28 Nisan 2015 Salı

Bir Başarı Hikayesi: Fazlıkızı

Bazen başınızdan geçen bir olay veya aklınıza gelen bir fikir sizi adım atmaya teşvik eder. Günümüzde bu adımlardan biri de blog yazmaktır. Neden mi? Aklınızdakileri, içinizdekileri paylaşmak istersiniz. Bşkalarının da fikirlerinizden haberdar olmak istersiniz. İlk zamanlar kendi yazdığınızı kendiniz okuyormuşsunuz gibi hissedersiniz ama bir gün bakmışsınız yüzbinlerce kişinin tanıdığı bir blogger olmuşsunuz. İşte böyle bir başarısı hikayesini paylaşmak istiyorum sizle. İster ders alın, ister feyz alın, ister kıskanın :) Size kalmış…

 

Fazlıkızı…

 

Söz konusu başarı hikayesinin arkasındaki isim Yelda Hanım ve blogu Fazlıkızı. Henüz çocuk yaşında başarısız bir denemeyle başlayan yemek macerası zamanla yapmaktan keyif alınan bir hobiye dönüşmüş ve öğrenilenler, deneyimlenenler Fazlıkızı isimli blogu ortaya çıkarmış.

 

fazlikizi

 

Blogun sahibi ve yazarı olan Yelda Hanım, yazının başında verdiğim gibi ilk zamanlarda yazdıklarını sadece kendisi okuyormuş gibi hissetmiş. Fakat belli bir süre sonra kalabalık bir kitlenin takip ettiği, blog ödüllerinde dereceler elde eden popüler bir blog haline gelmişti.

 

2010 yılından beri yayında olan Fazlıkızı; hergün binlerce kişinin ziyaret ettiği, sosyal medya hesaplarında binlerce takipçisi olan Türkiye’nin önde gelen yemek bloglarından.

 

Üstelik en.fazlikizi.com olarak yeni açtılan ingilizce bölümüyle de hem yabancı trafik çekme, hem de ülkemize özgü yemekleri yabancılara tanıtması tebrik edilecek bir hamle.

 

Fazlıkızı’nın Başarısının Altında Yatan Sebepler

 

“Yemek tarifleri” konusu en çok rekabetin olduğu konulardan biri. Fakat Fazlıkızı bu yoğun rekabet ortamında ayakta kalmayı başarmış ve konusunun en iyi, en popüler bloglarından biri olmayı başarmış. Yıllardır bloglara kafa yoran dışarıdan bir göz olarak Fazlıkızı’nın başarısının altında yatan sebepleri tespit edip sizlerle paylaşmaya çalıştım. Blog yazmaya yeni başlayanlara yardımcı olacağı kanaatindeyim.

 

- Düzenli Ve İstikralı Çalışma: Yelda Hanım blogunu ciddiye alarak içeriği güncel tutmak adına sürekli ve düzenli olarak çalışmış. Böylece düzenli okuyucunun içerik ihtiyacı karşılanmış.

 

- Araştırma Ve Geliştirme: Evet blogların da ARGE’si olur :) Fazlıkızı’na eklemek üzere yeni tarifler denenmiş, araştırmalar yapılmış, başka mecralarda bulunamayacak tarifler çıkartılarak fark yaratmaya çalışılmış.

 

- Yazı Dili Ve Tonu: İlk maddede bahsettiğim istikrar yazı dilinde de sağlanmış. Belli ki Yelda Hanım’ın yazı dili ve tarzı benimsenmiş, insanlara samimi gelmiş. Bloglar etkileşim üzerine kurulan platformlar olduğu için samimiyet çok önemli.

 

- Sade Tasarım Ve Kolay Navigasyon: İnsanlar Fazlıkızı’nı yemek tarifi öğrenmek ve uygulamak için ziyaret ediyorlar. Dolayısıyla tasarım olabildiğince sade tutularak tarif içerikleri ve görselleri ön plana çıkarılmalı. Fazlıkızı’nda bunu net bir şekilde görebiliyoruz. Ayrıca tarifler kategorilere ayrılarak kullanıcının işi kolaylaştırılmış.

 

Markalaşma yolunda hızla ilerleyen Fazlıkızı’ndan feyz alarak sizi de düzenli blog yazmaya ve kullanıcılar için orijinal içerik oluşturmaya davet ediyorum. Gerisi kendiliğinden gelecektir. Buna emin olabilirsiniz.

