31 Aralık 2013 Salı

Blogger Dostu Tablet

Bir blogger olarak en çok ihtiyacım olan donanım veya cihazları sorsalar ilk sıraya tabletimi koyarım. Bloggerların zihni sürekli açıktır ve eçevresinde olup bitenlerden ilham alarak içerik üretirler. Yazı fikrinin nasıl, nerede, ne zaman geleceği belli olmadığı için yanımızda ya bir not defteri ya da daha teknolojik bir çözüm olan tablet bulundurmalıyız.

 
Önceleri ben de not defteri ve kalem kağıtla idare etmeye çalışırken bunun pek de verimli olmadığına artık tablet almam gerektiğine karar vererek piyasada ihtiyaçlarımı karşılayacak table arayışlarına başladım.

 
Öncelikle kullanımı kolay bir tablet arıyordum. Malum bloggerlar bol bol klavye kullanırlar. Alacağım tabletle blog yazılarımı kolayca yazabilmeliydim. Ayrıca seyahatlerimde kolayca taşıyabileceğim ve elektriğe ihtiyaç duymadan uzun süre kullnabileceğim bir tablet olmalıydı. Şık bir görünüşü olsa da hiç fena olmazdı hani :)

 

acer w511

 
Bu özelliklerde bir tablet ararken http://www.turkcell.com.tr/cihazlar/tabletler linkinde, Acer W511 ile karşılaştım. Ayrılabilir klavyesi, 18 saate kadar dayanabilen şarjı ve minimal tasarımı ile ihtiyaçlarımı karşılıyordu. Ancak tablet almak tek başına yetmezdi. Bir de internet paketim olmalıydı ki ihtiyaç duyduğumda blguma veya çevrimiçi servislerime erişebiliyim.  Tam da bu noktada Turkcell'in avantajlı teklifleriyle karşılaştım. Acer W511 ve  internet paketine bir arada avantajlı bir fiyata Turkcell güvencesiyle sahip oldum. Artık dilediğim yerde bloguma erişebiliyor ve yazılarımı yazabiliyorum. Siz de Acer W511 gibi kullanışlı bir tablete turkcell avantajlarıyla sahip olmak isterseniz burayı ziyaret edebilirsiniz.

2013 Son

anımsıyor musun?
bir çetemiz vardı: Vahşi Siyah Atlar
ısmarlama serserilikler yaşardık
kimselere bir şey demeden kaçıp gitmeler gibi
sokaklarda sabahlamak, parklarda yatmak
yabancıları mahalleye sokmamak gibi
Ve bir gün gideceğimiz Amerika vardı
herkesin bir Amerika'sı vardı o zamanlar
herkes gece istasyonlarında
kendi Amerika'sını arardı

kısık ışıklı arkadaş odaları
plağın bir yüzünü kaplayan uzun parçalar eşliğinde
kendi rüyalarımıza dalar, dağılırdık
okyanuslar, gemi yolculukları, kanayan ıslıklar
ve dünyanın bütün limanları
önümüzde sessizce uzardı

BİTERDİ PLAK. DİSK BOŞA DÖNERDİ.
DÜŞLERİMİZ ÇARPIP GERİ DÖNEN SULARDI ŞİMDİ
BÖYLE ZAMANLARDA İLK SÖZÜ SÖYLEMEKTEN
KAÇINIRDI HERKES
SONRA BİRİ USULCA KALKAR, HERKESE ÇAY KOYARDI
ANIMSIYOR MUSUN?

Vahşi, siyah atlardık
kentin ışıklı çöllerinde kendi izini arayan
deri ceketlerimize sığdırdığımız düşlerimiz kadar
aşık ve düşmandık
dünya acıtırdı bizi, herşey kanatır, herşey yaralardı
sevişmek çekip çıkarmazdı bizi derinliğimizden
öfkemizi dindirmezdi hiçbir şey
geceleri uyumayan çocuklardık,
otobüs garlarında uzun maceralar umar
apansız yolculuklara çıkardık
uykulu kentlere girerdik gece yarıları
ıssız ağaçlar olurdu yol kenarlarında
gökyüzünde parlak yıldızlar, her yere aynı uzaklıkta
sarhoş bindiğimiz otobüsün penceresinden
sanki bambaşka bir dünyaya bakardık
sonra saklayarak yüzümüzü birbirimizden
yumruklarımızı sıkar, sessizce ağlardık
ışığı açık kalmış pencereler, kepengi örtülü dükkanlara,
yaz bahçelerinden taşan çiçeklere,
adını bile bilmediğimiz bu kente
neye olduğunu bile bilmediğimiz bir hasretle
uzun uzun bakardık
anımsıyor musun?
ahh o gece yolculukları
bir başka kente, bir başka insan olmanın umutları
kaç yol arkadaşı kaldı şimdi geriye
gençliğin ilk acılarını birlikte keşfettiğimiz
kaç yol arkadaşı?
sürüyerek götürdüğümüz dargın beraberlikleri saymazsak
ne kalıyor elimizde?
ölenler,
terkedenler,
bir de telefonları, adresleri, kendileri değişenler

vahşi siyah atlardık; yılkıya bırakıldık
içimizden kimse gidemedi Amerika'ya
kendi Amerika'sı da olmadı hiçbirimizin
yağmur aldı
rüzgar aldı
zaman aldı
o vahşi siyah atları
herşey o eski rüyada kaldı

çarpıp geri dönen düşlerimizin üstünde
çürümüş cesetleri yüzüyor şimdi vahşi siyah atların
öldükleri sahilleri kendileri de bilmiyorlar
peki, sen anımsıyor musun? (Murathan Mungan)

30 Aralık 2013 Pazartesi

Bloggerlar İçin Zaman Yönetimi

Google profilimi dikkatli incelediyseniz “Hayatta övündüğünüz şeyler” sorusuna verdiğim
cevabı fark etmişsinizdir. Oraya da yazdığım gibi 1 günü 24 saate sığdırabilmek benim için gerçekten övünülecek bir şey. Hatta o cevabı yazdığımda Blog Hocam’ı yeni açmıştım ve evli değildim. Artık sorumluluklarım ve 1 güne sığdırmam gerekenler çok daha fazla.

 

İster öğrenci olsun ister çalışan, ister evli olsun ister bekar farketmez her blog yazarının benim gibi zaman problemi yaşadığını düşünüyorum. Bu yüzden zamanımızı akılcı kullanarak iş, aile ve sosyal hayatımızı aksatmadan blogumuza da vakit ayırabilmeliyiz. Bunun yolu da zamanı doğru yönetmekten geçer.

Zaman yönetimi konusunda hem kendim hem de diğer blog yazarları için epey araştırma yaptım. Onlarca akademisyen ve profesyonelin zaman yönetmiyle ilgili makale ve sunumlarını okudum. Onlardan öğrendklerimi kendi deneyimlerimle harmanlayarak zaman yönetmiyle ilgili faydalı olacak önerilerde bulunmak istiyorum.

zaman yönetimi

1. Blogunuz İçin Net Hedefler Belirleyin

Hedef belirlemek yanlış şeylerle ilgilenerek zamanı boşa harcamanızı engelleyebilir. Örneğin kendinize hedef olarak haftada 3 yazı yazmayı koyarsanız, hedefiniz olan 3 yazıyı yazmadan blog tasarımıyla uğraşmazsınız. Yani zamanı öncelikleriniz için ayırırsınız.

2. Yazılarınızı Planlayın

Zamanı iyi yöntemek için planlı ve programlı hareket etmek şarttır. Bu yüzden mutlaka br içerik takvimi kullanmanızı öneriyorum. Yazdığınız veya yazmayı düşündüğünüz yazıları takvimde yayınlanacak güne koyun ve takvime daime sadık kalın.

3. Dikkatinizi Dağıtan Şeylerden Uzak Durun

Blogunuza ayırdığınız zamanın çoğunu yazı yazmaya harcıyorsunuz sanırım. Araştırma, yazma, düzenle gibi işlemler bazen saater sürebiliyor. Bu süreyi optimize etmek için yazı yazarken dikkatinizi dağıtan ve sizi oyalayan şeylerden uzak durun. Örneğin sosyal ağlarınızı veya anlık meajlaşma programlarınızı, televizyonunuzu hatta cep telefonunuzu bile o an için kapatbilirsiniz.

4. Aynı Anda Tek Bir İşe Odaklanın

Zamanı verimli kullanmamızı engellleyen en önemli sorunlardan biri “multi tasking” yani aynı anda birden fazla işe odaklanmaya çalışmak. Bir işi kusursuz yapabileceğiniz bir zamanda iki işi yarım yamalak yapmak istemiyorsanız bundan kaçının.

5. Rutinleriniz Olsun

Rutin kelimesi sıkıcılığı çağrıştıran bir kelime olsa da söz konusu zaman yönetimi olduğunda size büyük avantajlar sağlayabiliyor. “Her hafta Pazar günü 3 saatimi içerik oluşturmaya ayırırım”, “ yazı yazarken belli yazı şablonlarını kullanırım” gibi rutinler bir işi daha kısa sürede yapmanızı sağlayacaktır.

