30 Kasım 2014 Pazar

Cesare Prandelli'nin Karnesi


Brezilya'ya Dünya Kupası'na giderken sekiz yıl önce Berlin'de kupayı kaldırmış ülkenin 2010 yılında teknik direktörü olmuştu. Ama elindeki kadro ile 2006'da şampiyon olan kadro arasında dağlar kadar fark vardı. İtalya, eski İtalya değildi ama iki yıl önce Euro 2012'de bu takıma final oynatmıştı. Gruptan çıkamayınca, futbol federasyonu başkanıyla birlikte istifa etmek için Roma'ya dönmeyi bile beklemedi. Rio'da ayrılık kararını açıkladılar ve ülkesinin medyasına göre bu futbol mateminin acısını bile yaşamadan Galatasaray'a imza attı Cesare Prandelli. O artık Galatasaray'ın teknik direktörü değil ve bir aydan beri de Prandelli'nin tazminatı, Prandelli'nin aklından önde koşar oldu memlekette. O bu topraklarda bozguna uğrayan ilk marka teknik adam değil. Kariyerinde kupası olmadığı doğru ama son 15 yılda kendi ülkesinde fubol devrimini yapmaksa mesele Luciano Spalletti ile birlikte onun adı yazılırdı kara tahtaya. Şampiyonlar Ligi Kupası kazanmış iki hoca, Del Bosque ve Rijkaard'ın, Euro 2008'i kazanmış bugün hayatta olmayan Luis Aragones'in de "teknik adam değil" ile uğurlandığı Türkiye'den o da kabusu bol sabahlarla ayrılıyor. Peki bu hayat okulunda yüreği hep önde giden, yaşamının keskin virajlarında acılarına rağmen ayakta kalmayı başarmış İtalyan hangi derslerden ikmale kaldı? 
KİMYA: Taffarel'in iki ay önce La Gazzetta dello Sport'a verdiği röportajda dediği gibi Fatih Terim'den sonra Galatasaray'da yabancı teknik adamların işi zordur. Tribün mesafeli davranır, baş tacı etmez. Mancini de bu yoldan geçti, aynı duvara çarptı. Gariptir Galatasasaray'dan ayrıldıktan sonra Mancini sosyal medyayı akıllıca kullandı ve takıma her maç öncesi başarı dileyip 'geç sevilen Sinyor' haline geldi. Prandelli ise bu konuda muhafazakar kaldı. Bir tek televizyon programına katılmadı, bir tek gazeteye özel röportaj vermedi. Kuru, tatsız basın toplantılarında "Daha agresif olmalıyız"dan öteye gidemedi. Kısaca kendini anlatamadı. 

MATEMATİK: 
Annesinin 'futbol boş, meslek edin' sözüne kulak verip matematik okuyup mimar olmayı hedeflemişti Prandelli ama futbol yine sonunda galip gelmişti gençliğinde. Oysa ki bu oyun da rakamların oyunuydu. Ne eline verilen kadroyu anlayabildi ne sahaya sürdüğü 11'leri. Her maça başka bir kadroyla çıktı, dizilişlerden diziliş beğendi, göndermesi gerekeni gönderemedi, alınmasını istediği futbolcuları alamadı ve belki de hepsinden önemlisi tanımadığı bir ligin takımlarını doğru analiz edemedi. Eğer etseydi Trabzonspor maçına, 11. sıradaki takımla oynuyorum diye değil, derbiye çıkıyorum diye bakar ve üç önemli silahını yanında kulübede oturtmazdı. 
SOSYAL BİLGİLER: Önce Turgan Ece, ardından mesai arkadaşımız Erkan Koyuncu'nun cenaze törenlerinde saf tuttu. Mülayim adamdı, herkesin sevebileceği türden iyi adam. Bir de yaşadığı ağır hayattan dolayı ona duyulan saygı daha baştan kazandı derken, Florya'da bu dersten sınıfta kaldı. Takım içindeki gruplaşmalara set çekemedi. Kariyeri boyunca etik değerler peşinde koşan ve bu yüzden çok futbolcuyu defterden silen Prandelli, kangren haline dönen meselelere bıçak atmak yerine merhem süren merhametli adam rolünü tercih etti. Türk futbolcusuna Hulusi Kentmen değil, Erol Taş lazımdır, bilemedi. 



TARİH: Ünal Aysal, geçen sezon da dördüncü yıldızı alabilecek takımında teknik adam değişikliğine gitmiş ve yıl boyunca dördüncü yıldız hedefinden bahsetmemişti. Galatasaray camiasının genlerinden habersiz, tarihini ve geleneklerini bilmeyen Aysal, Prandelli'nin deyimiyle hocasının gözlerinin içine baktı ve dördüncü yıldızı istedi. İtalyanın talihsizliği Aysal'ın kötü bir tarih hocası olmasıydı. Kurucusu Ali Sami Yen'in bir asır önce işaret ettiği Avrupa takımlarıyla boy ölçüşmek Galatasaray'ın kuruluş sebebiydi. Her Şampiyonlar Ligi hezimeti sonrasında "Hedefimiz lig şampiyonluğu, dördüncü yıldız" diyen Prandelli, çalıştığı kulübün geçmişine ihanet etti ve Aziz Yıldırım ile kişisel rekabete giren Ünal Aysal'ın şişkin egosuna kendini teslim etti. 

YABANCI DİL: 
Teknik adamlığı boyunca ülkesi sınırları içinde kalan ve ayağını ilk kez dışarı atan Prandelli, acı bir gerçekle yüzleşti. Entelektüel kapasitesi yüksek adamdı. Anadilinde kurduğu cümlelerin bir derinliği vardı, futbolcuyu karşısına aldığı zaman ikna edebilecek yol gösterebilecek monologlarını bir başka dilde söyleme şansı yoktu. Çünkü Prandelli, anadili İtalyanca dışında bir dil bilmiyordu. Absürd olan İtalya'da yanında görev yapan iletişim danışmanı Silvia Berti'yi İstanbul'a getirmesiydi. Çünkü Berti'nin de yöneticileri, profesyonelleri ve Türk medyasını anlayabilmek için bir tercümana ihtiyacı vardı. Fenerbahçe'de Zico başta olmak üzere Alex ve diğer Brezilyalılar başarısında tercüman Samet Güzel'in payını bir kenara koyun, bugün Slaven Biliç'in kendini doğru ifade etmesinde aslan payına sahip olan Halil Yazıcıoğlu'nu da onun yanına. Prandelli, anadili İtalyanca olan lakin Türkçesi kıt genç tercümanla beş ay boyunca "Daha agresif olmalıyız" demekten öteye gidemedi. Kendini, 25 futbolcusuna anlatamayan adam, o 25 futbolcuyu tek tek -İtalyanca bilenler hariç- nasıl anlayacaktı ki? 


Bol kırıklı bir karneyle uğurluyoruz onu. Belki de dünya hiç de o kadar küçük değil, belki de biz öyle denildiği gibi İtalyanlara benzemiyoruz. Belki de hala her horoz kendi çöplüğünde ötüyor, belki de başka topraklarda pilavı lezzetli bulmak insana çocukluğunun makarnalarını unutturamıyor. Belki de o iyi, biz kötüyüz. Belki de o yetersiz, biz çok zoruz. Belki de hayat önce kaybedenleri, düşenleri, dizi kanayanları sevmekle başlıyor. Kazananı herkes sever... Güle güle Sinyor Prandelli... 
Prandelli'nin İki Hayatı (Temmuz 2014)

Messi ve Rosario


Messi özel bir adam aynı zamanda garip adam. Barselona'da sponsorunun düzenlediği bir organizasyonda yakından takip ettiğimde de aynı şeyi düşünmüştüm. Dünyanın en popüler iki futbolcusundan biri kendine ait başka bir dünyada yaşıyor ve futbol sahası dışında o dünyadan bizim dünyamıza 5-10 dakikalığına misafir oluyor. Harika bir yazı okudum, harika bir çevirisi de var. Messi ve doğduğu Rosario ile şehri arasındaki ilişki, akrabaları, eski arkadaşları ve Arjantin'de bir şehrin ona bakışı. Şota'nın Tercümanları blog harika çeviriler yayınlıyor. Bu da onlardan biri. 
Yazının orijinali: 
Çeviri:

29 Kasım 2014 Cumartesi

Hafta Sonu Naklen Yayınlar



29 Kasım Cumartesi
13:30 Kasımpaşa - Çaykur Rizespor (Lig TV)
14:00 Adana Demirspor - Orduspor (TRT 1)
14:45 West Bromwich - Arsenal (Lig TV 3)
16:00 Kayseri Erciyesspor - Balıkesirspor (Lig TV)
16:30 Hertha Berlin - Bayern Münih (TRT HD)
16:30 B. Leverkusen - Köln (Tivibu Spor 1)
17:00 Manchester United - Hull City (Lig TV 3)
17:00 Getafe - Athletic Bilbao (NTV Spor Smart)
18:00 Paris Saint Germain - Nice (Tivibu Spor 2)
18:30 Altınordu - Karşıyaka (TRT Spor)
19:00 Gaziantepspor - Galatasaray (Lig TV)
19:00 Espanyol - Levante (NTV Spor Smart)
19:00 Sassuolo - Verona (Tivibu Spor 1)
19:30 Sunderland - Chelsea (Lig TV 3)
19:30 Hoffenheim - Hannover 96 (TRT Haber)
21:00 Malaga - Real Madrid (NTV Spor Smart)
21:00 Rennes - Monaco (Tivibu Spor 2)
21:00 Toulouse - Lorient (A Spor)
21:45 Chievo - Lazio (Tivibu Spor 1)
22:00 New England Revolution - NY Red Bulls (Sports TV)
22:15 Sporting Lizbon - Vitoria Setubal (Tivibu Spor 3)
23:00 Celta Vigo - Eibar (NTV Spor Smart)
23:30 Internacional - Palmeiras (Lig TV 3)

