimi kullanıcı tecrübesini nasıl etkilemektedir?
  • Sitede banner reklam var mı? Yani başka kişiler/firmalar para verip reklam alacak kadar sitedeki istatistiksel bazı değerleri iyi buluyor mu?
  • Sitedeki tanıtım yazıları, advertorial içerikler vs. sitedeki içeriklerin önüne geçiyor mu?

Site Sahibi/Site Ekibi
  • İçerikler ne sıklıkta ekliyor?
  • Yorumlara cevap veriyor mu? Cevap verilebiliyor mu? Verilen cevaplar ziyaretçiyi memnun etmiş mi?
  • Karakter yapıları nasıl? Yani ziyaretçiye yaklaşımları nasıl, olumsuz durumlarda nasıl bir tavır sergiliyorlar?
  • Alanında tecrübeli mi? Tecrübesini kanıtlamış mı?

Ziyaretçiler bu ve bunun gibi kriterleri tek tek kontrol etmeseler bile farkında olarak veya farkında olmadan girdikleri sitelerde bu gibi sorulara cevap aramaktadır. Bu gibi soruların cevapları da sezgisel düzeyde açığa çıkmaya başlayınca (yani site ile ilgili bir izlenim oluşmaya başlayınca) ziyaretçi bir sonuca varır. Buna göre de sitede sadece ziyaretçi olarak mı kalacak yoksa belli aralıklarla siteyi ziyaret ederek takipçi olarak devam edecek karar verir.

Yazar Hakkında: siradanyazilimci.com sitesinde ilgilendiğim alanlar üzerine tecrübe ettiğim şeyleri paylaşıyorum.

27 Eylül 2015 Pazar

Uzaklarda Arama


Bu akşam sezonun ilk derbisinde Beşiktaş ile Fenerbahçe karşı karşıya gelecek. İlk derken, Trabzonspor'un Beşiktaş ve Galatasaray ile oynadığı 'büyük maç'ları elbette unutmadım. Bizim futbol sözlüğümüzde, derbi, ezeli rekabet, büyük maç terimleri serpme kullanıldığından, oyunu icat edenlerin sözlüğüne başvurmak lazım. Derbi'nin Derby şehrinden geldiğini kabul etmez Oxford sözlüğü. Futboldaki şehir, olmadı bölgesel rekabeti tanımlamak için kullanılan derbi, adını 1780'de bugün bir numaralı klasik at yarışı The Derby'i başlatan 12. Earl of Derby, Edward Smith Stanley'den alır. Dünyanın en iyi, en ateşli, en çok izlenen, en büyük, en kocaman derbi listeleri yıllardır yayınlanır dünyanın dört bir köşesinde. Futbolsever için de esaslı bir polemik konusudur. Bizim derbiler ilk 10'da yer alır mı almaz mı, Boca-River mı Celtic-Rangers mı yok yok aslında Kızılyıldız-Partizan ile devam eder polemikler ve sonunda tek bir doğru olmadığından tartışma 'her şehrin derbisi yaşayanına en büyük' ile çaylar tazelenir. 

 
Biraz ülke dışına uzanalım, Boca- River, Nacional-Penarol gibi güzel ama uzak kıta, Güney Amerika'ya selam duralım ve yakın coğraflardaki derbileri turlayalım. Ada'da taraftarlık kültürü tavan yaptığından ve doğduğun kasabanın şehrin takımının taraftarı olmak esasken, ortalık elbette ki derbi kaynar. Çok sayıda Londra kulübünün Premier Lig'deki varlığı, yüzyıllık ezeli rekabetler ve büyük maç sınıfına giren 90 dakikalar neredeyse fikstürün her haftasında karşımıza çıkar. Benim favorim en sert derbi olan Millwall-West Ham'ın Dockers derbisi. Filmlere de konu olan bu derbinin arkasına Kuzey Londra derbisi Arsenal- Tottenham'ı yazalım. Batı Londra'da Chelsea-Fulham'ı da unutmamak lazım. Ülkenin kuzeyinden, Manchester şehrinin derbisini ilk sıraya koyalım. Everton-Liverpool'u, onun önüne yazanlar olabilir elbette. Tyne-Wear derbisi, Newcastle United-Sunderland de esaslı derbilerdendir. Güney Galler'de Cardiff City- Swansea City derbisi unutulur mu? Derbi kabul edilmez ama ülkenin en büyük futbol rekabeti iki liman şehri Manchester ve Liverpool arasında United ve Liverpool arasındadır deyip İspanya'nın yolunu tutalım. İspanya, şehir kadar bölgesel derbiler cenneti de. Madrid'de Real Madrid ve Atletico Madrid'in yüzyıllık derbisine kafa tutabilecek kalibrede derbi Sevilla şehrinde Sevilla ile Real Betis arasında oynanır. Barselona'da Barcelona-Espanyol şehir derbisidir ama Kuzey'e Bask bölgesine gittiğinizde Bilbao'nun gururu karşısında San Sebastian'ın temsilcisi Real Sociedad'ı bulur karşısında. Yine bir bölgesel derbi, Endülüs'te Granada ile Malaga arasında oynanır. Akdeniz kıyısına gittiğinizde Valencia bölgesinde Levante-Valencia, Asturian derbisinde Real Oviedo ile Real Sporting kapışır. Galiçya'nın ağır ağabey derbisi, Celta Vigo ile Deportivo La Coruna'yı karşı karşıya getirir. Ülkenin en büyük ezeli rekabetini hatırlatmaya gerek var mı? El Clasico: Real Madrid-Barcelona. 