6. Blog Yazdığınız Yerde Organize Olun

Blog yazılarınızı yazdığınız ortamın ne kadar önemli olduğunu hiç dşündünüz mü? Kendimden örnek vereyim; evde sessiz ve tek başıma olduğum bir ortamda 1 saatte oluşturabileceğim bir içeriği ofiste telefonlar, ziyaretçiler, işler derken 4-5 saatte oluşturuyorum. Bu yüzden herşeyin elinizin altında olduğu, rahatsız edilmediğiniz bir ortamda blog yazmak, vaktinizi daha verimli kullanmanıza yol açacaktır.

7. “Hayır” Demeyi Öğrenin

Eminim çoğunuz hergün gerek sosyal medya hesaplarınız gerek de e-posta ile onlarca mesaj alıyorsunuzdur. Bunlar arasında sizden türlü rica ve isteklerde bulunanlar oluyordur. Eğer blogunuza ayırdığınız kısıtlı vakti en iyi şekilde değerlendirmek istiyorsanız, bu mesajların bir kısmına kibarca “hayır” demeniz gerekebilir.

8. En Yüksek Olduğunuz Zamanı Bilin

Herkesin kendini iyi hissettiği, enerjisinin yüksek olduğu günler ve saatler mutlaka vardır. Önemli olan buzaman dilimini bilmek ve kendini o anlara göre programlamaktır. Örneğin ben pazar akşamları kendimi “yüksek” hisseder ve elimden geldiğince içerik üretmeye çalışırım.

9. Kendinizi Ödüllendirin

Zaman yönetiminde planlı hareket etmek, hedefler koymak ve belirlenen sürede bu hedeflere çok önemlidir. Bu yüzden belirlediğiniz sürede belirlediğiniz hedefe ulaştığınızda kendinizi mükafatlanırın. Planınıza sadık kalmanızı ve motive olmanızı sağlayacaktır.

Söz Sizde

Evlendikten sonra bloga ayırığım zamanda azalma olduğunu eminim fark etmişsinizdir. 1-2 sene önce övündüğüm şey olan “1 günü 24 saate sığdırmak” özelliğimi yavaş yavaş kaybediyorum sabırım. Diğer evli blog yazarları ne durumda merak ediyorum. Haftada kaç yazı yazabiliyorsunuz ve blogunuza nasıl vakit ayırabiliyorsunuz? Öneri ve tecrübelerinizi paylaşırsanız sevinirim.

29 Aralık 2013 Pazar

2013'ün F Raporu

Dünya Kupası'na ev sahipliği yapacak ülkede büyük kupadan bir yıl önce düzenlenen Konfederasyon Kupası'nı bir kenara bırakırsak, tekli yıllar öksüzdür futbol dünyasında. Avrupa Şampiyonları ve Dünya Kupası arasına sıkışan bir yılı daha geride bıraktık. Gelin 2013'ün bir 'F raporu'nu alalım. Dünya Kupası'na yine gidemediğimiz, Fatih Terim'in Galatasaray'ı yeniden zirveye taşıdığı, ardından hiçbir başarının cezasız kalmadığı kulübüyle yollarını ayırdığı, Fenerbahçe'nin çeyrek asrı aşkın özlemini çektiği Türkiye Kupası'nı arka arkaya ikinci kez kazandığı, Beşiktaş'ın feda ile geçirdiği sezonu geride bıraktık. Hikmet Karaman yine takım değiştirdi, Yılmaz Vural yine takım arıyor, aslında çok da değişen bir şey yok futbolumuzda. İki harika kaleci Tolga ve Onur, sol bek Caner, santrfor Burak Yılmaz zirve yaptı. Salih Uçan'ın yıldız olabilme ihtimalini sevdik. Drogba, Sneijder, Malouda geldi futbol dünyamıza. Yine Avrupa'ya kimseyi satamadık ama Avrupa'da nisan ayını gördük. Fenerbahçe, Avrupa Ligi'nde finalin kapısından döndü, Galatasaray ise elenirken bile Real Madrid'i yine İstanbul'dan eli boş gönderdi. Selçuk Yula'yı, Doğan Koloğlu'nu, Kadir Özcan'ı uğurladık. İspanyollar'ın bir türlü sevemediği Mourinho, kendisine âşık İngilizler'e yine kalbini verdi. 14 yıldır Real Madrid'i yenemeyen Atletico Madrid, Arda'lı kadrosuyla bunu hem de Kral Kupası'nda başardı. Paris Saint Germain bize futbolda parayla saadet olur; Bayern Münih, Barcelona'dan da daha iyi takım varmış dedirtti. Guardiola bir yıllık inzivadan sonra teknik adamlığa döndü. Tribünler doldu taştı, kramponlar bu yıl biraz daha hafifledi, toplar yine direği yalayıp auta gitti, "Uzaktan çok iyi vurur" denilen adamların bazıları yine dağlara taşlara vurdu, olmayacak goller oldu, kaçmayacak goller kaçtı. Kademesini kaybeden bekler, forveti aralarından kaçıran stoperler, topu doksana yollayan 10 numaralar, çıkmaz denilen topu çıkaran kaleciler, rakibin içinden geçen kanat oyuncuları. 


Bir de bazıları krampon astı, ceketini alıp gitti futbol dünyasından. Jübile çok uzak bir kelime bize ama 2013'te memlekette "Futbolu bıraktı" denildiğinde içimizi cız ettiren biri de olmadı doğrusu. Futbol kültürünün bizdeki gibi kitapçıda bir rafa değil, koca dükkana sığmadığı İngilizler ise bir dönemin kapanışına tanıklık ettiler. Son çeyrek asırda, rakiplerinin kabusu olan ve Class 92 filmiyle ölümsüzleşen Manchester United'ın teknik direktörü Alex Ferguson ile birlikte David Beckham ve Paul Scholes da yeşil sahadan deri koltuklara giden merdivenleri tırmandılar. İki yıl önce ligin son maçında uzatmanın dördüncü dakikasında şampiyonluğu kaptırdığı ezeli rakibi Manchester City için geçen sezon başında taraftarına "Bir tesadüftü. Bunu bu sezon size kanıtlayacağız" sözünü veren Sir Alex Ferguson, mayıs ayında sözünü tuttu ve 26 yıl oturduğu koltuktan 38 kupayla evinin yolunu tuttu. Onun bir zamanlar kafasına krampon fırlattığı evlatlarından biri David Beckham da "Artık yokum" dedi geride kalan sezonda. Futbol endüstrisinin ikon çocuğunun sağ kanattan adrese yolladığı ortaları, destek ayağının üzerine kıvrılan vücuduyla vurduğu nefis frikikleri de öksüz kaldı. Sponsor yağmuru altında dünyanın en çok kazanan futbolcusu olduğu yıllardan, ABD'de lig tatile girdiğinde mevsimlik pamuk işçisi gibi İtalya'nın yolunu tutan ve sevdası meşin yuvarlaktan vazgeçmeyen o çok 'profesyonel' Beckham, Paris Saint Germain formasıyla çıktığı son maçtaki gözyaşlarıyla kariyerinin en amatör karesini de armağan etti bizlere. 


Orta sahada şu oyunun iki yönünü de oynama meseleyse eğer bunu dert etmeyen isimlerden biriydi Paul Scholes. Gözündeki rahatsızlık nedeniyle veda ettiği futbola, yetiştiği kulüp Manchester United'ın ona ihtiyacı var diye geri döndü ve son kazanılan şampiyonlukta işin ucundan tutan abilerden biri oldu. Steven Gerrard'ın kaptan, bayrak adam ve en yetenekli ayaklar olduğu Liverpool'da hep bir adım geride kaldı Anfield Road dışından bakanlar için ama Jamie Carragher sahaya yüreğini koyan adamlar 11'nin vazgeçilmeziydi. "O 11'e Carragher'ın yanına kimi stoper koyarsın?" derseniz, "Bir başka kramponları asan istikrar abidesi Tomas Ujfalusi" derim. Oynadığı her takımda kaptanlığa kadar yükselen ve taraftarın sevgi kadar saygı da duyduğu Çek savunmacı, Galatasaray'da sakatlıklar geçen ikinci sezonunun ardından ülkesine Sparta Prag'a döndü ama futbol, o futbolu bırakmadan onu bırakmış ki çok da fazla ısrarcı olmadı. Ujfalusi artık Galatasaray teknik ekibinde görev yapıyor. Futbolda defansın en kalın romanını yazmış İtalyanlar'ın geride kalan 10 yılda geçilmez duvarı demek Cannavaro-Nesta ikilisiydi. Bayrak adam Lazio'dan Milan'a gittiğinde çok taraftarın kalbini kırdı ama Nesta, yaşadığı tüm sakatlıklara rağmen 2000'li yıllarda dünyanın en iyi beş stoperinden biri olmayı başardı. Sahada bir deli arıyorsanız ondan iyisi gelir mi bilinmez ama ülkesi Hollanda dışında, İspanya, İtalya ve Almanya'da şampiyonluklar yaşayan 'kabadayı' Mark van Bommel'in sarı ve kırmızı kartlarla renklenen kariyeri, PSV'deki son maçında gördüğü kırmızı kartla son buldu. Deco, Louis Saha, Dejan Stankoviç'e de 2013'te el salladı futbol dünyası... Sertab Erener şarkısıyla veda edelim o zaman biz de hem geride kalan yıla hem de gidenlere: Aldırma deli gönlüm/Giden gitsin /Sen şarkılar söyle içinden boşver... Mutlu yıllar... (SABAH PAZAR)