26 Nisan 2015 Pazar

Madrid Yolcusu Kalmasın


Futbol Türkiye'de her zaman en çok sevilen spor ama uzun yıllardır basketbol ve voleybolu daha çok sevenler, futbol tutkunlarına kıs kıs gülüyorlar. A Milli Türk Milli Takımı 2008'den bu yana üç büyük turnuvayı kaçırmış, sıradaki içinse işini mucizelere bırakmış, kulüp düzeyinde beş yılda bir çeyrekyarı final görmüşken, salon sporlarında kazanılan şampiyonluklar olmadı Final Four heyecanları acaba her yıl futbolda da yaşansa toptan delirirmiyiz diye düşünüyor insan. Daha Eczacıbaşı Vitra Kadın Voleybol Takımı'nın şampiyonluk coşkusu bitmeden Fenerbahçe muhteşem bir başarıya imza attı ve basketbolun Şampiyonlar Ligi Euroleague'de Final Four'a kaldı.
2000 yılında bu heyecanı yaşatan Anadolu Efes ise Real Madrid'e elenip son dördün dışında kaldı. Bugünlerde sadece Fenerbahçeli değil tüm basketbolseverlerin dilinde Madrid'de 15-17 Mayıs'ta oynanacak olan Final Four var. Fenerbahçe'nin yarı finaldeki rakibi ev sahibi Real Madrid. Final Four'un diğer eşlemesi ise Olympiakos-CSKA Moskova. Futbolda Barcelona ile yaptığı sponsorluk anlaşmasıyla büyük bir geri dönüş alan THY, Euroleague'in de sponsoru ve Madrid, Final Four zamanında aynı zamanda Turizm Bakanlığı'nın organizasyonuyla Türkiye'nin konuşulacağı bir şehir olacak. 
15 Mayıs Cuma ve 17 Mayıs Pazar günü dört nefes kesecek maça ev sahipliği yapacak olan Madrid Belediyesi Spor Sarayı ya da sponsorlu kısa ismiyle Barclaycard Center, 13 bin kapasiteye sahip ve maalesef finallerdeki dört takımın varlığı yüzünden tarihe tanıklık edecek basketbolsever sayısı Madrid'de 15 bini geçemeyecek. 200-600 euro arasında değişen Final Four biletleri internette satışa çıktığında kısa sürede tükenmişti. Şimdi gözler Fenerbahçe kulübüne gelecek biletlerde. Turnuvanın resmi bilet kanallarından olan Viagogo sitesinde 800 dolara bilet bulabilmek hâlâ mümkün. En pahalı biletlerden söz etmeden olmaz. Parkeye en yakın birinci sırada oturmak isteyen 2.950, ikinci sıra için 2.450, üçüncü sıra için ise 2.150 euro ödemek zorunda. Viagogo sitesinde açık büfenin olduğu VIP biletler için ise 9.950 dolar isteyen var. Final Four'dan bir gün önce ve finalden bir gün sonrasına İstanbul-Madrid-İstanbul uçakları dolu ama THY önümüzdeki günlerde ek seferler koyacağını duyurdu. 
Madrid ulaşım ve konaklama açısından Avrupa'nın en gelişmiş şehirlerinden. Taksi en son ihtiyaç duyulacak ulaşım aracı çünkü Madrid metrosuyla havaalanından otele, otelden müzelere, müzelerden Barclaycard Center'a maçlara gitmek çocuk oyuncağı. Metro ağı yüzünden merkezde fiyatı yükselen oteller yerine Gran Via-Sol Meydanı gibi popüler turistik merkezlerden uzakta oteller tercih etmekte fayda var. Tabii sadece basketbol değil dört gün boyunca Madrid'in de keyfini sürmek istiyorsanız işte kısa notlarım: Başkent Madrid'in kalbi Gran Via Caddesi'nde atıyor. Karaköy-Şişhane- Tünel üçgeni benzer yerler arıyorsanız, Madrid'de Chueca semti tam aradığınız bölge. Ayakkabı tasarımcılarının ağırlıkta olduğu butikler, kafeler bitmek bilmiyor. 
Madrid, başkent olmanın avantajı ve İspanya'da hanedana ev sahipliği yapmanın ayrıcalığıyla görkemli yapılara sahip. Picasso'nun en büyük şaheseri kabul edilen Guernica'nın sergilendiği Kraliçe Sofya'nın adını taşıyan Reina Sofia, Paris'in Louvre Müzesi ile yarışacak kadar iyi olan Prado Müzesi ve en iyi özel koleksiyonlardan birine sahip olan Thyseen- Bornemisza birbirine yürüyüş mesafesinde mutlaka görülmesi gereken üç büyük müze. Madrid'de San Miguel pazarı Avrupa'da son yıllarda trend olan ve nedense bizim Kadıköy ya da Beyoğlu Balık Pazarları'nın sanip olmadığı düzende bir gastronomi cenneti. Ufak dükkanlarda yüzden fazla çeşit tapas, minik hamburgerler ve elbette milli tatlıları.. 
Türk Hava Yolları, Efes, Emporio Armani, Spalding, Adidas, Citroen ve Turizm Bakanlığımızın yer alacacağı Plaza de Oriente'deki Fan Zone (Taraftar alanı) dört gün boyunca amatörlerin beşli, üçlü ve tek tek maçlarına sahne olacak. 202 ülkeden naklen yayınlanacak olan THY Euroleague Final Four'u 500'den fazla akredite gazeteci takip edecek. Turnuvanın Madrid için yaratacağı ekonominin yüz milyon euro'yu bulması bekleniyor. 1998'den bu yana dörtlü final formatında oynanan Avrupa basketbolunun en büyük kupasında 12 ülkeden 17 farklı takım kupayı kaldırmayı başardı.
Fenerbahçe'nin yarı finaldeki rakibi Real Madrid, 1964-1995 yılları arasında aldığı sekiz kupa ile hâlâ Avrupa'nın en büyüğü ama Final Four'lu yılların tartışmasız kralı yedi finalin altısında zafere ulaşan Panathinaikos. Dino Meneghin, Varese ve Olimpija Milano formalarıyla yedi Euroleague şampiyonluğu kazanırken, tarihin en başarılı koçu Madrid'e Fenerbahçe'nin başında dokuzuncu kupasını almaya gidecek Zeliko Obradovic. Partizan, Joventut, Real Madrid'e birer zafer yaşattıktan sonra Panathinaikos'a beş şampiyonluk yaşatan Obradovic tam bir fenomen ve Madrid'de Barclaycard Center'da iki gün boyunca salonun en karizmatik ismi olması şimdiden kesin. 
1998'de ilk Final Four'da Philips Milan'a 90-84 kaybeden Maccabi Tel Aviv, turnuvanın aynı zamanda son şampiyonu. Geçen sezon Real Madrid'i finalde deviren Maccabi bu sezon Obradovic'e çarpıldı ve Fenerbahçe'den maç alamadan 0-3 ile evine dönmek zorunda kaldı. Ev sahibi Madridliler Olympiakos'a elenen Barcelona'nın Final Four'a gelmemesinden gayet mutlular. Barcelona basketbol takımı Madrid'e gelemeyecek ama Euroleague Final Four için İspanya'nın başkentine gideceklere futbolun güzel bir sürprizi var. Yarı final ve final arasındaki boş günde Atletico Madrid, evi Vicente Calderon'da Barcelona'yı ağırlayacak. (SABAH Pazar)