Derbinin Avrupa'da hakkını veren ülke bence İtalya'dır. Roma ve Lazio arasında oynanan Derby della Capitale, Milano'da Inter ve Milan arasında oynanan Derby dellla Madonnina, Cenova'da Sampdoria ve Genoa'nın kapışması Derby dele Lanterna, Torino'da Juventus ve Torino'nu karşı karşıya getiren Derby Della Mole ce Chievo ile Verona arasındaki Derby della Scala... Şehir derbileri kadar rekabeti yüksek tutan bölge derbileridir ki say say bitmez. Gazeteci Gianni Brera'nın en çok kupa kazanmış iki takımın randevusu için yazdığı üzere İtalya derbisi demek Inter-Juventus demektir. Güneş Derbisi deyince elbette akla Napoli-Roma gelir. Palermo ve Catania arasında Sicilya derbisi, Palermo-Cagliari arasında oynanan Adalar Derbisi... Çizme'de derbilerin sayısı 150'den fazladır, bir yerde durmak lazım elbette. Almanya'ya adım attığımızda ilk karşımıza çıkan elbette Ruhr derbisi olarak bilinen Borussia-Dortmund-Schalke 04 derbisidir. Bavyera'da Bayern Münih taraftarı için derbiye bölgesel bakarlar, Nürnberg ilk rakiptir. 1860 Münih, Augsburg ile oynananlar küçük kabul edilir. Hamburg'da St. Pauli-Hamburg kapışması, Kuzey ile Güney'in ezeli rekabetinden Hamburg- Bayern Münih ve İspanya'daki El Clasico'nun muadili, Der Klassiker'de Borussia Dortmund-Bayern Münih deyip rotayı Almanya'dan Fransa'ya kıralım. Ligue 1'de aynı şehrin iki takımını bulmak imkansıza yakın olduğundan Fransızlar, bölgesel derbiler ve büyük maçlarla idare ederler. Atlantik Derbisi, Nantes ile Bordeaux, sosyetik derbi, Cote D'Azur derbisinde ise Monaco ile Nice oynar. Kuzey'de Lens-Lille rekabeti fena değildir. O. Marsilya-St. Etienne, taraftar grupları nedeniyle sert rekabettir ama ülkenin en iki muteber kapışması, 'Choc des Olympiques'de O. Marsilya-O. Lyon ile ülkenin klasiği olarak kabul edilen Paris Saint Germain'in Olympique Marsilya ile olan randevusudur. Komşu'dan Atina ve Pire şehrini karşı karşıya getiren ülkenin en büyük rekabeti, Olympiakos-Panathinaikos ve Atina'da Pana-AEK, Selanik'te Aris-PAOK derbilerine selam duruyor, Sırbistan'ın efsane derbisi Kızılyıldız- Partizan'a saygılarımızı sunuyoruz. Di Stefano'nun dediği gibi "Derbiyi kazandığının ertesi sabahı kızdırıp, takılacağın arkadaşların ya mahallende ya okulunda, ya da iş yerindedir." Derbileri "Uzaklarda aramayın" Bir takımı sevmek mi? Esengül'den bu şarkıyı dinleyin. İyi bayramlar: "Uzaklarda arama/ Çünkü sen içimdesin/ Taht kurmuşsun kalbime/ En güzel yerindesin..." (SABAH PAZAR)

20 Eylül 2015 Pazar

Jose Rodriguez'in Çığlığı


Cezayir Milli Takımı'nı çalıştırdığı dönemde Abdelhamid Kermali'nin Fransa'da futbol oynayan bir oyuncuyu "Çok yavaş" diyerek milli takım kadrosuna almadığı, oyuncunun da Fransız Milli Takımı'nı tercih ettiği futbol tarihinin en büyük şehir efsanelerinden biridir. Büyük diyorum çünkü o futbolcu Zinedine Zidane'dır. 1998 Dünya Kupası finalinde Taffarel'in koruduğu Brezilya kalesinin filelerine iki kafa vuruşuyla havalandıran Zidane, göçmen bir ailenin çocuğudur ve Paris'ın en Fransız halkının onu bağrına basması için Cezayirli'nin en büyük kupayı huzurlarına getirmesi gerekiyordu. Zidane'ın Fransız olduğu yaz, 98 yazıdır. Yıllar sonra Kermali, "Bu saçmalığı kim ortaya attı bilmiyorum. Benim Zidane'ı Cezayir Milli Takım kadrosuna almamam için deli olmam lazım. Gidin yardımcılarıma sorun, o günlerde Zinedine tanınan bir isim değildi" derken; Zidane da "Ben Fransa'nın alt yaş milli takımlarında oynadım. Kermali'nin beni istemediğinden haberim yok" demişti 2006'da. 
O yıl bir başka 'öteki'yi Fransızlar bağrına basmıştı, yine bir Dünya Kupası vesilesiyle. Franck Ribery, Almanya'daki finallerden bir yıl önce Galatasaray'a geldiğinde yaptığım röportajda, çocukluk yıllarında Fransız arkadaşlarının yüzündeki kaza izleri yüzünden ondan uzak durduklarını söylemişti. İki yaşında geçirdiği trafik kazasının yüzünde bıraktığı izler, süperstar bir futbolcu olduğunda belki karizmasının en büyük parçası olacak, ona Al Pacino'nun unutulmaz filmi Scarface'den emanet bir lakap kazandıracaktı ama çocuk Ribery, Fransız arkadaşları ona yakınlık göstermeyince çareyi Cezayirli arkadaş grubunun içinde bulmuştu. Eşiyle de o arkadaş grubu içinde tanıştı. Göçmenlerin arasında büyüdü, ötekileşti ta ki finalde kaybettikleri 2006 Dünya Kupası'nın ardından Paris'e dönene kadar. Yüzündeki izlerin az Fransız yaptığı genci, Paris'te bir televizyon stüdyosunda yüzlerce izleyici ayakta alkışlayarak karşıladı. Frank Ribery'nin yüzündeki izler silinmemişti ama Fransa en azından onun Fransız olduğunu hatırlamıştı. Zidane ve Ribery'nin 'öteki' hikayelerini bana hatırlatan Galatasaray-Atletico Madrid maçı öncesinde Jose Rodriguez'in ülkesinde El Pais'e verdiği röportaj oldu. 'İstanbul'da bir Flamingo' başlıklı yazı, aslında oyuncunun köklerine bir gönderme içeriyordu. Flamenco müziği, İspanya'nın Endülüs bölgesinde Romanların müziğiydi ve kelimenin kökeninin de flamingo kuşundan geldiği söylenirdi. Güney İspanya, kırmızı flamingoların yaşadığı topraklardı. Villajoyosa ise o bölgenin kuzey doğusunda Valencia'ya bağlı Akdeniz kıyısında şirin bir sahil kasabası. Jose Rodriguez'in 1994 yılında doğduğu kasaba. Real Madrid, Jose'yi 14 yaşında Valencia'da bir turnuvada keşfetmiş onun Madrid altyapısına gelmesini istemişti. Jose, o günleri anlatırken sadece onu A takıma çıkartan Jose Mourinho'dan bahsetmedi. Real Madrid'in genç takımı Castilla'da bile forma şansı zor bulurken, Portekizli teknik adam, altyapı hocasına kızıp Jose'yi Kral Kupası maçı kadrosuna alıp oynatmış, genç oyuncu bir de gol atmıştı. 