Kayseri Erciyes-Galatasaray


Juventus maçının provası kabul ettiği Elazığspor maçına üçlü savunmayla çıkan ve bu dizilişten Gençlerbirliği deplasmanında işler yolunda gitmeyince dönen Mancini'nin, dün de maça bir saat kala açıklanan onbiri hangi dizilişle sahaya süreceği büyük muammaydı. İtalyan hocanın yarattığı bu kafa karışıklığı, rakip teknik adamların da zihnini bulandırıyor. İtalyan teknik adama, yardımcısı ve eski takım arkadaşı Attilio Lombardo'nun verdiği rakip analiz raporları artık iş yapmaya başladı. Geçen hafta Trabzonspor maçında Yekta tercihi ve sağ içe atılan Melo, dün de lig maçlarında sürekli tribünde oturan Bruma'nın onbirde başlaması gibi... Fatih Terim ile sadece Beşiktaş deplasmanında kazanan bir takım alan ve evinden uzakta sürekli sorun yaşayan Mancini, tek galibiyeti yine bu şehirde almıştı. 2-0 öne geçip, 2-2 ile krize girdiği Kayserispor maçından 4-2 galip ayrılan İtalyan hoca, dün de 45-60 arasında fark ikiye indiğinde suratını astı ama rakip Erciyesspor'un yapıp yapacağı da buydu zaten. Haziran'daki Dünya Kupası'nın yarattığı iştah Sneijder'in oyununa da yansıdı. Hollandalı 10 numaranın oyun zekası ve tecrübesine Bruma biraz olsun ayak uydurabilse sarıkırmızılı takım rakibini ağır bir hezimete de uğratabilirdi. 
Felipe Melo ise oynadığı futbolla adeta "Beni Brezilya Milli Takımı'na almazsanız, şampiyon olamazsınız" dedirtti. Sneijder'in golünde sert ama bilinçli ortası ve açık ofsayt pozisyonunda attığı kafa golüyle Melo, tabelayla bol bol oynarken, "G.Saray, neden F.Bahçe'nin (bir maç eksiğiyle) 5 puan gerisinde?" sorusunun kısa bir cevabı olan Selçuk İnan dün sezonun ilk yarısındaki standartının üzerine çıktı. Sneijder'in hücumdaki varlığının da Selçuk'un savunma görevini arttırdığını ve milli oyuncunun bir rol değişimi içinde olduğunu da unutmamak lazım elbette. Hikmet Karaman kariyerinde birçok kez G.Saray'a sorun çıkartmış bir teknik adam. Dün de doğrusu G.Saray'ın rakibi Erciyes değil Hikmet Karaman'dı.

Fakat görüldü ki geçmiş istatistikler sadece bir hatıra. Mancini ise üç kulvarda da yoluna devam eden takımını devre arasın kampında yeni transferler de gelince "Al Dente" pişirecek gibi duruyor. Bu Galatasaray ağızda kolay dağılmayan, dişe dokunur, lezzetli bir İtalyan makarnası olma yolunda... (SABAH)

27 Aralık 2013 Cuma

Hafta Sonu Naklen Yayınlar



27 Aralık 2013, Cuma
20:00 Kasımpaşa - Akhisar Bld. @LigTV2
20:00 Gençlerbirliği - Beşiktaş @LigTV

28 Aralık 2013, Cumartesi
13:30 Elazığspor - Çaykur Rizespor @LigTV
14:00 İst.Büyükşehir Bld. - Balıkesirspor @TRT 1
16:00 Gaziantepspor - Bursaspor @LigTV
17:00 Manchester City - Crystal Palace @LigTV3
19:00 Kayseri Erciyesspor - Galatasaray @LigTV
19:00 Karşıyaka - Ankaraspor @TRT Spor
19:30 Cardiff - Sunderland @LigTV3

29 Aralık 2013, Pazar
13:30 Orduspor - Şanlıurfaspor @TRT Spor
13:30 Torku Konyaspor - Eskişehirspor @LigTV2
13:30 Sivasspor - Karabükspor @LigTV2
15:30 Newcastle United - Arsenal @LigTV2
16:00 Trabzonspor - MP Antalyaspor @LigTV
18:00 Chelsea - Liverpool @LigTV3
19:00 Mersin İdmanyurdu - Adanaspor @TRT Spor
19:00 Fenerbahçe - Kayserispor @LigTV

Blog Sahiplerinin Yapması Ve Yapmaması Gereken Davranışlar

Herkese merhaba.Ben Nurgül Karış. Öncelikle sevgili Blog Hocam'a,beni misafirliğine kabul ettiği için çok teşekkür ediyorum ve saygılarımı sunuyorum.
 
Başlıktan da anlaşılacağı gibi,konumuz blogger davranışları. Aslında az çok herkesin fikri olabilen bir konu ancak daha da detaya inersek..

-Blog sahibi olmanın sorumlulukları
-Blog sahibinin okuyucusuna karşı davranışları olarak iki başlık altında inceleyebiliriz.

blog
Blog sahibi olmanın getirdiği bazır kurallar vardır. Eğer bir siteniz varsa ve siz de bu siteyi en iyi şekilde yaşatmak istiyorsanız,uymanız gereken ve kendinize prensip edinmeniz gereken bazı hususlar vardır. Bunlar,hem kendinize hem blogunuza hem okuyucunuza karşı yapmanız ve yapmamanız gereken davranışları içeriyor. Öncelikle blog sahibi olmanın sorumluluklarıyla başlayalım. Blog veya bir site sahibi olmak,sanıldığı gibi yazı yazıp göndermekle kısıtlı değildir. Blogunuza saygı,kendinize saygı,okuyucunuza saygı konusunda her zaman dikkatli olmalısınız. Blogunuzu güncel bir şekilde kullanmalı,gereksiz veya eksik ayrıntılarla kullanılamaz hale getirmemelisiniz. Blogunuza uygun bir tema ve başlık,en önemli hususlardır.Blogunuzun sınırlarını belirlemeli o çizgiden uzaklaşmamalısınız.  İçerik olarak özgün ve yaratıcı olmalı,eğer imkanınız varsa görsellerle ve videolarla desteklemelisiniz. Unutmayın okuyucu,her zaman canlı ve özgün içerikleri destekler. Yazınızın blog temasına uygun olması,yazım ve imla kurallarına uygun olması gerekir. Görsellerinizin de özgün ve iyi çekimler olması gerekir.
 
Blogunuza gereken saygıyı gösterirseniz,otomatik olarak okuyucularınız da bundan etkilenir. Bu durumda okuyucularınıza karşı da sorumluluğunuz artar. Okuyucuya saygı ve değer,her zaman olması gereken bir davranıştır. Okuyucunuzun yorumlarını cevapsız bırakmamalı,sorularına yanıt vermeli,düşüncelerini dikkate almalısınız. Gerek çekilişlerde gerek yazılarınızda gerek çektiğiniz videolarda,okuyucunuz her zaman dikkat etmeniz gereken ilk husus olmalı. Yazdığınız yazılarda okuyucunuza faydalı olmayı amaçlamalısınız. Eğer bu davranışları pratik hale getirirseniz,blogunuza ve size gereken saygı ve itibar gösterilecektir,emin olabilirsiniz.
 
Öncelikle kendi kişiliğinizi saygıyla çerçeveleyip,daha sonra yaptığınız işe bu saygıyı yansıtmalısınız. Çizginizden ayrılmamalı ve okuyucularınızla sürekli iletişim halinde olmalısınız. Bu size daha çok mutluluk verecek ve yaptığınız işi sevmenizi sağlayacaktır.

Yazar hakkında: Ben Nurgül Karış.Ağustos 2013 tarihinde aktif olarak yazmaya başladım. Amacım her konuda kaliteli ve özgün bir blog sahibi olmak. Sevdiğim,tavsiye edip etmediğim her ürün hakkında http://yaseminjess.blogspot.com blogumda yazmayı çok seviyorum.

25 Aralık 2013 Çarşamba

Az Zamanda Çok Ziyaretçi Getiren Siteler

Blogların en büyük sorunların biri yeteri kadar ziyaretçi çekememek yani hit alamamak. Bir blog sitesine ziyaretçi çekmnin en iyi yolu benzersiz içerikler üreterek bunları Google dizinine eklemek ve arama sonuçlarında üst sıralara çıkmaktır. Fakat bu iş göründüğü kadar kolay değildir. Rekabete göre yazdığınız makalenin üst sıralarda çıkması güçleşebilir.