20 Nisan 2015 Pazartesi

Uzakların Gerçekleri Masaldır Buralarda

Galatasaray'ın eski kaptanı, futbol tarihimizin yüzakı adamlarından biri olan Tugay Kerimoğlu, poster olacak bir söz etti yakınlarda: "Orada binalar olması benim Ali Sami Yen'i görmeme engel değil." Kerimoğlu, futbol kitapları denildiğinde herkesin Nick Hornby'nin Futbol Ateşi ile ilk ikiye koyduğu Gölgede ve Güneşte Futbol'da yer alan mektubu okumuş mudur bilinmez ama Mecidiyeköy'de artık tarihe karışan, yıllarca ter döktüğü Ali Sami Yen Stadı'nın belleklerden silinmeyeceğini kısa ve öz ancak bu kadar güzel anlatır bir insan... 

150 yıllık oyunun tarihinde zamana yenik düşen ve yerine yenisi yapılan stadyumların hikayesi tek değildir, binlerce taraftarın, yüzlerce futbolcunun anılarının birlikteliğidir. Arjantinli yazar Osvaldo Soriano bir gün oturup yakın dostu Uruguaylı bir yazara mektup yazdı. San Lorenzo taraftarı olan Soriano, Buenos Aires'de işçi ailelerinin yoğunlukla yaşadığı Boedo'da kulübün borçları yüzünden satılan ve yıkılmak zorunda kalan 75 bin kapasiteli Estadio Gasometro'nun ardından hissettiklerini mektuba döktü. Zarfı açan ondan üç yaş büyük olan Uruguaylı yazar, çocuk yaşta futbolcu olmak istemiş, başaramayıp, iyi bir gazeteci ve edebiyatçı olduğunda kendini kısaca "basit bir futbol dilencisi" olarak niteleyen ve güzel oyunun peşinden koşan Eduardo Galeano'dur. Latin Amerika'nın Kesik Damarları Güney Amerika kıtasının geçmişinde sömürgeciliğin yaralarını ve acıların öğrenmek isteyenlerin başucu eseridir. 

