26 Ekim 2014 Pazar
Seni Uzaktan Sevmek
Sadece teknik direktör, futbolcular değil; taraftar da maçtan önce kafasında oynar 90 dakikayı...Sahaya çıkacak 11, diziliş, rakibin zaafları, kendi takımının yumuşak karnı.Herkes kazanır o maçı, sahadaki oyun ise hayattaki gibidir, evdeki hesap çarşıya uymaz bazen. İşte o zaman "Keşke"ler vaktidir. "Keşke sezon başında sattığımız sağ açık takımda kalsaydı ya da 10 numarasız çıktık sahaya, beyinsiz oynanmaz bu oyun" devreye girer.
Sıcak örneklerini isterseniz; derbide Fenerbahçe taraftarı Diego'nun neden oynamadığını sorgulamıştır, hakem son düdüğü çaldığında; Galatasaraylılar ise 12 milyon ödedikleri Bruma ya da kiralık gönderdikleri Amrabat, Dortmund maçında olsaydı "Rakip kaleye gidebilirdik" demişlerdir.
Telafisi yok hiçbirinin ama önümüzdeki maçlara baktığımız zaman diliminde başka ne konuşabilir ki taraftar... Doğrusu belki de Diego oynasa zayıf kalacak Fenerbahçe orta sahasının Alves atılana kadar domine ettiği futbolu oynayamayacağı; oynadıklarında da çare olmayan Amrabat'ın Malaga'da, Bruma'nın tribünde olmasıdır.
Bilemem, bilemeyiz ama bir bildiğim var. Her takımın elinden kaçırdığı ve sonra taraftarın dizlerini dövdüğü futbolcular vardır. Beşiktaşlılar, Manchester United formasını altı yıl giyen Ronny Jonhsen'i hayranlıkla izlediler. Fenerbahçe alt yapısından yetişen Olcan, son üç yıldaki performansıyla sarı-lacivertli forma altında banko adam olmaz mıydı? Yarım sezonda ele avuca sığmayan Ribery'i Galatasaray yönetimi elinden kaçırmasaydı, Türk futbol tarihi başka türlü yazılabilirdi. Egemen-Selçuk İnan- Burak Yılmaz üçlüsünün oluşturduğu omurga Trabzonspor'da devam etse peki? Pop müzik tarihimizin en sıkı parçalarından biri olan Kış Güneşi'nde Tarkan'ın dediği gibi "Yanlış zaman, yanlış insan, tutunmak imkansız yamalı sevdalardan" hikayesidir bu gidenler... Yanlış insan, yöneticiler satar onları, ya da yanlış zamanda gelmişlerdir takıma... Sana yar olmazlar, bıçak yarası gibidir ama yetmez, gittikleri takımlarda öyle bir futbol oynarlar ki, tırnaklarını kemirirsin, saçların dökülür. 'Olsaydı, kalsaydı' hikayelerinde Nihat Kahveci, Tuncay Şanlı, Arda Turan üçlüsünü liste başına yazalım ve yine bir kısa Avrupa turu yapalım.
Maradona, 1984'de Barcelona formasıyla ligi dağıtıp 38 gol attığında, kulüp yönetimi için önemli olan otuz kişilik eşrafıyla sabaha kadar dağıttığı partilerdi. Kötü yaşayana Barcelona'da yer yoktu, Napoli'ye sattılar, Maradona bir şehre yaşam sevinci getirdi.
Gary Lineker bugünün şık yorumcu ağabeyi, döneminin en klas golcüsü. Barcelona'da sadece iki sezon kaldı, 36 gol attı, Katalanlar onu Tottenham'a sattılar. Akıllanmamışlardı, 20 yaşındaki Ronaldo'yu, Robson'un teknik direktör, Mourinho'nun tercüman olduğu sezonda 49 maçta 50 gollük performansına rağmen Inter'e verirken pişman değillerdi. Sonra oldular, o ayrı!
Kuzey'in gelmiş geçmiş en kadife ayağı Michael Laudrup, alt yapıdan yetişen ve 16 yaşında arka kapıdan Arsenal'e kaçıp yıllar sonra 40 milyon avroya alınan Fabregas ya da onun izinden gidip Manchester United'ın yolunu tutan ama Alex Ferguson'un bir anlık gafletiyle geri dönen stoper Pique... Real Madrid de farklı değil, ön liberoların atası kabul edilen Makelele ardından Sneijder ve Robben. Kimbilir Real Madrid bu ikiliyi bile satabildiği (!) için dünyanın en büyük ve aynı zamanda en hoyrat kulübüdür.
İtalya' da dizini döven bir kulüp arıyorsanız o da Inter'dir. Bugün Bursaspor'da kariyerinin son günlerini geçiren Frey esaslı kaleciydi ama genç yaşta sattılar. Cannavaro, Dünya Kupası'nda yıllar sonra Altın Top ödülünü alan defans oyuncusu oldu ama Inter'den Juventus'a firar etmişti bile. Roberto Carlos, Real Madrid'de gelmiş geçmiş en iyi sol bek oldu, Inter onu sattığı için kafasını taşlara vurdu. Dennis Bergkamp, Inter'de 'tutunamadı' sonra Arsenal'de 11 yıl gollerin en güzelini attı. Vatandaşı Kluivert, gittiği Barcelona'da çok iş yaptı ve kendisini gönderen Milan'a yıllarca el salladı. Bir kulüp ezeli rakibine en iyi adamını satar mı? Farkında değilse, evet.