O gün şimdi Napoli forması giyen Higuain, maçtan sonra, "Bak bakalım Twitter'da takipçi sayın ne kadar arttı?" diyerek Madrid'de kimselerin tanımadığı Alicante'li gençle dalga geçmişti. 14 yaşında ailesini yaşadığı kasabada bırakıp Madrid'e gelen Jose "Her gün ağlıyordum. Tek başına yemek yemek, ailemden uzak olmak çok zordu. Madrid'den kaçacaktım" diye anlatıyor o günleri. Ailesi ona Madrid'de bir ev alacaklarını söylemişti ama Alicante'den Madrid'e gidiş-geliş parasını bulmakta bile zorlanıyorlardı. Jose, röportajın da tam da bu satırlarında patladı işte: "Ben fakir Roman bir ailenin çocuğuyum. Annem ve babam beni ve iki erkek kardeşimi büyütebilmek için gece gündüz çalıştılar. Roman bir ailenin çocuğu olmaktan dolayı gurur duyuyorum ama İspanya'da bizlere nasıl gözle baktıklarını biliyorum. Romanlar onlara göre hep hırsız olur. Böyle düşünmeleri bana çok dokunuyor ve çok sinirleniyorum. Roman olmayı ben hiçbir şeye değişmem ama İspanya'nın artık değişmesi lazım." Avrupa'nın göçmen akınına uğradığı ve en acı hikayelerin gecenin karanlığında uçsuz bucaksız Ege ve Akdeniz'in sularında yaşandığı bir dünyada Jose'nin El Pais aracılığıyla yükselen çığlığı, onun iyi-kötü futbolcu olması kadar önemli. Real Madrid tarihinin Şampiyonlar Ligi'nde en genç forma giyen oyuncusu unvanını efsane Raul'dan alan Jose Rodriguez, isyan ettiği 'ötekileştirilmiş' kökeniyle futbol dünyasında yalnız değil. Romanlar, sadece güzel müzikleri ve bitmek bilmez neşeleriyle şenlendirmiyorlar bu dünyayı. Eski yıldızlardan Jose Mari de, Fenerbahçe forması giymiş Güiza da, Jesus Navas da, Jose Antonio Reyes de, efsane golcü Telmo Zarra da Jose Rodriguez gibi Roman kökenli. 'Ciganito' (Küçük Roman) lakaplı Quaresma, İtalya'da Sinti Romanları'ndan olan 'Maestro' Pirlo ya da Fransa'da Manuş Romanları'ndan olan Eric Cantona gibi... (SABAH Pazar) 

19 Eylül 2015 Cumartesi

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


19 Eylül Cumartesi
14:45 Chelsea - Arsenal @LigTV3
16:30 Altınordu - Alanyaspor @TRT Spor
16:30 Darmstadt 98 - Bayern München @Eurosport2
17:00 Çaykur Rizespor - Antalyaspor @LigTV2
17:00 Sivasspor - Torku Konyaspor @LigTV
17:00 Real Madrid - Granada @LigTV3
18:30 Reims - Paris Saint-Germain @Digiturk
19:30 Şanlıurfaspor - Giresunspor @TRT HD
19:30 Adana Demirspor - Gaziantep BBSK @TRT Spor
19:30 Manchester City - West Ham United @LigTV3
20:00 Trabzonspor - Galatasaray @LigTV
20:00 Eskişehirspor - Kasımpaşa @LigTV2
20:45 Heracles - PSV Eindhoven @Tivibu
21:00 Toronto FC - Colorado Rapids @Eurosport
21:30 Eibar - Atletico Madrid @Digiturk
21:45 Milan - Palermo @LigTV3