Galeano, 1997 yılında 54 yaşında hayata veda eden Osvaldo Soriano'nun mektubunu Gölgede ve Güneşte Futbol adlı kitabına koyar. "Bir çocuğa mutluluğu anlatmak istiyorsan onun önüne bir top at", "İnsanın bir ağzı, iki kulağı vardır. O yüzden ne konuşacaksan önce iki katı dinlemeyi öğren" diyen Galeano, Avrupa'da yükselen futbol endüstrisinin karşısında duran bir melankolik olmaktan hayatı boyunca vazgeçmedi. Eduardo Galleano, geçen pazartesi günü 74 yaşında hayata veda etti. Ölümünden bir gün önce hastane odasında ona büyük tutkuyla bağlı olduğu Club Nacional'ın lig maçında Ranpla Juniors'u 3-1 mağlup ettiğini söylediklerinde gülümsemiş. Kadim dostu Osvaldo Soriano'ya aynı gün San Lorenzo'nun Independiente'yi 1-0 mağlup ettiği müjdesini onunla buluştuğunda vermiş midir acaba?
Osvaldo Soriano

 Sevgili Eduardo
Geçen gün Carrefour'daydım. Biliyorsun, orası San Lorenzo Kulübü'nün eski stadının bulunduğu yere inşa edilmişti. Oraya, San Lorenzo'da dört yıl arka arkaya gol kralı olan, çocukluk dönemimin kahramanı Sanfilippo ile birlikte gittik. Tencereler, tavalar, peynirler, asılı duran sucuklar arasında dolaşıyorduk. Kasaya yaklaşmıştık ki, Sanfilippo birden kollarını açarak bana şöyle dedi: "Düşün ki, Boca ile oynadığımız maçta Roma'ya golü tam bu noktada atmıştım." El arabasına tepeleme doldurduğu konserveleri, etleri, sebzeleri güçlükle taşıyan şişman bir kadının önüne geçerek konuşmaya devam etti: "Futbol tarihine geçen en hızlı goldü o." Kornerden gelecek topu bekler gibiydi ve heyecanla o anı anlatıyordu: "Takımın gençlerinden 5 numaraya şöyle dedim: 'Düdük çalınır çalınmaz topu bana havadan gönder. Hiç heyecanlanma, seni mahcup etmeyeceğim.' Ben yaşça ondan büyüktüm, çocuğun adı Capdevilla'ydı. Heyecanlanmıştı, beceremeyeceğinden korkuyordu." Sanfilippo mayonez şişelerinin olduğu yeri işaret ederek anlatmayı sürdürdü: "Topu tam oraya yerleştirdi." Etraftaki müşteriler nefeslerini tutmuş, bizi izliyordu. "Top defansın ortasında oynayan adamların arkasına düştü. Hemen fırladım fakat biraz uzağa gitmişti. Şu pirinç torbalarının durduğu yere, görüyor musun?" Alt sıradaki rafı gösteriyordu. Sonra yepyeni lacivert takım elbisesine, gıcır gıcır cilalı ayakkabılarına aldırış etmeden bir tavşan gibi fırladı. "...güm diye bir çaktım topa!" Sol ayağıyla vurmuştu. 30 yıl önce kalenin bulunduğu, şimdi kasanın durduğu yöne doğru çevirdik bakışlarımızı... Hepimiz topun kaleye girişini görür gibiydik. Tam pillerin ve tıraş bıçaklarının dizili olduğu yerden girmişti. Sanfilippo sevinçle kollarını havaya kaldırdı. Müşteriler ve kasiyer kızlar coşkuyla alkışlıyordu. Neredeyse hüngür hüngür ağlayacaktım. O zamanlar Nene takma adıyla bilinen Sanfilippo, 1962'deki golü yeniden atmıştı, sırf ben göreyim diye... Osvaldo Soriano

13 Nisan 2015 Pazartesi

Blogger İçin Yeni Facebook Sayfa Eklentisi

Facebook’un yaptığı resmi duyuruya göre; çoğu bloggerın yoğun bir şekilde kullandığı Facebook beğen kutusu da dahil olmak üzere 4 resmi eklentinin 23 Haziran 2015 tarihinde kapatılacağını açıkladı.

 

Blogumuzla Facebook sayfamız arasında bağlantı kurarak hem Facebook takipçi sayımızı hem de blogumuzun trafiğini arttırmaya yaran bu önemli eklentiye alternatif olarak yeni bir eklenti hemen kullanıcılara sunuldu.

 

Aşağıda detaylarını anlattığım eklentiyi ister şimdi, ister 23 Haziran’da eskisiyle değiştirebilirsiniz.