Real Madrid'den Inter'e gelen Seedorf, Milano'nun öteki tarafına, Milan'a gitti ve yıllarca orta sahada külhanbeyi Gattuso'nun önünde döktürdü. Inter bu, yetmez elbette. Diego Simeone bugün dünyanın en iyi teknik adamlarından biri. Onu İtalya'ya getiren Lucescu idi. Yıllar sonra en iyi zamanında Inter onu da yollamayı başardı. Lucescu'nun kısa Inter macerasında A takıma çıkan Pirlo'nun Milan'a gidişinde Inter taraftarı bilse başkan Massimo Moratti'ye çok özlediğimiz Barış Manço'dan Dağlar Dağlar şarkısını söylerdi: "Ellerimle büyüttüğüm solarken dirilttiğim çiçeğimi kopardın sen ellere verdin." Pirlo, Inter Üniversitesi'nden mezun oldu, Milan'da yüksek lisans ve doktorasını yaptı. Maestro olduğu Juventus formasıyla da artık bir futbol profesörü...
1996'da UEFA Kupası çeyrek finalinde Milan evinde Bordeaux'yu 2-0 yenmiş, Maldini, Baresi, Desailly, Baggio, Donadoni'li kadrosuyla Fransa'ya kafası rahat gitmişti. Bordeaux, ilk yarıya 1-0 önde kapadı ve 63'te Zidane'ın serbest vuruşu maçın hakemi Ahmet Çakar'a çarpıp Dugarry'nin önünde kaldı, Fransızlar bir gol daha atıp rövanşı 3-0 aldılar ve turu geçtiler. Milan'da teknik direktör Fabio Capello hesabı genç bir Fransız oyuncuya kesti.
20 yaşındaki Patrick Vieira'nın Milan formasıyla sadece ikinci maçıydı ve son maçı oldu. İtalyanlar onu Arsenal'e sattı, Vieira, Londra kulübünde 280 maça çıktı! Ya o top Ahmet Çakar'a çarpmasaydı... Bilemem, bilemeyiz...
Hayat...
25 Ekim 2014 Cumartesi
Hafta Sonu Naklen Yayınlar
25 Ekim Cumartesi
14:00 Bucaspor - Adanaspor @TRT 1
14:30 Fenerbahçe U21 - Gençlerbirliği U21 @FBTV
14:45 West Ham United - Manchester City @LigTV3
16:00 Denizlispor - Boluspor @TRT Spor Web
16:00 Empoli - Cagliari @Tivibu
16:30 Borussia Dortmund - Hannover 96 @TRT Spor
16:30 Eintracht Frankfurt - Stuttgart @Tivibu
17:00 Almeria - Athletic Bilbao @NTVSpor Smart HD
17:00 Liverpool - Hull City @TV8
18:00 Paris SG - Bordeaux @Tivibu
18:30 Manisaspor - Karşıyaka @TRT Spor
19:00 Balıkesirspor - Bursaspor @LigTV2
19:00 Fenerbahçe - Gençlerbirliği @LigTV
19:00 Göztepe - Diyarbakır BBSK @Kanal 35
19:00 Real Madrid - Barcelona @NTVSpor Smart HD
19:30 Bayer Leverkusen - Schalke 04 @TRT Spor
19:30 Swansea City - Leicester City @LigTV3
21:00 Bastia - Monaco @A Spor
21:00 Valencia - Elche @NTVSpor Smart HD
21:20 Palmeiras - Corinthians @LigTV3
21:30 Seattle Sounders - Los Angeles Galaxy @Sports TV
21:45 Sampdoria - Roma @Tivibu
22:15 Arouca - Porto @Tivibu
23:00 Cordoba - Real Sociedad @NTVSpor Smart HD
26 Ekim Pazar
05:00 Vancouver Whitecaps - Colorado Rapids @Sports TV
13:00 Malaga - Rayo Vallecano @NTVSpor Smart HD
13:30 Mersin İdmanyurdu - Eskişehirspor @LigTV
14:00 Osmanlıspor - Orduspor @TRT Spor
15:30 Tottenham - Newcastle United @LigTV3
15:30 Burnley - Everton @LigTV2
16:00 Trabzonspor - Gaziantepspor @LigTV
16:00 Juventus - Palermo @Tivibu
16:30 Wolfsburg - Mainz 05 @TRT Spor
18:00 Espanyol - Deportivo La Coruna @NTVSpor Smart HD
18:00 Manchester United - Chelsea @LigTV3
18:30 Samsunspor - Elazığspor @TRT Spor
18:30 Mönchengladbach - Bayern München @TRT Haber
19:00 İstanbul Başakşehir - Galatasaray @LigTV
19:00 Lazio - Torino @Tivibu
19:00 Napoli - Verona @Tivibu
20:00 Sporting Lisbon - Maritimo @A Spor
20:00 Sevilla - Villarreal @NTVSpor Smart HD
21:45 Milan - Fiorentina @Tivibu
22:00 Lyon - Marseille @Tivibu
22:00 Getafe - Atletico Madrid @NTVSpor Smart HD
22:15 Sporting Braga - Benfica @Tivibu
27 Ekim Pazartesi
02:30 Sporting Kansas City - New York Red Bulls @Sports TV
19:30 Dinamo Moskova - Rubin Kazan @LigTV2
20:00 Kayseri Erciyesspor - Beşiktaş @LigTV
22:00 Queens Park Rangers - Aston Villa @LigTV3
24 Ekim 2014 Cuma
Allianz Kurumsal İletişim’de Fark Yaratmış!
Blog Hocam’ın sloganında da belirttiğim gibi 3.5 senedir üzerinde durduğum esas konu “daha iyi bir blog sahibi olmak”. Blogunuzu geliştirmek için bugüne kadar yüzlerce ipucu ve yöntem paylaşmışımdır. Fakat türü ve konusu ne olursa olsun her blog için geçerli bazı temel kavramlar olduğunu düşünmüşümdür her zaman. Neler mi? Fark yaratmak, doğal olmak ve iletişim kurmak. Bana göre bu üç kavram iyi bir blog/blogger olmanın temelidir. Tasarım, SEO, blog araçları gibi detaylar bu 3 temelin üzerine inşa edilmelidir.