Google ve diğer arama motorlarından gelen hitler dışında diğer önenmli hit kaynağı ise sosyal ağlardır. Facebook ve Twitter başta olmak üzere Pinterest, LinkedIn, Google+ gibi sosyal ağlar blogların en önemli 2. hit kaynağıdır. Bunun için sosyal medyayı aktif kullanmak ve yüksek takipçi sayısına sahip olmöanız gerekmektir. Yani sosyal ağlardan ziyaretçi çekmek de  uzun zaman alabilir. 

Kısacası ziyaretçi trafiğinizin çok büyük bölümünü oluşturan organik ve sosyal trafik alma işi zaman ve çok çalışma ister. Ben bu yazıda daha az ama daha çabuk hit getirecek yönlendirme trafik kaynaklarından ve ziyaretçi getirecek sitelerden bahsedeceğim.

Forumlar

Hergün binlerce kişinin ziyaret ettiği ve bilgi paylaşımında bulunduğu forumlar, bloglar için önemli hit kaynaklarıdır. Blog Hocam’ın okuyucu kitlesi blog yazarları olduğu için ben daha çok WMAracı, Webmastersitesi ve İyinet gibi forumlarda paylaşımlar yaparak ziyaretçi çekmeye çalışıyorum ama Türkiye’de hemen her konuya özel forumlar olduğu gibi tüm konuların bir arada bulunduğu ForumTR gibi genel forumlar da var.

1. Blogunuzu Tanıtın: Forumlardan nasıl ziyaretçi çekeceğinize gelirsek bunun pek çok yolu var. Örneğin işe blogunuzu tanıtarak başlayabilirsiniz ama bunu forum kurallarına uygun şekilde yapmalısınız. Forumların çoğunda forum iyelerinin kendi sitelerini tanıtmak için ayrılmış bölümler vardır. Buraya yeni bir konu açarak blogunuzu binlerce kişiye tanıtabilirsiniz.

blog tanıt

2. Blogunuzu Kaynak Göstererek İçerik Paylaşın: Forumlar bilgi paylaşımı üzerine kurulmuş topluluk siteleridir. Dolayısıyla insanlara bilgi veren konular her zaman çok ilgi görür. İlk olarak blogunuzda paylaştığınız ve çok faydalı olduğunu düşündüğünüz bir içerik yeteri kadar ilgi görmediyse bunu forumlarda paylaşıp esas yazınıza kaynak vermek çok etkili bir ziyaretçi kazanma yöntemidir.

kaynak göstermek

 

3. İnsanlara Yardımcı Olun: Forumlarda pek çok insan soru sorar ve diğer forum üyelerinden yardım bekler. Eğer cevabını bildiğiniz ve daha önce blogunuzda paylaştığınız bir soru görürseniz, kişiyi cevap için blogunuza yönlendireblirsiniz.

Yardımcı ol

 

4. İmza Bölümünü Kullannın: Forumların çoğunda imza bölümünde link paylaşmak serbesttir. İmzalar her yazınızın altında görüneceği için imza bölümüne blogunuzun linkini koyduktan sonra forumda ne kadar aktif olursanız o kadar çok ziyaretçi çekme şansınız olur.  Benim WMAracı’nda premium üyeliğim olmadığı için imzamda link paylaşmıyorum ama direkt url olarak veya başka şekillerde blogumdan bahsedebiliyorum.

imza
5. Profilinizi Doldurun: Bir foruma üye olduktan sonra profil bilgilerinde kişisel bilgilerinizin yanında web sitesi bilgisi seçeneği de mutlaka vardır. Bu ölüme blogunuzun adresini yazarsanız profilinizi ziyaret eden kişileri blogunuza yönlendirebilirsiniz.

profil


Popüler Bloglar

Son yıllarda oldukça popüler hale gelen blogları artık hergün milyonlarca kişi ziyaret ediyor. Bu bloglar arasında popüler olanları sürekli takip ederek hit kaynağı olarak kullanabilirsiniz. Nasıl mı? İşte birkaç örnek;

1. Konuyla İlgili Link Bırakın: Okuduğunuz yazıyla ilgili kendi blogunuzda başka bir içerik varsa bunu paylaştığınız yorumlar genellikle yayınlanır. Çünkü spam görüntüsünden uzaktır ve yorumu okuyan kişiye fayda sağlayacaktır. Özellikle popüler bir blogun çok okunan bir yazısında ilk yorum yazan kişi olmayı başarırsanız ciddi bir hit getirecektir.

yorum link
2. URL’nizi Yazın: Popüler blogların yorum bölümünden ziyaretçi çekmenin en kolay yolu yorum formundaki adres kısmını doldurmaktır. Yorum bölümlerinde adres kısmını doldurmak zorunlu olmadığı için yazmıyor olabilirsiniz ama yukarıda da belirttiğim gibi popüler bir blogun çok okunan bir yazısına ilk yorumu siz yazarsanız ciddi bir hit getirecektir.

yorum-url

 

3. Misafir Yazar Olun: Bloglardan nitelikli ziyaretçi çekmenin en etkili ve en etik yöntemi konuk yazar olmaktır. Ancak burada sorun doğru blogu bulmak. Popüler bloglar konuk yazar kabul etmeyebiliyor veya kriterlerini çok yüksek tutabiliyorlar. Bu yüzden sizinle benzer konuda yayın yapan, trafiği nispeten düşük ama düzenli okuyucusu olan bloglar bulmalısınız.

misafir
Soru Cevap Siteleri

Kullanıcıların sorularını gönderdikleri ve diğer kullanıcıların o soruyla ilgili cevaplarnı paylaştıkları bu platformların dünyadaki öncüsü Yahoo Answers ama ülkemizde ne yazık ki bu kadar popüler bir soru cevap platformu yok. İçeriği nedeniyle Blog Hocam’a en çok ziyaretçi gönderen soru cevap sitesi Google Blogger ürün grupları. Bunun sonra en çok trafik gönderen soru cevap sitesi Kızlar Soruyor.

cevap
Siz de internetteki soru cevap sitelerine kayıt olup, buralarda içeriğinizle ilgili sorulan sorulara blogunuzun linkiyle birlikte cevap yazarak kolayca ziyaretçi çekebilirsiniz.

Makale Dizinleri

Article marketing dediğmiiz makale pazarlaması ülkemizde pek yaygın olmadığı gibi bu konuda kaliteli bir makale dizini bulmak da çok zor. Blog Hocam’ın ilk zamanlarında, makale dizinleri arasına en  popüleri ve kalitelisi diyebileceğim Makale Marketi’ne yazı gönderek ziyaretçi kazanmışlığım vardır.

makale
Makale Marketi veya diğer makale dizinleri hemen her konuda kategori içerdiğinden tüm bloglar için uygundur. Makalelerinizin içine yerleştireceğiniz linkler ve künye bölümüne koyacağınız linkler ile blogunuza ziyaretçi kaznandırabilirsiniz.

Sosyal İmleme Siteleri

İlerleyen haftalarda yazacağım bir yazıyla sosyal imlemenin hit dışındıki faydalarınan da bahsedeceğim ama bu yazıda hit katkısından söz edelim. Çoğu kaynakta olduğu gibi sosyal imleme sitelerinde de Türkiye’de büyük bir eksik var. Çoğu blogcu gibi ben de sosyal imleme için sadece Yazarkafe’yi kullanıyorum ve resimde de göreceğiniz gibi buradan ciddi hit alıyorum.

yazarkafe

 

Ne yazık ki Reddit, Delicious, Stumbleupon gibi dünyaca ünlü sosyal imleme sitelerine gönderilen türkçe içerikli yazılara pek tıklanmıyor. Oyyla ve İm.web.tr gibi Tükçe sosyal imleme siteleri ise maalesef çok kalitesiz ve yine pek fayda sağlamıyor. Bu yüzden Bumerang’da altın üye olmaya çalışmanızı ve Yazarkafe hizmetinden faydalanmaya başlamanızı öneriyorum.

Komünite Blogları

Yıllar önce Bildirgeç ile ünlenen komünite bloglarının bugün en popüler örneği Milliyet Blog diyebilirim. Yüzlerce blog yazarı farklı kategorilerde yazılarını Milliyet Blog’da yayınlayarak geniş kitlelere ulaşabiliyorlar. Ben de burada 1-2 yazı yayınlayarak Blog Hocam’a ziyaretçi kazandırmıştım.

milliyet
Milliyet’te blog yazarken proflinizde, yazılarınız içerisinde veya sonunda blogunuza bağlantı verebiliyorsunuz. Eğer bu bağlatılar konuyla ilgili ve aşırı olmazsa editörler izin verebiliyor. Böylece çok sayıda ziyaretçi kazanabiliyorsunuz.

Alternatif Sosyal Ağlar

Sosyal ağ dendiğinde akla gelen siteler bellidir; Facebook, Twitter, Google+, Pinterest ve LinkedIn. Fakat bunlar dışında daha niş, daha az popüler ama sıkı müdavimleri olan alternatif sosyal ağlar da var. Bunlardan benim en sık kullandıklarım Quup ve Inploid.

inploid
Bu tür alternatif sosyal ağlarda tarttışmalara katılarak ve yazılarınızı paylaşarak kolayca ziyaretçi sayınızı arttırabilirsiniz. Popüler sosyal ağlara takılıp kalmayın, alternatifleri de deneyerek size katkısını ölçün.