30 Kasım Pazar
12:30 Lokomotiv Moskova - Spartak Moskova (Lig TV 3)
13:00 Gümüşhanespor - Göztepe (Mavi Karadeniz TV)
13:00 Atletico Madrid - Deportivo La Coruna (NTV Spor Smart)
13:30 Denizlispor - Elazığspor (TRT Spor)
13:30 ADO Den Haag - Ajax (Tivibu Spor 1)
15:00 Bordeaux - Lille (Tivibu Spor 2)
15:30 Southampton - Manchester City (Lig TV 3)
15:30 Anderlecht - Club Brugge (NTV Spor)
16:00 Mersin İdmanyurdu - Sivasspor (Lig TV)
16:00 Cagliari - Fiorentina (Tivibu Spor 3)
16:00 Milan - Udinese (Tivibu Spor 1)
16:30 Wolfsburg - Mönchengladbach (TRT HD & TRT Spor)
17:45 PSV Eindhoven - Feyenoord (Tivibu Spor 2)
18:00 Tottenham - Everton (Lig TV 3)
18:00 Sevilla - Granada (NTV Spor Smart)
18:30 Alanyaspor - Adanaspor (TRT Spor)
18:30 Eintracht Frankurt - Borussia Dortmund (TRT Haber)
19:00 Fenerbahçe - Eskişehirspor (Lig TV)
19:00 Juventus - Torino (Tivibu Spor 1)
20:00 Cordoba - Villareal (NTV Spor Smart)
20:00 Academica - Benfica (Tivibu Spor 2)
21:00 Fluminense - Corinthians (Lig TV 3)
21:45 Roma - Inter (Tivibu Spor 1)
22:00 Valencia - Barcelona (NTV Spor Smart)
22:00 Saint-Etienne - Lyon (Tivibu Spor 2)
22:15 Porto - Rio Ave (Tivibu Spor 3)

1 Aralık Pazartesi
18:00 Karabükspor - Beşiktaş (Lig TV)
20:30 Trabzonspor - Gençlerbirliği (Lig TV)
21:45 Almeria - Rayo Vallecano (NTV Spor Smart)
22:00 Sampdoria - Napoli (Tivibu Spor 1)
22:00 Pacos Ferreira - Estoril (Tivibu Spor 2)

24 Kasım 2014 Pazartesi

Sosyal Okuma

Biz hiçbir zaman isimlerin ironik yaklaşımlarına bakmıyoruz. Hep ilk anlamlar bizim için gerçek anlam oluyor ve çoğu kez öyle kalıyor. Genellikle sorgulama becerimiz pek olmadığı için bu teori değişmez bir bütünlük içinde kendi yaşayışımızda. Örnek verecek olursak günümüzün en asosyal mecrası olan "Sosyal Medya". Bir yalnızlar rıhtımıdır kendileri, baktığımız zaman birçok varlık vardır ama bir o kadar da yoktur. Bu yüzden en önemli unsur bu mecrada hangi aşama ve hangi konumda, ne derece etkin olmalıyım?, cevaplarını vermektir.

 

Şimdi bu asosyal medya araçlarına bakalım, bakmadan önce bu yazıyı da okuyabilirsiniz:

 

sosyal medya

 

1- İnstagram

 

Sosyal medyayı asosyalleştiren aslında reel gerçekleri sanallaştıran anlardır. Yani insan zihninde bir takım kıskançlıklar yaratan, onların zihninde sanallaşmaya yol açan mecradır. Bunu en çok destekleyen araçlardan biridir, instagram. Bir fotoğraf paylaşırsın, sonra sende daha da daha da hissi uyandırır ve kapılırsın rüzgarına. İnstagramın en büyük dezavantajı aslında mahrem denen, kişiye ait olanların paylaşılmasıdır. Özgürcü denilen ve buna sınır konulmaya bir anlayışı vardır. Amerika, instagram olmasa da zamanında gençlerin sanal ortamlarda paylaştıkları yüzünden çok çekti aslında, intaharlara kadar giden boyutları var.

 

2- Twitter

 

Twitter aslında yarar zarar zincirinin terazisinde yerine göre kötü, yerine göre iyi boyutta. Bir deşarj aracı olsa da artık bir psikolojik bunalım aracıda olmaya başladı. Çünkü twitter insanı sosyalleştirmiyor, varolan sosyalliğini alıp ona sanal sosyallikler veriyor. Hani bu mecrada kalırsan mutlusun, bu yüzden senin benim için, benim için sen anlayışı... Ayrıca bu mecra da hiçbir haber edit edilmediği için, çatışmaların bol, ama sorgulanması az bir olaylar dizisine insanlar kurban gidiyor. İnsanlar artık günümüzde kişi sayısı, yani takipçi sayısı ile iktidarlarını bu alanda ilan ediyor. Bu onlara sosyal bir haz, sosyal bir iktidarlık sağlıyor.

 

3- Facebook

 

Msn gitti facebook geldi dediğimizde dünya küreselleşmeye ayak uydurduğu, teknolojik ilerlemeler kaydedildiği dönemde kapımıza geldi, facebook amca. İlk dönemler, kocasız kalan, intihar edenlerin mecrasıydı.(En azından ben öyle hatırlıyorum) Hatta yaş sınırlaması bile vardı. Çocuklar yaşlarını büyülterek girebiliyordu ancak. Facebook sosyalliğin en asosyal olduğu mecra. Çünkü içersinde bütün paylaşım argümanları var. Takip etme olanakları çok fazla ve insanlar takip edenleri sorgulamıyor bile. Ayrıca bilgilerinizin nerede ve nasıl paylaşıldığı belli bile değil. Bunun dışında kendinizi sanallaştırmak için her şeyi yapıyorsunuz misal "ilişkisi yok" misal "bugün yorgun hissediyor"...

 

4- Blogger

 

Blogger aslında bir sosyal medya aracı değil, bakıldığı zaman alternatif medya aracı. Çünkü insanlar belli toplumsal olgular, yapılan sistematik yayınlar nedeniyle bunları kabul etmeyip kendi medyasını, kendi yayını üretebiliyor. Fakat bloggerın da sosyal medya kalan, sosyal medyaya bakan tarafı var. İnsanlar burada da popüler olma, bir konuma gelme çabasında olabiliyorlar. Ki buranın çok kötü tarafı, kendi tanımsızlıklarına kendilerince anlamlı tanımlar ürettiklerini sanıyorlar. Aslında sosyalleşemiyorlar bu kötü. Şunu da belirtmeliyim ki en çok zarar veren mecra da bu. Çünkü insan verdiklerini de almak istiyor, belki facebooktaki bir resim ya da paylaşılan video bunu yapmaz, twitterdaki 140 karakterli twitte öyle, ya da instagramdaki anlamsız fotoğraf, ama blogger bunu yapar. 3 senedir bu mecra içindeyim, ve bunla ilgili çokça insan tanıdım, hatta bazıları blog yazmaya sosyalleşmeye başlayıp psikolojisi bozuk olarak çıktı. Bu anlamda blogger kısım kısım zararlara yol açabiliyor.

 

Baktığımızda diğer ülkelerde durum nedir bilinmez ama onlar o teknik ilerlemeleri zaten deneyerek geliştiriyorlar, bizse görerek bunu yapıyoruz. Bu anlamda bu mecralardan ne istediğimizi aslında tam bilmiyoruz. Ne amaçla bir twitter, instagram, facebook ya da başka bir şey açtığımızı bilmiyoruz. Bir sıkıntımız var ve kaçış arıyoruz, sonra bu mecralara girip anlam yaratmaya, ona verdiğimiz kadar ondan bir şeyler istiyoruz. Bu yüzdende saplantılarımız ve kayıplarımız oluyor. Ayrıca sosyalleşeyim derken normal akan, reel hayattan kendimizi soyutlayıp, yapay bağımsız bütünler oluyoruz. Bu yüzden çok akılcı ve yapısalcı bir yaklaşımla bu mecralara girerken gerek biz, gerekse eşimiz, dostumuz, çocuğumuza ben ne istiyorum? ve istediğimi nasıl kontrol edip ilerletebilirim? gibi sorular soruması gerek....

 

Yazar Hakkında: Ruhsuz Atmaca'nın, tek ve temel amacı insanlığa bir şey katabilir miyim?, katabilirsem nasıl olmadır?, bu soruları kendine sorarken bir anda kendisini blog dünyasında bulur.Ruhsuz Atmaca blogunun kapağında yer alan ve ismini verdiği "Atmaca", insanlara benzer duygulara sahip bir canlıdır. Yırtıcılığı nedeniyle isminin önüne "Ruhsuz" takısı gelmiştir. Blogun sloganı ise: "Yazdıklarım ve Yazacaklarım Atmacanın Bakışlarında Gizli..." oluşturur.