Fark yaratmak, doğal olmak ve iletişim kurmak… Üzerinde durduğum bu üç kavramın gerekliliği sadece bloglar için değil, iş dünyasında pek çok sektörde başarılı olabilmek için de geçerli değil midir? Gıdadan, tekstile, inşaattan, medyaya kadar şirketlerin ve markaların stratejilerini incelediğinizde fark yaratan, doğal olan, hedef kitlesiyle iyi iletişim kuranların her zaman göz önünde ve başarılı olduğunu görürüz.
Blogların ve blog dünyasının, gerçek hayatla pek çok bağlantısı olduğunu iddia etmiş, gerçek hayattan aldığım ilhamları ve karşılaştığım başarı hikayelerini blog yazarlığına da uygulayarak hem öneri, hem olarak sizlerle paylaşmış, hem de bizzat kendi blogumda uygulamaya çalışmışımdır.
Yine sizlere ilham olması ve örnek teşkil etmesi açısından son zamanlarda sosyal medyada çok sevilen ve fenomen olma yolunda ilerleyen bir proje ve marka iletişim stratejisinden bahsedeceğim.
Söz konusu firma Allianz Türkiye ve sektör hepinizin bildiği gibi sigorta sektörü. Çoğumuz sigorta sektörü ve firmalarıyla genellikle zor zamanımızda yani işimiz düştüğünde tanışırız. Ve genellikle bu firmalarla kafamızda soru işaretleriyle çalışmaya başlarız. Peki bir sigorta şirketi dikkat çekmek, insanların kafalarındaki soru işaretlerini kaldırmak, faaliyetlerini daha iyi anlatmak için neler yapabilir?
Sorunun cevabını aslında yukarıda verdim. Üç temel kavram olan fark yaratmak, doğal olmak ve samimi bir diyalog kurmak üzerine iletişim stratejisi belirleyerek bu doğrultuda hareket etmek. İşte Allianz Türkiye de tabiri caizse içine kapanık bir sektör olan sigorta sektöründe tabuları yıkarak “dışavurumcu şirket” anlayışını sektöre kazandırıyor.
İletişim stratejisi doğrultusunda yaptıkları paylaşımlar fark yaratmak ve doğallık konusunda, tüm bloggerlara adeta ilham kaynağı niteliğinde. Allianz Türkiye, şirketin tüm İcra Kurulu üyelerini en doğal halleriyle dijital dünyada paylaşarak paydaşlarına ve topluma daha yakın, sıcak ve sosyal bir marka olma hedefinde ne kadar samimi olduğunu gösteriyor.
Nev-i şahsına münhasır insan Ayhan Sicimoğlu’nun sürpriz baskınını konu alan iletişim çalışması kısa zamanda çok sevildi ve Allianz’ın doğallık, şeffaflık ve farklılık üzerine kurduğu iletişim stratejisinin doğruluğunu ispatladı. Şundan eminim ki bu fikir ve proje ilerleyen zamanlarda Allianz’ın başarısını ve insanların sigorta sektörüne bakışını olumlu yönde etkileyecektir.
Bence tüm bloggerlar Allianz Türkiye’nin bu iletişim stratejisinden bir ders çıkarmalı, kendi bloglarına uygulamalılar. Nasıl ki Allianz Türkiye bugüne kadar yapılmayanı yapıp fark yaratıyorsa siz de blogunuzla fark yaratacak stratejiler geliştirmelisiniz.
23 Ekim 2014 Perşembe
19 Ekim 2014 Pazar
Taraftar Olmanın Bedeli
Bir futbol maçını izlemenin bedelini 'harçlığımdan arttırdığımla' diye tarif ettiğimiz yıllar çok geride kaldı. Nereden baksanız 15 yıl işte. Sevmek basit olandı, sevdiğin iki renkle 90 dakika beraber olmak da... Baba, ağabey, amcanın elinden tutar ilk maçına gider sonra kendi başına gidecek kadar büyüdüğünde mahalle ya da okul arkadaşlarınla kale arkasının yolunu tutardın. Bilet gişeden alınır, derbilerde sabahlanır, kapılar açılıp kendini içeriye attığında yedi-sekiz saat beklemeyi göze alır, elinde seni oyalayacak akıllı telefonlar da olmadığından çekirdek çitler, jiletle kesilmiş ekmek arası kaşar peynirle ya da beş saat kaynamaktan kendinden geçmiş sosisliyle karnını doyururdun.
Derbilerde yarı yarıya tribünler, kombinelerle tarihe gömüldü. Artık herkesin bir koltuğu vardı, ister git ister gitme, koca bir sezon boyunca o koltuk senindi. Bir zaman sonra deplasman yasağıyla sevgilinin peşinden gitmek de hayal oldu. Gittiği maçın biletini yıllarca saklayanlar da koleksiyonlarının son nefesini e-biletle birlikte verdiler. Futbolu sevmenin, bir takımın peşinden koşmanın bedeli artık harçlıktan biriktirilen değil, bütün hafta harçlığa dokunmamaktan geçiyor, çalışanlar ise neredeyse iki aylık maaşlarını sezonluk kombineye yatırıyor.
Bizde böyle. Peki Avrupa'da da böyle mi, takdir sizin. Gelin Türkiye'den başlayan bir Avrupa turuna çıkalım. Fenerbahçe'de kale arkası tribünlerde kombine fiyatı 850 TL. En pahalı koltuk ise 8 bin 200 TL'den satıldı. Forma almak istiyorsanız ödemeniz gereken rakam 130 TL. Karnınız acıktı, bir sosisli 16 TL, kahve ise 5 TL. Galatasaray, TT Arena'da en ucuz kombineyi bu sezon 915 TL'den sattı. En pahalı koltuk ise Doğu tribününde 5 bin 500 TL. Kale arkası tribünde köfte-ekmek için 10 TL ödüyorsunuz ve bir soğuk içecek 5 TL. Forma fiyatları da ezeli rakibi Fenerbahçe ile aynı düzeyde. Yeni stadının bitmesini dört gözle bekleyen Beşiktaş taraftarı, Atatürk Olimpiyat Stadı çilesinden şimdilik kurtuldu. Kombine fiyatları bakalım, kale arkası 800 TL, en pahalı koltuk 4 bin TL. Trabzonspor'un vedaya hazırlanan stadı Hüseyin Avni Aker'de en düşük kombine fiyatı 600 TL, loca olmadığından numaralı tribündeki özel koltukların fiyatı ise 50 bin TL. Forma fiyatlarının tüm kulüpler için 100-130 TL arasında değiştiğini ve maç günü stadyum içinde 15 TL'den aşağıya karın doyuramayacağınızı ekleyeyim ve Kapıkule'den dışarıya çıkalım. İngiltere Premier Lig, dünyanın en popüler ligi, evet; Londra hiçbir zaman ucuz bir şehir olmadı ama bilet fiyatlarının son 10 yılda neredeyse 10 kat arttığı Ada'da artık taraftar da 'yeter' diyor. Arsenal, en ucuzu 3 bin 500 TL, en pahalısı 7 bin TL'lik kombinelerle taraftarının cebini en çok delen kulüp ama bu rakamlar bile İstanbul'un üç büyükleri ile aynı seviyede.
