29 Mayıs 2014 Perşembe

Blog Tanıtımı: En Son Neler Oldu?

Blog Hocam’ın ikinci yazısında “blog” kavramından ve blog türlerinden bahsetmiştim. Bu türlerden en yaygın olan kişisel blogların yerini zamanla sosyal medya medya platformları aldı ama temasal yani belli bir konu hakkında yayın yapan bloglaın gücü ve popülerliği gün geçtikçe arttı.

Günümüzde aklınıza gelebilecek hemen her konuda yayın yapan bir blog bulmak mümkün. Temasal bloglar diğer blog türlerine göre daha kolay takipçi edinebildikleri gibi gelişime de çok daha açıklar. Öyle ki temasal blogunuzda yarı zamanlı veya tam zamanlı yazarlık yaparak ciddi paralar da kazanabilirsiniz.

Fakat rekabet üst düzeyde olduğu temasal bloglarda başarı için de çok sayıda kriter var. Bunların başında yayın yapılan konu hakkında düzenli ve taze içerik üretmek, fark yaratacak bir tasarıma sahip olmak, yayın yapılan konuyu sevmek ve sosyal medya kanallarını etkili kullanmak sayılabilir.

Magazin Temalı Başarılı Bir Blog: ESNO

esno
Bu yazıda tanıtacağım blog olan En Son Neler Oldu? da kendini geliştirmiş,  geniş bir takipçi kitlesine ulaşmış, yayın yaptığı alanda öncü bloglardan biri olmayı başarmış.

 

Büşra ve Meltem’in kurmasıyla yayın hayatına başlayan ESNO yani En Son Neler Oldu, zamanla kadrosuna yeni yazarlar katarak bir blogdan çok dış magazin haberlerinin yer aldığı Türkiye’nin en büyük ve en güncel magazin sitelerinden biri haline gelmiş.

Açıkçası magazinle falan pek ilgim yok ama sieyi bir blogger gözüyle incelediğimde hem Blog Hocam’a hem de çok farklı konularda yayın yapan diğer bloglara uygulanabilecek pek çok başarılı özellik gördüm.

 

- Siteyi ziyaret ettiğimde dikkatimi çeken ilk şeylerden biri gizlilik politikası sayfası oldu. Google AdSense reklamlarına başvuran çoğu kişinin ihmal ettiği bir konudur ama Google’ın çoğu başvuruda bir gizlilik sayfasının olup olmadığını kontrol ettiği biliniyor. Siz de ESNO’nun gizlilik sayfası gibi bir statik sayfa oluşturabilirsiniz.

- Ödül törenleri ve favori ünüler bölümlerindeki kategorilendirme de hem şık hem de kullanışlı olmuş. Görsellere tıkladığınızda o tören veya ünlüyle ilgili etiketlenmiş yazılar listeleniyor. Biz de blogumuzdaki bazı önemli kategoriler için bu şekilde statik sayfalar oluşturabiliriz.

- ESNO ‘nun düzenli olarak başlattığı anketler magazinle ilgili olduğu için oldukça rağbet görüyor. Biz de blogumuzun konusuyla ilgili anketler düzenleyerek, bloglarımızı daha interaktif hale dönüştürebiliriz.

- ESNO başarılı bir magazin blogu olmasının yanında sosyal ağlardaki takipçi sayısıyla da dikkat çekiyor. Facebook ve Twitter’da binlerce takipçisi var ve bu takipçilerin parayla alınan takipçi olmadığı belli. Zira yorumlarla, beğenilerle ve paylaşımlarla sayfada sürekli aktifler. Sosyal ağlardaki bu başarının sırrını blog yöneticileriyle konuşmak gerekir :)

27 Mayıs 2014 Salı

Bir Blog Yazarı Okurlarından Ne Bekler?

Bu yazı, Vural Egemen Sarıgöz tarafından Blog Hocam için yazılmıştır.

Her okuyucu blogdan ve Blog Yazarından bir şeyler bekler. Beklemekte de haklıdır. Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda biz Blog Yazarlarının da blog okuyucusundan bazı beklentilerimiz vardır. Bunları beklemek bizim de hakkımızdır. Ülkemizde Blog Yazarı sayısı her geçen gün artıyor lakin nitelikli Blog Yazarı dediğinizde bu sayı çok aşağılara düşüyor. Özellikli ve nitelikli Blog Yazarlarının ortak noktası şudur ki; hepsi özveri ile içerik üretirler. Bizim gibi para kazanan Blog Yazarlarına sorun, ilk başlarda para kazanmak şöyle dursun, uykusuz geçen gecelerin, tüketilen kafeinlerin, bıkmadan usanmadan kodlarla boğuşmanın haddi hesabı yoktur.



Peki bir Blog Yazarı Okurlarından Neler Bekler?

Yorum yazmasını ister!

Yazdığımız her yazı için emek harcarız. Araştırma yaparız. Her şeyden önemlisi bildiğimiz bir konuda başkalarını aydınlatır, bilgilendiririz. Blogumuzu ziyaret edip yazdığımız makalelerden faydalanan okurumuzun en azından faydalandığı konuya ahde vefa örneği olarak bir yorum yapmasını beklemek en doğal hakkımız olsa gerek.

Yazılarının Sosyal Medyada paylaşılmasını ister!

Her Blog Yazarı, yazılarının en çok okuyucu sayısına ulaşmasını ister. Her okuyucu bir motive kaynağıdır. Ne kadar çok okunursa bir yazı , bir sonraki yazının kalitesini arttırır. O yüzden blogumuzu ziyaret edip, yararlandığınız yazıyı kendi sosyal ağ hesaplarınızda paylaşarak arkadaşlarınızın da o yazıdan haberdar olmasını sağlayabilirsiniz. Sosyal ağlardaki paylaşımlarınız Blog Yazarına çok çok fayda sağlayacaktır. O yüzden her Blog Yazarı yazılarının paylaşılmasını, Tweet atılmasını ister.

E-Posta Abonesi çok olsun ister!

E-posta aboneleri Blog Yazarı için vazgeçilmezdir. Yazısını yazmadan önce abone sayısına göre motive olan ve yazısının en az abone sayısı kadar kişiye ulaşacağını düşünen Blog Yazarı mutlu olur. Bir insanı mutlu etmek sevaptır. Allah'da sizi sever :) Size faydalı olan blogların e-posta aboneliğine kayıt olarak o blogda yayınlanacak her yeni yazıda e-mail yoluyla haberdar edilirsiniz. Bu size zamandan tasarruf kazandırır. Sadece yeni konu eklendiğinde yada ihtiyacınız olduğunda o blogu ziyaret edersiniz.

Link verilmesini ister! Aslında bir çok blogun okuyucusu yine Blog Yazarıdır. Mutlaka kıyıda köşede kalmış da olsa bir blogu vardır ve bu bloguna bizim için bir link verse mükemmel olur. Madem blogdan faydalanıyorsunuz o halde sizin de bir katkınız olsun demek istemeyiz ama link verirseniz de hayır demeyiz. Sitenizin sidebarında, footer kısmında çok fazla yer işgal etmeyecek bir köşesine beğendiğiniz ve takip etmek istediğiniz bloglara katkı sağlamak için link verebilirsiniz.

En zorunu ister! Bir Blog Yazarını başka hiç bir şey bir blogda kendisi hakkında yazılan yazı kadar mutlu edemez. Örneğin, ben sevdiğim,takip ettiğim,takdir ettiğim Blog Yazarlarını onure etmek, onlara bir nebze olsun katkı sağlamak için blogumda özgün tanıtım makalesi yayınlarım. Daha önce Blog Hocam için tüm samimi duygularımla bir tanıtım makalesi hazırlamıştım. Blog Hocam Nedir? isimli yazı ile Blog Hocam'ı daha önce duymamış olan okurlarıma tanıtmıştım.

Son Sözler!