 

facebook-sayfa-eklentisi

Eklentiyi blogunuza nasıl ekleyeceğinize geçmeden önce kısaca özelliklerinden bahsetmek istiyorum.

 

- Sayfanızın kapak fotorafını ve profil fotoğrafını gösterebilirsiniz.

- Eklentinin genişliğini ve yüksekliğini ayarlayabilirsiniz.

- Sayfanızı beğenenleri gösterebilirsiniz.

- Sayfanızdaki akışı gösterebilirsiniz.

 

Eklentiyi blogunuza eklemek için Blogger kumanda panelinize giriş yaptıktan sonra Yerleşim > Gadget Ekle > HTML/JavaScript Gadget yolunu takip edin ve aşağıdaki kodları yapıştırarak kaydedin.

 

<div id="fb-root"></div>
<script>(function(d, s, id) {
  var js, fjs = d.getElementsByTagName(s)[0];
  if (d.getElementById(id)) return;
  js = d.createElement(s); js.id = id;
  js.src = "//connect.facebook.net/tr_TR/sdk.js#xfbml=1&version=v2.3";
  fjs.parentNode.insertBefore(js, fjs);
}(document, 'script', 'facebook-jssdk'));</script>

<div class="fb-page" data-href="https://www.facebook.com/bloghocam" data-width="300" data-height="400" data-hide-cover="false" data-show-facepile="true" data-show-posts="true"><div class="fb-xfbml-parse-ignore"><blockquote cite="https://www.facebook.com/bloghocam"><a href="https://www.facebook.com/bloghocam">Blog Hocam</a></blockquote></div></div>

 

Kodlarda değiştirmeniz gereken yerler:

 

- Siyah renkle gösterdiğim yerlere kendi Facebook sayfanızın URLsini yazın.

- Yeşil renkle gösterdiğim yere blogunuzun ya da Facebook sayfanızın ismini yazın.

- Lacivert renkle gösterdiğim yerde 300 yerine eklentinin genişliğini, 400 yerine eklentinin yüksekliğini pixel değerinden yazın.

- Kırmızı renkle gösterdiğim yerde false yazan yere true yazarsanız kapak fotoğrafı gözükmez.

- Mor renkle gösterdiğim yerde true yazan yere false yazarsanız sayfayı beğenenlerin profil resimleri gözükmez.

- Gri renkle gösterdiğim yerde true yazan yere false yazarsanız Facebook sayfanızdaki paylaşımlar gözükmez.

 

Bu eklentiyle ilgili söyleyeceklerim bu kadar. Konuyla ilgili sorularınızı yorum bölümünden sorabilirsiniz. Herkese iyi bloglar…

12 Nisan 2015 Pazar

Hep Aynı Kente Varacaksın

Feyenoord formasıyla UEFA Kupası’nı kaldıran Pierre Van Hooijdonk, Fenerbahçe’nin yolunu tuttuğunda Hollanda kulübü onun boşluğunu doldurmak için Utrecht’ten genç bir forveti kadrosuna katmıştı. O genç, usta Hooijdonk gibi Feyenoord formasıyla şampiyonluk sevinci yaşayamadı ve şampiyonluğun ne olduğunu öğrenmek için 10 yıl bekledi. Hooijdonk gibi. Fenerbahçe’de ilk şampiyonluk kupasını kariyerine yazdıran Hooijdonk’tan 10 yıl sonra bu kez Dirk Kuyt, sarı-lacivertli forma ile ligi önde göğüsleyen takımın önemli bir parçası oldu. İkisi de kariyerlerinin sonunda kürkçü dükkanına döndüler. Hooijdonk, 2006’da Feyenoord’da bir sezon oynayıp veda ederken, Kuyt da iki gün önce son sezonunu çıkış yaptığı kulüpte geçireceğini açıkladı. 

Liverpool formasıyla şampiyonluk yaşamasa da Premier Lig’in posterlik oyuncularından biri olmayı başarıp gelmişti İstanbul’a. Hollanda bildiğiniz santrfor madeni, bir zaman sonra sağ kanatta ve hatta milli takımında sağ bekte gördük onu. Kadife ayakları yoktu, topla dansedenlerden değildi ama tekmeye kafa uzatanlar kulübü üyesiydi, delişmen, son saniyeye kadar pes etmeyen, koşmayı meslek edinmiş, futbolun takım oyunu olduğunu ilk günden bilen saha içinde müthiş profesyonel ve saha dışında örnek bir adam. Bazı futbolcular televizyon ekranına sığmaz. Oynadıkları futbolun hakkını verebilmek için tribünden izlemeniz gerekir. Top ayağındayken değil, topsuz koşularıyla rakip defansın dengesini bozan adamlardandı Kuyt. Alex’in ayrılığı sonrasında bazen de her şeyi yapmaya çalışırken kendi işini yapamayan adam. Oynadığı son Galatasaray derbisi de Fenerbahçe formasıyla kariyerinin özeti sanki. Topla kendisine göre ters-sol-kanatta buluştu ve 80 dakikası geride kalmış oyunda müthiş bir enerjiyle ayağıyla kapatıp direk dibine vurduğu golle Kadıköy’ü ayağa kaldırdı. Şimdi vefa borcunu ödemek için Feyenoord formasıyla sahaya çıkacak gelecek sezon. 

