30 Eylül 2015 Çarşamba

Sitenizin Bırakacağı İlk İzlenimi Belirleyen 6 Temel Kriter

Yeni bir site keşfettiğinizi varsayalım, siteye biraz da alıcı gözüyle bakıyorsunuz. Siteye bir daha girecek misiniz yoksa girmeyecek misiniz, bunun kararını hangi kriterlere göre verirdiniz?

ilk izenim


Sitenin Açılış Hızı
  • Site açılırken ziyaretçiyi çok bekletiyor mu?
  • Sitede dolaşırken ziyaretçiyi çok bekletiyor mu?

Sitenin Genel Görüntüsü
  • Tema çok karmaşık mı?
  • Tema göz yoruyor mu?
  • Tema göze hitap ediyor mu?
  • Sitede teknik hatalar var mı?
  • Sitede dil ile ilgili eksiklikler var mı?

Sitenin Genel İçerik Durumu
  • Sitedeki ilk sayfa içerikleri neler, ilgimi çekebilecek bir şey var mı?
  • Sitede en çok okunan yazılar, son yazılar, en çok yorum alan yazılar vs. gösteriliyor mu? Bu yazılar ilgimi çekiyor mu?
  • Sitede hangi kategoriler mevcut?
  • İlgimi çekebilecek bir kategori(ler) var mı? Varsa bu kategori(ler) benim işimi ne kadar görür? Bu kategori(ler) ne sıklıkta güncelleniyor?
  • Sitedeki içerik sayısı nedir? Kategorisi çok olan ama çoğu kategoride içerik olmayan bir site mi? Kategorisi az ama içerikleri doyurucu tarzda bir site mi? Hem kategorisi çok hem de içerikleri bol olan bir site mi?
  • İlgimi çeken bu kategoriler ve içerikler kaliteli mi, içerikler bana ne kadar katkı sağlar?

Sitedeki Sosyal Hareketlilik
  • Sitedeki yazılara yapılan yorumların düzeyi nedir? Sitede in cin top mu oynuyor, yoksa her yazının altında en az 10-15 yorum aldığına kanaat getirebilir miyim?
  • Sitedeki sosyal medya aktivitesi nedir? Eğer yüksek sayısal değerler varsa bu değerlerin hepsi organik midir?
  • Site aktiviteleri sosyal medyada ne ölçüde paylaşılıyor? Siteye girmesem bile sosyal medyadan takip etme imkanım var mı?

Sitedeki Gelir Getiren Unsurlar
  • Sitede reklam var mı? Varsa sitedeki sayısı, yerleşimi kullanıcı tecrübesini nasıl etkilemektedir?
  • Sitede banner reklam var mı? Yani başka kişiler/firmalar para verip reklam alacak kadar sitedeki istatistiksel bazı değerleri iyi buluyor mu?
  • Sitedeki tanıtım yazıları, advertorial içerikler vs. sitedeki içeriklerin önüne geçiyor mu?

Site Sahibi/Site Ekibi
  • İçerikler ne sıklıkta ekliyor?
  • Yorumlara cevap veriyor mu? Cevap verilebiliyor mu? Verilen cevaplar ziyaretçiyi memnun etmiş mi?
  • Karakter yapıları nasıl? Yani ziyaretçiye yaklaşımları nasıl, olumsuz durumlarda nasıl bir tavır sergiliyorlar?
  • Alanında tecrübeli mi? Tecrübesini kanıtlamış mı?

Ziyaretçiler bu ve bunun gibi kriterleri tek tek kontrol etmeseler bile farkında olarak veya farkında olmadan girdikleri sitelerde bu gibi sorulara cevap aramaktadır. Bu gibi soruların cevapları da sezgisel düzeyde açığa çıkmaya başlayınca (yani site ile ilgili bir izlenim oluşmaya başlayınca) ziyaretçi bir sonuca varır. Buna göre de sitede sadece ziyaretçi olarak mı kalacak yoksa belli aralıklarla siteyi ziyaret ederek takipçi olarak devam edecek karar verir.

Yazar Hakkında: siradanyazilimci.com sitesinde ilgilendiğim alanlar üzerine tecrübe ettiğim şeyleri paylaşıyorum.

27 Eylül 2015 Pazar

Uzaklarda Arama


Bu akşam sezonun ilk derbisinde Beşiktaş ile Fenerbahçe karşı karşıya gelecek. İlk derken, Trabzonspor'un Beşiktaş ve Galatasaray ile oynadığı 'büyük maç'ları elbette unutmadım. Bizim futbol sözlüğümüzde, derbi, ezeli rekabet, büyük maç terimleri serpme kullanıldığından, oyunu icat edenlerin sözlüğüne başvurmak lazım. Derbi'nin Derby şehrinden geldiğini kabul etmez Oxford sözlüğü. Futboldaki şehir, olmadı bölgesel rekabeti tanımlamak için kullanılan derbi, adını 1780'de bugün bir numaralı klasik at yarışı The Derby'i başlatan 12. Earl of Derby, Edward Smith Stanley'den alır. Dünyanın en iyi, en ateşli, en çok izlenen, en büyük, en kocaman derbi listeleri yıllardır yayınlanır dünyanın dört bir köşesinde. Futbolsever için de esaslı bir polemik konusudur. Bizim derbiler ilk 10'da yer alır mı almaz mı, Boca-River mı Celtic-Rangers mı yok yok aslında Kızılyıldız-Partizan ile devam eder polemikler ve sonunda tek bir doğru olmadığından tartışma 'her şehrin derbisi yaşayanına en büyük' ile çaylar tazelenir. 

 
Biraz ülke dışına uzanalım, Boca- River, Nacional-Penarol gibi güzel ama uzak kıta, Güney Amerika'ya selam duralım ve yakın coğraflardaki derbileri turlayalım. Ada'da taraftarlık kültürü tavan yaptığından ve doğduğun kasabanın şehrin takımının taraftarı olmak esasken, ortalık elbette ki derbi kaynar. Çok sayıda Londra kulübünün Premier Lig'deki varlığı, yüzyıllık ezeli rekabetler ve büyük maç sınıfına giren 90 dakikalar neredeyse fikstürün her haftasında karşımıza çıkar. Benim favorim en sert derbi olan Millwall-West Ham'ın Dockers derbisi. Filmlere de konu olan bu derbinin arkasına Kuzey Londra derbisi Arsenal- Tottenham'ı yazalım. Batı Londra'da Chelsea-Fulham'ı da unutmamak lazım. Ülkenin kuzeyinden, Manchester şehrinin derbisini ilk sıraya koyalım. Everton-Liverpool'u, onun önüne yazanlar olabilir elbette. Tyne-Wear derbisi, Newcastle United-Sunderland de esaslı derbilerdendir. Güney Galler'de Cardiff City- Swansea City derbisi unutulur mu? Derbi kabul edilmez ama ülkenin en büyük futbol rekabeti iki liman şehri Manchester ve Liverpool arasında United ve Liverpool arasındadır deyip İspanya'nın yolunu tutalım. İspanya, şehir kadar bölgesel derbiler cenneti de. Madrid'de Real Madrid ve Atletico Madrid'in yüzyıllık derbisine kafa tutabilecek kalibrede derbi Sevilla şehrinde Sevilla ile Real Betis arasında oynanır. Barselona'da Barcelona-Espanyol şehir derbisidir ama Kuzey'e Bask bölgesine gittiğinizde Bilbao'nun gururu karşısında San Sebastian'ın temsilcisi Real Sociedad'ı bulur karşısında. Yine bir bölgesel derbi, Endülüs'te Granada ile Malaga arasında oynanır. Akdeniz kıyısına gittiğinizde Valencia bölgesinde Levante-Valencia, Asturian derbisinde Real Oviedo ile Real Sporting kapışır. Galiçya'nın ağır ağabey derbisi, Celta Vigo ile Deportivo La Coruna'yı karşı karşıya getirir. Ülkenin en büyük ezeli rekabetini hatırlatmaya gerek var mı? El Clasico: Real Madrid-Barcelona. 