21 Kasım 2014 Cuma

Hafta Sonu Naklen Yayınlar



21 Kasım Cuma

21:30 Metz - Paris Saint Germain @Tivibu Spor 1
21:45 Athletic Bilbao - Espanyol @NTV Spor Smart

22 Kasım Cumartesi

13:30 Çaykur Rizespor - İstanbul Başakşehir @Lig TV
14:00 Kayserispor - Alanyaspor @TRT 1
15:30 Krasnodar - CSKA Moskova @Lig TV 2
16:00 Akhisar Belediyespor - Mersin İdman Yurdu @Lig TV
16:30 Bayern Münih - Hoffenheim @TRT HD & TRT Spor
16:30 Padernborn - Borussia Dortmund @Tivibu Spor 1
17:00 Atletico Madrid - Malaga @NTV Spor Smart
17:00 Chelsea - West Bromwich @Lig TV 3
18:00 Zenit - Kuban Krasnodar @Lig TV 2
18:00 Bastia - Lyon @Tivibu Spor 2
18:30 Karşıyaka - Bucaspor @TRT Spor
19:00 Galatasaray - Trabzonspor @Lig TV
19:00 Sporting Charleroi - Anderlecht @NTV Spor
19:00 Atalanta - Roma @Tivibu Spor 1
19:00 Eibar - Real Madrid @NTV Spor Smart
19:30 Köln - Hertha Berlin @TRT Haber
19:30 Arsenal - Manchester United @Lig TV 3
21:00 Monaco - Caen @Tivibu Spor 3
21:00 Nice - Reims @A Spor
21:00 Barcelona - Sevilla @NTV Spor Smart
21:45 Ajax - Heerenveen @Tivibu Spor 2
21:45 Lazio - Juventus @Tivibu Spor 1
23:00 D. La Coruna - R. Sociedad @NTV Spor Smart
23:30 Internacional - Atletico Mineiro @Lig TV 3

23 Kasım Pazar

13:00 Rayo Vallecano - Celta Vigo @NTV Spor Smart
13:30 Gençlerbirliği - Kardemir Karabükspor @Lig TV 2
13:30 Torku Konyaspor - Gaziantepspor @Lig TV
13:30 Şanlıurfaspor - Adana Demirspor @TRT Spor
13:30 Groningen - PSV Eindhoven @Tivibu Spor 1
15:00 Nantes - Saint Etienne @Tivibu Spor 2
15:30 Crystal Palace - Liverpool @Lig TV 3
16:00 Eskişehirspor - Kayseri Erciyesspor @Lig TV
16:00 Cesena - Sampdoria @Tivibu Spor 3
16:00 Napoli - Cagliari @Tivibu Spor 1
16:00 Verona - Fiorentina @A Spor
18:00 Levante - Valencia @NTV Spor Smart
18:30 Stuttgart - Augsburg @TRT Haber
18:30 Orduspor - Samsunspor @TRT Spor
19:00 Beşiktaş - Kasımpaşa @Lig TV
20:00 Elche - Cordoba @NTV Spor Smart
20:30 NY Red Bulls - New England R. @Sports TV
21:00 Cruzeiro - Goias @Lig TV 2
21:45 Milan - İnter @Tivibu Spor 1
22:00 Villareal - Getafe @NTV Spor Smart
22:00 Marsilya - Bordeaux @Tivibu Spor 2

24 Kasım Pazartesi

19:00 Balıkesirspor - Sivasspor @Lig TV 2
19:30 Boluspor - Osmanlıspor FK @TRT Spor
20:00 Bursaspor - Fenerbahçe @Lig TV
21:45 Granada - Almeria @NTV Spor Smart
21:45 Genoa - Palermo @Tivibu Spor 1
22:00 Aston Villa - Southhampton @Lig TV 3
00:00 Los Angeles Galaxy - Seattle Sounders @Sports TV

17 Kasım 2014 Pazartesi

Blog Açmak Kolaydır Ama Onu Devam Ettirmek Zordur

Blog yazarlığı herkes için değildir en azından ben öyle düşünüyorum. Her işin bir hakkı vardır, layığıyla yapamayacağımız bir işe girişmek bence doğru değildir. Binlerce sadece: ‘’benim de bir blogum var’’ demek için açılmış blog adresleri var. En son 1-2 yıl önce güncellenmiş bu yerler bana terk edilmiş bir yer görünümü hissini vermektedir.

 

Sabırlı değilseniz, hızlı sonuçlar elde etmek istiyorsanız ve diğer insanlarla bağlantı kurup bir şeyler öğrenmeyi tercih etmiyorsanız, blog yazarlığı yapmak size göre değildir. Neden başarısızlık yaşadığınızı hiç düşündünüz mü? Blog ve blog yazarlığı konusunda gerekli bilgi ve donanıma sahip olmadan bu işe başlamış olabilirsiniz. Bu demek değildir ki, hep başarısızlıklar içinde devam edeceksiniz. Asla böyle düşünmeyin, hatalarınızın farkına varın ve o hatalarınızı düzelterek ilerleyin. Yanlış üstüne yanlış koyarak ilerlediğiniz vakit, o zaman ayakta kalmanız iyice zorlaşacaktır. Bugün sizlere dilim döndüğünce blog ve blog yazarlığı ile ilgili ipuçları vermeye çalışacağım.

 

blog açmak

 

Öncelikle, birçok yerde kısa yoldan nasıl para kazanabileceğiniz hakkında sizlere yalan yanlış bilgiler verilmektedir. Kısa yoldan zengin olmak! Bu başlıkla internet ortamında binlerce reklamlar yayınlamakta, kitaplar satılmaktadır. Size kısa yoldan nasıl para kazabileceğinizi anlatan kitap ve dergiler almanızı söylerler. Lütfen uyanın! Kısa yoldan para kazanmak diye bir şey yoktur. Para kazanmak istiyorsanız, bir emek bir çaba sarf etmelisiniz ki onun karşılığını alabilesiniz. Bu bağlamda ilk amacınız asla para olmasın. Blogunuzdan ve blog yazarlığından beklentilerinizin ilk sırasında maddiyat var ise bu sizi yanlışa sürükleyecek ilk unsurdur. Para kazanmayı hiç düşünmeyin demek değildir bu söylediklerim.

 

Blog Yazarlığı = Fazlasıyla Emek + Çaba

Yukarıda da bahsettiğim gibi kolay para kazanmak diye bir şey yoktur. Çok şanslı olmadığınız sürece böyle bir şey mümkün değildir. Blog yazarlığı da aynı şekildedir. Blog yazarlığının herkes için uygun olmamasının temel nedenlerinden birisi budur. Blog yazarlığı çok çalışma gerektirir ve para kazanmak kolay değildir. Bir tür uygun bağlantılar kurmalı ve hatta blog adresinizi ilgi çekici birçok bilgiyle desteklemelisiniz.

 

Halk kütüphanesini düşünün. İlgi alanınızla ilgili tüm kitapları okuduktan sonra yeni bir şeyler bulmak istersiniz. Eğer bulamazsanız farklı bir kitap kaynağı bulmaya çalışırsınız. Bir blog adresi de böyledir. Okuyucularınıza düzenli olarak yeni şeyler sunmalısınız ve bu zaman ve çalışma gerektiren bir durumdur.

 

Blog yazarlığının herkes için uygun olmamasının nedeni herkesin yeni bir şeyler araştırmak için hazır olmamasıdır. Kolay bir yöntem bulmaya çalışırlar, başkalarının söylediklerini kopyalayarak para kazanmaya çalışırlar. Aslında tek başına bir şey kazanmış olmazlar çünkü çaba göstermezler ve blog yazarlığının para ile ilgili olmadığını düşünmezler!

 

İnsanlar düşüncelerini paylaşmak için blog yazarlığı yaptıkları zaman bunun daha kolay olacağını düşünürler. Bu sayede profesyonel blog yazarları gibi para kazanma amaçları olmaz ve bu konuda baskıya sahip olmazlar. Zaman bulduklarında bir şeyler paylaşırlar ve herkes kısa bir süreliğine bile olsa bu şekilde bir blog yazarı olabilir!

 

Blog yazarlığını bir hobi olarak yapıyor olsanız bile okuyucuların ilgisini kaybetmemek için mutlaka yeni içerikler sunmalısınız. Blog yazarlığı aslında tam olarak budur. Profesyonel olsanız veya olmasanız bile blog adresinizi güncel tutmalısınız. Okuyucularınız geçen hafta yayınladığınız bir yazıyı gördükleri sürece memnuniyetsiz olurlar ve blog adresinize olan ilgi yavaş yavaş azalmaya başlar.

 

İçerik Kraldır!

 

Herkes kendi içeriğini üretemeyebilir. Bu nedenle blog yazarlığı herkes için değildir. Blog yazarlığının %90’nı içerik ile ilgilidir, blog demek çok daha fazla içerik demektir! Zamanınızdan feragat etmeniz ve okuyucularınıza yazılar dışında değişik çeşitli şeyler de sunmanız gerekebilir.(Videolar, slaytlar, infografikler vb.) Bunları yapmaktan hoşlanmıyorsanız bir an önce bu durumdan hoşlanmaya çalışmalı veya bu işi yapmamalısınız.

 

Haftalık olarak belirli sayıda yazılar yazıp, blogunuzu güncel tutuyorsanız ve diğer blog adreslerine yorum yaparak görünürlüğünüzü arttırıyorsanız bu durumda blog topluluğunda iyi bir yere sahip olursunuz.