Kuyt bana futbol dünyasında çıkış yaptığı, yetiştiği kulübü dönenleri hatırlattı bu kararıyla. Atletico Madrid’de genç yaşta kaptan olan, Liverpool ve Chelsea forması giydikten sonra bu devre arasında hatırlanmayacak bir Milan macerasından sonra evi Vicente Calderon Stadı’na dönen Fernando Torres gibi… İspanya’yı Real Sociedad ve Villlarreal formalarıyla kavurduktan sonra Beşiktaş’a dönen ve keşke de dönmeseydi dedirten Nihat Kahveci gibi. Barcelona formasıyla Franco rejimi sonrası Real Madrid’e kafa tutan Johan Cruyff’un 1981’de yetiştiği Ajax’a dönmesi gibi. Flamengo formasıyla harikalar yarattıktan sonra Udinese’ye gelen ve iki yılın ardından tekrar unutamadığı o forma için dört yıl daha ter döken Zico gibi. Boca Juniors’da yetişmemiş olmasına rağmen, aşık olduğu sarı-lacivertli formaya görkemli ve skandalı bol Avrupa yılları sonrasında kavuşan Maradona gibi. 

Çin’de forma giydikten sonra Galatasaray’da 1.5 sezon kalan ve adının yazıldğu pankartın yokluğunda tribünden hiç inmediği Chelsea’ye yeniden merhaba diyen Drogba gibi. 120 gol atıp veda ettiği Liverpool formasından beş yıl uzak kalan ve 2006’da 30 yaşında tekrar kırmızıyı giyen Robbie Fowler gibi. Avrupa’da bir orta saha oyuncusu ne yapmalı dersini yıllarca verdikten sonra babasının da kupalar kazandığı, yetiştiği kulüp olan Estudiantes’e dönüp yine kupa kaldıran Seba Veron gibi. Coritiba'ya dönen Alex de Souzagibi... İspanya ve İtalya’da son 15 yılın en şık golcülerinden biri olan ve bugünlerde Racing Club forması giyen Diego Milito gibi. Liste uzar gider, bu dönmeleri, bu burunda tütmeleri en güzel Konstantin Kavafis’in şiiri anlatır:

"Başka diyarlara, başka denizlere giderim, dedin.
Bundan daha iyi bir kent vardır bir yerde nasıl olsa.
Sanki bir hükümle yazgılanmış bir çabam;
ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş oraya.
Daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım?
Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada
gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yalnızca 
yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın."
Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler.
Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın
aynı sokaklarda. Ve aynı mahallede yaşlanacaksın
ve burada, bu aynı evde ağaracak aklaşacak saçların.
Hep aynı kente varacaksın. Bir başka kent bekleme sakın,
ne bir gemi var, ne de bir yol sana.
Nasıl heder ettiysen hayatını bu köşecikte,
yıktın onu, işte yok ettin onu tüm yeryüzünde