Derbinin Avrupa'da hakkını veren ülke bence İtalya'dır. Roma ve Lazio arasında oynanan Derby della Capitale, Milano'da Inter ve Milan arasında oynanan Derby dellla Madonnina, Cenova'da Sampdoria ve Genoa'nın kapışması Derby dele Lanterna, Torino'da Juventus ve Torino'nu karşı karşıya getiren Derby Della Mole ce Chievo ile Verona arasındaki Derby della Scala... Şehir derbileri kadar rekabeti yüksek tutan bölge derbileridir ki say say bitmez. Gazeteci Gianni Brera'nın en çok kupa kazanmış iki takımın randevusu için yazdığı üzere İtalya derbisi demek Inter-Juventus demektir. Güneş Derbisi deyince elbette akla Napoli-Roma gelir. Palermo ve Catania arasında Sicilya derbisi, Palermo-Cagliari arasında oynanan Adalar Derbisi... Çizme'de derbilerin sayısı 150'den fazladır, bir yerde durmak lazım elbette. Almanya'ya adım attığımızda ilk karşımıza çıkan elbette Ruhr derbisi olarak bilinen Borussia-Dortmund-Schalke 04 derbisidir. Bavyera'da Bayern Münih taraftarı için derbiye bölgesel bakarlar, Nürnberg ilk rakiptir. 1860 Münih, Augsburg ile oynananlar küçük kabul edilir. Hamburg'da St. Pauli-Hamburg kapışması, Kuzey ile Güney'in ezeli rekabetinden Hamburg- Bayern Münih ve İspanya'daki El Clasico'nun muadili, Der Klassiker'de Borussia Dortmund-Bayern Münih deyip rotayı Almanya'dan Fransa'ya kıralım. Ligue 1'de aynı şehrin iki takımını bulmak imkansıza yakın olduğundan Fransızlar, bölgesel derbiler ve büyük maçlarla idare ederler. Atlantik Derbisi, Nantes ile Bordeaux, sosyetik derbi, Cote D'Azur derbisinde ise Monaco ile Nice oynar. Kuzey'de Lens-Lille rekabeti fena değildir. O. Marsilya-St. Etienne, taraftar grupları nedeniyle sert rekabettir ama ülkenin en iki muteber kapışması, 'Choc des Olympiques'de O. Marsilya-O. Lyon ile ülkenin klasiği olarak kabul edilen Paris Saint Germain'in Olympique Marsilya ile olan randevusudur. Komşu'dan Atina ve Pire şehrini karşı karşıya getiren ülkenin en büyük rekabeti, Olympiakos-Panathinaikos ve Atina'da Pana-AEK, Selanik'te Aris-PAOK derbilerine selam duruyor, Sırbistan'ın efsane derbisi Kızılyıldız- Partizan'a saygılarımızı sunuyoruz. Di Stefano'nun dediği gibi "Derbiyi kazandığının ertesi sabahı kızdırıp, takılacağın arkadaşların ya mahallende ya okulunda, ya da iş yerindedir." Derbileri "Uzaklarda aramayın" Bir takımı sevmek mi? Esengül'den bu şarkıyı dinleyin. İyi bayramlar: "Uzaklarda arama/ Çünkü sen içimdesin/ Taht kurmuşsun kalbime/ En güzel yerindesin..." (SABAH PAZAR)

20 Eylül 2015 Pazar

Jose Rodriguez'in Çığlığı


Cezayir Milli Takımı'nı çalıştırdığı dönemde Abdelhamid Kermali'nin Fransa'da futbol oynayan bir oyuncuyu "Çok yavaş" diyerek milli takım kadrosuna almadığı, oyuncunun da Fransız Milli Takımı'nı tercih ettiği futbol tarihinin en büyük şehir efsanelerinden biridir. Büyük diyorum çünkü o futbolcu Zinedine Zidane'dır. 1998 Dünya Kupası finalinde Taffarel'in koruduğu Brezilya kalesinin filelerine iki kafa vuruşuyla havalandıran Zidane, göçmen bir ailenin çocuğudur ve Paris'ın en Fransız halkının onu bağrına basması için Cezayirli'nin en büyük kupayı huzurlarına getirmesi gerekiyordu. Zidane'ın Fransız olduğu yaz, 98 yazıdır. Yıllar sonra Kermali, "Bu saçmalığı kim ortaya attı bilmiyorum. Benim Zidane'ı Cezayir Milli Takım kadrosuna almamam için deli olmam lazım. Gidin yardımcılarıma sorun, o günlerde Zinedine tanınan bir isim değildi" derken; Zidane da "Ben Fransa'nın alt yaş milli takımlarında oynadım. Kermali'nin beni istemediğinden haberim yok" demişti 2006'da. 
O yıl bir başka 'öteki'yi Fransızlar bağrına basmıştı, yine bir Dünya Kupası vesilesiyle. Franck Ribery, Almanya'daki finallerden bir yıl önce Galatasaray'a geldiğinde yaptığım röportajda, çocukluk yıllarında Fransız arkadaşlarının yüzündeki kaza izleri yüzünden ondan uzak durduklarını söylemişti. İki yaşında geçirdiği trafik kazasının yüzünde bıraktığı izler, süperstar bir futbolcu olduğunda belki karizmasının en büyük parçası olacak, ona Al Pacino'nun unutulmaz filmi Scarface'den emanet bir lakap kazandıracaktı ama çocuk Ribery, Fransız arkadaşları ona yakınlık göstermeyince çareyi Cezayirli arkadaş grubunun içinde bulmuştu. Eşiyle de o arkadaş grubu içinde tanıştı. Göçmenlerin arasında büyüdü, ötekileşti ta ki finalde kaybettikleri 2006 Dünya Kupası'nın ardından Paris'e dönene kadar. Yüzündeki izlerin az Fransız yaptığı genci, Paris'te bir televizyon stüdyosunda yüzlerce izleyici ayakta alkışlayarak karşıladı. Frank Ribery'nin yüzündeki izler silinmemişti ama Fransa en azından onun Fransız olduğunu hatırlamıştı. Zidane ve Ribery'nin 'öteki' hikayelerini bana hatırlatan Galatasaray-Atletico Madrid maçı öncesinde Jose Rodriguez'in ülkesinde El Pais'e verdiği röportaj oldu. 'İstanbul'da bir Flamingo' başlıklı yazı, aslında oyuncunun köklerine bir gönderme içeriyordu. Flamenco müziği, İspanya'nın Endülüs bölgesinde Romanların müziğiydi ve kelimenin kökeninin de flamingo kuşundan geldiği söylenirdi. Güney İspanya, kırmızı flamingoların yaşadığı topraklardı. Villajoyosa ise o bölgenin kuzey doğusunda Valencia'ya bağlı Akdeniz kıyısında şirin bir sahil kasabası. Jose Rodriguez'in 1994 yılında doğduğu kasaba. Real Madrid, Jose'yi 14 yaşında Valencia'da bir turnuvada keşfetmiş onun Madrid altyapısına gelmesini istemişti. Jose, o günleri anlatırken sadece onu A takıma çıkartan Jose Mourinho'dan bahsetmedi. Real Madrid'in genç takımı Castilla'da bile forma şansı zor bulurken, Portekizli teknik adam, altyapı hocasına kızıp Jose'yi Kral Kupası maçı kadrosuna alıp oynatmış, genç oyuncu bir de gol atmıştı. 