Ben bir Blog Yazarıyım, 2006 sonlarına doğru blog yazmaya başladım. Bugün hatırı sayılır bir web gelirim var  ancak özveri ile geliştirip yaşattığım bloguma yapılan bir yorum kadar mutlu etmiyor. Çünkü yaptığım işin yada hizmetin karşılığında ücretimi alıyorum ve müşteri zaten bu şartlarda benimle anlaşıyor. Tüm samimiyetimle yazdığım yazılarıma samimi bir yorum geldiğinde yada bir okuyucu sosyal medyada paylaştığında ve hatta hakkında başka bir Blog Yazarı bir makale yazdığında mutluluğu zirve yapar. Okuduğunuz,takip ettiğiniz bloglara katkı sağlamak için yukarıdakilerden birini yapmanız yeterlidir. Yabancı Bloglarda yer alan bağış(donate) sistemi ülkemizde yok ve haliyle ülkemizdeki Blog Yazarları reklamlara yükleniyor. Bir zamanlar Türk Blog Yazarları arasında ''bir kahve ısmarlamak ister misiniz'' şeklinde bir kampanya başlatılmıştı ama tutmadı.

Bu yazıyı okuduktan sonra ne yapabilirsiniz! SRGZ Blog'u ziyaret edip herhangi bir yazıya yorum yapabilirsiniz. Herhangi bir yazıyı Sosyal Medya hesaplarınızda paylaşabilirsiniz. E-Posta Abonesi olabilir , yeni yazıların mail adresinize gelmesini sağlayabilirsiniz. Sitenizin herhangi bir yerine link ekleyebilirsiniz. Blogunuzda SRGZ Blog'u yada Blog Hocam'ı tanıtan, anlatan bir yazı yayınlayabilirsiniz.

Vural Egemen SARIGÖZ Srgz Blog - Webtasarım | Teknoloji | Kişisel

İspanyollar Neden Kazanıyor?


Camp Nou'daki şampiyonluk maçında yüzlerce Barcelona taraftarının arasından kendilerine ayrılan tribüne doğru üzerlerinde Atletico Madrid formalarıyla yürüdüler. Çevrelerindeki hiçbir Barcelona taraftarı az sonra başlayacak kader 90 dakikası öncesinde rakiplerine ne sözlü ne de fiziki bir tacizde bulundu. 90 bin kişilik stadda Atletico Madrid'in 18 yıl sonra gelen şampiyonluğunu sadece 400 taraftarı görebildi. Bir gol atsalar şampiyonluğu kutlayacak Barcelonalılar ise kupayı değil de iki puan kaybettikleri bir lig maçından çıkar gibiydiler. Ağlayanı bir kenara neredeyse üzülen bile yoktu. Mesela sadece Atletico Madrid'in bu sene şampiyonluğu hak etmesi değil mesele bu şehrin sokaklarında gece gündüz spor yapan bu insanların adele ağrısının ne olduğunu bilmesi. Çünkü adele ağrısını çekenler yeşil çimde ya da parkede mücadele eden tuttukları takımların sporcularına karşı her zaman daha hoş görülüdür. Bir ülkenin tribünlerinde küfür varsa o ülkenin sokaklarında, sahalarında ter döken insanlar göremezsiniz. Medeniyet bazen spor mağazalarının büyüklüğü değil mi? Olimpiyat düzenlemek, bir aylık bir organizasyonu yapmaya aday olmak değil sadece. 1992 Barselona Olimpiyatları sadece bir şehrin değil tüm bir ülkenin spora bakış açısını değiştirdi. Okullarda başlatılan spor seferberliği bizim bildiğimiz beden eğitimiyle sınırlı kalmadı. Çocuklar hangi spora ilgi duyuyorsa yetenek sınavından geçti. 

Barcelona ve Real Madrid bizim İstanbul kulüpleri gibi 15'in üzerinde dalda yarışmıyor. İspanya'da spor kültürü kasaba semt takımları üzerine kurulu. O kasaba deniz, nehir kıyısındaysa su sporları ön plana çıkıyor. Son 15 yılda sadece futbolda değil basketboldan tenise, hentboldan her dalda alt yaş milli takımlarına kadar Avrupa'da zirveye oynayan ve kupaları toplayan İspanyollar için Fransızlar'ın dopingli bir nesil yetiştirdiler iddialarını bir köşeye not edelim. Ama Dali ve Picasso'yla geride kalan yüzyıla damgasını vurmuş bu ülkenin uluslararası platformda en az sanatçılarının kadar sporcularının da ses getirdiğini ve mesele ülkeyi tanıtmaksa işte bu yolla en fiyakalı tanıtımı yaptıklarını da Fransızlar'ın notunun ardına ekleyelim. Euro 2008, 2010 Dünya Kupası ve Euro 2012'yi kazanan İspanyollar, 2014 Dünya Kupası'nda kimine göre favori kimine göre değil. Barcelona ve Real Madrid basketbol takımları Milano'daki Final Four'a kol kola gittiler. Evet, ikisi de şampiyon olamadı. UEFA Avrupa Ligi'nde Sevilla finale gelene kadar önce ezeli rakibi Real Betis'i sonra da yetmedi ülkesinden Valencia'yı eleyip finalde kupayı aldı. Grand Slam Turnuvaları'nda Rafael Nadal'ı anlatmaya gerek var mı? Ya da Formula 1 Pistinde Fernando Alonso'yu! NBA'de Gasol Kardeşleri ya da Barcelona'nın hentbol takımını... Dün gece Lizbon'da Şampiyonlar Ligi finali oynandı. Madrid şehrini yönetenler İspanya'nın başkentinin Sol Meydanı'na finalden bir hafta önce iki takımın dev formasını astılar. Sloganları basit ve güzeldi. "Kim kazanırsa kazansın sonunda Madrid kazanacak." Evet, dün Madrid kazandı. 

Endülüs'ün Son Matadoru

Yedi yıl önce yine bir mayıs günü, İskoçya Glasgow'da finale çıktıklarında UEFA Kupası'nın son sahibiydiler. Kupayı arka arkaya kazanabilen tek takım vardı, Akbaba Beşlisi'nin fırtına gibi estiği dönemde, 1985 ve 1986 yıllarında Real Madrid. Bir yıl önce Hollanda Eindhoven'daki finalde her şey çok kolaydı. Bu kupayı ciddiye almayan İngilizlerin en ciddisi Middlesbrough masal yazmış ve finale gelmişti. Kalede efsane kalecileri Palop, şimdi Beşiktaş forması giyen Fransız stoper, sonraları Barcelona'nın iki bekini teslim alacak olan Dani Alves, Brezilyalı golcü Luis Fabiano, ele avuca sığmaz Arjantinli forvet Saviola ve kanatta fırtına gibi esen Jesus Navas'lı Sevilla, İngilizlere dört atıp kupayı almıştı. 16 Mayıs 2007'de karşılarında bu kez ülkelerinden bir takımı buldular; taraftarlarının hiç haz etmediği Barselona şehrinin kulübü Espanyol. Zaten yarı finalde de ender gelişen ataklarıyla Avrupa'da nam salmış Osasuna'yı elemişlerdi. O gün final 2-2 sona erdi. Espanyol'un bir golü yıllar sonra yolu Galatasaray'dan geçecek olan Albert Riera'dan geldi. Penaltı atışlarında Sevilla adına tek ıska, sonra Barcelona'ya gidecek olan Alves'den geldi, son penaltıyı atan Puerta, o finalden üç ay sonra yeni sezonun ilk maçında Getafe'ye karşı mücadele ederken 35. dakikada yere yığıldı ve hayatını kaybetti. İspanya'nın en umut vadeden sol bekiydi ve sadece 23 yaşındaydı. Kupayı kaybeden Espanyol'un o gün kaptanı yıllarca takımı sırtlayan Raul Tamudo'ydu. Ondan pazubandı alan Daniel Jarque ise Antonio Puerta'dan iki yıl sonra yine ağustos ayında İtalya'da hazırlık kampında sevgilisiyle telefonda konuşurken kalp krizi geçirdi ve hayata veda etti. İspanya'nın güneyinde Endülüs topraklarında Sevilla şehrinin iki takımından biri olan FC Sevilla, 108 yıllık tarihinde tüm kupaları son dokuz sezona sığdırdı. 1945-46 sezonunda kazandıkları tek şampiyonluk dışında 1957 yılından bu yana ikinci bile olmayı başaramayan Sevilla, bu sezona başlarken müzesinde iki UEFA Kupası, beş Kral Kupası ve bir İspanya Süper Kupası bulunduruyordu. 