5 Nisan 2015 Pazar

FCBscola

Doksanların ortası. İngilizler futbolu icat etmişler ama Hollandalılar da futbolcu yetiştirmekte üniversite olmuşlar. Newcastle kulübü bir antrenörünü Amsterdam'a yolluyor. Ajax kulübünden gereken izinler alınmış, İngiliz futbol adamı, Hollanda kulübünün altyapısında gözlem yapacak ve döndüğünde futbolcu fabrikasının sırlarını kulübüne aktaracak. Soyunma odasında tekno müzik çalıyor olması ve genç futbolcuların yüzlerinin sürekli gülmesi Britanyalı'ya çok da özel gelmiyor, A takım hangi dizilişle oynuyorsa 12 yaşındaki çocuk da bu formasyonla yetiştiriliyor kısmını de öğreniyor ama yetmiyor elbette. Forvet oyuncularının idmanın bir bölümünde savunmaya geçtikleri, her hattın toplu idman dışında özel antrenman yaptığı ve savunma, orta saha, forvet antrenörlerinin olduğu bilgisi ise önemli tabii. Hollandalılar açık sözlüdür, kendi doğrularını insanın suratına söylerler derler. Bizim İngiliz hoca, Ajax'taki meslektaşına soruyor: Bu ülkeden nasıl oluyor da bu kadar çok santrfor çıkıyor? Hollandalı'nın yanıtı maalesef köfte tarifi verirken kıymanın ardından özel baharat karışımım, bunu açıklamam mümkün değil, aile sırrı diyen esnaf gibi. "Kek tarifi olsa da versem, bu Ajax geleneğidir" deyip çıkıyor işinden. Hollandalılar mesele oyuncu yetiştirmekse bunu her zaman iyi yaptılar. Fransızlar, federasyon önderliğinde clairefontaine akademisinde yüzlerce futbolcu yetiştirdiler. Almanlar, 2000 sonrasında kurdukları futbol akademileriyle inceci futbolcumuz yok derken bugün süperstar düzeyinde bir elin parmaklarından fazla 10 numara yetiştirdiler. İtalyanlar sırtını hep Güney Amerika'ya dayadı. Dünyanın en hızlı ve en zorlu ligi Premier Lig'de ter dökmek kolay iş değildir, İngilizler bu sezon Avrupa'da hüsran yaşamış olabilirler ama ligin sistemine uygun oyuncu pardon atletler yetiştirmeyi iyi beceriyorlar. En iyi örneği de 100 milyonluk Gareth Bale galiba... 
Bir de İspanya gerçeği var elbette. Dillere destan futbol altyapısı La Masia ile Barcelona elbette ki listenin başında. Yetişen yıldızları sayıp başınızı ağrıtmak istemem ama bir gerçeğin altını çizmek lazım, Katalanlar futbolcudan önce antrenör yetiştiriyorlar. İşi sadece topa vurmayı, alan paylaşmayı, paslaşmayı, defans-hücum yapmayı öğretmek olmayan, çocuk psikolojisinden anlayan, onlardan bir takım yapmak için onların önce birer birey olmalarına yardım eden, egolarını kontrol altına çalan, çocuk yaşta yeteneğin şımarttığı ayakları sistemin içinde "Takım arkadaşın yoksa sen bir hiçsin" diyerek yetiştiren antrenörler. Belki de bizim en büyük eksikliğimiz işte bu adamlar. Altyapı deyince hep genç yeteneklerden bahseden bizler, okul hayatımızın efsane öğretmenleri, profesörlerinin futbol sahalarındaki benzerlerini bulamadığımızdan, 20 yaşına geldiğinde şöhretini yönetemeyen, kötü yaşayan, hâlâ düzgün orta yapamayan, savunma yaparken topa değil rakibe bakan nesiller yetiştirdik. 
Barcelona kulübü, Ajax gibi ketum değil. Xevi Merci ile Barselona'da Camp Nou Stadı'nda tanıştım. Kek tarifini vermeye hazır bir futbol adamı o. Barcelona'nın 16 ülkede yer alan FCBscola Futbol Okulları'nın koordinatörü. Geçen hafta, dünyanın dört bir köşesinden gelen 92 takımda yer alan binden fazla 12 yaş altı çocuk, Camp Nou Stadı'nın yanında yer alan futbol sahalarında kozlarını paylaştılar. Türkiye'de Avea'nın sponsor olduğu Barcelona Futbol Okulları'na seçmeyle alınan 300 çocuk, İstanbul'da Barcelona'nın gönderdiği iki tecrübeli futbol antrenörlüyle aylardır çalışıyor. O gençlerin arasından seçilen 11 çocuktan yedisi burslu ve üzerlerinde Barcelona formasıyla Türkiye'yi temsil ettiler. Çin'e ve Katalunya'ya beş gol attılar. ABD'li çocuklar çok gürbüz çıktılar, bizimkileri 3-0 ile geçtiler. Japonlar bu kez bizimkilerden çelimsizdi, üç attık. Formanın arkasına numara yazdırmayan bizim Katalan antrenör "Kimse kendini 10 numara hissetmemeli bu yaşta" dedi. Brezilya'yı önce 2-1 yenip ardından 1-0 kaybettiler. Futbolda sponsora oyunu sevdirebilmek önemli. Bugün Sevgi Evleri'nden gelen çocuklarla beraber 180 çocuk, İstanbul'da Maltepe ve Maslak'taki futbol okullarında Barcelona'nın teknik adamları nezaretinde ileride büyük futbolcu olabilmek için burslu eğitim görecekler. Barcelona, Türkiye'de 12 antrenörü de eğitip okul kadrosuna kattı. Çocukların elbette ki bonservisi yok. Ben olsam Barselona'da U12 takımında oyuna stoper başlayan, forvette bitiren bizim çocuğu hemen kulübüme transfer ederdim mesela... Hikayenin sonunda Fenerbahçe'den Barcelona'ya transfer olan bir Türk var. Övgü Doğan, Fenerbahçe'nin yurtdışıyla bütün kontağını sağlayan iletişim uzmanıydı. O artık Barcelona kulübünün pazarlamasında hangi yeni coğrafyaya adım atabilirizin peşinde. Barcelona için Camp Nou'nun zemininde değil, ofis katlarında oynuyor! Birden fazla övgü oldu bu Pazar. Avea-Barcelona futbol takımımızdaki çocuklara ve İspanya'da gurur duyacağımız bir Türk kadınına... Yolları açık olsun... 