O gün şimdi Napoli forması giyen Higuain, maçtan sonra, "Bak bakalım Twitter'da takipçi sayın ne kadar arttı?" diyerek Madrid'de kimselerin tanımadığı Alicante'li gençle dalga geçmişti. 14 yaşında ailesini yaşadığı kasabada bırakıp Madrid'e gelen Jose "Her gün ağlıyordum. Tek başına yemek yemek, ailemden uzak olmak çok zordu. Madrid'den kaçacaktım" diye anlatıyor o günleri. Ailesi ona Madrid'de bir ev alacaklarını söylemişti ama Alicante'den Madrid'e gidiş-geliş parasını bulmakta bile zorlanıyorlardı. Jose, röportajın da tam da bu satırlarında patladı işte: "Ben fakir Roman bir ailenin çocuğuyum. Annem ve babam beni ve iki erkek kardeşimi büyütebilmek için gece gündüz çalıştılar. Roman bir ailenin çocuğu olmaktan dolayı gurur duyuyorum ama İspanya'da bizlere nasıl gözle baktıklarını biliyorum. Romanlar onlara göre hep hırsız olur. Böyle düşünmeleri bana çok dokunuyor ve çok sinirleniyorum. Roman olmayı ben hiçbir şeye değişmem ama İspanya'nın artık değişmesi lazım." Avrupa'nın göçmen akınına uğradığı ve en acı hikayelerin gecenin karanlığında uçsuz bucaksız Ege ve Akdeniz'in sularında yaşandığı bir dünyada Jose'nin El Pais aracılığıyla yükselen çığlığı, onun iyi-kötü futbolcu olması kadar önemli. Real Madrid tarihinin Şampiyonlar Ligi'nde en genç forma giyen oyuncusu unvanını efsane Raul'dan alan Jose Rodriguez, isyan ettiği 'ötekileştirilmiş' kökeniyle futbol dünyasında yalnız değil. Romanlar, sadece güzel müzikleri ve bitmek bilmez neşeleriyle şenlendirmiyorlar bu dünyayı. Eski yıldızlardan Jose Mari de, Fenerbahçe forması giymiş Güiza da, Jesus Navas da, Jose Antonio Reyes de, efsane golcü Telmo Zarra da Jose Rodriguez gibi Roman kökenli. 'Ciganito' (Küçük Roman) lakaplı Quaresma, İtalya'da Sinti Romanları'ndan olan 'Maestro' Pirlo ya da Fransa'da Manuş Romanları'ndan olan Eric Cantona gibi... (SABAH Pazar) 

19 Eylül 2015 Cumartesi

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


19 Eylül Cumartesi
14:45 Chelsea - Arsenal @LigTV3
16:30 Altınordu - Alanyaspor @TRT Spor
16:30 Darmstadt 98 - Bayern München @Eurosport2
17:00 Çaykur Rizespor - Antalyaspor @LigTV2
17:00 Sivasspor - Torku Konyaspor @LigTV
17:00 Real Madrid - Granada @LigTV3
18:30 Reims - Paris Saint-Germain @Digiturk
19:30 Şanlıurfaspor - Giresunspor @TRT HD
19:30 Adana Demirspor - Gaziantep BBSK @TRT Spor
19:30 Manchester City - West Ham United @LigTV3
20:00 Trabzonspor - Galatasaray @LigTV
20:00 Eskişehirspor - Kasımpaşa @LigTV2
20:45 Heracles - PSV Eindhoven @Tivibu
21:00 Toronto FC - Colorado Rapids @Eurosport
21:30 Eibar - Atletico Madrid @Digiturk
21:45 Milan - Palermo @LigTV3

20 Eylül Pazar
00:30 Palmeiras - Gremio @LigTV3
13:00 Sevilla - Celta Vigo @LigTV3
13:30 Chievo - Inter @LigTV
13:30 Roda - Feyenoord @Tivibu
15:30 Excelsior - Ajax @Tivibu
15:30 Tottenham - Crystal Palace @Digiturk
16:00 Genoa - Juventus @LigTV3
16:30 Kayseri Erciyesspor - Karabükspor @TRT Spor
16:30 Stuttgart - Schalke 04 @Eurosport
17:00 Gaziantepspor - Kayserispor @LigTV
17:00 Zenit St. Petersburg - Amkar @Tivibu
18:00 Southampton - Manchester United @LigTV3
18:00 Liverpool - Norwich City @LigTV2
18:30 Borussia Dortmund - Bayer Leverkusen @Eurosport
19:30 Yeni Malatyaspor - Elazığspor @TRT Spor
19:30 Lokomotiv Moscow - Krylya Sovetov @Tivibu
20:00 Fenerbahçe - Bursaspor @LigTV
21:15 Porto - Benfica @Tivibu
21:30 Barcelona - Levante @LigTV3
21:45 Napoli - Lazio @Digiturk
22:00 Marseille - Lyon @LigTV2

21 Eylül Pazartesi
00:00 Portland Timbers - New York Red Bulls @Eurosport
19:00 Korona Kielce - Gornik Leczna @Eurosport2
20:00 Gençlerbirliği - Beşiktaş @LigTV
21:00 Sporting Braga - Maritimo @Tivibu
23:00 Sporting Lisbon - Nacional @Tivibu

18 Eylül 2015 Cuma

Etkileyici Başlıklar Yazmanın 5 Püf Noktası

Her gün yüzlerce blogda binlerce içeriğin paylaşıldığı bir dünyada insanların sizin yazılarınızı okumasını nasıl sağlayabilirsiniz? Çoğunuzun aklına aynı şey geliyordur muhtemelen; dikkat çekici bir başlık ile…

Bu yazıda dikkat çekici, etkileyici, merak uyandıran ve muhtemelen yazınızın daha fazla okunmasını sağlayacak bir başlığın nasıl yazılacağıyla ilgi yaptığım araştırma ve edindiğim deneyimleri paylaşacağım.

etkileyici başlıklar


Dikkat Çekici Bir Başlık Nasıl Yazılır?

Yazı başlıkları genelde ihmal edilir, akla gelen ilk cümle ile doldurulur. Halbuki başlık üzerinde fazlasıyla düşünülmeli, her bulunan başlıktan sonra kendi kedine “acaba ben bu başlığı görsem yazıyı okumak için tıklar mıydım?” sorusu sorulmalıdır.

Geçtiğimiz günlerde hakkında bir yazı yazdığım inbound marketing ve content marketing ile ilgili slideshare sunumlarını, infografikleri ve blog yazılarını okuduğumda sektörün içerisindeki insanların başlık yazma konusunda nasıl detaylı araştırma yaptığını gördüm ve sonuçları sizinle de paylaşmak istedim.