20 Eylül Pazar
00:30 Palmeiras - Gremio @LigTV3
13:00 Sevilla - Celta Vigo @LigTV3
13:30 Chievo - Inter @LigTV
13:30 Roda - Feyenoord @Tivibu
15:30 Excelsior - Ajax @Tivibu
15:30 Tottenham - Crystal Palace @Digiturk
16:00 Genoa - Juventus @LigTV3
16:30 Kayseri Erciyesspor - Karabükspor @TRT Spor
16:30 Stuttgart - Schalke 04 @Eurosport
17:00 Gaziantepspor - Kayserispor @LigTV
17:00 Zenit St. Petersburg - Amkar @Tivibu
18:00 Southampton - Manchester United @LigTV3
18:00 Liverpool - Norwich City @LigTV2
18:30 Borussia Dortmund - Bayer Leverkusen @Eurosport
19:30 Yeni Malatyaspor - Elazığspor @TRT Spor
19:30 Lokomotiv Moscow - Krylya Sovetov @Tivibu
20:00 Fenerbahçe - Bursaspor @LigTV
21:15 Porto - Benfica @Tivibu
21:30 Barcelona - Levante @LigTV3
21:45 Napoli - Lazio @Digiturk
22:00 Marseille - Lyon @LigTV2

21 Eylül Pazartesi
00:00 Portland Timbers - New York Red Bulls @Eurosport
19:00 Korona Kielce - Gornik Leczna @Eurosport2
20:00 Gençlerbirliği - Beşiktaş @LigTV
21:00 Sporting Braga - Maritimo @Tivibu
23:00 Sporting Lisbon - Nacional @Tivibu

18 Eylül 2015 Cuma

Etkileyici Başlıklar Yazmanın 5 Püf Noktası

Her gün yüzlerce blogda binlerce içeriğin paylaşıldığı bir dünyada insanların sizin yazılarınızı okumasını nasıl sağlayabilirsiniz? Çoğunuzun aklına aynı şey geliyordur muhtemelen; dikkat çekici bir başlık ile…

Bu yazıda dikkat çekici, etkileyici, merak uyandıran ve muhtemelen yazınızın daha fazla okunmasını sağlayacak bir başlığın nasıl yazılacağıyla ilgi yaptığım araştırma ve edindiğim deneyimleri paylaşacağım.

etkileyici başlıklar


Dikkat Çekici Bir Başlık Nasıl Yazılır?

Yazı başlıkları genelde ihmal edilir, akla gelen ilk cümle ile doldurulur. Halbuki başlık üzerinde fazlasıyla düşünülmeli, her bulunan başlıktan sonra kendi kedine “acaba ben bu başlığı görsem yazıyı okumak için tıklar mıydım?” sorusu sorulmalıdır.

Geçtiğimiz günlerde hakkında bir yazı yazdığım inbound marketing ve content marketing ile ilgili slideshare sunumlarını, infografikleri ve blog yazılarını okuduğumda sektörün içerisindeki insanların başlık yazma konusunda nasıl detaylı araştırma yaptığını gördüm ve sonuçları sizinle de paylaşmak istedim.

1. Sayı Kullanın

Başlıklarda sayı kullanmak bir kural değil elbette ama yapılan araştırmalar konusu ne olursa olsun sayı kullanılan başlıkların daha çok dikkat çektiği ve daha fazla tıklandığını söylüyormuş. Gelin bir örnek verelim:

- İyi blogger olmanın yolları
- İyi blogger olmanın 13 yolu

Bu iki başlıktan hangisi sizin dikkatinizi daha fazla çekti? Bence de başlıklarda sayı kullanıldığında okuyucuyu daha fazla cezbediyor. Sanırım sizce de öyle.

2. İlginç Sıfatlar Kullanın

Zahmetsiz, özenli, eğlenceli, ücretsiz, inanılmaz, temel, kesin, garip sıfatları yazı başlığında ismin önüne elediğinizde okuyucuda bıraktığı etki artacaktır.

- Blogger temaları
- Eşsiz blogger temaları

Örnekte gördüğünüz gibi sıfatlar insanların ilgisini fazlasıyla çekiyor.

3. Özgün Kelimeler Kullanın

Özgün kelimeler derken kullanın derken sizden edebiyatçı gibi davranmanızı istemiyorum merak etmiyorum :) Çoğumuzun kullandığı “şey” diye bir kelime var. Yazı başlıklarında şey yerine nedenler, ilkeler, gerçekler, dersler, fikirler, sırlar gibi daha özgün kelimeler kullanın.

- Sizi daha iyi bir blogger yapacak 5 şey
- Sizi daha iyi bir blogger yapacak 5 sır

Gördüğünüz gibi başlık hem daha profesyonel bir şekle bürünüyor hem de okuyucunun ilgisini çok daha fazla çekiyor.

4. Soru Sorun

Ne, neden, nasıl, ne zaman gibi kelimeler tetikleyici kelimelerdir. Üstelik insanlar genellikle Google ve diğer arama motorlarında soru sorarak arama yaparlar. Böylece başlığınız hem kullanıcı, hem de Google dostu olur.

- Blog trafiğini arttırma
- Blog trafiği nasıl arttırılır?

İçeriğiniz aynı olmasına rağmen başlığı ikinci örnekteki gibi soru cümlesi olarak yazdığınızda arma motorlarından gelen ziyaretçinizde de artış olacaktır.