Emirates Stadı'na girerken maç günü dergisine 12 TL ödüyorsunuz, 10 TL'ye sandviç alıyor, 6 TL'ye çay içiyorsunuz. Forma fiyatları ise İngiltere'de Türkiye'den yüksek ancak Avrupa'nın diğer ülkelerinin altında. 20 kulüp de 150-180 TL arasında değişen rakamlara forma satıyorlar. Bu formaların sahadaki futbolcuların giydiği orijinal formalar olmadığını da unutmayalım elbette. Londra'da Chelsea ve Tottenham'ın en ucuz kombinesi 2 bin 400 TL. Manchester şehrinde ise Kırmızılar, Mavilerden daha fazla ödemek zorunda. Manchester United, en düşük kombineyi 1 bin 750 TL'ye satarken, en pahalı koltuk 3 bin 600 TL'yi geçmiyor. Yıldızlara milyar avro yatıran Manchester City ise ligde taraftarını en çok seven yönetime sahip bir kulüp. Bin TL'ye sattıkları kombine, ligin en ucuz kombinesi, üstelik en ucuz çay da onların stadında.
İspanya'da Barcelona her sezon 70 binin üzerinde kombine satıyor çünkü rakamlar şaka gibi... Camp Nou'da Messi-Neymar-Suarez üçlüsünü izlemek isteyenler bu sezon kale arkası kombinesine sadece 350 TL ödediler. El Clasico vakti turistlere bir maçlığına kombinelerini 500 TL'ya kiralayan üyelerin kombineyi bedavaya getirip üstüne kâr etmesi de bir İspanya gerçeği. İngiltere'deki maç günü dergisi geleneği Avrupa'nın diğer ülkelerinde yok ve büfe fiyatları da Türkiye ile aynı düzeyde. Forma fiyatları ise İspanya, İtalya ve Fransa'da 200 TL'den başlıyor. Real Madrid, Santiago Bernabeu'da kale arkası tribünde üçüncü katın kombinelerini 550 TL'den satarken, en pahalı koltuk 5 bin TL'den fazla değil.
Milano'da 80 bin kapasiteli San Siro'yu ortak kullanan Inter ve Milan'ın kale arkası tribünlerinde bir sezon boyunca maç izlemenin faturası yine bizim rakamların altında. İki kulüp de 600 TL'nin altında kombine satıyor, Berlusconi'ye yakın oturmak isteyen Milanlı iş adamları ise Avrupa'nın en pahalı koltuklar için 13 bin TL ödüyorlar. Fransa'da İbrahimoviç'i bir sezon boyunca seyretmenin bedeli bin 300 TL'den başlıyor. Paris Saint Germain'in en pahalı kombinesi ise 7 bin 500 TL. Almanya ise taraftarlar için bir cennet. Bayern Münih, kale arkası için kombineleri 380 TL'den satarken, Allianz Arena'da en pahalı koltuk iki bin TL'den fazla değil. Borussia Dortmund'un artık kült olan 'sarı duvar' lakaplı 25 bin kapasiteli ayakta maç seyredilen kale arkası tribününde maç izlemek isteyenler bir bilete 40 TL ödüyorlar ki; işte o da Alman gençlerin harçlığından arttırdığı paraya tekabül ediyor! Maça gittiğinde kuyruğa kaynak yapmayı hatırlayanlara selam olsun...
Galatasaray-Fenerbahçe Notları
Muslera 7
Süper Kupa'da 120 dakika takımını ayakta tutan Muslera, dün çerçeveyi bulan toplarda fazla zorlanmadı. G.Saray savunmasının öne çıktığı anlarda kendisine atılan geri paslarda ayaklarını iyi kullandı.
Volkan 4
Belindeki sakatlık olmasa Sneijder'in iki golünü çıkartabilir miydi diye soranlar olabilir ama Hollandalının füzeleri acımasızdı. Tecrübesiyle oyunu götürdü ama 2. yarıda degaj bile yapamayacak acılar içinde derbiyi tamamladı.
Veysel 4
Prandelli eğer Sabri'yi affederse bunun sebebi Veysel'in yetersizliği olacak. İlk yarıda Alper karşısında ayakta kalamadı ve hücumlara destek vermekten uzaktı. Orta yapacak özgüvene bile sahip değil.
Gökhan 4
Milli takım performasıyla F.Bahçe, F.Bahçe'deki performansıyla milli takım forması giyemez. Kağıt üzerinde ülkenin en iyi sağ beki ama sezona iyi başlamadı. Güçsüz ve ikili mücadelelerde inatçı değil. Derbide silindi gitti.
Semih 6
Emenike'nin yorduğu Galatasaray tandeminde rakip çoğalamadığından fazla zorlanmadı ama topla çıkarken yaptığı hatalarını yine sürdürdü. Derbi için yeterli fizik kapasitesiyle sırıtmadı.