Ekonomik krizin vurduğu birçok Avrupa kulübü gibi ellerindeki en değerli adamları sattılar. Para Manchester City'deydi ve yıllardır Sevilla şehri dışında futbol oynamayı reddeden ve bu konudaki rahatsızlığı için doktor raporu da olan Jesus Navas, bol sıfırlı kontratı görünce bir günde iyileşti. Takımın klas golcüsü Alvaro Negredo ile birlikte sıcak ve güneşli Sevilla'dan soğuk ve yağmurlu Manchester'ın yolunu tuttular. Paris Saint Germain'in transfer şımarıklığı yüzünden boşa çıkan Kevin Gameiro ve Belçika'da parlayan Carlos Bacca'ya toplam ödedikleri para sadece 15 milyon avroydu. O karlı İstanbul akşamında maç ertelenmese ve ertesi gün o zeminde oynanmasa Juventus, hocası Conte'nin dediği gibi Galatasaray'a mağlup olmaz mıydı? Bunun adı İtalyan mızıkçılığı olsun ama o Juventus, Şampiyonlar Ligi'ne veda edince heybetli kadrosuyla şehri Torino'nun ev sahibi olduğu Avrupa Ligi'nin bir numaralı favorisi oldu. Futbol, kağıt üzerinde favorilerin yeşil sahada yüreği fazla olanlara yenildiği oyun... Fenerbahçe'nin altı yıl önce Şampiyonlar Ligi'nde unutulmaz iki maç sonunda penaltılarla elediği Sevilla, futbolu seven ama biraz da mesafeli duran bir kadın için adıyla da sempatik bir kulüp. Sev-illa. İnsan, sevdiğine; "Sev illa" der mi, demese iyi ama Sevilla'yı çok seven taraftarlarını bir final daha bekliyordu yıllar sonra. İki yıldızını sezon başında satan, kulübü bugünlere getiren Del Nido hapise girince başkansız kalan Sevilla, Avrupa Ligi'nde final yolunda bula bula ezeli rakibi Real Betis'i buldu. Cüneyt Çakır'ın yönettiği ilk maçta Real Betis, Sevilla'yı deplasmanda 2-0 yenince "Buraya kadar" diyenler yanıldı. Sevilla deplasmanda aynı skorla kazanıp, o çok sevdiği penaltılarla bir üst tura çıktı. Porto'yu evlerinde dört gol atıp perişan ettikleri turun ardından kısmetlerinde yine bir İspanyol takımı vardı: Valencia. İlk maçı 2-0 kazanan Sevilla bu kez rahat gitti ikinci maça. 

Şehrin diğer takımı Real Betis gibi değildir elbette. Real Betis'in ligde küme düştüğünün kesinleştiği günlerdi ve Valencia bir anda skoru 3-0'a getirip, taraftarına Torino'daki finalin hayalini kurdurmaya başladı. Uzatmaların dördüncü dakikasıydı ve Mbia kafayı vurdu, kiralık olarak forma giyen Kamerunlu, Sevilla'yı finale taşıdı. Geçen yıl Fenerbahçe'yi eleyip finale çıkan Benfica, ligde sona bir hafta kala Porto'dan uzatmalarda gol yiyip şampiyonluğu kaybetmiş, ardından Avrupa Ligi finalinde Chelsea'ye boyun eğmişti. Bir sezonda üç kupanın bir kulpunu tutup kaldıramayan Benfica, geçen çarşamba akşamı Torino'daki finale sadece Lizbon'dan değil, İtalya ve Fransa'da çalışan binlerce taraftarıyla geldi. Juventus Arena'da Sevilla taraftarı onların yarısı kadardı. Bu sezonu şampiyon bitirmiş Benfica, kendisinin istediği ücreti vermediği için görevine son veren yönetime "100 yıl bir daha Avrupa Kupası kazanamayacaksınız" diyen teknik adam Bela Guttmann'ın bedduasından tam yedi final kaybederek çekmişti geride kalan 52 yılda. Bir zamanlar, Sergio Ramos, Dani Alves, Diego Simeone, Davor Suker, Ivan Zamarano ve Diego Armando Maradona gibi büyük yeteneklerin forma giydiği Sevilla'nın bu finale getirdiği kadro, kağıt üzerinde Benfica'dan güçsüzdü. 120 dakika dayandılar. Galatasaray-Arsenal finalinden 14 yıl sonra ilk kez bir finalin 120 dakikası da golsüz berabere bitti. Sevilla, penaltılarla bir kez daha güldü ve kupayı kazandı. Ertesi gün şehrin sokaklarında üzerinde küme düşmüş Real Betis forması olan bir genç geçti motosikletiyle. Sırtında ezeli rakibi, nefret ettikleri Sevilla'nın yedi yıl önce hayatını kaybeden sol bekinin adı ve numarası yazıyordu: 16-Puerta. 

23 Mayıs 2014 Cuma

Ücretsiz internet için LINE yükle!

Dünyanın önde gelen mobil platformu LINE, 50MB ücretsiz internet olanağı sağlayarak kullanıcılarının iletişim olanaklarını artırmalarına ve birbirleriyle dayanışmalarına katkıda bulunuyor.  Mesajlaşma, yüksek kalitede sesli ve görüntülü arama, sesli mesaj, fotoğraf ve lokasyon göndermeyi bir arada ve ücretsiz sunan LINE, kullanıcılarına 50 MB’lık interneti ücretsiz sunmakla kalmıyor, aynı zamanda  internet paketi kazananlara isterlerse bunu başkalarına hediye etme olanağı da yaratıyor.

Yalnızca LINE kullanıcılarına sunulan kampanyaya katılmak için çok basit ve eğlenceli bir yol bulunmuş:

Öncelikle telefonunuza LINE’ı indirmeniz gerekiyor: http://line.me/tr/download

 

1) Etkinlik haftası olan 26 Mayıs - 1 Haziran tarihleri arasında LINE arkadaşlarınıza en az 3 farklı günde mesaj, sticker ya da fotoğraf gönderin.

2) Mesaj gönderdiğiniz her gün için 1 puan kazanacaksınız.

3) 3 puanı topladığınızda, ücretsiz 50 MB internet sizin olacak!

Gerekli puana ulaştıktan sonra LINE Türkiye resmi hesabı tarafından iki hafta içerisinde bilgi mesajı alacaksınız. Mesajda belirtilen alana internet paketinin yüklenmesini istediğiniz telefon numarasını girmeniz yeterli. İnternet paketi giriş yaptığınız anda geçerli olacak ve 24 saat boyunca kullanılabilecek. Bilgi mesajının size ulaşabilmesi için LINE Türkiye resmi hesabını arkadaşınız olarak eklediğinize emin olun. Bunun için; LINE’ın ana menüsünde yer alan Diğer/Daha Fazlası > Resmi Hesaplar bölümünü kullanabilirsiniz.

50 MB’lık internet paketi, Turkcell abonesi numaralar tarafından kullanılabiliyor.  “Ama benim hattım Turkcell değil” diyorsanız üzülmeyin, bilgi mesajıyla birlikte gelen formu doldururken arkadaşlarınız ya da sevdiklerinizin numarasını girerek kazandığınız internet paketini onlara hediye edebilirsiniz.

Ücretsiz internet paketinize hemen sahip olmak için LINE yükleyin! http://line.me/tr/download

Bir boomads advertorial içeriğidir.