 

Düzenli olarak içerik oluşturmayı kendinize bir görev olarak görmelisiniz. Diğer insanların seveceği şeyleri bulmalısınız, sadece kendi sevdiğiniz şeyleri yazmamalısınız. Okuyucularınızın da isteklerini göz önünde bulundurup, zaman zaman içeriklerinizi o doğrultuda oluşturmalısınız.

 

Yeni arkadaşlar edindiğiniz ve diğer insanlara kullanışlı bilgiler sunduğunuz sürece blog yazarı olarak başarıya ulaşabilirsiniz. Ancak, bunun kolay bir şey olduğunu asla düşünmemelisiniz çünkü yazmanız gereken şeyleri çok iyi düşünmelisiniz. Başka insanların problemlerini çözebilecek içerikler sunmalı ve onlara desteğinizi göstermelisiniz. Bu sayede blog yazarlığını kendiniz için kolaylaştırmış olursunuz.

 

Yazar Hakkında: Merhabalar ben Timur Demir, 23 yaşında Orman Mühendisliği Bölümü son sınıf öğrencisiyim. Kişisel sitem olan www.timurdemir.com.tr de, kendime paylaşmayı misyon, bilgiyi en değerli hazine olarak görmeyi ise vizyon edinerek, siz değerli okuyucularıma faydalı olmaya çalışmaktayım.

16 Kasım 2014 Pazar

Beşlik Atar Tokat Yerdik

Mithat Yaşar 
İstanbul'da yetenekli olduğuna inandığınız çocuğunuzun ileride büyük futbolcu olacaksa önündeki en büyük engelin şehrin delirten trafiği olduğunu biliyor musunuz? Gelin anlatayım. Ferhat, Etiler'de yaşayan bir ailenin sol ayağı düzgün oğlu. Evine en yakın büyük kulüp olan Beşiktaş'ın o tarihte hâlâ var olan Fulya Tesisleri'nde denenip de beğenilmediğinde bankacı babası onu kadroya alan Galatasaray'ın Florya Tesisleri'ne haftada üç gün arabasıyla götürüp getirmeseydi; Ferhat futbolcu olamayacaktı. Dünyanın en iyi sol beki olmadı elbette Ferhat Öztorun ama Galatasaray, Manisaspor, Trabzonspor, Orduspor formalarını giydi, şimdi Başakşehir'de oynuyor. Gurbet ellerde Türk çocukları yıldız futbolcu oluyor da biz neden bu topraklarda bir türlü yetenekli gençlerimizi vitrine çıkartamıyoruz'un cevabı işte bazen bu fedakarlıkta gizli. 

Fenerbahçe'nin altyapı tesisleri Dereağzı'nda. Çevresindeki Caddebostan, Feneryolu, Erenköy, Suadiye gibi yüksek gelir grubu ailelerin oturduğu semtlerden futbolcu çıkmaz, Fikirtepe bu yüzden fabrikadır. Çünkü futbolcu olmak önce hayal etmekle başlar. Ailenizin hali vakti yerindeyse hayal edemeyecek kadar çok şeyiniz vardır renkli odanızda. Özel futbol okullarında düz koşusu olmayan, 20 dakika pas, 10 dakika şut, 30 dakika çift kaleyle çocukların hevesi alınır en fazla. Hal böyle olunca da Fenerbahçe'ye Anadolu'nun dört bir tarafından yetenekli çocuklar getirilir. Kasabasında namı yürümüş yeni Rıdvanlar, Oğuzlar, Aykutlar... Mithat Yaşar da onlardan biriydi yıllar önce. Yıllar sonra Salih Uçan'ın olduğu gibi... 

 
Altyapı maçlarını izlemenin en keyifli tarafı, olmuşları, olacakları ya da olmazları birbirinden ayırabilmektir çok zaman. Birkaç yıl önce izleyip de futbol sohbetine katık ettiğin genç adam, gelip A takıma çıktığında futbol sevgisi okşanır insanın. Bunu elbette menajerlik oyunu vasıtasıyla ekran başında yapanlar da var ama kabul edelim ki, herkes bir altyapı maçının oynadığı sahaya yakın oturmuyor ve gündüz saatlerinde oynanan maçları izleyecek vakti yok. Fenerbahçe'nin Dereağzı Tesisleri'nde yıllar önce izlediğim bir Fenerbahçe-Galatasaray derbisini unutmam mesela, aklımda kalan maçın skoru değil, o genç Mithat... 

Yetenekli oyuncuyu sahada seçebilmek pek de öyle büyük bir marifet değil. Yıllar boyu binlerce maç izleyen bir adam; ayağına top yakışan, topu kırmayan, iftira değil pas atan, top ayağındayken kafası toprağa bakmayan ve sahada nerede duracağını bilen adam(lar)ı diğerlerinden ayırır. Mithat Yaşar da öyle bir gençti. Öyle bir yetenek ki; izlerken top hep onun ayağında olsun istiyorsun. Teknikse teknik, oyun zekası ise işte o dediklerinden. Fizik desen; o işte yok ama gelişime açık. Mithat'tan bir Emre Belözoğlu olur muydu? Üzerinden yedi-sekiz yıl geçmiş, bugün hâlâ "Olurdu" diyorum ben, ama Mithat, Emre de olamadı Oğuz Çetin de. Federasyon kayıtlarından izini sürdüm onun yıllarca... Çabuk vazgeçtiler Mithat'tan belki de Mithat vazgeçti büyük kulüpte kendinden. Mardinspor'a kiralık gitti 2005 yılında. Sonra Giresunspor, Diyarbakırspor. Say, say bitmez bir kariyer oldu Mithat'ınki: Çaykur Rizespor, Gaziantep Büyükşehir Belediye, sonra belki de aile özlemi çektiğinden yetiştiği Manisa'ya yakın İzmir'de Göztepe yetmedi ardından Altay ve bu sezon da 3. Lig'de Menemen Belediyespor... 

Mithat gibileri ziyan ettik, haksızlık ettik biz Türk futbolunda. Yetenekli çocukların fedakar aileleri -Arda Turan ne güzel anlatır bunu- varsa futbolcu olabildiler. Tut ki altyapıya girdiler, kimse bu çocukların eksik yönlerini geliştirmek için bireysel idman programı vermedi, futbol demek iki kale bir top bir de çim sahaydı bizim kulüp yöneticilerine göre. Salonda fizik gelişimine katkı yapacak fitness idmanlarına ne gerek vardı ki. Pedagoji nedir bilmeyen altyapı hocaları idmanlara üç vesait değiştirip gelince hırslarını gencecik çocuklardan çıkarttılar. A takımdaki yedek futbolcunun 500 bin euro'dan aşağı kazanmadığı düzende altyapı hocalarına 10 bin TL'yı bile çok gördük. Doğal çimin bakımı zor diye alt yapı tesislerindeki sahaları suni çim yaptırdık, onlarca çocuk daha profesyonelliğe adım atmadan kasık fıtığı oldu. 

Eğitim ile sporu yanyana getiremedik. O altyapısı dillere destan Borussia Dortmund yetenekli çocukları tesislerinde beş yıldızlı otel gibi lojmanlarda yatırıp yakındaki okula gönderirken ve karnesi kırık olanın futbol geleceği olmayacağını da o çocukların akıllarına kazırken, biz binlerce aileye "Ya oğlum derslerini ihmal ederse" dedirtip çocuklarını altyapıdan çektirdik. Askerdeki devreciliği, spor kulüplerinden silemedik. Gencecik çocuklar A takımla idmana çıktığında çalım attığı ağabeyinden bir dakika sonra tekme yiyip ağladığında sustuk. İki bacağının arasından top geçmesini yani beşlik yemesini namus meselesi yapan o ağabeylerin de bir zamanlar özgüveni paramparça edilen çocuklar olduğunu unuttuk. 

Altyapıda asgari ücret verdiğimiz o çocukların yüzbinlerce euro kazanmaya başladıklarında değişen hayatlarına bir dur diyecek kulübün efsanelerini ego savaşları yüzünden tesislere sokmadık... Bir rol modeli koyamadık önlerine... Sonra Mithat Yaşar neden büyük futbolcu olamadı, sonra Hakan Çalhanoğlu gibisi neden Türkiye'de yetişmiyor? Sonra biz neden Brezilya'dan 4 yedik? İnsaf... 

10 Kasım 2014 Pazartesi

Sayfanın En Üstüne Yatay Şerit Ekleme

Son zamanlarda blog tasarımlarında sıkça kullanılan bir özellik var. Sayfanın en üstünde yüksekliği düşük ama yatay olarak sayfanın bir ucundan diğer ucuna giden şeritler. Bu şeritlerde bazen grafik kullanılırken, bazen de basit bir renk bloğu kullanılıyor.

Bloguna küçük bir dokunuşla değişik bir görünüm kazandırmak isteyen bloggerlara iki yöntemin de nasıl yapıldığından ve blogda nasıl durduğundan bahsetmek istiyorum.

 

!!! Blogun en üstüne şeridimizi eklemeden önce yapmamız gereken bir ayar var. Blogger kumanda panelinimize girerek Yerleşim > Navbar > Düzenle > Kapalı yolunu izliyor ve sayfanın en üstündeki Bloger navbarı kaldırıyoruz.