5. Vaatte Bulunun

Okuyucuya yeni bir şey mi öğreteceksiniz? Daha önce hiç yapmadığı bir şeyi mi yaptıracaksınız? Bunu başlıkta belirtin.

- Ziyaretçi sayısını arttıran taktikler
- Bu taktiklerle ziyaretçi sayınız artacak

Gördüğünüz gibi ikinci örnekte okuyucuya bir vaatte bulunmuş oluyorsunuz. Bu oldukça etkileyici bir yöntem gibi gözüküyor. Tabi abartıya kaçmamak koşulu ile.

Son Sözler

Yazı başlıkları, onca emekle hazırladığınız içeriğin ziyaretçi tarafından okunup okunmayacağını belirleyen en önemli faktör. Bu nedenle yukarıda paylaştığım püf noktalarının da yardımıyla yazı başlıklarınıza daha fazla kafa yormanızı öneriyorum.

Faydalı olması dileğiyle…

16 Eylül 2015 Çarşamba

Inbound Marketing Ve Bloglar

2011 yılının Şubat ayında oluşturduğum Blog Hocam’da bugüne kadar ısrarla üzerinde durduğum ve sizlere anlatmaya çalıştığım bir konu vardı. Pazarlama…

21. yüzyıl yani dijital çağda artık pazarlama faaliyetleri de dijital ortama taşındı ve biz bloggerlar da dijital pazarlamada önemli bir aracız. Bizi takip eden, ne anlattığımızı önemseyen, önerilerimizi dikkate alan insanlar var. İşte bu durum da markaların iştahını fazlasıyla kabartıyor ve blogları pazarlama stratejilerinde önemli yerlerde konumlandırıyorlar.

Dijital pazarlamanın da kendi içinde farklı çeşit ve yöntemleri olsa geleneksel yöntemlerin yerini insanlara değerli içerik sunarak onları markaya bağlama yöntemi aldı. Bu da “Inbound Marketing”in yükselişi demek.

Inbound Marketing Nedir?

Inbound marketing kavramı size yabancı geldiyse veya ilk kez duyduysanız basitçe anlatmaya çalışayım.


Inbound marketing, bir markanın, hedef kitlesinin ilgisini çekecek, onları cezbedecek içeriklerle bu kitlenin marka veya ürün hakkında daha fazla bilgi almasını, onları potansiyel müşteriye çevirmeyi amaçlayan pazarlama yöntemidir.

Sanırım bu kısa ve basit tanımlama bile inbound marketingde blogların/bloggerların önemi hakkında ipucu vermiştir.

Türkiye’de Inbound Marketing?

Inbound marketing aslında internetin yaygınlaşması ve tüketicilerin değişen satın alma davranışları sonucunda ortaya çıkan bir yöntem. Nasıl mı?

Çok uzağa gitmeyin ve kendinizi düşünün. Bir elektronik eşya veya kozmetik ürün satın alacaksanız. Yapacağınız ilk şey ne? Google’a girip arama yaparak söz konusu ürün veya marka hakkında araştırma yapmak değil mi? Yani artık tüketici araştırıyor, bilgi sahibi olmak istiyor, güvenmek istiyor.

Türkiye’de pek bilinmeyen inbound marketingin yakın zamanda tüm markaların öncelikli pazarlama yöntemlerinden biri olacağını öngörmek zor değil. Şuan için Türkiye’de bu işi cidiye alan ve yatırımlarını bu yönde yapan tek firma Netvent. Kısaca bu firmanın yaptıklarından bahsetmek isterim.

Netvent Ve Inbound Pazarlama

Inbound Pazarlama alanında tüm süreçleri kapsayacak şekilde Türkiye'de hizmet veren ilk şirket olan Netvent, Ankara Hacettepe’de ve İngiltere Read ing’de bulunan ek ib i i le bu alana yönel ik Ar-Ge çalışmaları yapmaktadır. Ar-Ge çalışmalarından ve uluslararası partnerler inden elde ettiği tecrübe i le markalara danışmanlık hizmeti sağlamaktadır. Hubspot, Searchmetrics, Moz, ve LRT gibi dijital dünyanın saygın şirketleri ile sağladığı iş ortaklıkları sayesinde markalara global ve güncel dijital stratejileri oluşturabilmektedir.

Bu arada Netvent’in dijital pazarlama ile ilgili özgün ve oldukça kaliteli içerikler yayınladığı bir blogu da var. Biz bloggerlar için oldukça faydalı içeriklerin yer aldığı bu blogu takip etmenizde de fayda var.

Blog Yazmaya Devam

Inbound marketing çok kanallı bir pazarlama yöntemidir. Fakat şunu da herkes biliyor ki internette görünür olmanın en etkili yolu bloglardır. Bu yüzden bloglar inbound pazarlamada baş rolü oynar.

Markalar kendi bloglarında yayınladıkları içeriklerin yanı sıra hedef kitlesinin takip ettiği bloglarda da içerik yayınlatarak potansiyel müşterilerine ulaşmayı ve onları etkilemeyi hedeflerler. Bu durum bloggerlara 2 farklı fırsat yaratır.

1. Markalara veya onların pazarlama faaliyetlerini yürüten ajanslar blogunuzda içerikler yayınlamanızı ister. Bu da sizin için hem okuyucu kitlenize uygun içerik hem de ekstra maddi kazanç demektir.