22 Mayıs 2014 Perşembe

Blogların Kurumsal Hali

Günümüzde marka bilinirliğini arttırmak, müşteriyle ve çalışanlarla iletişim kurmanın en etkili yollarından biri blog yazmak. Markalar için kurumsal bloglar artık sosyal medya statejilerinin vazgeçilmez bir parçası. Çünkü kurumsal blogların iletişim ve marka bilinirliği dışında analiz yapabilme, web sitesinin trafiğini artttırma gibi faydaları da vardır ki bu faydaları Facebook, Twitter gibi insaların içerik ihtiyacını karşılayamayan sosyal mecralarda sağlamak mümkün değildir.

kurumsal bloglar

Türkiye’de Markalar Ve Kurumsal Bloglar

 

Kurumsal blogların önemi ve gerekliliği dünyada çoktan kavranmış durumda. Artık neredeyse her markanın, firmanın, küçük işletmenin aktif bir blogu var. Türkiye’de de kurumsal blog kavramı geç de olsa anlaşılmaya ve uygulanmaya başlandı.

 

Kurumsal kavramının ülkemizde de doğru ve yaygın kullanılması için İK profesyonellerin bakışı ve yönlendirmesi çok önemli. Zira şirketler artık daha şeffaf, daha samimi olmak zorunda ve insan kaynağının varlığının çok önemli olduğunu kamuoyuna hissettirmek zorunda. İşte bunu yapacak olanlar da İK profesyonelleri.

Blog dünyasını çok yakından takip eden biri olarak son yıllarda İK bloglarındaki kalite ve sayı artışı dikkatimi çekti. Hatta İK bloggerlarının toplulukları ve organizasyonları bile var. İK çalışanları blog kavramını bu kadar benimsemişken bunu çalıştıkları kurumlara yansıtmamaları beklenemezdi elbette. Nitekim artık Türkiye’de de markaların, firmaların hatta küçük işletmelerin blogları olmaya başladı.

 

Kurumsal Bloglarda Başarısızlık

 

Sorumlu olduğu ve temsil ettiği bir kurusal kimlik olduğu için, kurumsal blog yazmak ve yönetmek çoğu zaman niş ve kişisel blog yazmaktan çok zordur. Türkiye’de de başarısız kurumsal blog örnekleri fazlasıyla mevcut. Kimseyi rencide etmek istemediğim için elbette kişi ve kurum adı vermeyeceğim ama yapılan hatalardan bahsedeceğim.

- Kurumsal blogların en temel başarısızlık nedeni amaçsız ve programsız yola çıkmalarıdır. Kurumsal blogun neden açıldığı ve neyi hedeflediği en baştan net bir şekilde belirlenmeli ve yazar kadrosuyla paylaşılmalıdır ki yazarlar da içerikleri buna göre oluşturup editöryal takvimi belirlesinler.

 

- Kurumsal bloglarda yapılan en büyük hatalardan biri de içerik türünde çeşitlilik yaratamamaktır. Kurumsal bloglarda firmadan haberler, sektörle ilgili bilgiler, ürünlerle ilgili ipuçları, etkinlikler, röportajlar, araştırmalar gibi farklı türde yazılar yayınlanabilir. Ancak bunların homojen ve düzenli olması gerekir.

 

- İnanların ilgisini çekip blogu, dolayısıyla markayı takip etmelerini sağlamak çok zor bir iştir. Bunu blog aracılığıyla sağlamanın yolu ise kaliteli içerikten geçer. Kurumsal bloglarda yapılan en büyük hatalardan biri de içeriğe gereken özeni göstermemektir. Özgün, detaylı, bilgilendirici, zengin içerik oluşturmak kurumsal blogların başarısı için şarttır.

 

- Bir diğer önemli kurumsal blog hatası da bencillik. Bunu her anlamda söylüyorum. Sadece kendinden haber vermek, sadece kendi ürünlerini övmek, blogun muhtelif yerlerine kendi reklamlarını eklemek gibi şeyler blog okuyucusunun ve potansiyel müşterinin kaçmasına neden olabilir.

 

Kurumsal bloglarda yapılan hatalar detaylandırılabilir ve çoğltılabilir fakat bu kadar yeterli deyip biraz da başarılı bloglardan bahsetmek istiyorum.

 

Başarılı Kurumsal Blog Örnekleri

 

Yukarıda da bahsettiğim gibi kurumsal blogların gereksinimini ve önemini fark eden kurumlar birer birer bloglarını açmaya başladılar. Bunlar arasında blogunu çok etkili kullanarak tabiri caizse blogun etinden, sütünden, yününden faydalanan başarılı firmalar var. Bunlara Turkcell, GittiGidiyor ve Carte d’Or örnek verilebilir. Bu tür kurumsal firmaların yanı sıra küçük işletmeler arasında da blogunu etkili kullananlar yok değil. Cepfit.com isimli dikey e-ticaret sitesi de bunlara güzel bir örnek.

 

Henüz çok fazla içeriği olmasa da Cepfit.com Blog’da doğu işler yapıldığını görebiliyoruz. Bunlardan bahsetmek istiyorum ki bu yazıyı okuyan küçük işleme sahipleri bloglarında neler yazabilecekleri biraz fikir sahibi olabilirler.

 

- Cepfit.com sitesi akıllı telefonlar için koruyucu filmler ve kılıflar satan bir e-ticaret sitesi. Yani müşterileri akıllı telefon kullanıcıları. Eğer akıllı telefon kullanıcısı ne kadar fazla olursa kendilerinden ürün alma ihtimali  de o kadar fazla olur. Cepfit.com Blogu incelediğinizde akıllı telefonlarla ilgili detaylı bilgiler ve karşılaştırmalar yayınlandığını görebilirsiniz.

 

- Cepfit.com Blog’da ziyaretçilerim bilinçli alışveriş yapmalarını sağlayacak yayınlar da var. Örneğin kılıf seçerken dikkat edilecekleri yazmaları müşterilerine verdiği değerin bir göstergesi. Bu da hem satışlarını hem de müşteri sadakatini arttıracaktır.

 

- Kurumsal blogların trafik sağlama konusundaki marifetinden yukarıda bahsetmiştim. Cepfit.com Blog kurumsal blogların bu gücünden de faydalanmak istemiş ve sektörle ilgili önemli aramalara dair detaylı içerikler yayınlayarak arama motorlarından organik trafik kazanmaya yönelik hamleler yapmış. Bolca organik trafik kazandıklarından eminim fakat bunun ne kadarını satışa çevirdiklerini bilemeyiz elbette.

 

Söz Sizde

Sizin takip ettiğiniz veya yazarlık yaptığınız kurumsal bloglar var mı? Kurumsal bloglardan beklentileriniz neler? Bir marka bünyesinde profesyonel olarak blog yazarlığı yapmaya bakışınız nedir?

13 Mayıs 2014 Salı

Blog Çekilişleri Ve Hediyeler

Blogunuzu kısa sürede daha fazla kişiye duyurmanın en etkili yollarından biri blog çekilişi düzenlemek. Bayan blogları arsında çok popüler olan ve neredeyse gelenekselleşen blog çekilişlerini bence tüm blog yazarları denemeli. Neden mi?

- Kısa sürede blogunuzun tanınırlığını arttırırsınız.

- Blogunuzun izleyici sayısını artırırsınız.

- Sosyal medya hesaplarınızdaki takipçi sayınızı arttırırsınız.

- Backlink inşası yaparsınız.

- Online çevrenizi genişletirsiniz.

Yukarıda listelediğim şeyleri gerçekleştirmek için ciddi zaman ve para harcamanız gerekebilir ama bunları blog çekilişleri ve etkinlikleri düzenleyerek çok kısa sürede, çok düşük maliyetlere yapabilirsiniz.

 

hediye
Ben de bugüne kadar Blog Hocam’da bir kaç çekiliş düzenledim. Bazılar etkili oldu, bazılarında ise beklediğim sonuca ulaşamadım. Tüm bu deneyimlerden çıkardığım dersler ise şunlar:

 

- Verdiğiniz hediyelerle katılım şartları birbirini dengelemeli. Yani maddi değeri çok yüksek  bir hediye vermek istiyorsanız katılım şartları biraz daha fazla olabilir ama küçük hediyeler için çok şart koymamalısınız.

 

- Verdiğiniz hediyeler okuyucu kitlenizin ilgisini çekecek türde olmalı. Teknoloji bloguysanız sizi takip edenlerin ilgi alan teknoloji, moda bloguysanız takipçilerinizin ilgi alanı modadır. Hediyeleriniz de bu yönde olmalı.