 

serit

İlk paylaşacağım yöntem sayfanın en üstüne yatay bir şerit eklemek. Bunun için Şablon > HTML’yi Düzenle yolunu izleyin ve Ctrl+F tuş kombinasyonun yardımıyla arama kutusunu açıp ]]></b:skin> satırın bulun. Bu satırın üzerinde bir yere aşağıdaki kodları ekleyin.

 

body .navbar {
height: 20px; /* Yükseklik */
padding: 0;
margin: 0;
border-top: 10px solid #c00000; /* Renk*/
}

 

Şeridin yüksekliğini ve rengini değiştirebileceğiniz yerleri ilgli kodların yanına not yazarak gösterdim.

 

serit2

İkinci olarak sayfanın en üstünde yatay bir grafik halinde şerit oluşturmayı anlatmak istiyorum. Bunun için öncelikle bir grafiğe ihtiyacınız var. Görmüş olduğunuz örnekte ben ters üçgen grafiği kullandım.

 

Bu yöntemde de Şablon > HTML’yi Düzenle yolunu izleyin ve Ctrl+F tuş kombinasyonun yardımıyla arama kutusunu açıp ]]></b:skin> satırın bulun. Bu satırın üzerinde bir yere aşağıdaki kodları ekleyin.

 

body .navbar {
height: 30px; /* Yükseklik */
padding: 0;
margin: 0;
background: url('https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjbdEU_-NnpUnWP210OfhnIhEyH8610eWHG3-dhNCKM2GE_aiIcs7T_bQizQUUHd4b7gxIvK1xmqjc0tEgGfBEJ8yoRi8-niNlE0-8vZ0BJCik_qv98FXVP-dWcAErLhCoTkC0RAjXCgYfA/s22/b.png') repeat-x; /* Grafik*/
}

 

Bu yöntemde de yükseklği ve grafiği değiştirebilirsiniz. Grafiği Picasaweb, Dropbox, Flickr gibi bir grafik barındırma servisine yükledikten sonra linkini alıp bordo renkle gösterdiğim linkle değiştirmeniz yeterli.

 

Konuyla ilgili sorularınızı yorum bölümünden sorabilirsiniz.

9 Kasım 2014 Pazar

Babam ÖldüSonra Yol Yokuştu

Futbol dünyasının vazgeçilmezidir, bir büyük yıldızın varisi aranır hep. Yeni Maradona, yeni Pele, yeni Zidane. Ne Aimar, Maradona olabildi, ne Robinho yeni Pele ne de Nasri, yeni Zidane. O da Ronaldo olacaktı. Ronaldo derken harbi Ronaldo'dan bahsediyorum, dünyanın gelmiş geçmiş en teknik ama bize de Dünya Kupası'nda kramponun burnuyla gol atan Brezilyalı futbolcu Ronaldo... Flamengo altyapısında yetişen her çocuk gibi Adriano Leite de Zico hayranıydı. Yolu bizim memlekete hiç düşmedi, bu saatten sonra da düşmez ama dünya küçük işte, onun büyük umutlarla başlayan ve kocaman hayal kırıklıklarıyla sona eren futbol kariyerinde karşısına çıkan birçok isim gün geldi Türkiye'de ya top koşturdu ya teknik adam olarak çalıştı.
Zico'nun Udinese'daki sezonunu yıllar sonra video kasetlerden izledi ama yeni yetmeliğinde idolü olan 10 numara, Flamengo'ya dönmüştü. Rio de Janeiro'nun favelalarında doğmuşsun, onun dediği gibi ya futbolcu olursun ya da serseri. O birinciyi seçti ama ikinciyi seçen arkadaşlarından hiç kopmadı.  Onu ilk kez 2003'ün Ocak'ında İspanya, Marbella'da devre arası kampı için gelen Parma'nın idmanında izledim. Kanat ortalarına gol vuruşu çalışıyordu. Dedim ya, yakınındaki çok isim bir gün Türkiye'ye gelecekti. Gol atmaya çalıştığı takım arkadaşı, Galatasaray'dan Parma'ya giden Taffarel'di. Takımın birinci kalecisi ise Bursaspor'da oynayan Sebastian Frey. İnanılmaz güçlüydü ve onu özel kılan sol ayaklı bir santrfor olmasıydı. İdmanı yöneten teknik adam da artık bize çok yabancı değil. Cesare Prandelli o sezon başında Parma'da işe başlamıştı ve takım iyi gidiyordu. Kadro da kadroydu ama; Mutu, Nakata, Lamouchi, Bresciano, Gilardino ve yıllar sonra Beşiktaş'a gelecek olan Matteo Ferrari. Yıkıp geçiyordu defansı Adriano. Inter onu Brezilya'dan transfer ettiğinde sadece 19 yaşındaydı. Hector Cuper, Real Madrid ile oynanan Santiago Bernabeu Kupası maçında onu son 10 dakikada sahaya sürmüş, Casillas'ı soluyla neredeyse kaleye sokan Adriano, Inter taraftarının gözünde yeni Ronaldo olmuştu. Ona o günden sonra İmparator lakabını taktılar. Vieri'li Inter, golcüsü Chiesa ağır sakatlık geçiren Fiorentina'ya yolladı genç santrforunu. Takımın en çok gol atan ismi oldu ama Fiorentina'nın küme düşmesini engelleyemedi.

Milli Takım'da 3R'nin gölgesinde kaldı uzun süre. Kabul edelim Ronaldinho, Rivaldo ve Ronaldo'dan formayı kapmak zordu. Vazgeçmediği günlerdi, "Rio'da Flamengo idmanlarına giderken öğrencilerin bedava bindiği otobüse param olmadığı için öğrenci üniforması giyer giderdim. Şimdi her şeyi alacak param var ama mutlu değilim, çünkü artık babam yok" dediğinde kariyerinin zirvesine çıkmıştı. 2004 yazıydı. Copa America'yı kazanan Brezilya milli takımında 5 golle kral oldu. Bir ay sonra ona anlatılan babasının kafasına bir kaza kurşununun isabet ettiğiydi. O gün işte film koptu. Gabriel Garcia Marquez'in dediği gibi: "Bir adam babasına benzediğini anladığı an yaşlanmaya başlar." "Babam gibiydim, onun gidişini hiç kabullenemedim ve kendimi alkole verdim" diyen Adriano sadece 22 yaşındaydı ve artık yaşlı bir adamdı. 

Bonservisini alan Inter, taraftarın gönlündeki İmparator için çok uğraştı, bir kez başarılı olabildiler. 2005'de kendini toparlayınca ona beş yıllık yeni kontrat veren Inter Başkanı Moratti yıllar sonra "Ne yapabilirdim ki. Oğlum gibiydi, psikolog değildim ama odama çağırır uzun uzun nasihat ederdim, o da söz verirdi ama sonra verdiği sözü çabuk unuturdu" demişti.
Sonun başlangıcı da yolu Türkiye'den geçen bir teknik adam zamanında oldu. Roberto Mancini, idmanlara geceden kalma gelen Adriano'yu takımda istemiyordu, onu Şampiyonlar Ligi kadrosundan sildi. Brezilyalı golcü için bu bile kafayı çekmek için bir sebepti. "Mancini ile aram hiç iyi olmadı. Sabah idmanlara geç kalıp azar yememek için gece uyumadan antrenmana çıkıyordum.

Mancini'nin yardımcıları beni salona çalışmaya yolluyor, gazetecilere de 'Adalesinden sakat' diyorlardı. Salonda çalışacak gücüm yoktu, yatıp uyuyordum" sözleri Inter onu göndermeden önce arşivlerde yerini aldı. Mourinho da onu geri çağırdı "Bana çok inanmıştı, yardım elini uzattı ama ona da ayıp ettim" dedi yıllar sonra Adriano. İtalya-Brezilya arasında yitip giden bol promilli kariyerine Roma'yı da sıkıştırdı. "İmparator geri döndü" manşetleri atan İtalyan spor gazeteleri, ağır siklet boksörü kıvamına gelen o solu süründüren Brezilyalıdan artık golcü olmayacağını bir iki maç sonra anladılar. Son kulübü Atletico Paranaense'ye imza attıktan sonra ortalıktan kayboldu, iki gün idmana gelmeyen Adriano'yu üçüncü gün kovdular.
Milano'nun diskoteklerinde bir zamanlar gecede 20 bin euro hesap veren Adriano bir battığı bir çıktığı kariyerinin son halkası için geçen hafta Fransa'ya geldi. Onu oyuna dönmeye ikna eden ikinci lig kulübü Le Havre'dı. Brezilya'da uyuşturucu karteline yataklık etmekten 15 yıla kadar hapsinin istendiği, yeterli delil bulunamadığı haberi düştü ajanslara. Bir adamı gettodan çıkartabilirsiniz ama içindeki gettoyu çıkartamazsınız. Adriano, çocukluk arkadaşlarına hiç sırtını dönmemişti. Onlardan biri motosiklet hediye ettiği uyuşturucu çetesinin lideri 'Mica' lakaplı Paulo Rogerio de Souza Paz'dı. 