Alves 0
Yıllar sonra bir futbolcu takımına nasıl ihanet eder diye sorulsa F.Bahçeliler onun adını verecek. Dzemaili'ye attığı uçan tekmenin açıklaması yok. Gördüğü saçmasapan kırmızıyla, takımın üç taşı birden oynadı.
Chedjou 7
Sezon başından defansın en iyisi olan Kamerunlu stoper, ilk yarı Emenike'yi Muslera ile karşı karşıya bırakacak net pozisyonu önledi. Fenerbahçe'nin golünde hatalı olan o değil, taca çıkan topu görmeyen yardımcı hakemdi.
Kadlec 6
Görev adamı, belli bir standartı var. Rakibin kenar ortalarıyla geldiği anlarda hata yapmadı ama hücum adına kader adamı oldu. Oyun 0-0 iken boş kafayı dışarı atmasa 10 kişilik F.Bahçe, Arena'dan 3 puanla çıkabilirdi.
Tarık 6
Telles'ten farkı yerli oyuncu olması ve Hakan Balta'dan genç. Bu iki artı sahaya yansıyor mu? Hayır. Sağ kanattaki Veysel'den daha fazla hücuma çıktı ama bu fizikteki bir oyuncunun yere daha sağlam basması lazım.
Caner 5
Milli takımdaki iki maçında da 90 dakikalık kondisyona sahip olmadığını göstermişti. Önündeki Alper ile iyi anlaşamadı ve ölümcül ortalarını bu derbide yapamadı. Taşların çok oynadığı takımda maçı sol açıkta tamamladı.
Dzemaili 4
Süper Kupa'da F.Bahçe karşısında ezilen orta sahaya Prandelli'nin ilaç niyetine koyduğu oyuncu, gölge presiyle derbide kırık not aldı. İki iyi top attı ama sorumluluk almadığı oyundan çıkması doğru karardı.
Emre 5
Derbide oynamak için günlerce tedavi gördü ama onu yıllardır üzen adaleleri bir kez daha iflas etti. F.Bahçe'nin beyniydi ama 33'de baldırını tutup kenara gelmek zorunda kaldı. Sağlıklı olmazsan yetenek hiçbir şeydir dedirtti.
Melo 7
Derbilerin olay adamı, orta sahanın en iyisiydi. İkili mücadelelerde 19 kez top kazandı. Bölgesinden dikine isabetli dikine top atan tek adam olan Brezilyalı, sakatlığını işaret etti ve 87'de yerini Hamit'e bıraktı.
Mehmet 6
Türkiye'nin en iyi ön liberosunun kaderinde stoper oynamak varmış. Alves'in kırmızısı sonrasında defansa geçmek zorunda kaldı. Soru şu olmalı: Yerinde olsa Sneijder bu kadar kolay vurabilir miydi?
Selçuk İnan 4
G.Saray'ın kaptanı ve formsuzluk artık ayrılmaz ikili. İlk iki sezonda derbi kazandıran Selçuk, Milli Takım'daki silik futbolunu bu maça da taşıdı. Her topta Olcan ve Burak'ı ararken sahada kayboldu gitti.
Meireles 6
İyi mücadele ediyor, savaşıyor ama Topal'lı orta sahada oyunun sadece savunma tarafını yapıp hücumda yaratacılık gösteremeyen her isim gibi o da F.Bahçe için lüks. Skoru tutabilecek oyuncu, değiştirebilecek olan değil.
Sneijder 10
10 kişi kalan F.Bahçe, Arena'dan puanla çıksa Prandelli valizini toplamaya başlardı. Hollandalı, star değil süperstar olduğunu gösterdi ve iki muhteşem golle geçen sezon olduğu gibi bu sezon da Volkan'ı avladı.
Alper 7
Sow'un yokluğunda geçen sezon Ersun Yanal'ın şans tanıdığı sol kanatta maça iyi başladı. İlk yarıda Veysel'in hayatını zorlaştırdı, bitirici vuruşu olmadığından ilk 45'te net fırsatı harcadı ve 2. yarıyı sağ kanatta tamamladı.
Olcan 6
Hücumda ilk yarıda en istekli adamdı ama işi bitirmesi gereken noktalarda amatörce hatalar yaptı. İlk yarının sonunda ceza sahasında ortaya yapamadı, ikinci yarıda topu direkten döndü. Trabzon'daki Olcan'ın yarısı bile değil.
Kuyt 6
Fenerbahçe'nin en iyi niyetli oyuncusu. Yaşına bakmadan koşuyor ama her şeyi yapmak isterken hiçbir şeyi yapamamak da var bu oyunda. Gökhan'a yardım ederken çıkan nabzını oyunda gizlenerek düşürdü.
Burak 5
Sakatlığı sonrasında yaptığı fedakarlık sahada sırıttı. Prandelli'nin Pandev ve Umut'a güvenmemesi nedeniyle sahaya çıkan Burak, ofsaytlardan yine kaçamadı. Kaleye şut atamadan maçı tamamladı.
Emenike 6
Rakip stoperlerin keyfini kaçırmak istiyorsanız ideal santrfor ama net bir golcü değil. Süper Kupa'da da net fırsatları harcadı, penaltılar çare oldu. Dün kırmızı sonrasında oyundan çıkana kadar "Webo olsa birini atardı" dedirtti.
Umut 5
Prandeli'nin çift santrfora dönmesiyle şans buldu ama Emre'nin ortasında müsait pozisyonda topu kafayla dışarı attı. Milli maçlar da gösterdi ki Umut, umut olmaktan artık uzak.
Emre Çolak 6
Derbide sonradan oyuna girip maçın havasına girmek zordur. A2 Milli takımıyla İngiltere'ye 2 gol atan Emre, Umut'a nefis bir orta kesti, daha fazlasını beklemek insafsızlık olurdu.
Selçuk Şahin 6
Önce belini tutan Topal'ın yerine gireceği sanıldı ama Emre baldırını tutunca iş yine Selçuk'a düştü. Maç eksiğiyle ne kadar iyi oynanırsa o kadar iyi oynadı. Tecrübesiyle idare etti.