İşte bu yüzden blog çekilişlerinde en büyük problemlerden biri hediye belirleme işidir. Blog çekilişlerinde verilecek hediyeleri 3 sınıfa ayırıyorum.

 

1. Okuyucu odaklı hediyeler: Bu gruptaki hediyeler okuyucunun ilgisini çekecek, onları memnun edecek ve çekilişe katılım yönünde teşvik edici hediyelerdir. Blogunuzun türü ve okuyucu kitlenizin profiline bağlıdır. İşte bu gruptan birkaç hediye önerisi:

 

- Teknoloji blogları mouse, klavye, USB bellek, taşınabilir bellek, mouse pad, tablet bilgisayar, yazılım, telefon aksesuarları, fotoğraf makinesi, MP3 çalar gibi okuyucu odaklı hediyeler verebilirler.

 

- Moda & kadın blogları çeşitli giyim ürünleri, kozmetik ürünleri, aksesuarlar, parfümler, kişisel bakım ürünleri, küçük ev aletleri gibi okuyucu odaklı hediyeler verebilirler.

 

- Spor blogları maç bileti, spor malzemeleri, spor kitapları, spor DVDleri, spor merkezi üyelikleri, taraftar ürünleri ve outdoor ürünler gibi okuyucu odaklı hediyeler verebilirler.

 

- Kişisel bloglar kitap, film, hobi ürünleri, isme özel yastık, mouse pad, kişiye özel fotoğraf baskılı puzzle, kupa bardak gibi okuyucu odaklı hediyeler verebilirler.

 

2. Sponsor odaklı hediyeler: Bu gruptaki hediyeler çekilişinize sponsor olan firmanın ürünlerini kapsamaktadır. Bazı firmalar blogunuz üzerinden bir çekiliş düzenleyerek kendi ürünlerini veya hizmetlerini hediye etmek böylece tanıtımlarını yapmak isterler. Bu durumda yapabileceğiniz fazla bir şey yok. Sponsorun verdiği hediyelerle yetinmek zorundasınız.

Bazı sponsorlar ise size belli bir bütçe verip hediyeleri sizin seçmenizi isterler. Eğer böyle bir sponsora rastlarsanız çok şanslısınız. Çünkü bu şekilde hem blogunuz, hem sponsor firma, hem de okuyucu nun memnun olacağı sonular elde edebilirsiniz.

 

3. Blog odaklı hediyeler: Bu gruptaki hediyeler ise tamamen blogunuzun tanınırlığını ve itibarını arttırmaya yönelik hediyelerdir. Üzerinde blogunuzun loosunun ve adresinin bulunduğu promosyon kupa, duvar saati, mouse pad, tişört, USB bellek, kalem, anahtarlık, çakmak, şapka gibi hediyeler blog odaklı hediyelerdir.

Blog odaklı hediye verdiğiniz çekilişlerden verim almanın püf noktası ise katılımı kolay tutmaktır.

11 Mayıs 2014 Pazar

Bazı Mayıslar Sonbahar


Sokakta da stadyumlarda işler kötü gidiyor İtalya'da. Bir ülkenin mutsuzluğuna artık Adriano Celantano şarkıları da yetmez oldu. Matteo Renzi, sokaktaki mutsuzluğu yok etmek ekonomiye çeki düzen vermek için 22 Şubat'ta başbakanlık koltuğuna oturduğunda İtalya'nın en genç başbakanı ünvanını aldı. Sadece 39 yaşındaydı ve 16 bakandan oluşan kabinesinde sekiz kadına yer verdi. Floransa Valiliği'nden başbakanlık koltuğuna uzanan Renzi aynı zamanda sıkı bir Fiorentina taraftarıydı ve geçen hafta Roma'da oynanan İtalya Kupası finalini izlemek için Roma Olimpiyat Stadı'nda yerini aldı. 

Yüzden fazla ülkede naklen yayınlanacak maç, saatinde başlamayınca kameralar bir Napoli tribününü bir Matteo Renzi'yi göstermeye başladı. Roma sokaklarında Napoli taraftarı, şehrin ev sahibi Roma taraftarıyla çatışmış ve bir taraftar ağır yaralanmıştı. Napoli kaptanı Hamsik, kale arkasındaki taraftarlarının yanına gitti ve tribün lideri Gennaro de Tommaso ile uzun bir pazarlık başladı. Evet, İtalya'da bir kez daha bir tribün lideri maçın oynanıp oynanmayacağına karar veriyordu. Napoli'de mafya üyesi olduğu bilinen Tommaso ikna olunca takımlar soyunma odasından çıktılar. Başbakan Renzi ise şeref tribününde olan biteni izliyordu. Napoli kupayı kazandı, Renzi "Stadı terk etmedim çünkü bu ülkeyi onlara bırakmak istemiyorum" diyerek Tommaso gibilere mesaj yolladı. Napoli'nin tribün liderinin 'izniyle' oynanan final 10 yıl önce yarıda kalan Roma derbisini akıllara getirdi doğal olarak. 

İtalyan medyası gece yarısı arşivlerden Roma kaptanı Totti'ye "Stad dışında polis aracı ufak bir çocuğu ezdi. Maça devam etmeyin" diyen tribün lideri Daniele de Santis'in saha içine girdiği derbinin haberlerini çıkardı. Çocuğun ezildiği haberi bir söylentiydi, doğru çıkmamış ama o gün o derbi yarıda kalmıştı. Finalin sabahında ise Napoli'de yedi avroya araba yıkayan ve annesinin "Tek suçu Napoli'yi sevmekti. Benim oğlum mafya üyesi değil. Biz onurlu bir aileyiz" dediği komadaki Ciro Esposito'yu vuranın 10 yıl önce derbiyi oynatmayan Daniele de Santis olduğu ortaya çıktı. Gennaro de Tommaso beş yıl stadyumlara giriş yasağı aldı, Daniele de Santis tutuklandı ve Ciro Esposito hastane odasında hayata tutunmaya çalışıyor, Matteo Renzi ise ülkesini "İtalya'yı ben yönetiyorum"a inandırma peşinde. 

İtalya'nın güneyinde futbola kurşun sıkılırken, kuzeyinde ise vefa duygusu yine ağır bir bıçak yarası aldı ama öncesi var. Beş yıl önce yine aylardan mayıs. Paolo Maldini, 901 kez giydiği Milan formasına veda ediyordu San Siro'da. 25 yıl Milan'da oynamış efsane kaptana veda edebilsinler diye çocuklar için bilet fiyatının üç avro olduğu o maçın sonunda tek tek tribünleri dolaşan Maldini, üç tribünden büyük alkış alırken, Milan'ın fanatik taraftarlarının olduğu kale arkası Curva Sud'ün önüne geldiğinde yuhalandı. Acıydı ama gerçekti, Milan kale arkası Maldini'yi küfürlerle uğurluyor ve "Sadece Franco Baresi" tezahüratıyla eski kaptanlarını hatırlatıp Maldini'yi yok saydıklarını ilan ediyorlardı. 


Maldini el kol hareketleriyle kale arkasını diğer tribünlere şikayet ederken, gözyaşlarına boğuldu. O anda Curva Sud tribününden açılan pankartta "Paralı asker dediklerinden alkış mı bekliyorsun" yazıyordu ve Milan kaptanı kendisini omuzlara almak isteyen takım arkadaşlarının yanından hızla uzaklaşıp soyunma odasına gitti. Milan Curva Sud tribünü o günden iki yıl önce La Gazzetta dello Sport'a verdiği röportajda lafını sakınmayan ve "Tribünü rant kapısı haline getirdiler. Hepsi paralı asker. Milan'ı baltalıyorlar" diyen Maldini'den intikamlarını almışlardı. 