Dizinler

Türkiye’de dizin dendiğine akla DMOZ gelir. DMOZ insanlar tarafından oluşturulan bir dizin olduğu için Google’ın gözünde çok değerlidir ama hitinize pek katkısı yoktur. Hit için size önereceğim en kaliteli dizin, Hürriyet’in servisi olan Hurlist.


hurlist


Hurliste’e site eklemek için Bumerang üyesi olmanız yeterli. Üyelik tipinizin önemi yok. Biünyesinde binlerce site olan Hurlist, etiketleme ve öneri sistemi sayesinde sıradan bir dizine göre gayet iyi trafik gönderiyor.

Söz Sizde

Blog Hocam’da kullandığım kısa zamanda ziyaretçi çekmeye yönelik siteler bunlardı. Ziyaretçi yazlığından şikayetçi olan blog yazarlarının işine yarar umarım. Eğer sizin kullandığınız başka siteler veya yöntemler varsa lütfen bizle paylaşın.

24 Aralık 2013 Salı

Beşiktaş Formaları Kitabı Kampanyası



Proje Hakkında
Merhabalar,
İsmim Barış İzgördü ve New York’ta yaşayan, futbola karsı büyük bir sevgi besleyen bir Grafik Tasarımcıyım. Futbola olan bu büyük sevgimin çoğunluğu aynı zamanda taraftarı da olduğum klüp olan Beşiktaş’a karşı içimde olan karşılıksız sevgiden gelmektedir. Beşiktaş 1903’de kurulmuş bir Türk spor Klübüdür ve halen ülkenin en büyük spor klüplerinden birisi olmaya devam etmektedir. Klüp aynı zamanda benim de doğup büyüdüğüm şehir olan ülkenin en büyük vilayeti İstanbul menşeilidir. 15 yıldan fazla bir süredir gurbette olduğumdan, aile fertlerim dışında hayattaki en büyük özlemim de Beşiktaş’tır.
Bu sıla hasretini biraz olsun dindirebilmek için son 10 yıllık süre zarfında bu formaları biriktirmeye başlamıştım. En sonunda, bu formaları güzel bir proje ve güzel bir yardım işi için kullanmaya karar verdim. Tüm kolleksiyonumu içine alan ve bende olmayan formaların resimlerini de diğer kolleksiyoncu arkadaş, kardeş ve abilerimden aldığım bir kitap tasarladım. Tarihi formalarımızın resimlerinide kendi imkanlarımla dijital ortamda yeniden ürettim.
Bu kitabin tüm geliri Amerika ve Türkiye’deki ihtiyaç sahibi olan Lösemili çocuklar yararına olacaktır. Kesinlikle kar amacı gütmeyen, kişisel bir projedir ve şimdiden yardımlarınız için çok teşekkür ederim.
Neye ihtiyacımız var ve siz ne alacaksiniz?
Öncelikle bu kitabın baskısı için bir finansman gerekmektedir. Paylaşılan video ve resimlerden de görebileceğiniz gibi ciltli bir baskısı ve kaliteli bir kağıdı olacaktır. Sadece 2000 adet limitli sayıda baskısı yapılacak ve 1903 adedi numaralandırılacaktır. Matbaa olarak global anlamda pek çok araştırmadan sonra en nihayetinde en uygun olan işletmeyi buldum ve kampanyaya en uygun olduğunu düşündüğüm bir matbaa ile anlaştım. Bu kampanyanın ilk amacı matbaa masrafını karşılamak olacaktır. Bu kampanya sayesinde kitabın belli sayıdakı adedi zaten satılmış olacak ve geri kalanının satışı ile de daha çok gelir elde edilmesi için satış yoluyla bağış toplanacaktır.
Bu kampanyadaki rakamları minimum bağış miktarlari olarak görmeyiniz. 1 dolardan başlayıp dilediğiniz miktarda bağışta bulunabilirsiniz.
Etki
Bu kampanya ile eminimki milyar dolarlık şirketlerin bağış kampanyalarıyla boy ölçüşemeyeceğim, ama yinede -ufacık da olsa- bu kampanya benim gibi futbol fanatiklerinin de etrafindakiler için yararlı olabileceklerinin bir delili olacaktır. Dahada önemlisi, her bir dolarlik yardım, Lösemili çocuklar için yemek, barınma ve sağlık hizmetleri olarak kullanılacak ve bir fark yaratacaktır.
Daha başka nasıl yardım edebilirsiniz?
Eğer parasal anlamda yardım edemiyorsaniz, sakın üzülmeyin. Sadece tüm arkadaş ve tanıdıklarınızla bu kampanyayı paylaşırsanız, bu bile yeterli olacaktır. Ne kadar çok paylaşım olursa, o kadar çok projenin gerçekleşmesine yaklaşılacağını umuyorum.
Teşekkürler

23 Aralık 2013 Pazartesi

Blogger’a Forum Sayfası Ekleme

Uzun süredir Blogger’a nasıl forum ya da soru-cevap sistemi ekleneceği ile ilgili soru almama rağmen internette konuyla ilgili pek çok anlatım olduğu için Blog Hocam’da paylaşma gereği duymamıştım. Ancak bloga forum eklemeyle ilgili yardım talepleri gelmeye devam edince artık bunu anlatmaya karar verdim.

Blogunuza forum eklemek için tamamen ücretsiz bir Google servisi olan Google Grupları kullanabilirsiniz. Şimdi adım adım forum oluşturmaya ve bunu bloga eklemeye geçelim.

1. Adım: Yeni Grup Oluşturma

Google Grup Oluşturma

Yapmanız gereken ilk şey Grup Oluşturma sayfasına giderek oluşturacağınız grupla ilgili bilgileri içeren formu doldurmak. Formu doldururken dikkat etmeniz gereken en önemli yer grup türüdür. Eğer forum oluşturmak istiyorsanız web forumu, soru-cevap sistemi oluşturmak istiyorsanız soru-cevap forumu seçeneğini seçmelisiniz. Formu doldurduktan sonra üstteki kırmızı renkli “Oluştur” butonuna basabilirsiniz.


2. Adım: Grubun HTML Kodunu Alma

Google Grup Oluşturma
Bilgileri eksiksiz girdiyseniz grubunuzun oluşturulduğunu belirten ve şimdi ne yapmak istediğinizi soran bir sayfayla karşılaşırsınız. Burada “Grubunuzun ayarlarını özelleştirin” linkine tıklayın.


Google Grup Kodları

Ayarlar sayfasının en altında oluşturduğunuz grupa ait HTML embed kodlarını göreceksiniz. Bu kodları bir sonraki forum oluşturma adımında kullanacağınız için bir yere koopyalayın veya bu sayfayı kapatmayın.

3. Adım: Blogger’da Forum Sayfası Oluşturma

Forum sayfası 
Blogger kumanda panelinize girerek Sayfalar > Yeni sayfa > Boş sayfa yolunu takip edin ve bir önceki adımda kopyaladığınız HTML kodlarını sayfanın HTML penceresine yapışırın. Sayfa başlığına “Forum”, “Pano” gibi şeyler yazdıktan sonra seçeneklerden yorum iznini kapatın ve sayfayı önizleme yapın. Eğer forum sorunsuz bir şekilde görüntlendiyse sayfayı kaydedebilirsiniz.

Tebrikler! Artık blogunuzun bir forum sayfası var.

22 Aralık 2013 Pazar

Jimmy Jump Kim Sen Kimsin?

Şampiyonluk sevincini yaşamak için tribünlerdeki taraftarın son düdüğün ardından sahayı istila etmesinin sayısız örneği vardır, bunu Türkiye'de de görürsünüz, dünyanın öbür ucunda Arjantin'de de... Kimi zaman sevinçle başlayan, sonu çimlerde hüzünle biten son haftalar da yok değildir. İngilizler için coşkuyu sahaya taşımak bir gelenek. İki maçı hatırlayalım tarihten. Sene 1994. İngiliz futbolunda küme düşmenin kenarından geçmeyen Everton, o sezon puan tablosunun sonuna demir atar. Mayıs ayına gelindiğinde işin artık şakası yoktur. Ev sahibi oldukları Goodison Park'ta rakip 10 maçtır kaybetmeyen Wimbledon'dır. Bahislerde 'banko' görünen Wimbledon'a bir de başkandan özel prim gelir; "Maçı kaybetmeyin, sizi Las Vegas'a götüreceğim" der başkan. Cazip primin etkisiyle mi artık, yoksa Everton'un küme düşme stresi mi; Wimbledon ilk 20 dakikada 2-0 öne geçer. Sonrası ise Everton taraftarı için bugün bile anlatılan büyülü bir hikayedir. Takım muhteşem bir geri dönüşe imza atar ve maçı 3-2 kazanıp, ligde kalmayı garantiler. Tribünler de Goodison Park'ın çimlerine yuvarlanır. Bugün Galatasaray'ın teknik direktörü olan Roberto Mancini iki sezon önce Manchester City ile ezeli rakibi Manchester United'a deplasmanda altı gol atar. Takımı puan farkını beşe kadar çıkarır ama karşısındaki adam Alex Ferguson'dur. United, şubat ayından itibaren sol şeride geçip gaza basarken, sağa çeken Mancini'nin takımı ligin bitimine altı hafta kala sekiz puan geriye düşer. Herkes şampiyon yine Manchester United derken, İtalyan hocanın takımı derbi dahil, beş maçını kazanır, United bu kez tekler ve son hafta kazananın şampiyon olacağı maçlara çıkılır. Manchester City'e galibiyeti ve şampiyonluğu getiren golü Kun Agüero uzatmaların dördüncü dakikasında attığında, 44 yıldır şampiyon olmayan takımın, şampiyonluk nedir bilmeyen taraftarları Etihad Stadı'nın çimlerinde yuvarlanmaya başlar. Bunlar güzel oyunun güzel hikayeleri. Bir de madalyonun öteki yüzü var elbette. 