8 Kasım 2014 Cumartesi

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


8 Kasım Cumartesi
13:00 Konya - TSK @Ampute Futbol Süper Lig @TRT Spor
14:00 Altınordu - Antalyaspor @TRT 1
14:30 Mersin İdmanyurdu - Balıkesirspor @LigTV
14:45 Liverpool - Chelsea @LigTV3
16:30 Bayer Leverkusen - Mainz 05 @Tivibu
16:30 Eintracht Frankfurt - Bayern München @TRT Spor
17:00 Almeria - Barcelona @NTVSpor Smart HD
17:00 Manchester United - Crystal Palace @TV8
18:00 Lens - Bordeaux @Tivibu
18:00 Zenit St. Petersburg - Terek Grozny @LigTV2
18:30 Samsunspor - Şanlıurfaspor @TRT Spor
19:00 Sassuolo - Atalanta @Tivibu
19:00 Getafe - Elche @NTVSpor Smart HD
19:30 Werder Bremen - Stuttgart @TRT Haber
19:30 Queens Park Rangers - Manchester City @LigTV3
20:30 Fenerbahçe - Çaykur Rizespor @LigTV
21:00 Toulouse - Metz @A Spor
21:00 Real Madrid - Rayo Vallecano @NTVSpor Smart HD
21:00 Malaga - Eibar @NTVSpor Smart HD
21:45 Sampdoria - Milan @Tivibu
22:15 Sporting Braga - Gil Vicente @Tivibu
23:30 Palmeiras - Atletico Mineiro @LigTV3

9 Kasım Pazar
12:30 Dinamo Moscow - CSKA Moscow @LigTV3
13:00 Sevilla - Levante @NTVSpor Smart HD
13:30 Kayseri Erciyesspor - Bursaspor @LigTV
13:30 Kasımpaşa - Gençlerbirliği @LigTV2
13:30 Adana Demirspor - Karşıyaka @TRT Spor
13:30 Cagliari - Genoa @Tivibu
15:30 Gent - Anderlecht @NTVSpor
15:30 Tottenham - Stoke City @LigTV3
16:00 Trabzonspor - Torku Konyaspor @LigTV
16:00 Empoli - Lazio @A Spor
16:00 Palermo - Udinese @Tivibu
16:00 Juventus - Parma @Tivibu
16:30 Wolfsburg - Hamburg @TRT Spor
18:00 Saint-Etienne - Monaco @Tivibu
18:00 Nacional - Benfica @Tivibu
18:00 Espanyol - Villarreal @NTVSpor Smart HD
18:00 Swansea City - Arsenal @LigTV3
18:30 Denizlispor - Adanaspor @TRT Spor
18:30 Borussia Dortmund - Mönchengladbach @TRT Haber
19:00 İstanbul Başakşehir - Beşiktaş @LigTV
19:00 Fiorentina - Napoli @Tivibu
20:00 Sporting Lisbon - Pacos Ferreira @A Spor
20:00 Valencia - Athletic Bilbao @NTVSpor Smart HD
21:00 Gremio - Internacional @LigTV3
21:30 DC United - New York Red Bulls @Sports TV
21:45 Roma - Torino @Tivibu
21:45 Inter - Verona @Tivibu
22:00 Paris SG - Marseille @Tivibu
22:00 Real Sociedad - Atletico Madrid @NTVSpor Smart HD
23:30 Corinthians - Santos @LigTV3
00:00 New England Revolution - Columbus Crew @Sports TV
02:30 Los Angeles Galaxy - Real Salt Lake @Sports TV

4 Kasım 2014 Salı

Hedef Kelimede Üst Sıralarda Çıkmak İçin Yapılması Gerekenler

Yazmaya pek vakit ayıramadığın şu dönemde iletişim formundan gelen sorular arasından en çok sorulanlara blog yazısı yazarak cevap vermeyi uygun buluyorum. Böylece hem pek çok kişiye yardımcı olmuş, hem de blogu bir nebze  güncel tutmuş olacağım.

 

Sık gelen mesajlardan biri de belli bir kelimeye ait aramada nasıl üst sıralara çıkılacağı ile ilgili. Gelen tepkilerden anladığım kadarıyla blog yazarlığı ve blog geliştirme ilgili pek çok aramada BH üst sıralarda çıkıyor. Bunu nasıl başardığım, neler yaptığımla ilgili çok mesaj aldım.

 

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki ben SEO veya benzer başka bir konuda uzman olmadığını daha önce de söylediğim gibi tekrar söylemek isterim. Dolayısıyla bu yazıda hedef kelimede üst sıralarla ilgili kesin yargılar yerine deneyim ve gözlemlerimi okuyacaksınız.

 

Anlaştıysak buyrun hedef kelimeye ait arama sonuçlarında üst sıralarda çıkmak için yapılması gereken 10 şey:

 

keyword

 

1. Yazı Başlığında Hedef Kelimeyi Kullanın

 

Yapmanız gereken ilk şey hedef kelimenizi yazı başlığında kullanmanız olmalı. Başlığınızı ilgi çekici yazmak sosyal medya ziyaretçileri veya direkt ziyaretçiler tarafından yazınızın daha fazla okunmasını sağlayabilir ama Google trafiği için yazı başlığında anahtar kelime kullanmak çok önemlidir. İdeal bir yazı başlığı hem hedef kelimeyi içermeli, hem de ziyaretçinin dikkatini çekmelidir.

 

2. Yazı URL’sinde Hedef Kelimeyi Kullanın

 

Başlıkta kullandığınız anahtar kelime büyük ihtimalle yazının URL ‘sinde de yer alır ama uzun başıklar veya türkçe karakter kullanımı gibi nedenlerle hedef kelimenin yer almadığı URL’leri de Blogger yazı editörünün sağ tarfındankalıcı bağlantı” kısmından düzenleyebilrsiniz.

 

3. Yazının İlk Ve Son 100 Kelimesinde Hedef Kelime Geçsin

 

Yazının giriş ve kapanış paragrafında hedef kelime kuıllanmanın faydalarını Blogger’da gördüğüm için size de önermek istedim. Fakat burada bahsettiğimiz şey keyword stuffing yapmak yani yazıyı anahtar keilmelerle doldurmak değil elbette. Aşağıdaki maddelerde belirteceğim anahtar kelime yoğunluğu kuralına dikkat ederek yazınızın ilk ve son 50-100 kelimelik paragraflarına hedef kelimenizin geçtiği mantıklı ve anlamlı cümleler yazın.

 

4. Hedef Kelimeyi Yazı İçerisinde Kalın, İtalik Ve Altı Çizili Olarak Kullanın

 

Site üzerinde yapılan optimizasyon işlemlerinde sürekli önerilen bir konudur anahtar kelimeyi bold, italik ve underline gibi biçimlendirmelerle kullanmak. “Faydasını gördün mü?” derseniz ben bu kurala dikkat etmeden yazarım yazılarımı. Dikkat ederek yazsaydım yazılarımın Google sıralamalşarındaki performansı daha iyi olur muydu bilmiyorum ama denemekle bişey kaybetmezsiniz. Şu bilinen bir gerçek ki Google örümcekleri bold, underline, italic gibi komutları tanıma yetisine sahipler.

 

5. H1, H2 Ve H3 Taglerinde Hedef Kelime Yer Alsın

 

H1 etiketi Bblogda sadece 1 kez kullanılmalı ve bu genellike blog başlığı olduğu için hedef kelimenizin H1 etiketinde kullanılması pek mümkün olmayabilir. Fakat yazınızı ara başlıklarla bölebilir, bu ara başlıklara H2 ve H3 etiketlerini koyabilir, içerilerinde de hedef kelimenizi kullanabilirsiniz.

 

6. Görsellerin Alt Taginde Hedef Kelimeyi Kullanın

 

Blog yazılarında görsel kullanmaın faydaları ilgili bugüne kadar pek çok içerik yayınladım Blog Hocam’da. Bu faydalardan biri de yazının arama motoru sıralamasının yükselmesinde olumlu bir etkisi olması. Unutmayın Google örümcekleri resimleri tanımayaz. Resimlerin neyle ilgili olduğunu anlamak alt ve title etiketlerinden yardım alırlar. Dolayısıyla yazıya eklediğiniz görsellerin isimlerinde, alt ve title taglerinde mutlaka hedef kelimenizi kullanın.

 

7. Yazı İçeriği En Az 1000 Kelime Olsun

 

Hem Google dökümanlarında, hem de SEO sektöründeki kanaat önderlerinin makalelerinde Google’ın uzun, faydalı ve detaylı içerikleri sevdiğini, bu içeriklere değer verdiğini okumuşsunuzdur. Arama sonuçlarında üst sıralarda çıkmasını istediğiniz yazılarınızı en az 1000 kelimeden luşturmanızı öneririm. Fakat uzun bir yazı yazacağım diye okuyucuları sıkmamak adınsa görsellerden, ara başlıklardan, madde imlerinden ve biçimlendirmelerden mutlaka faydalanmanızı öneririm.

 

8. Meta  Description Taginde Hedef Kelimeyi Kullanın

 

Blogger’da blogun genel bir description yani açıklama etiketi olmakla beraber her yazıya ayrı açıklama yazmanız da mümkündür. Bunu Blogger yazı editöründe “arama açıklaması” kısmından yapabilirsiniz. Yazınızı bitirdikten sonra arama açıklaması kısmına hedef kelimöenizin de yer aldığı, yazıyla ilgili bir açıklama yazmadan yayınlamayın.

 

9. Hedef Kelimenin Yazı İçindeki Yoğunluğu %2-3 Olsun

 

Bu kesin bir kural değil, sadece Google’dan ceza almamak için önlemdir. Şöyle ki sadece Google’da üst sıralarda çıkmak için anahtar kelimelerle doldurulmuş, esasında içeriği çok zayıf yazılar için Google’ın geliştirdiği bazı algoritmalar var. Bu algoritmaya takılan siteler Google terafından cezalandırılarak arama sonuçlarından tamamen kaldırılıyor. Bu riske girmemek için hedef kelime yoğunluğunu %2-3 civarında tutmanızı öneririm. Örneğin 1000 kelimeden oluşan bir yazıda hedef kelimenizi 20-30 kez kullanabilirsiniz.