Maldini, o gün sadece "Onlardan biri olmadığım için gurur duyuyorum" diyebildi. Maldini, Milan ise; Javier Zanetti, Inter demekti son 20 yılda Milano'da. Maldini'nin gözyaşlarıyla hatırlanan o mayıstan beş yıl sonra, Zanetti'nin gözyaşları aynı stadyumun toprağına düştü. Arjantinli 22 yıllık futbol kariyerinin 20 yılını Inter'de geçirmiş ve geçen yıl yaşadığı ağır sakatlığa rağmen futbola devam deyip, bu sezon Maldini gibi 40'ına geldiğinde "Buraya kadar" kararı almıştı. Herkes onun geçen hafta oynanan Milano derbisinde forma giyeceğini ve tribünleri selamlayacağını sandı İtalya'da. Öyle düşünmeyen biri vardı. Inter Teknik Direktörü Walter Mazzarri. Milan'ın tek golle kazandığı derbide üç oyuncu değişiklik hakkını da kullanan Mazzarri, Zanetti'yi oyuna sokmadı. Arjantinli kaptan başını iki elinin arasına alarak gözyaşlarını sakladı ve yedek kulübesinde son düdüğünü bekledi derbinin. Ertesi gün Juventus şampiyonluğunu ilan etti. 


12 yıl önce Ciro Esposito'nun vurulduğu Roma'da, Napoli tribün lideri Gennaro de Tommaso'nun finalin oynanmasına izin verdiği Roma Olimpiyat Stadı'nda, ligin son maçına lider çıkan Zanetti önderliğindeki Okan-Emre'li Inter, Lazio'ya 4-2 mağlup olmuş ve Juventus şampiyon olmuştu. Zanetti saha ortasında dizlerinin üstüne çökmüş, ağlıyordu, tarih 5 Mayıs 2002 idi. İtalya'da bu sezon fikstür çekildiğinde Inter'in son iç saha maçı Lazio ile idi. Zanetti dün gece forma giydi mi, tribünlere veda edebildi mi? Cevabı mı? Javier Zanetti'den iki yaş genç başbakan Matteo Renzi'in doğduğu şehir Floransa'da, Toskana lehçesiyle dendiği gibi: "Chissa" (Kim bilir?) 

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Hafta Sonu Naklen Yayınlar



10 Mayıs Cumartesi
16:30 Bayern München - Stuttgart (TRT Haber)
16:30 Mainz 05 - Hamburger SV (TRT Spor)
18:00 Vitoria Setubal - Olhanense (Tivibu)
18:00 Belenenses - Arouca (Tivibu)
19:00 Gençlerbirliği - MP Antalyaspor (LigTV)
19:00 Verona - Udinese (Tivibu)
20:00 Porto - Benfica (Tivibu)
21:45 Inter - Lazio (Tivibu)
22:00 Lille - Paris SG (Tivibu)
22:00 Bordeaux - Marseille (Tivibu)
23:00 Levante - Valencia (NTVSpor Smart HD)
23:00 Estudiantes - San Lorenzo (TVNet)

11 Mayıs
Pazar
00:30 Internacional - Atletico Paranaense (LigTV3)
02:00 RB Newyork - Chicago Fire (Sports TV)
12:30 Zenit St. Petersburg - Dinamo Moscow (LigTV3)
13:30 Atalanta - Milan (Tivibu)
14:45 CSKA Moscow - Tom (LigTV3)
15:30 Standard Liege - Club Brugge (TVNet)
16:00 Sampdoria - Napoli (Tivibu)
16:00 Torino - Parma (Tivibu)
17:00 Manchester City - West Ham (MovieMax Speed)
17:00 Liverpool - Newcastle United (Digiturk)
18:00 Sporting Lisbon - Estoril (Tivibu)
18:00 Athletic Bilbao - Real Sociedad (NTVSpor Smart HD)
19:00 Gaziantepspor - Eskişehirspor (Digiturk)
19:00 Elazığspor - Beşiktaş (LigTV2)
19:00 Trabzonspor - Galatasaray (LigTV)
19:00 Kasımpaşa - Çaykur Rizespor (DT Salon 1)
19:00 Kayseri Erciyesspor - Bursaspor (LigTV3)
19:00 Sivasspor - Akhisar Bld. (DT Salon 3)
19:00 Torku Konyaspor - Kayserispor (DT Salon 2)
19:00 Anderlecht - Genk (TVNet)
20:00 Atletico Madrid - Malaga (NTVSpor Smart HD)
20:00 Celta Vigo - Real Madrid (Smart Spor)
20:00 Elche - Barcelona (NTVSpor)
21:45 Roma - Juventus (Tivibu)
22:00 Fluminense - Flamengo (LigTV3)

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Trafik Kaynakları

Blogumuza çeşitli kaynaklardan ziyaretçiler geliyor. Blogunuzdaki bu ziyaretçi akışına web dilinde trafik diyoruz. Peki trafik kaynaklarının neler olduğu hakkında bilginiz var mı? Aşağıda çeşitli trafik kaynakları hakkında bilgi vermeye ve fikirlerimi yazmaya çalıştım.

trafik

Organik Trafik

Arama motorlarında yapılan çeşitli aramalarda çıkan sonuçlardaki yazılarınıza tıklanarak gelen trafiktir. Özellikle çok sayıda yazısı olanlar, yazıları düzenli olarak indexlenen ve SEO çalışması yapmış olan blogların 1 numaralı trafik kaynağıdır.

Arama motorlarında bazen çok alakasız aramalarda bile blogunuz çıktığı için organik trafiğin dönüşüm ve etkileşim oranı düşük olabilir. Arama motorları vasıtasıyla blogunuza ulaşan ziyaretçileri düzenli okuyucuya çevirmek zordur.

Organik trafik hacmini ve dönüşüm oranını arttırmak için kapsamlı bir anahtar kelime araştırması yapılmalı ve hedeflenen kelimelerde üst sıralarda çıkmak için optimizasyon çalışmaları yapılmalıdır.

 

Yarı Organik Trafik

Bu kavram ilk kez duyuyor olabilirsiniz. Endişelenmeyin, çok normal. Çünkü bu kavram tamamen benim uydurmam :) Anlamı ise arama motorlarında blogunuzun ismini yazarak arama yapanların ziyaretiyle oluşan trafik.

Teknik olarak organik trafikle aynı olsa da ikisini ayırmak istedim. Çünkü organik trafikle gelen ziyaretçiler muhtemelen blogunuzu İlk kez ziyaret ediyorlardır ve bir daha ziyaret edip etmeyecekleri belli değildir. Yarı organik trafikle gelen ziyaretçiler ise bilinçli ve düzenli okuyucularınızdır. Zaman zaman arama motorlarına bloguzun adını yazarak ziyaret ederek yeni yazı olup olmadığına bakarlar.

Yarı organik trafiği arttırmak biraz da marka olabilmekle ilgili. Blogunuzun ismi insanların zihninde yer etmeli ki arama motorlarına yazıp arasınlar. Ayrıca çok kaliteli ve benzersiz içeriğiniz olmalı, yazılarınız insanlarda merak uyandırmalı, blog isminiz kısa ve akılda kalıcı olmalıdır. Blogunuzun ismi arandığında ilk sırada çıkmanız gerektiğini yazmama gerek yok sanırım.

 

Direkt Trafik


Direkt trafikle blogunuzu ziyaret eden kişiler blogunuzun en sağlam okuyucularındandır. Direkt trafikle gelenler blogunuzun adresini tarayıcının adres satırına yazarak veya sık kullanılanlar listesinden blogunuzu seçerek gelirler. Yani hedefleri bellidir, blogunuz…

Direkt trafiğinizi arttırmak için aynı yarı organik trafikte olduğu gibi markalaşmanız çok önemli. Blogunuzun adresi kısa ve akılda kalıcı olmalıdır ki insanlar direkt adresi yazarak blogunuzu ziyaret etsinler. Bu yüzden blogspot yerine özel alan adı yani domaini olan bloglar daha avantajlıdır.

Direkt trafik sağlamanın diğer bir yolu da yazılarınızın veya blogunuzun ana sayfasının kullanıcılar tarafından tarayıcının favoriler (sık kullanılanlar) listesine eklenmesidir. Bunun için de tabiri caizse başucu eseri niteliğinde detaylı rehber içerikler oluşturmanız gerekir.