1. Sayı Kullanın

Başlıklarda sayı kullanmak bir kural değil elbette ama yapılan araştırmalar konusu ne olursa olsun sayı kullanılan başlıkların daha çok dikkat çektiği ve daha fazla tıklandığını söylüyormuş. Gelin bir örnek verelim:

- İyi blogger olmanın yolları
- İyi blogger olmanın 13 yolu

Bu iki başlıktan hangisi sizin dikkatinizi daha fazla çekti? Bence de başlıklarda sayı kullanıldığında okuyucuyu daha fazla cezbediyor. Sanırım sizce de öyle.

2. İlginç Sıfatlar Kullanın

Zahmetsiz, özenli, eğlenceli, ücretsiz, inanılmaz, temel, kesin, garip sıfatları yazı başlığında ismin önüne elediğinizde okuyucuda bıraktığı etki artacaktır.

- Blogger temaları
- Eşsiz blogger temaları

Örnekte gördüğünüz gibi sıfatlar insanların ilgisini fazlasıyla çekiyor.

3. Özgün Kelimeler Kullanın

Özgün kelimeler derken kullanın derken sizden edebiyatçı gibi davranmanızı istemiyorum merak etmiyorum :) Çoğumuzun kullandığı “şey” diye bir kelime var. Yazı başlıklarında şey yerine nedenler, ilkeler, gerçekler, dersler, fikirler, sırlar gibi daha özgün kelimeler kullanın.

- Sizi daha iyi bir blogger yapacak 5 şey
- Sizi daha iyi bir blogger yapacak 5 sır

Gördüğünüz gibi başlık hem daha profesyonel bir şekle bürünüyor hem de okuyucunun ilgisini çok daha fazla çekiyor.

4. Soru Sorun

Ne, neden, nasıl, ne zaman gibi kelimeler tetikleyici kelimelerdir. Üstelik insanlar genellikle Google ve diğer arama motorlarında soru sorarak arama yaparlar. Böylece başlığınız hem kullanıcı, hem de Google dostu olur.

- Blog trafiğini arttırma
- Blog trafiği nasıl arttırılır?

İçeriğiniz aynı olmasına rağmen başlığı ikinci örnekteki gibi soru cümlesi olarak yazdığınızda arma motorlarından gelen ziyaretçinizde de artış olacaktır.

5. Vaatte Bulunun

Okuyucuya yeni bir şey mi öğreteceksiniz? Daha önce hiç yapmadığı bir şeyi mi yaptıracaksınız? Bunu başlıkta belirtin.

- Ziyaretçi sayısını arttıran taktikler
- Bu taktiklerle ziyaretçi sayınız artacak

Gördüğünüz gibi ikinci örnekte okuyucuya bir vaatte bulunmuş oluyorsunuz. Bu oldukça etkileyici bir yöntem gibi gözüküyor. Tabi abartıya kaçmamak koşulu ile.

Son Sözler

Yazı başlıkları, onca emekle hazırladığınız içeriğin ziyaretçi tarafından okunup okunmayacağını belirleyen en önemli faktör. Bu nedenle yukarıda paylaştığım püf noktalarının da yardımıyla yazı başlıklarınıza daha fazla kafa yormanızı öneriyorum.

Faydalı olması dileğiyle…

16 Eylül 2015 Çarşamba

Inbound Marketing Ve Bloglar

2011 yılının Şubat ayında oluşturduğum Blog Hocam’da bugüne kadar ısrarla üzerinde durduğum ve sizlere anlatmaya çalıştığım bir konu vardı. Pazarlama…

21. yüzyıl yani dijital çağda artık pazarlama faaliyetleri de dijital ortama taşındı ve biz bloggerlar da dijital pazarlamada önemli bir aracız. Bizi takip eden, ne anlattığımızı önemseyen, önerilerimizi dikkate alan insanlar var. İşte bu durum da markaların iştahını fazlasıyla kabartıyor ve blogları pazarlama stratejilerinde önemli yerlerde konumlandırıyorlar.

Dijital pazarlamanın da kendi içinde farklı çeşit ve yöntemleri olsa geleneksel yöntemlerin yerini insanlara değerli içerik sunarak onları markaya bağlama yöntemi aldı. Bu da “Inbound Marketing”in yükselişi demek.

Inbound Marketing Nedir?

Inbound marketing kavramı size yabancı geldiyse veya ilk kez duyduysanız basitçe anlatmaya çalışayım.


Inbound marketing, bir markanın, hedef kitlesinin ilgisini çekecek, onları cezbedecek içeriklerle bu kitlenin marka veya ürün hakkında daha fazla bilgi almasını, onları potansiyel müşteriye çevirmeyi amaçlayan pazarlama yöntemidir.

Sanırım bu kısa ve basit tanımlama bile inbound marketingde blogların/bloggerların önemi hakkında ipucu vermiştir.

Türkiye’de Inbound Marketing?

Inbound marketing aslında internetin yaygınlaşması ve tüketicilerin değişen satın alma davranışları sonucunda ortaya çıkan bir yöntem. Nasıl mı?

Çok uzağa gitmeyin ve kendinizi düşünün. Bir elektronik eşya veya kozmetik ürün satın alacaksanız. Yapacağınız ilk şey ne? Google’a girip arama yaparak söz konusu ürün veya marka hakkında araştırma yapmak değil mi? Yani artık tüketici araştırıyor, bilgi sahibi olmak istiyor, güvenmek istiyor.

Türkiye’de pek bilinmeyen inbound marketingin yakın zamanda tüm markaların öncelikli pazarlama yöntemlerinden biri olacağını öngörmek zor değil. Şuan için Türkiye’de bu işi cidiye alan ve yatırımlarını bu yönde yapan tek firma Netvent. Kısaca bu firmanın yaptıklarından bahsetmek isterim.

Netvent Ve Inbound Pazarlama

Inbound Pazarlama alanında tüm süreçleri kapsayacak şekilde Türkiye'de hizmet veren ilk şirket olan Netvent, Ankara Hacettepe’de ve İngiltere Read ing’de bulunan ek ib i i le bu alana yönel ik Ar-Ge çalışmaları yapmaktadır. Ar-Ge çalışmalarından ve uluslararası partnerler inden elde ettiği tecrübe i le markalara danışmanlık hizmeti sağlamaktadır. Hubspot, Searchmetrics, Moz, ve LRT gibi dijital dünyanın saygın şirketleri ile sağladığı iş ortaklıkları sayesinde markalara global ve güncel dijital stratejileri oluşturabilmektedir.

Bu arada Netvent’in dijital pazarlama ile ilgili özgün ve oldukça kaliteli içerikler yayınladığı bir blogu da var. Biz bloggerlar için oldukça faydalı içeriklerin yer aldığı bu blogu takip etmenizde de fayda var.

Blog Yazmaya Devam

Inbound marketing çok kanallı bir pazarlama yöntemidir. Fakat şunu da herkes biliyor ki internette görünür olmanın en etkili yolu bloglardır. Bu yüzden bloglar inbound pazarlamada baş rolü oynar.

Markalar kendi bloglarında yayınladıkları içeriklerin yanı sıra hedef kitlesinin takip ettiği bloglarda da içerik yayınlatarak potansiyel müşterilerine ulaşmayı ve onları etkilemeyi hedeflerler. Bu durum bloggerlara 2 farklı fırsat yaratır.