Hamit ?
Dzeamili ve Selçuk İnan'ın ilk yarıda döküldüğü anlarda gözler Hamit'e çevrildi ama Prandelli, Melo kenara sakatlığını işaret etmese milli oyuncuyu hatırlamayacaktı bile.
Hasan Ali 6
Taktik idmanlarda Caner'in arkasında oynadı, son dakikada forma Alper'e gidince kulübede başladı. Golde peşini bırakmadığı topun taca çıktığını görmemek yardımcı hakemin problemiydi
18 Ekim 2014 Cumartesi
Hafta Sonu Naklen Yayınlar
12.30 CSKA Moskova - K.Krasnodar @LigTv 2
13.30 T.Konyaspor - İ.Başakşehir @LigTv
13:45 Şanlıurfaspor - Orduspor @TRT 1
14.45 Man.City - Tottenham @LigTv 3
15:45 Antalyaspor - Samsunspor @TRT 3-Spor
16.00 Gaziantepspor - K.Karabükspor @LigTv 2
16:25 FC Köln - Borussia Dortmund @TRT HD
17:00 Levante - Real Madrid @NTVSpor Smart HD
17:00 Crystal Palace - Chelsea @TV 8
19.00 Galatasaray - Fenerbahçe @LigTv
19:00 A.Bilbao - Celta Vigo @NTVSpor Smart HD
19:30 Schalke 04 - Hertha Berlin @TRT Haber
21:00 Barcelona - Eibar @NTVSpor Smart HD
21:00 Mets - Rennes @A Spor
23:00 Cordoba - Malaga @NTVSpor Smart HD
19 Ekim Pazar
00.30 Sao Paolo - Bahia @LigTv 3
13:00 A.Madrid - Espanyol @NTVSpor Smart HD
13.30 Bursaspor - Eskişehirspor @LigTv
13:45 Kayserispor - Bucaspor @TRT 3-Spor
15:30 QPR - Liverpool @TV 8
16.00 Trabzonspor - Mersin İY @LigTv
16:25 Hamburger SV - Hoffenheim @TRT HD
18.00 Stoke City - Swansea @LigTv 3
18:00 Deportivo - Valencia @NTVSpor Smart HD
18:15 Adanaspor - Adana Demirspor @TRT 3-Spor
18:30 Paderborn - E.Frankfurt @TRT Haber
19.00 Beşiktaş - Sivasspor @LigTv
19.00 Akhisar Bld - Kasımpaşa @LigTv 2
19:00 Lokeren - Club Brugge @NTVSpor
20:00 Elche - Sevilla @NTVSpor Smart HD
21.00 Internacional - Corinthians @LigTv 3
22:00 Villareal - Almeria @NTVSpor Smart HD
20 Ekim Pazartesi
19.00 Ç.Rizespor - Balıkesirspor @LigTv
19.00 Gençlerbirliği - SAİ K.Erciyesspor @LigTv 2
19:15 Giresunspor - Osmanlıspor @TRT 3-Spor
21:45 R.Sociedad - Getafe @NTVSpor Smart HD
22.00 West Bromwich - Man.Utd @LigTv 2
Program için teşekkürler Erman Teke
13 Ekim 2014 Pazartesi
Sevmiyorsan Artık Arkasından Konuşma
O akşam o maçı kazanabilirdik. Kazanabileceğimiz ve sonunda kaybettiğimiz birçok maç gibi... Bizim onu sevdiğimiz kadar futbolun bizi sevmediği akşamlardan biriydi. Rakip, komşu Yunanistan. Euro 2008'in eleme grupları...
Hiç olmadığı kadar iyi başlamışız. Fikstür de müsait, önce Malta galibiyeti, ardındanMacaristan deplasmanında Tuncay'ın üç puanı getiren golü ve sonra beş kez havalananMoldova fileleri... Finallere gitmek için iki dişli rakibimiz vardı, biri 'komşu', diğeri Norveç. 2007'in Mart'ında Atina'da Karaiskakis Stadyumu'nda dört attığımız Yunanistan, Ali Sami Yen'in çimlerine adım attı. Emre Belözoğlu'nun yerine Arda Turan'ın 71'de oyuna girdiği maç. 79'da Samaras'ın ara pasına sızan Amantidis, topu Volkan Demirel'in üzerinden eski açık tarafındaki kaleye aşırttı. Önce bir sessizlik, ardından ''milli takım taraftarları''ndan o eşi benzeri olmayan tezahürat yükseldi kapalı tribünden: ''Fatih istifa.''
Evet, teknik direktör Fatih Terim idi, ama onu istifaya çağırırken ''Fatih'' demeyi tercih edenin tribüne ilk kez geldiğini anlamak için bin defa maça gitmeye gerek yoktu. ''Terim istifa'' ile''Fatih istifa'' arasındaki fark işte bizde ''milli takım taraftarlığı''dır. Sponsor biletleriyle maça gelen beyaz yakalıların gün içinde beyin fırtınası yarattıkları bitmek bilmeyen toplantılarının ardından ''Ya kazan ya da öl'' çığlığıydı o ''Fatih istifa'' tezahüratı. Unutuldu gitti çünkü Terim, önce Norveç'i deplasmanda, ardından yine Ali Sami Yen'de Bosna-Hersek'i devirdi öğrencileriyle ve biz sonra o unutulmaz Euro 2008 finallerini izledik. 2002'den sonra bir kez daha milli takımla barıştık.