Sosyal Trafik

Son yıllarda blogların en önemli trafik kaynaklarından biri haline gelen sosyal trafik, sosyal medya hesaplarınızda paylaştığınız linklere tıklayarak blogunuza ulaşan ziyaretçileri kapsar. Sosyal medya hesaplarınızdaki takipçi sayınız ve kaliteniz, sosyal trafik hacmine doğrudan etki eder.

İnsanlar blogları artık Facebook, Twitter, Google+ gibi sosyal ağlar üzerinde takip etmeye başladı. Popüler sosyal ağlarda blogunuz için hesaplar oluşturarak ve ana sayfanızda bu hesaplara bağlantı vererek RSS, e-posta veya diğer yollarla blogunuzu takip etmek istemeyenlere alternatif takip yolları sunabilirsiniz.

Sosyal trafiğinizi arttırmak için hedef kitlenizin yer aldığı sosyal ağlarda hesap açarak bu hesaplardaki takipçi sayınızı arttırmalı ve paylaşımlarınızı optimize etmelisiniz. optimize etmek derken aynı yazıyı farklı gün ve saatlerde, farklı mesajlarla, linki kısaltarak paylaşabilirsiniz.

 

Viral Trafik

Viral trafik de teknik olarak sosyal trafik gibidir yani kullanıcılar blogunuza sosyal medya platformlarından uılaşırlar. Sosyal trafikle aradaki fark trafiğin sizin değil başkalarının sosyal medya hesaplarından gelmesidir.

Bir tweetiniz retweet edildiğinde veya Facebook sayfanızda yayınladığınız bir yazınız paylaşıldığında retweetleyen ve paylaşan kişinin takipçileri de yazınıza ait linke tıklayarak blogunuza ulaşır. Buna kısaca vira etki diyebiliriz.

Viral trafik için diğer bir yöntem de blogunuza eklediğiniz sosyal paylaşım butonlarıdır. Okuyucular yazılarınızın altında veya üstünde yer alan sosyal paylaşım butonlarını kullanarak yazıyı sosyal medya hesaplarında paylaşırlar. Böylece yazınız sadece kendi takipçilerinize değil, takipçilerinizin takipçilerine de ulaşır.

Viral trafik için sosyal medya etkileşiminizi arttırmalı, insanlarla samimi ve iyi ilişkiler kurmalı, blogunuza mutlaka ama mutlaka sosyal paylaşım butonları eklemelisiniz.

 

Yönlendirme Trafiği

Başkala sitelerde yer alan linkinize tıklanarak sağlanan trafik yönlendirme trafiğidir. Toplistlerde, imleme sitelerinde, forumlarda, diğer bloglarda veya internet sitelerinde insanları blogunuza yönlendiren bir link veya banner yönlendirme trafiği oluşturur.

Yönlendirme trafiği 2 şekilde oluşur. Birincisi sizin çeşitli yerlere linkinizi bırakmanız. İkincisi ise başkalarının sizin blogunuza link vermesi yani refere olması.

Yönlendirme trafiğini arttırmak için diğer bloglarla link değişimleri yapabilir, forumlara ve bloglara yorumlar yazabilir, çeşitli dizinlere ve imleme sitelerine blogunuzu ekleyebilirsiniz.


E-Mail Trafiği

E-postalarda yer alan linklerinize tıklayarak blogunuza ulaşan ziyaretçileri kapsar. 3 şekilde gerçekleşir. RSS beslemeleriniz e-posta ile abone olanlar, e-posta listelerinize abone olanlar ve e-posta imzaları.

FeedBurner’da RSS beslemelerini e-posta ile alaya yarayan bir özellik var bildiğiniz gibi. Yeni bir yazı yayınladığınızda abonelerin mailine otomatik olarak gönderilir. E-posta beslemelerini özet olarak gönderirseniz, yazının tamamını okumak isteyen aboneler yazı başlığına tıklayarak logunuzu ziyaret etmek zorunda kalırlar.

Diğer bir e-mail trafik yöntemi ise e-posta listeleridir. E-mail marketing çalışması kapsamında çeşitli listeler oluşturabilir ve bu listelere blog yazılarınızın linkini içeren e-postalar gönderebilirsiniz.

Son olarak e-maillerinizde imza olarak blog adresini kullandığınızda buradan da e-mail trafiği  elde edebilirsiniz.

Ücretli Trafik

Ücretli trafik reklam vererek veya it satın alınarak elde edilir. Adwords gibi PPC reklam yöntemleri, popüler sitelerden banner veya advertorial içerik alımları kabul edilebilir ama hit satın alma sitelerini kullanılarak elde edilen trafik hiç bir anlam ifade etmez ve kendini kandırmaktan başka bir şey değildir.

AdWords, blogunuzun reklamının Google’da yapılmasını sağlayan bir reklam programıdır. Belirlediğiniz kelimeler ilgili aramalarda organik sonuçların üstünde ve sağında blogunuz gözükür.

Organik hit sağladığını iddia eden sitelerden ve bu siteleri kullananlardan aslında bahsetmek bile istemiyorum. Sadece başarılar diliyorum :)

 

Söz Sizde

Yukarıda bahsettiğim trafik kaynakları arasında favoriniz ve en değerli gördüğünüz trafik kaynağı hangisi?

5 Mayıs 2014 Pazartesi

4 Mayıs 2014 Pazar

Geçen Ömürden De Geçiyor

Altyapısından yetiştiği takımın büyüyünce golcü olacak umuduydu Sedat Debreli. Pozisyonu bildiğiniz 9 numara. Doğru zamanda doğru yerde olmak yetenek kadar önemli futbolda. Sliding Doors (Rastlantının Böylesi) filminde olduğu gibi. Bir saniyelik bir kararla, bir imzayla, bir formayla her şey değişir futbolcunun hayatında. 9 numara Sedat bir zaman sonra forvet arkası oldu, Suat Kaya'nın futbola veda ettiği maçta ön liberoydu. Biraz daha kalsa Galatasaray'da stoper olacak oradan da saha dışına çıkacaktı. Geçen, ömürden de geçiyor. Sedat Debreli şimdi 31 yaşında. Florya'da valizini topladı, memleketi turladı. Onunla aynı günlerde vitrine çıkan İlker Erbay da, yerli Roberto Carlos adayıydı. Galatasaray'ın idmanlarında fırtına gibi esen, Pinto sırtına alıp giderdi karşı karşıya kaldığında ufak tefek İlker'i. Yıllar sonra alt yapısından yetiştiği Galatasaray'ın futbolcuları Bolu'ya kamp yapmaya geldiğinde alt liglerde forma giyen bir futbolcu tedirginliğiyle dönem arkadaşlarıyla eski günleri yad etmişti. 


Kolay iş değil futbolcu olmak hele ki en üst ligde oynamak. Meşhur Barcelona altyapısı La Masia'dan son 15 yılda yetişen 150 futbolcudan toplasan 20'si yükselebildi A takıma. Gerisi elbet ekmek yemeye devam ediyor futboldan ama hayal ettikleri değil; bulabildikleri formayla. Abdullah Avcı'nın artık şehir efsanesine dönen 2005 yılında Avrupa şampiyonu ve dünya dördüncüsü olan 17'lik yıldız adaylarından bugün ayakta kalabilen kaç isim var ki? Kariyeri erken zirve yapıp son iki yılda sıradanlaşan gurbetçi Nuri Şahin, Trabzon kalesinde harikalar yaratan Onur Kıvrak, bu sezon Ersun Yanal sayesinde Avrupa'nın en iyi sol beklerinden biri olmayı başaran Caner Erkin, 10 yıldır Galatasaray'da patlama yapması beklenen ve bu sezon ağır bir sakatlık geçiren Aydın Yılmaz, biraz Aykut Demir, biraz Volkan Babacan. Gerisi olmadı o kadronun... 