1. Markalara veya onların pazarlama faaliyetlerini yürüten ajanslar blogunuzda içerikler yayınlamanızı ister. Bu da sizin için hem okuyucu kitlenize uygun içerik hem de ekstra maddi kazanç demektir.

2. Markalar kendi blogları için daha fazla içerik üretmeye çalışacaklar. Bu durum kendi yazar kadrolarını kurmayı veya dışarıdan freelance yazarlar ile çalışmalarını gerektirecektir. Kendini ispat etmiş bir blogger iseniz markalar sizinle çalışmak için can atacak, karşılığında maddi olarak sizi tatmin edeceklerdir.

13 Eylül 2015 Pazar

Bitmeyen Stadyumlar


 Barselona'ya ayak bastığınızdan itibaren Gaudi'nin mimarisi büyüler insanı. Şehir sanıldığı kadar büyük değildir ve bir müzeden bir anıta yürüyerek gidersiniz. Bir müze vardır ki yolu insanların gözünde büyür. Barcelona'dan 140 km uzaktaki Figueres kasabasındaki Salvador Dali müzesi. İspanya İç Savaşı'nda Franco kuvvetlerinin bombalarla yok etme noktasına getirdiği 44 bin nüfuslu bu kasabaya, geçen yıl 1 milyon 297 bin 311 turist geldi. Dali'nin şaheserlerinin baş edemediği ise Barcelona kulübünün stadyumu Campo Nou'daki 1 milyon 530 bin 484 ziyaretçinin gezdiği FC Barcelona Müzesi'dir. Açıldığı günden bu yana 25 milyon kişinin ziyaret ettiği Barcelona müzesi, yaşlı ve yorgun bir stadyumun içinde size yüzyıllık bir tarihi anlatır. Yeni stadyumların yapamadığı da budur. Müzeyi gezdikten sonra indiğiniz soyunma odaları, çıktığınız merdivenler, boş tribünlerden uzun uzun baktığınız yeşil çimler, maçın olmadığı bir günde Messi'nin çalımını, Figo'nun yuhalanışını, Cruyff'un seri çalımlarını hayal edersiniz. Yüzlerce maçtan biriken binlerce hikaye vardır Camp Nou'nun olmayan çatısının altında biriken. Soğuk gri beton kolonlar, sonradan futbol endüstrisine yenik düşülen yıllarda eklenen deri koltuklar, loca nedir bilmeyen tribünler... Gaipten gol sesleri gelir, büyülenmiş gibi turu bitirir kendinizi Barcelona'nın mağazasında bulursunuz. Kim bir forma ya da atkı almadan çıkabilir ki böyle bir turun ardından... 


Santiago Bernabeu'nun dört katlı tribünlerinin o boş zeminin üzerine 80 bin taraftarla çökmüş halini gördüğünüzde Real Madrid'in neden tarihin en efsane geri dönüşlerine imza atmış takımı olduğunu daha iyi anlarsınız. Ya da Franco rejiminin onun ölümüyle değil de Barcelona'nın Cruyff'lu kadrosuyla 17 Şubat 1974'te Real Madrid'i 100 bin taraftarı önünde 5-0 mağlup ettiğinde bittiğini söyleyenlere hak verirsiniz. Real'ın Akbaba Beşlisi'ni hatırlayanlar başka hayallere dalar, Los Galacticos ile büyüyen kuşaklar, Zidane, Ronaldo, Figo'nun attığı golleri bir müze turu boyunca hafızlarında banttan izlerler. İspanya'nın iki devi de 500 milyon euro'yu aşan gelirleri ve sınırsız kredi olanaklarına rağmen yeni stadyum fikrini üyelerine kabul ettiremedi. Camp Nou ve Santiago Bernabeu için son 10 yılda renovasyon projeleri hep çizildi, marka mimarlar iki stadı da giydirmek ve yeni yüzyılına adapte edebilmek için yarıştılar ama nafile... Tuttuğu takımın yeni stadında maç seyretmek, futbol maçları için dizayn edilmiş rakibin üzerine kabus gibi çöken tribünlerde oturup gol sevincini yaşamak her taraftarın hayali. Eski stadyumların ardından dökülen gözyaşlarının sahiciliği yaşanmışlarda saklı. Bursasporlular Timsah Arena için gün sayıyor, Beşiktaşlılar, Vodafone Arena'nın önünden her geçtiklerinde aynı soruyu soruyor: "Ligin ikinci yarısına yetişir mi?" Bir kulübün mevcut gelir yapısıyla yeni bir stadyum inşa etmesi kolay iş değil. İnşaat sektörü gelişti, iki yılda biter demekle olmuyor maalesef. Hele ki yeni stadı eski stadyumun yerine yapıp evsiz kalmak var ya, işte o en meşakatlisi. 
Fenerbahçe, Şükrü Saracoğlu Stadı'nı parça parça yıkıp yaparken, bugün Beşiktaş'ın çektiği sıkıntının kaynağı bu. İspanya'da A. Bilbao yeni stadı San Mames'i Bask bölgesinin büyük yardımlarıyla eski stadının yanındaki fuar alanına üç yılda inşa edebildi. Üstelik açılış sezonunda bir kale arkası, eski stadyumun yıkımı sonrasında yapılmak üzere bekletiliyordu. 2014 Dünya Kupası için Brezilyalıların yeni stadyumları nasıl son dakikada bitirmeyi başardıkları haber arşivlerinde duruyor ama bir de bitirilemeyenler var. Hiç bitmeyecek gibi duran stadın ismi Yeni Mestella. Valencia'nın 2007'de inşaatına başladığı 75 bin kapasiteli yeni stadyumun inşaatı kulübün o tarihte 300 milyon euro'yu aşan borçları nedeniyle 2009'da durdu. O tarihten bu yana Yeni Mestalla, bir beton yığını olarak Valencia şehrinde mühendislerin geri dönüşünü bekliyor. 2013'te maliyeti azaltmak için kapasitenin 75 binden 61 bine indirileceği söylendi. Otoparkların iptal olduğu yeni proje için hâlâ düğmeye basılmadı. Atletico Madrid'in 1961'de ilk kazması vurulan ve beş yılda bitirilen bir tribün altından karayolunun geçtiği efsane stadyumu Vicente Calderon'dan yeni stadı 'La Peinata'ya bu sezon başında geçme hayali de kaba inşaat gerçeğiyle yüzleşti bu yaz aylarında. Milan ve Inter'in ezeli rekabetine iki kulüp adına da 90 yıldır ev sahipliği yapan San Siro, yakın bir gelecekte Milan'ı uğurlayacak. Roma taraftarı da Lazio ile Olimpiyat Stadı'nda paylaştığı yılların ardından yeni stadyumunun maketine bakıp hayal kuruyor. Tarafar bu, tutkunu olduğu iki rengi ömrü oldukça bırakıp gidecek hali yok, eskisinde de yenisinde de takımın yanında ama futbolcular için öyle mi? David Villa, Valencia formasıyla fırtına gibi estiği yıllarda "Gollerime Yeni Mestella'da devam edeceğim" demişti. Yeni Mestella'da inşaat 2009'da durdu. Bir yıl sonra David Villa, Barcelona'ya satıldı, 2014'den beri de yeni kurulan ve maçlarını 2.3 milyar dolara mal olan Yeni Yankee Stadı'nda oynayan New York City takımında forma giyiyor. David Villa'ya, New York'a geldiğinde futbol takımı için 2018'de bitecek yeni bir stadyum projelerinin olduğunu söylediler. Demediyse de ben diyeyim: "Hayırlısı." 