Peki milli takım başarısız olduğunda küseceksek neden kulüp takımımızın maçlarında''Yenilsen de yensen de'' diye tezahürat yapıyoruz ki. Euro 2016'da önceki turnuvalardan farklı olarak, 24 ülke yer alacak. Bu neredeyse UEFA'ya üye ülke sayısının yarısı demek. Gider miyiz, gidemez miyiz, analizi spor sayfalarında ama bu sayfada sorulması gereken bir soru var: Bu memlekette neden Brezilya Milli Takımı çok sevilir? Göze hoş gelen futbol oynadıkları için mi? Yoksa bizim şerefli mağlubiyetler aldığımız yıllarda hep kazandığı, Avrupa'da bizi üzenleri dize getirdikleri için mi? Tamam, Fenerbahçe'ye gelen Didi'nin hakkını yemeyeyim ama biz bu oyunda hep kazananın yanında değil miyiz? Öyle olmasa 25 milyon Fenerbahçeli, 25 milyon Galatasaraylı, 25 milyon Beşiktaşlı nasıl olabilir ki?
Futbolda güçlü takımı tutan, Türk filmlerinde ise zengin kızını seven fakir oğlanın yanında olduk hep. Rambo'nun indirdiği her asker, Rocky'nin devirdiği her rakipte sinemalarda alkış koptu. Bir şeyin farkına varamadık. Ne Rocky bizimdi, ne de Rambo. ''Türkiye yoksa Brezilya'yı tutarım. Dayım Münih'ten geldiğinde çikolata getirirdi, o yüzden Almanya kazansın. Platini büyük topçu, Fransa kupayı alsın'' ile geçti yıllar... Hep başkalarının aşklarına sevdalandık. Bir adam gibi sevemedik gitti bizim milli takımı. Sarı-kırmızının, siyah-beyazın, sarı lacivertin, bordo-mavinin hesabını kırmızı-beyaz üzerinden görmeye çalıştık. Vurduk, kırdık, yaraladık.
Şenol Güneş'in saçına başına, Ersun Yanal'ın bilgisayarına, Fatih Terim'in İngilizcesi'ne kafayı taktık. Ligdeki rakip takımın futbolcusunu kendi stadımıza milli maça çıktığında yuhaladık, sonra da ''Haydi Türkiye'' diye samimiyetsiz manşetler attık...
İtalyanlar için milli marş, bayrak ve milli takım kutsaldır. Bayrağında mavi olmayan cumhuriyet, tarihini, krallık dönemini vurgulamak için ''Gök Mavililer'' diye çıkar sahaya. Almanlar, kulüp düzeyinde Avrupa'da final oynarken, milli takımları dara düştüğünde ''Böyle gitmez'' dediler ve Euro 2000 sonrasında futbolda bir devrime imza attılar, sonuç ortada. Fransızların, topraklarında yaşayan göçmenlere bakış açısı Zinedine Zidane ile değişti. Ribery ile dalga geçen mahalledeki Fransız arkadaşları onun neden bir Cezayirli kadınla evlendiğini idrak ettiklerinde Ribery, mavi-beyaz-kırmızı'yı finale taşıyordu. 1966'dan bu yana hiçbir şey kazanamayan İngilizler'in milli takımı 'asla yalnız yürümüyor.' 1964'ten 2008'e kadar ortalıkta görünmeyen İspanya, arka arkaya üç kupa kazandıysa bunu 'Kırmızı' kampanyasına borçlu. Onlar her zaman yetenekli futbolcular yetiştirdi ama Raul'un dediği gibi 2008'e kadar İspanyol Milli Takımı'nın hiçbir maçı Real Madrid-Barcelona rekabetinden daha önemli olmamıştı. Sonra sadece sahada değil, sokakta da bir takım olmayı başardılar.
Biz ne yapıyoruz peki? Fatih Terim'in dediği gibi, ''Sakatlıkları olan Mehmet Topal, Burak Yılmaz, Emre Belözoğlu, Gökhan Gönül için milli maç haftasında 'Gelecek hafta Galatasaray- Fenerbahçe derbisinde oynar mı?' diye soruyoruz. Ben size söyleyeyim. Oynarlar. 'Derbi bu, tahmini zordur, üç ihtimalli maç' klişesini de ekleyeyim hatta, ama şunu da sorayım: Bir insanın doğduğu toprakların milli takımını sevebilmesi kaç ihtimallidir? Hayatta olduğu gibi... Seviyorsan git konuş. Sevmiyorsan artık arkasından konuşma...
10 Ekim 2014 Cuma
Arşivinizle Yapabileceğiniz 3 Şey
Muhtemelen hepinizin bildiği, basit fakat blogunuza büyük fayda sağlayacak küçük bir blog egzersizini hatırlatmak istiyorum.
Bazılarımız aylardır, bazlılarımız yıllardır blog yazıyor. Kimimizin arşivinde yüzlerce, kimimizin arşivinde binlerce yazı var. Çoğu emek harcanmış, değerli yazılar. Peki üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra bu değerli yazıların üzerini örecek miyiz? Elbete hayır!
Arşivinizi zaman zaman ziyaret ederek hem blogunuzu geliştirecek, hem konu sıkıntısı yaşadığınızda size yardımcı olacak, hem de trafiğinizi artıracak aksiyonlarda bulunabilirsiniz. Bunlar neler mi? İşte blogunuzun arşiviyle yapabileceğiniz şey:
1. Yazılarınızı Güncelleyin
Eski tarihli yazılarınızda pek çok güncelleme yapılabilir. Yazıda yer alan kırık linkler düzeltilebilir, eksik veya yeni bilgi varsa ilave edilebilir, silinmesi gereken bölümler silinebilir.
Bunu her yazı için yapmak elbette mümkün değil ama özellikle çok okunan yazılarınızı sürekli güncel tutabilir, diğer yazılarınıza bağlantı verebilir, hatta bu yazıların içerisine reklamlar ekleyebilirsiniz.
Tabi işin bir de diğer boyutu var. Anahtar kelime araştırması yaptığınız ve çok fazla organik trafik hedeflediğiniz yazılarınıza Google’dan pek ziyaretçi gelmiyorsa da bu yaınızı güncelleyebilirsiniz.
Görseller ekleyip alt ve title etiketleri eklemek, yazı başlığını değiştirmek, yazıya anahtar kelime içeren yeni ve faydalı metinler eklemek yazınızın SERP performansını arttırabilir.