Manchester United'ı zirveye taşıyan ve uzun yıllar oradan indirmeyen, en sonunda da filmi çekilen (The Class of 92) 92 kuşağına (Beckham, Butt, Giggs, Neville kardeşler, Scholes) benzer bir kuşağı da 2000'lerin ilk yarısında Galatasaray yakalamıştı altyapısında. 87-88 doğumlu kuşağın şöhreti, daha bu gençler A takımla sahaya çıkmadan menajerlik oyunlarının meraklıları sayesinde ülkeyi sarmıştı. En iyi golcü, fırtına gibi kanat, hava topu vermeyen stoper, yorulmak nedir bilmeyen ön libero, Emre-Okan gibi orta saha... O kadar çoktular ki, 12 tanesi pişmek için kulübün pilot takımı Beylerbeyi'ne yollandı. Ülke futbolunun acı gerçeği, "altyapı yarışmaz, yetiştirir"i yine gözardı eden teknik adamlar en fazla iki üçüne forma verip, 30'lukları sahaya sürdü. Zafer Şakar bu kuşağın ağabeyiydi. Orta sahada nefis tekniğiyle yerli Xavi olabilirdi. Olmadı. Oğuz Şabankay, Almanya'da bir hazırlık maçında oynadığı futbolla yanımda oturan Alman gazeteciyi mest etmiş, "Ne şanslısınız, biz de böyle saf yetenekler yok" dedirtmişti. 

Mülayim Erdem, Galatasaray'ın unutulmaz forveti Arif Erdem'in yeğeniydi. Amca kontenjanından girmemişti altyapıya. Orta sahada top ayağındayken sürekli yukarda kafasıyla "Gün gelir belki Pirlo olur" bile dedirtiyordu ama bizim memlekette hali vakti yerinde ailelerin çocuklarının futbol sahasında eksiği hırs. Kayboldu gitti Mülayim. Mehmet Güven sessiz ve utangaç bir çocuktu, atlaman gereken bir eşik vardır futbolda büyük hedefleri olan bir takımda tutunabilmek için. Eksiğin neyse ona bulman, onu geliştirmen ve vazgeçmemen lazım... Yavaş kaldı Mehmet Güven hızlanan futbolda... 


Ferhat Öztorun, İstanbul'un futbolcu yetişmesi zor semtlerinden Etiler'de büyümüş, bankacı babası onu yıllarca Etiler'den Florya'ya idmana getirip götürmüştü. Bir Fenerbahçe derbisinde yediği ters çalım, sonra gaza basamadığı Trabzonspor yılları... Cafercan Aksu, milli takımın alt yaş gruplarının değişmez forvetiydi. Bir turnuvadan bir turnuvaya, 18'ine gelmeden eskitilen üç dört pasaport... Zayıf ve çelimsizdi, yaş grubundaki defanslarla baş edebiliyordu ama iş büyük sahneye çıkmak olunca, ezildi... Özgürcan Özcan, Hakan Şükür'ün sayısını unuttuğumuz veliahtlarından biriydi. Cafercan'ın aksine yaşıtlarının yanında üç-dört yaş büyük duruyor, güçlü fiziğiyle stoperleri hava toplarında eziyordu. Hakan Şükür, Necati, Ümit Karan, Hasan Kabze dörtlüsünün arkasında bekleyen genç yetenek olmak belki de kariyerinin en büyük talihsizliğiydi. 
Uğur Uçar, kiralık gönderildiği Kayseri'den pişip döndüğünde "olmuştu" ama güzel oyunun kabus tarafıyla Konya'nın buzlu zemininde tanıştı, diz kapağı kırıldı. Hepsi hâlâ futbol sahnesinde, olmak istedikleri yerlerde değiller, hayalleri vardı hepsinin, beraber büyüdükleri takım arkadaşları gibi... 

Manisa'ya kiralanmasa, Robert Pires'i İstanbul'a getiren meşhur uçak Atatürk Havaalanı'na inebilse; Arjantinli büyük (!) yetenek Carrusca futbolcu çıksa, Adnan Polat, Manisa formasıyla Fenerbahçe karşısında izleyip "Kim bu çocuk?" diye sorduğunda Adnan Sezgin "Bizim altyapıdan, kiralık verdik" demese; Adnan Polat "Sezon sonunda takıma dönüyor" yanıtını vermese; hayal etmese, futbola aşık olmasa, çok çalışmasa, hatalarından ders çıkarmasa; Stanford Bridge'de o çok da uzun olmayan boyuyla Londra semalarına yükselip o kafayı vuramayacak, direkten dönen topu Chelsea ağlarına yollayamayacak ve ekran başındaki Cafercan'ı, Özgürcan'ı, Mülayim'i, Zafer'i, Ferhat'ı Uğur'u, Mehmet'i, Oğuz'u "Goolll" diye oturdukları yerde zıplatamayacaktı "Kocakafa" Arda Turan.. Arda ile beraber Bayrampaşa'nın sokaklarında ve Florya Metin Oktay Tesisleri'nde büyüyenlerin yolları ayrı ama hâlâ iyi dostlar. "Stand By Me"de dediği gibi "12 yaşındaki arkadaşlarım gibi arkadaşlarım bir daha hiç olmadı." Kimin oldu ki? 

2 Mayıs 2014 Cuma

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


2 Mayıs Cuma
21:30 Bastia - Lille (Tivibu)
22:00 Rayo Vallecano - Athletic Bilbao (NTVSpor Smart HD)

3 Mayıs Cumartesi
14:45 West Ham - Tottenham (DT Salon 2)
15:30 Kayseri Erciyesspor - Gaziantepspor (LigTV2)
15:30 Eskişehirspor - Kayserispor (DT Salon 3)
15:30 Karabükspor - Torku Konyaspor (LigTV3)
15:30 Antalyaspor - Elazığspor (LigTV)
16:30 Hamburger SV - Bayern München (TRT Haber)
17:00 Barcelona - Getafe (NTVSpor Smart HD)
17:00 Manchester United - Sunderland (DT Salon 2)
19:00 Gaziantep BBSK - Fethiyespor (TRT HD)
19:00 Galatasaray - Gençlerbirliği (LigTV)
19:00 Beşiktaş - Kasımpaşa (LigTV2)
19:00 Boluspor - Tekden Denizlispor (TRT Spor)
19:00 Malaga - Elche (NTVSpor Smart HD)
19:30 Everton - Manchester City (LigTV3)
20:30 Nacional - Sporting Lisbon (Tivibu)
21:00 Osasuna - Celta Vigo (NTVSpor Smart HD)
21:45 Fiorentina - Napoli / İtalya Kupası Finali (TV8)
23:00 Valladolid - Espanyol (NTVSpor Smart HD)

4 Mayıs Pazar
00:30 Sao Paulo - Coritiba (LigTV3)
02:00 River Plate - Racing Club (TVNet)
06:00 Atletico Mineiro - Goias (LigTV3)
12:30 Lokomotiv Moscow - Zenit St. Petersburg (LigTV3)
13:00 Almeria - Real Betis (NTVSpor Smart HD)
15:30 Hatayspor - Giresunspor (LigTV)
15:30 Bursaspor - Trabzonspor (LigTV)
15:30 Çaykur Rizespor - Sivasspor (LigTV2)
15:30 Arsenal - West Bromwich Albion (LigTV3)
16:00 Parma - Sampdoria (Tivibu)
16:00 Genoa - Bologna (Tivibu)
17:00 Şanlıurfaspor - Orduspor (TRT HD)
17:00 Balıkesirspor - İst.Büyükşehir Bld. (TRT 1)
18:00 Levante - Atletico Madrid (NTVSpor)
18:00 Chelsea - Norwich City (LigTV3)
19:00 Akhisar Bld. - Fenerbahçe (LigTV)
19:00 Club Brugge - Anderlecht (TVNet)
20:00 Olhanense - Porto (Tivibu)
20:00 Benfica - Vitoria Setubal (Tivibu)
20:00 Sevilla - Villarreal (NTVSpor Smart HD)
21:45 Milan - Inter (Tivibu)
22:00 Marseille - Lyon (Tivibu)
22:00 Real Madrid - Valencia (NTVSpor Smart HD)
22:00 Flamengo - Palmeiras (LigTV3)

5 Mayıs Pazartesi
20:00 Lazio - Verona (Tivibu)
22:00 Crystal Palace - Liverpool (LigTV3)
22:00 Juventus - Atalanta (Tivibu)
23:00 Real Sociedad - Granada (Ntvspor Smart HD)

4-4-2 Mayıs 2014