12 Eylül 2015 Cumartesi

Hafta Sonu Naklen Yayınlar

12 Eylül Cumartesi
02:00 New York Red Bulls - Chicago Fire @Eurosport2
14:00 CSKA Moskova - Zenit St. Petersburg @Tivibu
14:45 Everton - Chelsea @LigTV3
16:30 Bayern München - Augsburg @Eurosport2
17:00 Bursaspor - Gençlerbirliği @LigTV
17:00 Akhisar Belediyespor - Gaziantepspor @LigTV2
17:00 Boluspor - Karşıyaka @TRT Spor
17:00 Crystal Palace - Manchester City @LigTV3
19:30 Eintracht Frankfurt - Köln @Eurosport2
19:30 Manchester United - Liverpool @LigTV3
20:00 Adanaspor - Denizlispor @TRT Spor
20:15 Galatasaray - Mersin İdmanyurdu @LigTV
20:15 Antalyaspor - Eskişehirspor @LigTV2
20:45 Twente - Ajax @Tivibu
21:30 Atletico Madrid - Barcelona @LigTV3
21:45 Cambuur - PSV Eindhoven @Tivibu
22:45 Arouca - Porto @Tivibu

13 Eylül Pazar
13:00 Granada - Villarreal @LigTV3
13:30 Hellas Verona - Torino @LigTV2
13:30 Spartak Moscow - Rostov @Tivibu
15:30 Feyenoord - Willem II @Tivibu
15:30 Sunderland - Tottenham @LigTV3
16:30 Hoffenheim - Werder Bremen @Eurosport2
17:00 Beşiktaş - Medipol Başakşehir @LigTV
17:00 Elazığspor - Balıkesirspor @TRT Spor Web
17:00 Karabükspor - Yeni Malatyaspor @TRT HD
17:00 1461 Trabzon - Adana Demirspor @TRT Spor
17:00 Çaykur Rizespor - Sivasspor @LigTV2
18:30 Schalke 04 - Mainz 05 @Eurosport2
19:00 Lazio - Udinese @LigTV3
20:00 Samsunspor - Şanlıurfaspor @TRT Avaz
20:00 Göztepe - Giresunspor @TRT Spor
20:15 Osmanlıspor FK - Torku Konyaspor @LigTV2
21:00 Kasımpaşa - Fenerbahçe @LigTV
21:15 Rio Ave - Sporting Lisbon @Tivibu
21:45 Inter - Milan @LigTV3

14 Eylül Pazartesi
00:00 Toronto FC - New England Revolution @Eurosport2
02:00 Orlando City - Sporting Kansas City @Eurosport2
20:00 Alanyaspor - Kayseri Erciyesspor @TRT Spor
21:00 Kayserispor - Trabzonspor @LigTV
21:30 Rayo Vallecano - Deportivo La Coruna @LigTV2
22:00 West Ham United - Newcastle United @LigTV3

11 Eylül 2015 Cuma

Güncel Blog Sitesi Olmak Zor Zanaat

Blog derlemeleri için o blog senin bu blog benim dolaşırken fark ettim ki güncellik kavramı bloglar için çok ciddi bir problem. Özellikle de Blog Hocam gibi belli bir konu aralığında yayın yapan bloglarda.

Blog sitelerinde genellikle karşılaştığım 3 farklı senaryo var. Bu senaryolar kısaca şöyle:

güncel blog sitesi


Senaryo 1 (%70) : Blog sitesi büyük bir hevesle açılır. İlk 3-4 ay her gün bir veya birkaç içerik girilir. Zamanla ziyaretçi, yorum gibi bloggerı motive eden şeylerin eksikliğiyle içerik girme sıklığı azalır ve bir süre blog ya kaderine terk edilir ya da silinip yeni bir blog daha oluşturulur.

Senaryo 2 (%29): Blog sitesi yine büyük bir hevesle açılır ama daha planlı hareket edilir. Yaklaşık 3-4 sene blog güncelliğini korur ve giderek büyümeye devam eder. Blogda her şey yolundadır ama bloggerın hayatında ciddi değişiklikler olmuştur. Okul/iş/evlilik/çocuk/hastalık gibi nedenlerle blog geri plana atılmıştır.

Senaryo 3 (%1): Bu senaryoda bloga bir web sitesinden çok bir girişim gözüyle bakılır, ona göre yatırım yapılır. Bu senaryodaki blogların sahipleri neredeyse tüm mesailerini blogları için harcalar. İnternet onların yaşam tarzıdır ve geçimlerini bu yolla sağlarlar.

Kabul ediyorum 3 numaralı senaryoyu yaşamak bizim gibi boş zamanlarında blog yazanlar için hiç realist değil ama 2 numaralı senaryo ile 3 numaralı senaryo arasında kendi senaryomu yaratabiliriz bence. Nasıl mı?

Sorun belli, bazı nedenlerden dolayı blogu güncel tutamamak… O halde blogu güncel tutmak için yapabileceklerimizi tartışıp bu sorunu ortadan kaldırmaya çalışalım.

#1 Zaman Yönetimi

Zaman yönetimi; üreticiliği ve verimliliği arttırmak amaçlı olarak, belirli aktiviteler üzerinde harcanan zamanı bilinçli bir şekilde kontrol etme yöntemidir. Hepimizin zamanı kısıtlı olduğuna ve bu zamanı doğru kullanmak/yönetmek zorunda olduğumuza göre zaman yönetimi konusunda kendinizi gelişmeniz blogunuza daha fazla vakit ayırmanız ve ayırdığınız vakti daha efektif kullanmanız anlamına gelir. Zaman yönetimiyle ilgili şuradaki ve şuradaki kaynakları incelemenizi öneririm.

#2 İçerik Takvimi

Bloggerların kötü alışkanlıklarından biridir düzensiz içerik yayınlamak. Şöyle ki; bazen hiç içerik üretemediğiniz günler olurken bazı günler 4-5 içerik üretebiliyorsunuz. Böyle zamanlarda o içerikleri hemen yayınlamak yerine basit bir içerik takvimi oluşturup her içeriği yayınlayacağınız tarihi önceden belirlemeniz blogunuzu güncel tutacaktır. Üstelik içerik takvimine sadık kalma psikolojisi sizi daha fazla içerik üretmeye itecektir. Şuraya ve şuraya yüklediğim basit içerik takvimi örneklerini kullanabilirsiniz.

#3 Daha Fazla Teknoloji

Hemen hepimiz masaüstü bilgisayarlarda veya dizüstü bilgisayarlarda blog yazıları yazıyoruz ve siteyi güncelliyoruz. Teknolojinin geldiği bu noktada tablet bilgisayarlardan ve akıllı telefonlardan da destek alabiliriz. Kabul ediyorum bu cihazlardaki uygulamaları kullanarak blog düzenlemek ve güncellemek zor ama elbette bu işin en önemli kısmı içerik üretme k yani yazmak. Pek tabi bilgisayardan uzak olduğumuzda bu cihazları kullanarak içerik yazabiliriz.

#4 Güncel Konuları Takip

Bir blog sitesini güncel tutamamanın nedenleri arasında ilk sıraya vakit ayıramamayı koyarsak yazacak konu bulamamayı ikinci sıraya koyabiliriz. Bu yüzden blogunuzun konusuyla ilgili güncel olayları takip edip blogunuz için güncel yazı fikirleri bulabilirsiniz. Üstelik güncel konular arama motorlarında çok fazla arandığından trafiğinize de büyük katkı sağlar.