2. Markalar kendi blogları için daha fazla içerik üretmeye çalışacaklar. Bu durum kendi yazar kadrolarını kurmayı veya dışarıdan freelance yazarlar ile çalışmalarını gerektirecektir. Kendini ispat etmiş bir blogger iseniz markalar sizinle çalışmak için can atacak, karşılığında maddi olarak sizi tatmin edeceklerdir.

13 Eylül 2015 Pazar

Bitmeyen Stadyumlar


 Barselona'ya ayak bastığınızdan itibaren Gaudi'nin mimarisi büyüler insanı. Şehir sanıldığı kadar büyük değildir ve bir müzeden bir anıta yürüyerek gidersiniz. Bir müze vardır ki yolu insanların gözünde büyür. Barcelona'dan 140 km uzaktaki Figueres kasabasındaki Salvador Dali müzesi. İspanya İç Savaşı'nda Franco kuvvetlerinin bombalarla yok etme noktasına getirdiği 44 bin nüfuslu bu kasabaya, geçen yıl 1 milyon 297 bin 311 turist geldi. Dali'nin şaheserlerinin baş edemediği ise Barcelona kulübünün stadyumu Campo Nou'daki 1 milyon 530 bin 484 ziyaretçinin gezdiği FC Barcelona Müzesi'dir. Açıldığı günden bu yana 25 milyon kişinin ziyaret ettiği Barcelona müzesi, yaşlı ve yorgun bir stadyumun içinde size yüzyıllık bir tarihi anlatır. Yeni stadyumların yapamadığı da budur. Müzeyi gezdikten sonra indiğiniz soyunma odaları, çıktığınız merdivenler, boş tribünlerden uzun uzun baktığınız yeşil çimler, maçın olmadığı bir günde Messi'nin çalımını, Figo'nun yuhalanışını, Cruyff'un seri çalımlarını hayal edersiniz. Yüzlerce maçtan biriken binlerce hikaye vardır Camp Nou'nun olmayan çatısının altında biriken. Soğuk gri beton kolonlar, sonradan futbol endüstrisine yenik düşülen yıllarda eklenen deri koltuklar, loca nedir bilmeyen tribünler... Gaipten gol sesleri gelir, büyülenmiş gibi turu bitirir kendinizi Barcelona'nın mağazasında bulursunuz. Kim bir forma ya da atkı almadan çıkabilir ki böyle bir turun ardından... 


Santiago Bernabeu'nun dört katlı tribünlerinin o boş zeminin üzerine 80 bin taraftarla çökmüş halini gördüğünüzde Real Madrid'in neden tarihin en efsane geri dönüşlerine imza atmış takımı olduğunu daha iyi anlarsınız. Ya da Franco rejiminin onun ölümüyle değil de Barcelona'nın Cruyff'lu kadrosuyla 17 Şubat 1974'te Real Madrid'i 100 bin taraftarı önünde 5-0 mağlup ettiğinde bittiğini söyleyenlere hak verirsiniz. Real'ın Akbaba Beşlisi'ni hatırlayanlar başka hayallere dalar, Los Galacticos ile büyüyen kuşaklar, Zidane, Ronaldo, Figo'nun attığı golleri bir müze turu boyunca hafızlarında banttan izlerler. İspanya'nın iki devi de 500 milyon euro'yu aşan gelirleri ve sınırsız kredi olanaklarına rağmen yeni stadyum fikrini üyelerine kabul ettiremedi. Camp Nou ve Santiago Bernabeu için son 10 yılda renovasyon projeleri hep çizildi, marka mimarlar iki stadı da giydirmek ve yeni yüzyılına adapte edebilmek için yarıştılar ama nafile... Tuttuğu takımın yeni stadında maç seyretmek, futbol maçları için dizayn edilmiş rakibin üzerine kabus gibi çöken tribünlerde oturup gol sevincini yaşamak her taraftarın hayali. Eski stadyumların ardından dökülen gözyaşlarının sahiciliği yaşanmışlarda saklı. Bursasporlular Timsah Arena için gün sayıyor, Beşiktaşlılar, Vodafone Arena'nın önünden her geçtiklerinde aynı soruyu soruyor: "Ligin ikinci yarısına yetişir mi?" Bir kulübün mevcut gelir yapısıyla yeni bir stadyum inşa etmesi kolay iş değil. İnşaat sektörü gelişti, iki yılda biter demekle olmuyor maalesef. Hele ki yeni stadı eski stadyumun yerine yapıp evsiz kalmak var ya, işte o en meşakatlisi. 
Fenerbahçe, Şükrü Saracoğlu Stadı'nı parça parça yıkıp yaparken, bugün Beşiktaş'ın çektiği sıkıntının kaynağı bu. İspanya'da A. Bilbao yeni stadı San Mames'i Bask bölgesinin büyük yardımlarıyla eski stadının yanındaki fuar alanına üç yılda inşa edebildi. Üstelik açılış sezonunda bir kale arkası, eski stadyumun yıkımı sonrasında yapılmak üzere bekletiliyordu. 2014 Dünya Kupası için Brezilyalıların yeni stadyumları nasıl son dakikada bitirmeyi başardıkları haber arşivlerinde duruyor ama bir de bitirilemeyenler var. Hiç bitmeyecek gibi duran stadın ismi Yeni Mestella. Valencia'nın 2007'de inşaatına başladığı 75 bin kapasiteli yeni stadyumun inşaatı kulübün o tarihte 300 milyon euro'yu aşan borçları nedeniyle 2009'da durdu. O tarihten bu yana Yeni Mestalla, bir beton yığını olarak Valencia şehrinde mühendislerin geri dönüşünü bekliyor. 2013'te maliyeti azaltmak için kapasitenin 75 binden 61 bine indirileceği söylendi. Otoparkların iptal olduğu yeni proje için hâlâ düğmeye basılmadı. Atletico Madrid'in 1961'de ilk kazması vurulan ve beş yılda bitirilen bir tribün altından karayolunun geçtiği efsane stadyumu Vicente Calderon'dan yeni stadı 'La Peinata'ya bu sezon başında geçme hayali de kaba inşaat gerçeğiyle yüzleşti bu yaz aylarında. Milan ve Inter'in ezeli rekabetine iki kulüp adına da 90 yıldır ev sahipliği yapan San Siro, yakın bir gelecekte Milan'ı uğurlayacak. Roma taraftarı da Lazio ile Olimpiyat Stadı'nda paylaştığı yılların ardından yeni stadyumunun maketine bakıp hayal kuruyor. Tarafar bu, tutkunu olduğu iki rengi ömrü oldukça bırakıp gidecek hali yok, eskisinde de yenisinde de takımın yanında ama futbolcular için öyle mi? David Villa, Valencia formasıyla fırtına gibi estiği yıllarda "Gollerime Yeni Mestella'da devam edeceğim" demişti. Yeni Mestella'da inşaat 2009'da durdu. Bir yıl sonra David Villa, Barcelona'ya satıldı, 2014'den beri de yeni kurulan ve maçlarını 2.3 milyar dolara mal olan Yeni Yankee Stadı'nda oynayan New York City takımında forma giyiyor. David Villa'ya, New York'a geldiğinde futbol takımı için 2018'de bitecek yeni bir stadyum projelerinin olduğunu söylediler. Demediyse de ben diyeyim: "Hayırlısı." 