10 gün önce "Mustafa Özel kim?" diye sorulsa sokakta, muhtemelen kimsenin verecek bir cevabı yoktu. Google ise bu ismi yazdığımızda çok sayıda esere imza atmış Boğaziçi Üniversitesi mezunu bir iktisatçı ile tanıştırıyordu bizi. Sonra bir başka Mustafa Özel bir dakikada meşhur oldu memlekette. Kasımpaşa-Beşiktaş maçında ne skor ne de oyun Beşiktaş açısından iyi gitmiyordu. Kasımpaşalı Donk dünyanın en garip ve saçma hareketlerinden birine imza atmış ve elindeki ikinci topu oyundaki topa çarptırıp rakibin gol pozisyonunu kesmişti ilk yarıda. Maçın sonu yaklaşırken, sahaya giren ve Fernandes'i tartaklayan Mustafa Özel hikayeyi kendi penceresinden "Beni sahaya ittiler, Fernandes'e sarıldım" diyerek anlattı ertesi gün Emniyet'ten çıkarken. Fıkra gibi işte, zaten bu satırları da sıcak evinden okuyordur. Evet, Andy Warhol haklıydı, bir gün herkes 15 dakikalığına meşhur olacaktı ama bu kadarı da değil... Mustafa Özel ertesi gün bir spor programına çıkıp neredeyse Beşiktaş'a taktik veren yorumcu oldu. 15 dakika kaldı canlı yayında ve kolundan sürüklenip stüdyo dışına atıldı. Bu kadar şöhret ona yeterdi! 

Konu eğer sahaya atlamak ve şöhret olmaksa, bunu 15 dakikadan uzun yıllara yayan Jimmy Jump'ı hatırlatmadan olmaz. Dünya onu Euro 2004'te tanıdı. Kupanın finalinde sahaya atlayan ve kafasında Katalanlar'ın alametifarikası, 'barretina' beresi olan Jaume Marquet'in hedefi dört yıl önce Barcelona kaptanıyken, ezeli rakipleri Real Madrid'e imza atan Portekiz milli takımı kaptanı Luis Figo'ydu. 'İhanet eden' Figo'nun yüzüne Barcelona bayrağını atan Jimmy Jump, finalde golü atan Yunanistan'ın golcüsü Charisteas'tan bile meşhur oldu ertesi gün. Hayat işte; o finalde Jimmy Jump sahaya girdiğinde finali yöneten Markus Merk, Mustafa Özel'in sahaya girdiği maçtaki hakem hatalarını yorumlamak için Lig TV stüdyosundaydı. Hayatını o günlerde emlakçılık yaparak kazanan ve sahaya girip şovunu yapmayı en büyük özgürlük olarak tanımlayan Jimmy Jump, 2005'te El Clasico'da da sahaya daldı. Aynı yıl yolu İstanbul'dan da geçti. Olimpiyat Stadı'ndaki Şampiyonlar Ligi finalinde hedefi yine sahaya girmekti ama başaramadı. İki yıl sonra Atina'da sahaya daldığında şovu ziyan oldu çünkü yayıncı kuruluş reklama gitmişti! 2006 Şampiyonlar Ligi finalinde Arsenal'li Henry'ye sahaya girip Barcelona'nın 14 numaralı formasını verdi, Fransız oyuncu ertesi sezon o formayla kariyerine devam etti. Euro 2008 yarı finalinde biz Almanlar karşısında ter dökerken sahaya dalan ve Tibet'e destek verip, Çin'i protesto eden de Jimmy Jump'tı. 2010 Dünya Kupası'nda İspanya'dan Güney Afrika'ya kadar onca yolu sadece kafasındaki 'barretina'yı finalde saha kenarında duran Dünya Kupası'na takmak için gitti. Sahaya girmeyi başardı ama kupaya bir metre kala güvenliklere yakalandı ve sadece 300 dolar ceza ödedi. Formula 1 pistine girmek, sutopu maçında havuza atlamak kesmedi Jimmy Jump'u. 2010'da Norveç'te Eurovision şarkı yarışmasında İspanya sahnedeyken tüm dünya bir kez daha Jimmy Jump ile hasret giderdi. Sanata ilgisi büyüktü. Sokakta kitap sattığı günlerdi ve soluğu Goya ödül töreninde aldı, bıraksalar kürsüden Javier Bardem'in yerine bir de teşekkür konuşması yapacaktı. Hikayesini bir kitapta topladı, geçinebilmek için bugünlerde sitesinden Jimmy Jump imzalı ürünler satıyor 37 yaşındaki Jaume Marquet. Hedefi elbette 2014 Dünya Kupası finali. Milyonlarca fanı da onun Brezilya'da yapacağı şovu merak ediyor. Yolu bir daha İstanbul'dan geçer mi bilinmez ama Jump'un Türkiye'de tuttuğu takım Beşiktaş; evinde de bir forması var. Tehlikenin farkında mısınız? (!) 

20 Aralık 2013 Cuma

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


21 Aralık 2013 Cumartesi

14:00 Ankaraspor - Orduspor @TRT 1
14:45 Liverpool - Cardiff @LigTV3
16:30 Dortmund - Hertha Berlin @TRT Spor
17:00 Villarreal - Sevilla @NTVSpor
17:00 Fulham - Manchester City @LigTV3
18:30 Guangzhou - Atletico Mineiro @Tv Em
19:00 Şanlıurfaspor - Mersin İdmanyurdu @TRT Spor
19:00 Beşiktaş - SB Elazığspor @LigTV
19:00 Real Betis - Almeria @NTVSpor Smart HD
19:30 Nürnberg - Schalke 04 @TRT Haber
20:45 Heracles - Vitesse @FOG TV
21:00 Atletico Madrid - Levante @NTVSpor
21:30 Bayern München - Raja Casablanca @Tv Em
23:00 Granada - Real Sociedad @NTVSpor Smart HD

22 Aralık 2013 Pazar

13:00 Espanyol - Valladolid @NTVSpor Smart HD
13:30 Çankırıspor - Kartalspor @Yaren TV
13:30 Samsunspor - Manisaspor @TRT Spor
13:30 Eskişehirspor - Gaziantepspor @LigTV2
13:30 Kayserispor - Torku Konyaspor @LigTV
13:30 Roda - Ajax @FOG TV
15:30 Gent - Club Brugge @TVNet
16:00 Karabükspor - Fenerbahçe @LigTV
16:00 MP Antalyaspor - Gençlerbirliği @LigTV2
16:30 Borussia Mgladbach - Wolfsburg @TRT Spor
17:30 PSV Eindhoven - ADO Den Haag @FOG TV
18:00 Getafe - Barcelona @NTVSpor Smart HD
18:00 Swansea City - Everton @LigTV3
19:00 Bucaspor - Karşıyaka @TRT Spor
20:00 Galatasaray - Trabzonspor @LigTV
20:00 Athletic Bilbao - Rayo Vallecano @NTVSpor Smart HD
22:00 Valencia - Real Madrid @NTVSpor Smart HD

23 Aralık 2013 Pazartesi

20:00 Akhisar Bld. - Sivasspor @LigTV2
20:00 Bursaspor - Kayseri Erciyesspor @LigTV
20:00 Adana Demirspor - Tekden Denizlispor @TRT Spor
22:00 Arsenal - Chelsea @LigTV3

Yeni Yıl Alışverişinde Kaçırılmayacak Fırsatlar!

Yeni yıl heyecanının hepimizi iyiden iyiye sardığı bugünlerde, bir yandan yılbaşı akşamı için planlar yaparken bir yandan da “ne hediye alacağım?” endişesi içerisine giriyoruz. Yılbaşına kısa bir zaman kala alışveriş merkezlerinde telaşla gezmek yerine sizin için hazırladığımız alternatif hediye ve kampanya önerilerini mutlaka inceleyin!

Sizin için ilk seçtiğim hediye alternatifi ev hediyesi almayı düşünenlerin oldukça ilgisini çekecek!