#5 İçerik Satın Alma

Kişisel yazan, okuyucu kitlesi oturmuş, kendine has tarzı olan bloglara kesinlikle önermesem de para kazanmak adına blogunu güncel tutmak isteyen kişiler çeşitli içerik ajansları veya freelance içerik yazarlarıyla irtibat kurarak cüzi fiyatlara blogları için yazı yazdırabilirler. Bu kişilere tüm webmaster forumlarından ulaşabilirsiniz.

#6 Bloga Yazar Atama

Tek başınıza blogunuza yeteri kadar vakit ayıramıyor ve güncel tutamıyorsanız birileriyle iş birliği yapmak iyi fikir olabilir. Kendini kitlelere tanıtmak isteyen fakat blog girişimleri başarısızlıkla sonuçlanan bloggerlar blogunuza yazar olma fikrine sıcak bakabilirler.

#7 Misafir Blogculuk

Blogunuza konuk yazar kabul etmek de güncel blog olabilmek için en iyi çözümlerden biri. Tabi seçici davranarak blog yazılarınızdaki kalite standardını düşürmeden. Bunun için blogunuzda bir misafir blogculuk veya konuk yazarlık sayfası oluşturup diğer bloggerların görebileceği şekilde ön plana çıkarabilirsiniz.


Son Sözler

Güncel blog olmak düşünüldüğü gibi her güncel konunun paylaşılması değildir. Güncel blog sitesi okuyucularına aynı standartta ve aynı ölçüde düzenli içerik sunmaktır. Bunu başarıp hem kullanıcıların hem markaların ilgi odağındaki blog olmak da her baba yiğidin harcı değil.

Siz aynı blogu ne zamandır yazıyorsunuz? Güncel tutmak adına neler yapıyorsunuz? Yorum bölümünden paylaşırsanız sevinirim.

8 Eylül 2015 Salı

Türkiye’nin En İyi Makyaj Blogları

Hanımlar, özellikle de genç kızlar arasında moda bloglarıyla başlayan blog yazma çılgınlığı gerek markaların bloggerlara ilgisi, gerek de ziyaretçilerin ilgisi nedeniyle makyaj bloglarına doğru kaymış durumda. Artık blog dünyasında trend moda blogu açmak.

makyaj blogları


Makyaj Blogları Neden Popüler?

Neredeyse tüm hanımların makyaj ve kozmetiğe ilgisi aşikar. Bir ürün kullanmadan önce veya yeni bir ürün keşfetmek istediklerinde öneriler ve deneyimler için Google’da sıkça arama yapıyorlar. Bu da makyaj bloggerları için büyük bir fırsat ve pazar demek. Kullandıkları ürün ve tekniklerle ilgili deneyimlerini paylaşarak hem blog yazma keyfini yaşıyorlar, hem de insanların makyaj ve kozmetik konusuyla ilgili içerik ihtiyacını karşılamış oluyorlar.

Makyaj bloglarının çoğalması ve popüler olmasının altında yatan bir diğer neden ise markaların ve firmaların bu bloglara gösterdiği ilgi. Artık kozmetik sektörünün pazarlama faaliyetlerinde bloglar ilk sıralarda yer alıyor.

Türkiye’nin Önde Gelen Makyaj Blogları

Biliyorum makyaj bloglarının sayısı son zamanlarda çok arttı. Ben de konuyla hiç ilgisi olmayan bir erkek olarak bu blogları değerlendirme şansına sahip değilim doğal olarak. Bu yüzden danıştığım hanımlardan gelen cevaplara dayanarak en iyi 4 moda blogunu tanıtmak istedim. Gerisini siz yorum bölümünden getirirsiniz :)


Merve Özkaynak

Yaklaşık 1 yıl önce Vlogger olarak YouTube kanalıyla paylaşımlarına başlayan Merve Özkaynak, çektiği videoların yanında hazırladığı metin içerikleri paylaşmak için bir blog kurmuş. Sadece bir senede YouTube kanalının 183binden fazla takipçisi olmuş bile. Kendisi bir fenomen olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

Sebi Bebi

Fenomen olmayı başarmış, onbinlerce takipçisi olan Sebi Bebi ile devam edelim. Sebi Bebi 280binden fazla abonesi olan YouTube kanalı için çektiği videoları ve kullandığı ürünler hakkındaki görüşlerini blogunda paylaşıyor. Birçok gazete köşesine ve televizyon programına konuk olan Sebi Bebi, Türkiye’nin en önde gelen makyaj bloggerlarından.

Görkem Karman

Bu yazıyı hazırlamak için yaptığım küçük araştırmada en objektif makyajı bloggerlarını sorduğumda çoğu kişi Görkem Karman’ın ismini verdi. Kozmetik ile ilgili çektiği videoları 155binden fazla abonesi olan YouTube kanalında paylaşan blogger, blogunda paylştığı içeriklerle de oldukça ilgi görüyor.

Makyaj Çantam

Makyajlailgili en eski bloglardan biri olmasından mütevellit hanımların favori makyaj bloglarından biri de Makyaj Çantam. Sıkça güncellenen içeriğinde, makyaj malzemeleri, kozmetik ürünler, ünlüler dünyasından makyaj trendleri ve yeni makyaj ürünlerinin yanı sıra, çeşitli kozmetik ürünlerin değerlendirilmesine de yer verilmektedir.


Daha önce yaptığım blog derlemelerini incelemiş miydiniz?

- Kişisel Bloglar
- Yemek Blogları
- Kitap Blogları
- Gezi Blogları
- Teknoloji Blogları
- Moda Blogları