 

10. Hedef Kelime Üzerinden Link Kazanın

 

Yazınıdaki hedef kelimenin “Serdar” olduğunu düşünelim. İçinde Serdar kelimesi geçen eki bir yazınızı bulup bu kelimeye bağlantı vererek yeni yazınıza yönlendirin. Buna dahili linkleme denir. Aynı şeyi harici linkleme olarak da yapın. Başka bir sitede Serdar kelimesine tıklandığında sizin yazınıza bağlantı olması Google açısından önemli bir referanstır ve “Serdar” şeklinde aramalarda size büyük katkı sağlayacaktır. Özellikle yönlendiren site itibarlı ve kaliteli bir siteyse.

 

Son Sözler

 

Eminim sizin de arama sonuçlarında üst sıralarda çıkan pek çok yazınız vardır. Bunları bir kez daha inceleyip  listelediklerim dışında ne gibi özellikler barındırdığını yorum bölümünden yazarsanız blog dünyasına bir katkı da siz yapmış olursunuz. Yorumlarınızı bekliyorum…

3 Kasım 2014 Pazartesi

Beşiktaş: 0 Fenerbahçe: 2

TOLGA                      6/10
İki golde de yapacak bir şeyi yoktu. Caner'in şutunu kurtarırken sakatlandı. Emenike'nin füzesini iyi tokatladı. Oyundan alın demesine rağmen Biliç onu oyunda tuttu. İkinci yarıda F.Bahçe sahasına gömülmese işi daha zorlaşırdı.
NECİP                          3/10
Geçen hafta Erciyes maçının faturası ona kesilmişti. Hamle yapamayacak ağır fiziğiyle Caner-Alper kanadında ilk dakikadan çökmeye adaydı. Öyle de oldu. İlk golde Alper'e refakat etti. İyi niyetli profesyonel ama bu yetmiyor. İkinci yarıya çıkmadı.
SİVOK                          6/10
Beşiktaş savunmasının yine en iyisiydi. Fenerbahçe ilk yarıda kanatlardan gelirken Emenike'yi göbekte bir kere kaçırdılar, o da gol oldu. İlk yarıda vurduğu kafayı Volkan güzel çeldi. Beşiktaş'ın en fazla pas yapan oyuncusu oldu.
ERSAN                          5/10
Necip ve Motta'nın bek olduğu savunma dörtlüsünde oynamak kolay değil. İki bek de yerlerini kaybettiğinden o da savruldu. İkinci yarıda kaptırdığı topu Emenike karşı karşıya kaçırdı. Defanstan çıkartılan toplarda sorumluluk almadı.
MOTTA                     5/10
Hücumu seven Brezilyalı olarak lanse ediliyor ama ileriye çıkan her sol bek bir pas istasyonu arar. Oğuzhan o bölgeye uzak olunca Motta kör dalışlar yaptı. Fenerbahçe'nin ikinci golü öncesinde topu kaptırdı ve tabelayı belirleyen sayı geldi.
VELİ               6/10
Derbi orta sahada çözülecekti ve Raul-Emre-Mehmet Topal'lı Fenerbahçe orta sahasında Atiba kendini çok öne atınca yalnız kaldı. Forma aşkı var, nefes var ama büyük maçlarda karşınızda Emre gibi bir kurt varsa, işiniz çok zor.
ATİBA                          8/10
Beşiktaş'ın en dirisi ve en iyisiydi. İlk yarıda sorumluluk aldı, sağ içten bindirdi, her yere koştu. İkinci yarıya sağ bekte başladı, Biliç, 78'ten sonra onu yine göbeğe çekti. Önünde oynayan adamların ayakları yere sağlam basmayınca Atiba da bir yere kadar.
OLCAY                          3/10
Beşiktaş'ın gizli santrforu, vites kolu ama dün Gökhan Töre'nin yokluğunu kapatmak için ilk yarının ortasında sağ kanada geldi ve sarı kartı varken amatör bir faulle oyundan atıldı. Derbiyi ya kafasına çok takmıştı ya da derbiye gelmemişti bile. Ortası yok.
OĞUZHAN               4/10
Büyük maçların kaderini büyük oyuncular belirleyecekse onun daha büyümesi gerekiyor. Bu güçsüzlükle oyunu yönlendiremezsiniz. Bu problemi pek de dert etmiyor ki, değiştirdiği bir şey yok. Gökhan Töre ile pas bağlantısını aradı ama yıldızlar bazen tek başına parlar.
KERİM FREİ                5/10
Geçen hafta Beşiktaş mağlup olurken attığı iki gol ve Gökhan Töre'nin kırmızısıyla formayı kapan Kerim'e derbi bir beden büyük geldi. Sağda başladı, olmadı sola geçti, Olcay atılınca da o kanatta kaldı. İncesi var ama karşısında da sert savunma var.
DEMBA BA               6/10
Arkasında ideal üçlü olmayınca top almakta zorlandı. Baktı ki olmuyor, geriye top almaya geldi ama bu hamleler de gereksiz nabız yükseltti. İyi savaştı ama tek forvetli oyunda her şeyi yapmak isterseniz 90 dakikaya nefesiniz yetmez. Bir pozisyonu için penaltı tartışması vardı.
SOSA                5/10
Sakatlık sonrasında hazır olmadığı için kulübede başladı ama Oğuzhan bu fizikle oynuyorsa Sosa da hayli hayli oynar bu takımda. 10 kişi kalmış bir takımı, 1-0 gerideyken ayağa kaldıracak yetenek onda var ama daha hala arkadaşlarını tanımıyor.
İSMAİL                      6/10
Necip'in geçen haftaki hataları sonrasında sağ bekte başlaması bekleniyordu ama Biliç, onu kulübede oturttu. İsmail'in oyun kalitesi Necip'ten iyi savunma Motta'dan da iyi hücum yapar. Son 15 dakika sağ bekte görev yaptı ama takımı yorulmuştu.
MUSTAFA                ?/10
Demba Ba'nın arkasında oynayacak futbol aklı onda var ama Biliç'in kafasındaki ideal 11'de ona yer yok. Cenk Tosun ile birlikte işleri çok zor. Slaven Biliç, 4-4-2'yi denemediği sürece dün olduğu gibi hep kulübede başlar. Son 12 dakika oynadı.
VOLKAN                      7/10
Galatasaray derbisinde çıkmayacak iki füzeyi kalesinde gördü ama dün takımı adına maçın kader adamlarındandı. Yüksek topları fiziğinin avatajıyla topladı. Oyuna top geç sokup tepki çekti ama iki kafa şutundaki kritik kurtarışıyla ustalığını konuşturdu.
GÖKHAN      6/10
Sezon başından beri iyi değil, eskisi gibi kanadından bindirmiyor ama dün vasatın üzerine çıkmayı başardı. Beşiktaş onun kanadından gelemedi. İlk yarıda en net çıktığı pozisyonda asisti de iyi hazırladı. Ön libero kademesi giren futbol tecrübesi bile yeter.
BEKİR                7/10
Demba Ba'nın üstün fiziğiyle mücadele etmek kolay değil. İki maç cezanın ardından maç kondisyonunu yitirmediği ve iyi profesyonel olduğu dün derbide gözüktü. Yeteneklerinin sınırını biliyor, tecrübesiyle pozisyon bitirmesi artısı.
KADLEC                     7/10
Galatasaray derbisinde oyun 0-0 iken kaçırdığı golle maçın kader adamlarından biriydi. Alves'in arkasında çok bekledi ama artık forma onun ve bırakacağa da benzemiyor. Beşiktaş, 10 kişi kalmasa gelecek Cenk hamlesi zorlayabilirdi ama olmadı.
CANER                     8/10
Geçen sezon kanadını uçuran Caner de sezon başından beri kendinden memnun değildi ama dün Alper ile Beşiktaş'ın solunu çökertti. Olcay'a ilk sarıyı göstertti. Kendisi de ikinci sarıya görecek diye çekinen Kartal onu oyundan aldı.
MEHMET                     7/10
Savunduğu bölgede gezgin oynayan Oğuzhan, oyundan atılana kadar Olcay, ikinci yarıda Sosa ve zaman zaman Demba Ba. Mehmet bu sezon sallansa da tecrübesi onu ayakta tutuyor, ikili mücadele kazanıyor ve takımına nefes aldırıyor.
EMRE                          8/10
Tam bir derbi figürü. Evet sakatlıklar yüzünden derbileri bitiremiyor ya da oyundan atılıyor ama Emre'nin oyun kalitesi ligin üzerinde. Dün Gökhan Töre gibi İngilizce'sini konuşturdu ama oyunda kaldı. Onu çıkartan yine sakatlık oldu.
RAUL                6/10
Spikerler bile oyun derbide oynayıp oynamadığını devre arasında sorgulamış olabilir. Sorun şu, top rakipteyken bölgesinde iyi savunma yapıyor ama top Fenerbahçe'ye geçtiğinde kimse Raul ile oynamıyor. Oynadıklarında da Portekizli topu kaptırıyor zaten.
KUYT                5/10
Böyle derbileri oynamak onun için kolay, ardında koskoca bir kariyer var ama Kuyt ne yapıyor sahada? Onu bilen yok. Bardağın dolu tarafı, hep mücadele ediyor ama ya boş tarafı; Fenerbahçe'nin hücum üçlüsünden biri rakip alanda bu kadar etkisiz olur mu?
ALPER                          8 /10
Derbi öncesi Sow, "Alper mi Sow mu" diye sordurtuyorsa Alper oynamlı notu düşmüştüm sayfalarda. Sow'dan çok daha hazır, çok daha hareketli. Necip'i geçip Emenike'yi al da at derken zorlanmadı. Kartal, 2. yarıda onu göbeğe çekti.
EMENİKE                     7/10
Webo, derbi sabahı İstanbul'a dönerken o formasının garanti olduğunu biliyordu. Alper'in pasını gol yapmak için büyük golcü olmaya gerek yok. İkinci yarıda karşı karşıya kaçırdığı tabela 1-0 idi. Derbi berabere bitse İsmail Kartal ile hedef tahtası olurdu.
HASAN ALİ               6/10
Caner'in sarısı var, evet kırmızı riski taşıyordu ama Fenerbahçe'nin solu nefis bir mekanik kol saati gibi çalışıyordu. İsmail Kartal o kanadı Caner'i oyundan alıp Hasan Ali'yi sahaya sürerek bozdu. Büyük riskti ama kazanan her zaman haklıdır!
SOW                7/10
İsmail Kartal, Diego'ya o kadar güvenmiyor ki, Emre sakatlandığında rakip 10 kişi, skor 1-0 lehineyken bile Brezilyalı oyuna girmiyor. Sow, bu güvensizliğin kaymağını yedi. Kağıt üzerinde sol kanat için girdi ama ortaya kaçtı. Tabelayı kapatan vuruşu Fransa günlerinden emanetti.
SELÇUK                     ? /10
Fenerbahçe'den maçın en iyilerinden Alper Potuk, 84'te kenara geldiğinde oyuna giren isim oldu. Futbolu bıraktığı gün bu kadar maç yedek kulübesinde oturup, bunca derbiyi nasıl oynadığına kendisi de şaşıracak galiba.