2014'ün en güzel kahvaltıları, en hoş sohbetleri için Vestel’in sunduğu kahvaltı setlerine mutlaka göz atın derim!

vestel-hedyeler
Vestel yılbaşına özel hazırladığı kahvaltı setleri ile hediye alışverişini kolaylaştırıyor. Kırmızı, Inox ve Siyah Kahvaltı Setleri hem şıklığı ile göz dolduracak, hem de sevdiklerinizi çok mutlu edecek. “Hediyem yılbaşı ruhuna uygun olsun!” diyenler için kırmızı set ideal bir seçim.

Vestel Inox Su Isıtıcı, Dijital Tost Makinesi, Türk Kahve Makinesi'nden oluşan Inox set de çok şık ve pratik bir alternatif. Bu setin farkı ızgara olarak da kullanılabilen Vestel Dijital Inox Tost Makinesi.

Modern ve şık bir hediye arayanlar içinse önerimiz Siyah Set. Vestel Siyah Su Isıtıcı, Ekmek Kızartma Makinesi ve Filtre Kahve Makinesi içeren bu set farklı tasarımı ile benzersiz bir hediye olmaya aday.

Setler için buradan online sipariş verebilir, ücretsiz kargoyla hemen hediyelerinize kavuşabilirsiniz! Unutmadan, Vestel Kahvaltı Setleri 2014 yeni yıla özel hazırlandı. Yılbaşı’ndan sonra bu şekilde set olarak bu fiyatlarda bulmanız pek mümkün değil. 

Özel, başka hiçbir yerde olmayan bir hediye arıyorsanız Vestel'de harika bir öneri daha var: Yılbaşı özel tasarımlı Türk Kahvesi Makinesi yeni yıla özel indirimli sadece 59 TL!

Yeni yıl, yeni umutlar, yeni hediyeler… Peki 2014 için dileğiniz hazır mı?

Siz sevdiklerinizi unutmayıp yeni yıl hediyeleri alırken Garanti de sizi unutmamış!
2013 yılını geride bırakırken yeni yıldan yeni dilekler eksik olmuyor. Yeni yıla girerken Garanti Bankası bazılarımızın dileklerini duymuş gibi sosyal medya takipçilerini sevindirecek bir kampanya yapmış!

Yeni yıl hediyeniz Garanti Link’ten!

Yıl boyunca farklı kampanyalarla fırsatlar sunan Garanti Link, 2014’e girerken çuvalını hediyelerle doldurmuş bir Noel Baba gibi bacanızdan inmeye hazırlanıyor. Günde en az 10 kere kontrol ettiğimiz sosyal medya hesaplarımızı Garanti Link ile Link’leyerek 14 şahane hediyeden birini kazanmaya hak kazanıyoruz. Televizyondan tablet bilgisayara, telefondan fotoğraf makinasına kadar birbirinden değerli hediyelerden birine sahip olmak çok da kolay. Benim dileğim yeni yılda sevdiklerimle her anımı ölümsüzleştirebileceğim bir fotoğraf makinası. Sizin dileğiniz ne?

garanti-hediye
Siz de buradan sosyal medya hesaplarınızı Link’leyin, 14 şahane hediyeden birini kazanma şansı yakalayın!

Diğer bir önerim ise moda ile teknolojiyi bir araya getiren Samsung Galaxy Gear! Çarpıcı renk seçenekleri, ince ve zarif tasarımı ile giyilebilir teknolojileri günlük yaşama daha da entegre eden Samsung Galaxy Gear alan herkese, 32GB microSD kart hediye ediliyor. 31 Aralık’a kadar geçerli olan kampanya ile hem yeni yılın en şık hediyesi olmaya aday Galaxy Gear’a, hem de yeni yılda en güzel anılarınızı rahatça saklayabileceğiniz 32GB microSD karta sahip olabilirsiniz.

samsung-hediye
Yenilikçi ve modaya önem veren kullanıcılara siyah, beyaz, gri, turuncu, sarı ve roze gibi çarpıcı renk seçenekleri sunan Galaxy Gear, 1.9 megapiksel BSI sensörlü kamerası ve 1.63 inç Super AMOLED ekranı ile kullanıcıları cezbediyor.

Telefonunuz cebinizdeyken bile bağlantıda kalmanızı sağlayan Galaxy Gear’da bulunan dahili hoparlör sayesinde telefonsuz konuşma deneyimini sunuyor. Örneğin, bir yandan yılbaşı partiniz için hazırlanırken, diğer taraftan telefon konuşmalarınızı yapabilir, alarmınızı kurabilir, mesaj yazabilir ya da takvim girişlerinizi oluşturabilirsiniz.

Kampanya hakkında detaylı bilgi için buraya tıklayın: http://www.samsung.com/tr/campaigns/galaksidenhediye/


Bir boomads advertorial içeriğidir.

5 Adımda Başarılı Bir Misafir Yazısı Yazmak

Herkese merhaba diyerek yazıma başlıyorum. Misafir yazarlık, değerinin ve faydalarının anlaşılmasıyla birlikte, özellikle yabancı webmasterlar tarafından bir alışkanlık haline gelmiş olmasına ramen Türk webmasterlar için henüz pek kullanılan bir metod değil. Misafir yazısı yazmanın sitenize ne gibi faydaları olacağından bahsetmek yerine, başarılı bir misafir yazısı nasıl yazılır onu anlatacağım. Değişik sitelere misafir yazılar yazmanın size ve sitenize yararları konusunda bloghocam sitesinin sahibi Serdar Kara'nın güzel yazısına göz atabilirsiniz.

Misafir-Gorsel

1.Adım: Misafir Yazı Yazılacak Sitenin Seçimi


Misafir yazısı yazmanın faydalarını okuduk, araştırdık ve öğrendik. Bir misafir yazısı yazmaya karar verdik ama işe nereden başlayacağımızı bilmiyoruz. Burada işe iki farklı yöntemden birini seçerek başlayabiliriz. İlki ve daha kolay olanı, misafir yazar yazılarını sitelerinde yayınlayan sitelere bir göz atıp bulduğumuz siteler arasında ilgimizi çeken, hakkında faydalı bir makale yazabileceğimiz bir kaç site belirlemektir. Yada spesifik bir konu hakkında makale yazmak istiyorsanız, ilgili siteler arasında misafir yazı kabul eden site var mı diye araştırıp, yoksa site yöneticileriyle iletişime geçerek yazmak istediğiniz makaleden bahsedip, böyle bir makaleyi sitede yayınlamak isterler mi onu öğrenebilirsiniz.

2.Adım: Konunun Belirlenmesi


Misafir yazısı yazmanın ve yazdığımız yazının sitede yayınlanmak üzere kabul edilmesi için ALTIN kural, yazdığımız yazının, ekleneceği siteye değer katmasıdır. Yazımız, sitenin içeriğiyle ilgili ama hakkında yazılmamış bir konu olmalıdır. Site ziyaretçilerinin ilgisini çekebileceğini düşündüğünüz bir konu hakkında yazmak ise, alacağınız geri dönüşün daha kuvvetli olmasını sağlayacaktır.

3.Adım: Yazının Hazırlanışı

Bu adımda dikkat etmemiz gerekenleri listeleyelim:

- İmla kurallarına uygun bir yazı yazmak dikkat etmemiz gereken ilk kural olmalı.
- Yazımızda hiçbir alıntı içerik bulunmamalı.
- Sitedeki mevcut içeriklerde anlatılmış konuları tekrar anlatmaktan kaçınmalıyız.
- Başlığımız siteye giren ziyaretçinin ilgisini çekebilecek şekilde olmalı. 
- Yazımız siteye giren ziyaretçinin işine yarayacak bilgiler içermeli.
- Konu ile ilgili iyi bir araştırma yapmak, başarılı bir yazı yazma yolunda her zaman faydalı olacaktır.
- İlgili yabancı makaleleri okuyarak fikir alıp, yazımızı zenginleştirebiliriz.
- Yazımızı daha ilgi çekici kılmak için etkileyici görseller tercih edilmeli.
- Yazınız hakkında site yöneticilerinin fikirlerine başvurmaktan çekinmeyin. 

4.Adım: Künye

Siteye karar verdik, yazımızı hazırladık ve sıra geldi kendimizden bahsetmeye. Buraya kadar her şeyi planlanan şekilde yerine getirip, başarılı bir yazı ortaya çıkarmış olsak dahi okuyucunun gözünde negatif bir etki yaratabilecek kısım burası. Nasıl bir künye yazacağımız, yazıyı okuyan kişinin sayfayı kapatıp çıkması yada bizim verdiğimiz linke tıklayarak sitemize trafik olarak dönüş yapması arasındaki farkı oluşturacaktır. Bu bölüm kısaca kendimizden, kendi sitemiz yada projemizden bahsederken, merak uyandırıcı ama 3-5 cümleyi geçmeyecek şekilde hazırlanmalıdır. Link karmaşası içinde kaybolmuş cümleler yerine derli toplu bir şekilde hazırlanıp, künye içinde asla ikiden fazla link bulundurulmamalıdır. 