12 Eylül 2015 Cumartesi

Hafta Sonu Naklen Yayınlar

12 Eylül Cumartesi
02:00 New York Red Bulls - Chicago Fire @Eurosport2
14:00 CSKA Moskova - Zenit St. Petersburg @Tivibu
14:45 Everton - Chelsea @LigTV3
16:30 Bayern München - Augsburg @Eurosport2
17:00 Bursaspor - Gençlerbirliği @LigTV
17:00 Akhisar Belediyespor - Gaziantepspor @LigTV2
17:00 Boluspor - Karşıyaka @TRT Spor
17:00 Crystal Palace - Manchester City @LigTV3
19:30 Eintracht Frankfurt - Köln @Eurosport2
19:30 Manchester United - Liverpool @LigTV3
20:00 Adanaspor - Denizlispor @TRT Spor
20:15 Galatasaray - Mersin İdmanyurdu @LigTV
20:15 Antalyaspor - Eskişehirspor @LigTV2
20:45 Twente - Ajax @Tivibu
21:30 Atletico Madrid - Barcelona @LigTV3
21:45 Cambuur - PSV Eindhoven @Tivibu
22:45 Arouca - Porto @Tivibu

13 Eylül Pazar
13:00 Granada - Villarreal @LigTV3
13:30 Hellas Verona - Torino @LigTV2
13:30 Spartak Moscow - Rostov @Tivibu
15:30 Feyenoord - Willem II @Tivibu
15:30 Sunderland - Tottenham @LigTV3
16:30 Hoffenheim - Werder Bremen @Eurosport2
17:00 Beşiktaş - Medipol Başakşehir @LigTV
17:00 Elazığspor - Balıkesirspor @TRT Spor Web
17:00 Karabükspor - Yeni Malatyaspor @TRT HD
17:00 1461 Trabzon - Adana Demirspor @TRT Spor
17:00 Çaykur Rizespor - Sivasspor @LigTV2
18:30 Schalke 04 - Mainz 05 @Eurosport2
19:00 Lazio - Udinese @LigTV3
20:00 Samsunspor - Şanlıurfaspor @TRT Avaz
20:00 Göztepe - Giresunspor @TRT Spor
20:15 Osmanlıspor FK - Torku Konyaspor @LigTV2
21:00 Kasımpaşa - Fenerbahçe @LigTV
21:15 Rio Ave - Sporting Lisbon @Tivibu
21:45 Inter - Milan @LigTV3

14 Eylül Pazartesi
00:00 Toronto FC - New England Revolution @Eurosport2
02:00 Orlando City - Sporting Kansas City @Eurosport2
20:00 Alanyaspor - Kayseri Erciyesspor @TRT Spor
21:00 Kayserispor - Trabzonspor @LigTV
21:30 Rayo Vallecano - Deportivo La Coruna @LigTV2
22:00 West Ham United - Newcastle United @LigTV3

11 Eylül 2015 Cuma

Güncel Blog Sitesi Olmak Zor Zanaat

Blog derlemeleri için o blog senin bu blog benim dolaşırken fark ettim ki güncellik kavramı bloglar için çok ciddi bir problem. Özellikle de Blog Hocam gibi belli bir konu aralığında yayın yapan bloglarda.

Blog sitelerinde genellikle karşılaştığım 3 farklı senaryo var. Bu senaryolar kısaca şöyle:

güncel blog sitesi


Senaryo 1 (%70) : Blog sitesi büyük bir hevesle açılır. İlk 3-4 ay her gün bir veya birkaç içerik girilir. Zamanla ziyaretçi, yorum gibi bloggerı motive eden şeylerin eksikliğiyle içerik girme sıklığı azalır ve bir süre blog ya kaderine terk edilir ya da silinip yeni bir blog daha oluşturulur.