Spor İletişimi Sertifika Programı

Vincenzo Paparelli

Roma-Lazio derbisinde Curva Sud'dan atılan işaret fişeği Curva Nord'da ona isabet eder. Lazio taraftarı Vincenzo Paparelli hayatını kaybeder. 


2 Kasım 2014 Pazar

Zengin mahallenin Tanju'su


"Atletico Madrid'in stadında tribünün altından yol geçiyor" diyen çocuğa inanmamıştık o gün. Zaten stadyumun adının Vicente Calderon da olduğunu bilmiyorduk, Calderon'un Atletico Madrid'in eski başkanı da olduğunu. Bilgi bir tık ötede değildi. Gelişim Spor ile dünya futbolunu takip etmeye çalışan bir kuşaktık sonuçta. Onlar bu stadyumun fotoğrafını hiç koymamışlardı. Yıllar sonra altından yol geçen tribünde maç izlemek için geldiğimde uzun uzun o Madrid dışına giden otobana bakmıştım. O zamanların büyük golcüsüydü Marco Van Basten. 

Öyle koltuğu kurulup İtalya Ligi'ni izleyebildiğiniz yıllar değil ama attığı gollerin namı memlekete ulaşmış, zengin mahallelerin çocuklarının favori golcüsü olmuştu. Aşağı mahallenin çocukları da Tanju olurdu zaten. "Van Basten, Van Basten goolll" diye kalede duran topun sahibi çocuğun soluna topu vuran çocuklarla, Tanju-Rıdvan olan çocukların mahalle maçlarında kimse kimsenin aşil tendonuna, bileğine vurmaz en fazla gole gidene çelme takılırdı ama Van Basten'e vurdular. Bir stoper vurmuş olsa belki 28'inde "Bırakıyorum" demezdi ama liste uzundu: Pasquale Bruna, Nela, Galia, Ferri ve Alman Koehler... Futbolun, calcio, calcio'nun tekme manası taşıdığı ülkede ona acımasızca vurdular.



1986'da Ajax formasıyla Avrupa'da en çok gol atan isim olduğunda Milan'ın patronu Silvio Berlusconi'nin gözüne çoktan girmişti bile. Hollanda toprakları santrfor yetiştirmek için her zaman bereketli topraklardır ama mesele en iyi mahsülse onun adı Marco Van Basten'di. 37 gol attığı sezonun ardından Milan'ın yolunu tutarken, futbol tarihinin en iyi üçlüsü bir araya geldi: Van Basten-Gullit ve Rijkaard. Ondan iki sezon sonra 39 gol atıp Avrupa gol kralı olan Tanju Çolak ile Barcelona'nın stadı Camp Nou'da Şampiyonlar Kulüpler Kupası finalinde de kozlarını paylaşbilirlerdi ama buna engel olan da Hagi oldu. G.Saray, S.Bükreş'e yarı finalde elenirken, Santiago Bernabeu'da Real Madrid'in Hugo Sanchez ile bulduğu gole Van Basten ile cevap veren Milan, rövanşta San Siro'da İspanyolları Ancelotti, Donadoni ve üç Hollandalı asıyla 5-0 mağlup etmiş ve finale çıkmıştı. Gullit ve Van Basten ikilisi için Hagi'nin takımı kolay lokma oldu 89 Mayıs'nda. İkişer golle S.Bükreş'i dize getirip en büyük kupayı aldılar. Yetmedi ertesi sezon Bela Gutmann yüzünden lanetli kabul edilen Benfica'yı bir numaralı kupanın finalinde Viyana'da tek golle devirdiler. Gol Rijkaard'dandı ama asist doğduğu şehirden lakabını alan "Utrecht Kuğusu" Van Basten'dendi.

 Çok golcü geldi geçti ama kimse sahada onun kadar zarif değildi. Euro 1988'de Ruslara, üstelik de kalede Dassaev varken sıfırdan vurduğu vole, bugün çok insan için Maradona'nın İngilizleri ipe dizip attığı golün ardından dünyanın en güzel ikinci golü kabul edilir. Marco Van Basten iki gün önce 50 yaşına girdi. Yakın zamanda, kimilerine göre kalbindeki rahatsızlık nedeniyle kimilerine göre ise babasını kaybettikten sonra girdiği depresyondan çıkamadığı için çalıştırdığı AZ Alkmaar'da teknik adamlığı bıraktığını açıkladı. Hollanda futbolunun efsane ismi ve her daim patronu Cruyff, onu futbolculuğu zamanında Barcelona'ya getiremedi ama teknik adamlığında her tercihinde başrolde oldu. 

Ajax formasıyla altı yılda 133 maça çıkan, 128 gol atan ve 23 yaşında Milan'a gelen Van Basten, 1995'te izleyenlerin gözyaşlarına boğulduğu basın toplantısında "Bırakıyorum. Bileğim tedaviye cevap vermiyor" dediğinde 147 maça çıkmış ve 90 kez fileleri havalandırmıştı. Gullit ve Rijkaard ile forse ettiği o dönemin Milan'ı, Guardiola'nın 20 yıl sonra yarattığı Barcelona ile birlikte futbol tarihinin en mükemmel iki kadrosu olarak kabul edilir. Cruyff, Barcelona'da gücünü kaybedince onu Rijkaard'ın yerine getiremedi. Berlusconi istese Van Basten, Milan'ın teknik direktörü olurdu ama Hollandalı teknik adamlığında, ülkesinin sınırları içinde hapsoldu kaldı. Milan, onun gol attığı 85 maçı da kaybetmedi. O yıllarda Van Basten sakatsa, Milan puan kaybeder diyenleri her seferinde haklı çıkardı. Ne ezeli rakipleri Inter ne de amansız rakipleri Juventus taraftarından yıllar boyunca deplasmanda tek bir küfür yemedi, ıslık işitmedi.

Marco Van Basten klas adamdı ama aynı zamanda zor adamdı. Milan tesislerine bir gün Fiat Uno ile ertesi gün Lancia Turbo ile gelen Hollandalı, dişi ağrıyınca soluğu Amsterdam'da alırdı mesela. Berlusconi, çok istediği Vialli'yi Milan'a getirebilse, Van Basten, Sampdoria'nın yolunu tutacak ve Roberto Mancini ile ikili olacaktı ama transfer yattı. Maradona'ya göre o hırsının kurbanı oldu: "Van Basten tüm zamanların en iyi futbolcusu olmak için limitlerini zorladı ve bu yüzden acılar içinde kariyeri sona erdi." 100 metreyi 11 saniyenin altında koşan, piyano çalan, tenis dersleri alan, golf oynayan Hollanda'nın yetiştirdiği en güzel 9, kramponlarını astığı gün gazetecilere "Bana çok büyük futbolcu dediniz teşekkür ederim ama ben büyük bir takımın golcüsüydüm sadece, kötü maçlar da oynadım, çok da gol kaçırdım" dedi. Sekiz yıl önce Milano'ya geldiğinde her yeni transfer gibi o bildik cümleyi "Her zaman Milan'da oynamayı hayal etmiştim"i kurmamıştı ama sonraları bir gerçeği herkes öğrendi: Van Basten, 19 yaşında Amsterdam'da Ajax forması giyerken, Milan'ın santrforu Giuseppe Incocciati'nin formasını evinin duvarına asmıştı.