5.Adım: Yazının Takip Edilmesi

Güzel bir yazı hazırladık ve pek çok okuyucuya ulaştık. Bundan sonra yapmamız gereken şey, yazımızı sürekli olarak kontrol ederek, sorulan sorulara ve yapılan yorumlara ilgi göstermektir. Unutmayın, misafir yazısı yazmaktaki en büyük amaçlarımızdan birisi, kendi kitlemizin dışındaki insanlara ulaşıp, onlar ile iletişim kurabilmektir. 

Yazımı tamamlamadan önce son bir tavsiyede daha bulunmak istiyorum. Yazdığımız yazıyı kendi okuyucularımız, kendi sitemiz için değil misafir olduğumuz sayfa ve o sayfanın okuyucuları için hazırladığımız baştan sona aklımızdan çıkartmamalıyız. Kullandığımız dil ve üslup  yazının yayınlanacağı site için uygun olmalıdır.

Etkili ve başarılı bir misafir yazmak için önemli bulduğum 5 adımı sizlerle paylaşmaya çalıştım. Kendi geliştirdiğiniz metotları da yorum olarak buradan paylaşabilir, bu listeyi daha da faydalı bir hale getirebilirsiniz. Hepinizi daha fazla misafir yazısı yazmaya, kendi sitenizde misafir yazarlara daha fazla yer vermeye davet ediyorum. Bu konuda size her zaman olumlu bir yaklaşım içinde bulunacak olan Blog Hocam sitesinin yanı sıra, bir kaç ay kadar önce yapmaya başladığım, en başarılı, ödüllü ve yüksek görüntü kalitesine sahip kısa filmleri bir araya getirmeye çalıştığım kisafilmizle.net sitesinde de sizi misafir yazar olarak ağırlamaktan mutluluk duyarım. Yapmanız gereken tek şey, etkileyici bulduğunuz bir kısa film hakkında hazırladığınız yazıyı, postakutusu@kisafilmizle.net mail adresi üzerinden bize göndermek.

Sevgiyle kalın..

19 Aralık 2013 Perşembe

Goolllll


Geride kalan haftada futbol dünyamızın en çok konuşulan iki fotoğrafı Fenerbahçe ve Galatasaray'ın amansız ezeli rekabetinden doğdu yine. Galatasaraylı futbolcuların attıkları bir golün ardından taraftarlara verdikleri selamı soyunma odasına taşıyan ve takım fotoğrafı veren Fenerbahçeliler'e cevap gecikmedi ve sarı-kırmızılı takım Juventus zaferinin ardından, "Orijinali budur!" diyerek pozu yeniledi. Galibiyet sevinçlerini son yıllarda kolbastı ile kutlayan Trabzonspor'dan sonra soyunma odasına taşan bu mutluluk tablolarını, futbol tarihimizin duvarlarına özenle asalım. Üç direğin arasından meşin yuvarlak filelerle buluştuğunda duran zamanı, yaşadıkları sevinçlerle ölümsüzleştiren futbolcularla bir tura çıkalım. Türk futbolunda klasikleşen bir gol sevinci arıyorsak, bir numara kesinlikle Bursaspor'un timsah yürüyüşü olmalı. 1995- 1997 yılları arasında yeşil-beyazlı formayı giyen Ugandalı futbolcunun takım arkadaşlarını peşine takıp yaptığı timsah yürüyüşü, o ayrıldıktan sonra da devam etti. Musisi, sekiz yıl önce hayatını genç yaşta kaybetti ama Bursaspor'un yeni stadı Timsah Arena'da hatırası hep yaşayacak. Fenerbahçe'de son dönemde Brezilyalı futbolcuların, David ve Roberto Carlos önderliğinde yaptıkları yengeç dansı, Cristian'ın rakiplere "Ağlamayın" jestini herkes hatırlar ama son 20 yılda iz bırakanların ilk üçünde Serhat Akın, Bülent Uygun ve Tuncay Şanlı yer alır. Kadıköy'ün Boğası lakabıyla anılan Serhat'ın iki elini boynuz yaptığı gol sevinci, Tuncay Şanlı'nın iyi zamanlarında, takımı mağlup bile olsa gol attığında rakip tribünlere yaptığı sus işareti ve Bülent Uygun'un asker selamı... Galatasaray cephesinde ise son dönemde Melo'nun, lakabının hakkını vermek için yaptığı pitbull taklidi, Burak Yılmaz'ın Cristiano Ronaldo'yu hatırlatan dizlerinin üzerinde çimde kayışı ve Drogba'nın her biri poster olacak endamdaki heykel duruşları taraftarın gözdesi. Hakan Şükür'lü kadronun bir zamanlar golü atanın, 'takımın hatıra fotoğrafını çekme' taklidi de hafızalarda. Golü atan futbolcunun kramponlarını dizlerine alıp cilalayan takım arkadaşı ise figüranlı gol sevinçlerinin olmazsa olmazı. 


Ülke sınırları dışına çıkalım, önce romantiklerle başlayalım. Gol sevinçleriyle eşine, sevgilisine olan aşkını tüm dünyaya ilan edenler arasında bir numara elbette ki Real Madrid'in efsane golcüsü Raul. Dört çocuğunun annesine attığı her golden sonra nikah yüzüğünü öperek mesaj yollayan Raul'un bir unutulmaz gol sevinci de, Camp Nou'da Barcelona'ya gol attıktan sonra 100 bin kişiye yaptığı sus işareti. Bu sezonun 100 milyon avroluk adamı Gareth Bale'in gol sevinci ise 10 parmağıyla yaptığı kalp işareti. Galli oyuncunun bu gol sevincinin patentini alması ise doğrusu futbol endüstrisinde zurnanın son deliği. Attıkları gollerin ardından sevgilisinin adının baş harfini parmaklarıyla işaret eden ve magazin sayfalarına da malzeme veren romantiklerden aile babalarına geçelim. Yeni doğan çocuğun ardından yaşanan gol sevinci denildiğinde akla Bebeto gelir. Hayali bir beşiği sallayan Brezilyalı golcünün bu gol sevinci uzun yıllar bir salgın haline gelmiş ve ülkemizde de baba olma sevinci yaşayan futbolcular bol bol beşik sallamıştı yeşil sahalarda. Baba olacağının müjdesini verenler dediğimizde akla ilk gelen isim Totti olmalı. Attığı golün ardından topu alıp formasının altına koyan ve "Eşim hamile" mesajı veren İtalyan usta, bir sonraki çocuğunun müjdesini de gol sevincini 'emzik'le vermişti. Totti'nin bir Roma derbisinde Lazio filelerini havalandırdıktan sonra kale arkasındaki canlı yayın kamerasını ele geçirip kendi tribününün sevincini kayıt etmesi de unutulmazlar arasındadır. 



Nesilden nesle taşınan gol sevinçlerinde bir numara Klinsmann'ın gol sevincidir. Ceza sahasında kendini sürekli yere attığı suçlamalarına karşılık gol sevincini çimlere balıklama atlayarak yaşayan Alman yıldızın bu icadı yıllar sonra Liverpoollu Luis Suarez için de ilham kaynağı oldu. Uruguaylı, derbide attığı golden sonra maç öncesinde kendisini yerden yere vuran Everton'un hocası David Moyes'in ayağının dibine balıklama atlamayı tercih etmişti. Atletico Madrid'in unutulmaz golcüsü Kiko'nun okçu selamını devralan Güiza, Fenerbahçe formasıyla saç baş yoldursa da, bugün bile bu selamıyla hatırlanıyor. Gol sonrası takla atanların atası kesinlikle Real Madrid'in Meksikalı efsane golcüsü Hugo Sanchez'dir. En 'cool' gol sevinci denilince Manchester United formasıyla attığı bir golün ardından yerinden kıpırdamayan Eric Cantona'nın yüz ifadesi gelir akla. Robot dansı yapan, Peter Crouch da unutulmazdır ama dans o kadar kötüdür ki, bugün bile izlemesi kabus etkisi yaratır. 



Sahalara veda eden İtalyan golcü Inzaghi'nin iki kolunu açıp San Siro tribünlerine koşarkenki coşkusu çokça Arjantin futbolunun izlerini aşar. Tangocular için gol sevinci demek, eski stadyumlarda tribünlerin tel örgülerine tırmanıp taraftara sarılmaktır da; bu, Avrupa futbolunda sarı kartla cezalandırılır. "Faşistim, ırkçı değilim" diyen Lazio'lu Di Canio'nun verdiği Hitler selamı; Pele başta olmak üzere, eski yıldızların şaşkın ördek gibi oldukları yerde zıpladıkları gol sevinçleri... Ne goller biter, ne sevinçleri. Bu gollü bu filmin sonunu David Silva ile yapalım. Gol atınca sol bileğindeki dövmeye öpen İspanyol oyuncunun uzun süre kız arkadaşına mesaj yolladığı sanıldı futbol dünyasında. Gerçek ise çok farklıydı. David Silva 15 yaşındayken, beş yaşındaki kuzeni Cynthia'yı kaybetmiş ve küçük kızın hatırasını sol bileğine yaptırdığı 'Cynthia' dövmesiyle yaşatıyordu... Hayat...