Senaryo 2 (%29): Blog sitesi yine büyük bir hevesle açılır ama daha planlı hareket edilir. Yaklaşık 3-4 sene blog güncelliğini korur ve giderek büyümeye devam eder. Blogda her şey yolundadır ama bloggerın hayatında ciddi değişiklikler olmuştur. Okul/iş/evlilik/çocuk/hastalık gibi nedenlerle blog geri plana atılmıştır.

Senaryo 3 (%1): Bu senaryoda bloga bir web sitesinden çok bir girişim gözüyle bakılır, ona göre yatırım yapılır. Bu senaryodaki blogların sahipleri neredeyse tüm mesailerini blogları için harcalar. İnternet onların yaşam tarzıdır ve geçimlerini bu yolla sağlarlar.

Kabul ediyorum 3 numaralı senaryoyu yaşamak bizim gibi boş zamanlarında blog yazanlar için hiç realist değil ama 2 numaralı senaryo ile 3 numaralı senaryo arasında kendi senaryomu yaratabiliriz bence. Nasıl mı?

Sorun belli, bazı nedenlerden dolayı blogu güncel tutamamak… O halde blogu güncel tutmak için yapabileceklerimizi tartışıp bu sorunu ortadan kaldırmaya çalışalım.

#1 Zaman Yönetimi

Zaman yönetimi; üreticiliği ve verimliliği arttırmak amaçlı olarak, belirli aktiviteler üzerinde harcanan zamanı bilinçli bir şekilde kontrol etme yöntemidir. Hepimizin zamanı kısıtlı olduğuna ve bu zamanı doğru kullanmak/yönetmek zorunda olduğumuza göre zaman yönetimi konusunda kendinizi gelişmeniz blogunuza daha fazla vakit ayırmanız ve ayırdığınız vakti daha efektif kullanmanız anlamına gelir. Zaman yönetimiyle ilgili şuradaki ve şuradaki kaynakları incelemenizi öneririm.

#2 İçerik Takvimi

Bloggerların kötü alışkanlıklarından biridir düzensiz içerik yayınlamak. Şöyle ki; bazen hiç içerik üretemediğiniz günler olurken bazı günler 4-5 içerik üretebiliyorsunuz. Böyle zamanlarda o içerikleri hemen yayınlamak yerine basit bir içerik takvimi oluşturup her içeriği yayınlayacağınız tarihi önceden belirlemeniz blogunuzu güncel tutacaktır. Üstelik içerik takvimine sadık kalma psikolojisi sizi daha fazla içerik üretmeye itecektir. Şuraya ve şuraya yüklediğim basit içerik takvimi örneklerini kullanabilirsiniz.

#3 Daha Fazla Teknoloji

Hemen hepimiz masaüstü bilgisayarlarda veya dizüstü bilgisayarlarda blog yazıları yazıyoruz ve siteyi güncelliyoruz. Teknolojinin geldiği bu noktada tablet bilgisayarlardan ve akıllı telefonlardan da destek alabiliriz. Kabul ediyorum bu cihazlardaki uygulamaları kullanarak blog düzenlemek ve güncellemek zor ama elbette bu işin en önemli kısmı içerik üretme k yani yazmak. Pek tabi bilgisayardan uzak olduğumuzda bu cihazları kullanarak içerik yazabiliriz.

#4 Güncel Konuları Takip

Bir blog sitesini güncel tutamamanın nedenleri arasında ilk sıraya vakit ayıramamayı koyarsak yazacak konu bulamamayı ikinci sıraya koyabiliriz. Bu yüzden blogunuzun konusuyla ilgili güncel olayları takip edip blogunuz için güncel yazı fikirleri bulabilirsiniz. Üstelik güncel konular arama motorlarında çok fazla arandığından trafiğinize de büyük katkı sağlar.

#5 İçerik Satın Alma

Kişisel yazan, okuyucu kitlesi oturmuş, kendine has tarzı olan bloglara kesinlikle önermesem de para kazanmak adına blogunu güncel tutmak isteyen kişiler çeşitli içerik ajansları veya freelance içerik yazarlarıyla irtibat kurarak cüzi fiyatlara blogları için yazı yazdırabilirler. Bu kişilere tüm webmaster forumlarından ulaşabilirsiniz.

#6 Bloga Yazar Atama

Tek başınıza blogunuza yeteri kadar vakit ayıramıyor ve güncel tutamıyorsanız birileriyle iş birliği yapmak iyi fikir olabilir. Kendini kitlelere tanıtmak isteyen fakat blog girişimleri başarısızlıkla sonuçlanan bloggerlar blogunuza yazar olma fikrine sıcak bakabilirler.

#7 Misafir Blogculuk

Blogunuza konuk yazar kabul etmek de güncel blog olabilmek için en iyi çözümlerden biri. Tabi seçici davranarak blog yazılarınızdaki kalite standardını düşürmeden. Bunun için blogunuzda bir misafir blogculuk veya konuk yazarlık sayfası oluşturup diğer bloggerların görebileceği şekilde ön plana çıkarabilirsiniz.


Son Sözler

Güncel blog olmak düşünüldüğü gibi her güncel konunun paylaşılması değildir. Güncel blog sitesi okuyucularına aynı standartta ve aynı ölçüde düzenli içerik sunmaktır. Bunu başarıp hem kullanıcıların hem markaların ilgi odağındaki blog olmak da her baba yiğidin harcı değil.

Siz aynı blogu ne zamandır yazıyorsunuz? Güncel tutmak adına neler yapıyorsunuz? Yorum bölümünden paylaşırsanız sevinirim.