4 Nisan 2015 Cumartesi

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


4 Nisan Cumartesi
13:30 Balıkesirspor - Mersin İdmanyurdu @LigTV2
13:30 Gençlerbirliği - Kasımpaşa @LigTV
14:00 Kayserispor - Giresunspor @TRT 1
14:00 Orduspor - Manisaspor @TRT Spor Web
14:45 Arsenal - Liverpool @LigTV3
16:00 Eskişehirspor - Sivasspor @LigTV
16:00 Elazığspor - Bucaspor @TRT Spor Web
16:00 Inter - Parma @A Spor
16:00 Cagliari - Lazio @Tivibu
16:30 Wolfsburg - Stuttgart @TRT Spor
16:30 Hoffenheim - Mönchengladbach @Tivibu
17:00 Sevilla - Athletic Bilbao @NTVSpor Smart HD
17:00 Manchester United - Aston Villa @LigTV3
18:00 Guingamp - Lyon @Tivibu
18:30 Karşıyaka - Adana Demirspor @TRT Spor
19:00 Çaykur Rizespor - Fenerbahçe @LigTV
19:00 Benfica - Nacional @Tivibu
19:00 Cordoba - Atletico Madrid @NTVSpor Smart HD
19:30 Borussia Dortmund - Bayern München @TRT Haber
19:30 Fiorentina - Sampdoria @Tivibu
19:30 Chelsea - Stoke City @LigTV3
21:00 Lille - Reims @A Spor
21:00 Almeria - Levante @NTVSpor Smart HD
21:45 Twente - PSV Eindhoven @Tivibu
22:00 Juventus - Empoli @Tivibu
22:00 Portuguesa - RB Brasil @LigTV3
22:00 Chicago Fire - Toronto FC @Eurosport2
23:00 Malaga - Real Sociedad @NTVSpor Smart HD
00:30 Palmeiras - Mogi Mirim @LigTV3

5 Nisan Pazar
13:00 Bursaspor - Kayseri Erciyesspor @LigTV
13:00 Akhisar Belediyespor - Gaziantepspor @LigTV2
13:00 Real Madrid - Granada @NTVSpor Smart HD
13:30 Boluspor - Albimo Alanyaspor @TRT Spor Web
13:30 Gaziantep BBSK - Osmanlıspor FK @TRT Spor
13:30 AZ Alkmaar - Feyenoord @Tivibu
13:30 Utrecht - Ajax @Tivibu
13:30 Zenit St. Petersburg - CSKA Moscow @LigTV3
15:30 Burnley - Tottenham @LigTV2
16:00 Galatasaray - Karabükspor @LigTV
16:00 Adanaspor - Denizlispor @TRT Spor
16:30 Augsburg - Schalke 04 @TRT Spor
18:00 Nantes - Caen @Tivibu
18:00 Valencia - Villarreal @NTVSpor Smart HD
18:00 Sunderland - Newcastle United @LigTV2
18:30 Antalyaspor - Altınordu @TRT Spor
18:30 Hertha Berlin - Paderborn @TRT Haber
19:00 Torku Konyaspor - Trabzonspor @LigTV
20:00 Getafe - Deportivo La Coruna @NTVSpor Smart HD
22:00 Marseille - Paris SG @Tivibu
22:00 Celta Vigo - Barcelona @NTVSpor Smart HD
22:00 Corinthians - Santos @LigTV3
00:00 San Jose Earthquakes - Real Salt Lake @Eurosport

6 Nisan Pazartesi
19:00 Şanlıurfaspor - Samsunspor @TRT Spor
20:00 Beşiktaş - İstanbul Başakşehir @LigTV
21:00 Espanyol - Elche @NTVSpor Smart HD
22:00 Porto - Estoril @Tivibu
22:00 Crystal Palace - Manchester City @LigTV3