2 Eylül 2015 Çarşamba

Hayat Varsa Umut Vardır


"Hayat varsa umut vardır" ile geç tanıştım. Bana bir İspanyol dostum öğretti, Euro 2008'de bizim milli takım masal gibi bir turnuva oynarken ve "Tamam işte buraya kadar" dediğimiz her anda koltuklarımızdan fırlayıp finali hayal ederken dilimizden düşmedi. Almanya karşısına ideal 11'imizle çıkamadığımız yarı finalde bile "Hayat varsa umut vardır"a sırtımızı dayadık. Bugün de günlerden "Hayat varsa umut vardır" günü. Konya'da bu akşam Hollanda Milli Takımı ile oynayacak A Milli Takım. Euro 2016'ya gitmek için kazanmaktan başka çaremiz yok. Mart ayında daha iyi oynayıp Amsterdam'da elimizden kaçırdığımız Portakallar çok değil iki yıl önce de "Ya tamam ya devam" maçında karşımıza çıkmış Kadıköy'den 2-0 ile evlerine dönmüşlerdi. Avrupa'nın en tutkulu milli takım taraftarına sahip, gittikleri her stadyumun tribünlerini turuncuya boyayan Hollanda, bayrağı; kırmızı-beyaz-maviden oluşurken neden turuncu formayla sahaya çıkar, oradan başlayalım, zaten total futbol demeden de bitirmenin imkanı yok! 
İtalyanlar neden Gök Mavililer (Azzurri) ise Hollanda da o yüzden Turuncudur (Portakallar) dersek Çizme'ye bir pas atmış oluruz. İki ülke için artık kült mertebesine ulaşmış bu formalar, renklerini tarihteki krallıklardan alıyor. İtalya'da, 1946'da tarihe karışan Savoy Hanedanı'nın bayrak rengi, İtalyan Milli Takımı'nda varlığını sürdürürken, Hollanda'nın bağımsızlığı için savaş veren 1. William Ailesi'nin hanedanın bayrağındaki turuncu ve aslan amblemi, Hollanda Milli Takımı'nın forma rengini ve armasını belirledi. Peki nasıl oluyor da tek galibiyetimizi 1998 yılında 1-0 ile aldığımız, nüfusumuzun beşte biri kadar olan bu ülke üç Dünya Kupası'nda final oynuyor, Avrupa Şampiyonası'nı kazanıyor ve her yıl onlarca yıldızı dünya futboluna armağan edip, kıtanın en klas golcülerini yetiştiriyor? Cevabı bin sayfada da anlatılabilir ya da tek bir satırda da: Hollandalılar yediden yetmişe değil, üçten yetmişe spor yapıyor. Futbol en popüler spor elbette ama 17 milyonluk ülkede aktif spor yapmayan ya da hayatının bir döneminde bir sporla amatör de olsa uğraşmayan insan yok. Babalar ve anneler spor yapınca, kuşaktan kuşağa kalan bir miras gibi, çocuklar da üç-dört yaşından itibaren futboldan tenise, bisikletten patene aklınıza gelen her spor dalında ter döküyor. Hollanda'da spor, kazanma kültürü üzerine kurulu değil. Doğrularını insanın suratına hiç sektirmeden söylemekle meşhur, kültürel birikimleriyle komşularına fark atan, dağı tepesi olmayan bu ülkenin insanları spor yapmaktan keyif alıyorlar, eğleniyorlar. Spor onlar için boş zamanlarda yapılan bir aktivite değil. Spor, Hollanda'da mutlu olma biçimi... Johan Cruyff'tan, Marco Van Basten'e, Gullit'ten Dennis Bergkamp'a, bugün Fenerbahçe forması giyen Van Persie'ye, Hollanda'nın en çok forma giyen futbolcusu olmak isteyen Galatasaraylı Wesley Sneijder'e, Arjen Robben'den bu sezon Manchester United formasıyla Premier Lig'i sallamaya giden Memphis Depay'a kadar, milli takımı bırakmış, Türk futboluna da son üç yılda damga vurmuş Dirk Kuyt'tan Arie Haan'a kadar Hollanda futbolunda kim yetişmişse bunun sırrı erken yaşta futbola başlamak ve 4-3-3 ile takım oyunu ve yardımlaşmayı yeni yetmeliğinde öğrenmelerinde saklı. 
Hollanda'daki futbol kulübü sayısı 3 bin. 36 profesyonel kulüp dışında kalan amatör kulüplerin altyapıları, profesyonel kulüplerin altyapılarıyla her yaş grubunda oynarken, kayıtlı futbolcu sayısı 1 milyon 200 bin. 480 bin genç oyuncu altyapılarda Sneijder, Robben ve Van Persie'nin üstteki fotoğraflarındaki gibi poz veriyor ve yaptıkları spordan keyif alıyorlar. Ülkenin her kasabasında her köyünde insanlar amatör kulüplerin destekçisi, biri çimleri kesiyor, biri formaları yıkıyor... Federasyon da her yıl amatör kulüplerin masraflarını karşılamak için sağlam bir bütçe ayırıyor. Dört yaşındaki çocukların 4'erli takımlarla, yedi yaşındaki çocukların yedi kişilik takımlarla oynadığı Hollanda altyapılarında 11 yaşındaki çocuklar nizami saha ve 11 kişilik takımlarla tanışıyorlar. Total futbolun tarifi o kadar zor değil. Savunmacılar, hücum yapmayı bilecek, forvetler de savunma yapmayı... Bu akşam maçı inşallah kazanırız ama asıl kazanacağımız gün, anne-babaları da spor yaparken mutlu olmuş kuşakların çocukları bu ülkede spor yaptığında, kazanmanın tek mutluluk olmadığını anladıkları gündür... Zor mu? Hayat varsa umut vardır. 

1 Eylül 2015 Salı

BH Blogger Arama Kutusu

Daha önce Blog Hocam’da kullandığım, HTML ve CSS kodları kullanarak oluşturduğum basit bir arama kutusu vardı. Onu kaldırıp yerine Google’ın kendi arama kutusunu koydum fakat eski arama kutusunun kodlarını isteyen çok arkadaş olduğu için buradan paylaşma ihtiyacı hissettim.

blogger arama kutusu

 Resimde gördüğünüz bu CSS arama kutusunu eklemek için Blogger kumanda panelinize giriş yaptıktan sonra Yerleşim > Gadget Ekle > HTML/JavaScript Gadget yolunu izledikten sonra aşağıdaki kodları yapıştırıp kaydetmeniz yeterli olacaktır.


<div id='arama'>
<form action='/search' id='searchThis' method='get'>
<input id='searchBox' name='q' onblur='if(this.value==&apos;&apos;)this.value=this.defaultValue;' onfocus='if(this.value==this.defaultValue)this.value=&apos;&apos;;' size='20' type='text' value='Aranacak kelime'/>
                  <input id='searchButton' type='submit' value=''/>
</form>
</div>
<style>
#arama {
  float:right;
  width:258px;
  padding-top:50px;
padding-bottom:30px;
padding-left:10px;
padding-right:-0px;
  margin:0 0 20px 0;
background: url(
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgsXo2uQLrO_kWrgB5jprO_V9n2E1aDxMI9sDwE1t4ffwH5UaEy_81rBdoywabxVexTfs-PbJmVvAnFI6R3ky46eOlwj6u4tXVXWG58tQqcFuoXvRNKUhqY2KJ4_aLdzBCf5AY-tDqC4Amr/s271/s.png)  no-repeat 0px 0px;
  -webkit-border-radius:5px;
  -moz-border-radius:5px;
  border-radius:5px
  height:auto;
border:1px solid #656E75;
color:#000;
font-weight:bold;
}
#searchThis {
background: url("
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEim8YFAw7gairRdk8TkZeUaOCnePoGj8ecrUcv7WDAZa2rf7LRmFVAEygMgrcYLVNoSNKEeYfHJdQedud9QnKlOh50mdzD8dNEHjtcNYK3Th4HGPPFSTlIdtvv739zb0Yty8mRaoVJ6Nt0/s1600/search.png") no-repeat scroll 0 0 transparent;
display: inline;
float: right;
margin:0 50px 0 0;
height: 24px;
width: 212px;
padding:2px 0 0 2px;
}
#searchBox, #searchButton {
background: none;
border:none;
}
#searchBox {
width:158px;
color:#bbb;
font-size: 12px;
}
#searchButton{
width:42px;
padding:0px;
cursor:pointer;
}
</style>

Bu arama kutusu HTML ile oluşturulduğundan “Google Custom Serach” deki gibi akıllı değildir ve detaylı arama yapmaz. Aradığınız terim ile blogdaki terimin %100 eşleşmesi gerekir. Eğer görselliğe önem veriyorsanız ve çok fazla içeriğiniz yoksa bu arama kutusunu kullanabilirsiniz fakat işlevselliğe önem veriyorsanız ve blogunuzda çok fazla içerik varsa şuan Blog Hocam’da da olan  “Google Custom Search” ü kullanmanızı öneririm.