2. Sosyal Medyada Paylaşın
Çoğumuz çeşitli otomasyon araçlarını kullanarak yazılarımızı yayınlar yayınlamaz sosyal medya hesaplarımızda paylaşıyoruz. Peki sonra? Unutmayalım ki hergün yeni ve farklı kişiler sizi takip etmeye başlabilir. Bu kişlere veya yazınızı bir şekilde okumamış eski takipçilerinize hatırlatmak amacıyla eski yazılarınızı sosyal medyada paylaşabilirsiniz.
Bu yöntemi tüm azılarınıza uyguladığınızda, her defasında farklı başlıklar kullandığınızda ve farklı tarihlerde paylaştığınızda trafiğinizde hiç ummadığınız kadar artış olacağının garantisini verebilirim.
3. Yeni Bir Yazı Oluşturun
Hepimizin yazacak konu bulamadığı dönemler olmuştur. Bu dönemlerde arşivinizi kullanarak ve çok az zahmete girerek ilgi çekici yazılar oluşturabilirsiniz. İşte size eski yazılarınızı kullanarak yeni yazılar oluşturabileceğiniz birkaç fikir:
- 2014’te en çok okunan X yazı
- En çok yorum alan X yazı
- Okuyucuların en çok sevdiği X yazı
- Google’ın en çok ziyaretçi gönderdiği X yazı
Bu örnekler çoğaltılabilir elbete. Sizin de konuyla ilgili öneri, fikir ve deneyimlerinizi okumak isteriz. Paylşırsanız sevinirim.
8 Ekim 2014 Çarşamba
Yeni Samsung Galaxy K Zoom, kamerayı odak noktasına koyuyor
Günlük hayatınızda, seyahatlerinizde ve en önemli anlarınızda size eşlik edebilecek, hem profesyonel bir kamera, hem de telefon özelliklerini bir arada bulunduran Samsung Galaxy K Zoom ile tanışmaya ne dersiniz?
Samsung Electronics, kamerasıyla öne çıkan yeni akıllı telefonu Galaxy K Zoom, gelişmiş dijital kamera teknolojisi ile Samsung’un Galaxy deneyimini bir araya getiriyor. Profesyonel kalitede görsel içerik üretme yeteneğine sahip, eğlenceli ve kullanımı kolay Galaxy K Zoom; kolay çekim, gerçek ışık özellikleri gerçek optik zum ve şık tasarımıyla kullanıcılara ihtiyaç duydukları mobil çözümleri sunuyor.
Kamerayı odak noktasına alan Galaxy K Zoom’un, profesyonel bir kameranın kontrol özellikleri ve fonksiyonlarını sunan gelişmiş teknik kamera sistemi bulunuyor. Galaxy K Zoom’un göz alıcı incelik ve şıklıktaki gövdesinde bulunan, kasa içinde gizlenebilen lens teknolojisi 10x optik zum yapabiliyor. Ayrıca 20,7 megapiksellik BSİ CMOS sensör, ultra net ve ayrıntılı görüntüler oluşturuyor.
Düşük ışık şartlarında mükemmel sonuçlar sağlayan cihaz, hareketin neden olduğu bulanık görüntüyü önleyen Optik Görüntü Sabitleyici (OIS) özelliğine de sahip. Bu özelliklerle, cihazla optik zoom yapıldığında ve düşük ışık ortamlarında bile canlı ve net fotoğraf ve videolar (Full HD) çekebiliyor. Ayrıca cihazın Xenon flaşı, LED’lerden daha parlak bir ışık vererek görüntü kalitesini artırıyor ve doğal bir parlaklık veriyor. Bu sayede yetersiz ışık olan yerlerde bile Galaxy K zoom ile çok daha net ve kaliteli fotoğraflar çekebileceksiniz.
Bu kadar gelişmiş kamera özelliğinin yanında bir çok fonksiyonu da entegre eden Galaxy K zoom’un en dikkat çekici özelliklerini sizler için derledim;
- Hassas ışık ve netlik dengesi sağlayan AF/AE (Otomatik Odak/Otomatik Pozlama) Ayrımı
- Optimize edilmiş 5 farklı filtre ayarı sunan yeni nesil Pro Suggest moduyla; farklı bir filtre uygulaması kullanmanıza gerek kalmıyor!
- Kullanıcılara selfie çekimlerini kolaylıkla zaman ayarlı olarak yapabilme imkanı veren Selfie Alarm sayesinde çok daha güzel selfieler çekebilirsiniz.
- Hareketli bir nesneyi odaklanarak ve net bir şekilde çekmek için geliştirilen nesne izleme özelliği ise, sizin için özel olan her “an”ı yakalayabilirsiniz!
- Galaxy K zoom, bir Galaxy akıllı telefondan isteyebileceğiniz bütün özelliklere sahip. Bu özelliklerden Ultra Enerji Tasarrufu Modu pil tüketimini asgari düzeye indirerek yoğun bir gün içerisinde yaşayabileceğiniz şarj problemini de çözüyor.
- S Health Lite kişisel fitness koçluğu yapıyor ve formunuzu korumanızda size yardımcı oluyor.
- Studio uygulaması ise fotoğraf ve videoların kolaylıkla düzenlenmesini sağlıyor.
Bu teknik özelliklerin yanı sıra Galaxy K zoom’un tasarımı da oldukça güzel. Kompakt tasarımı sayesinde, üst düzey taşınabilirlik sunan Galaxy K zoom’un ergonomik kavrama özelliğinin yanı sıra şık ve özgün hatları, yumuşak ve rahat bir kullanım hissi veriyor.
Galaxy K zoom hakkında detaylı bilgi almak için http://www.samsung.com/tr/consumer/mobile-phone/galaxy-camera/galaxy-camera/SM-C1110ZKATUR adresini ziyaret edebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
5 Ekim 2014 Pazar
Marcelo Bielsa: El Loco
35 yaşında Newell's Old Boys'u kendi yetiştirdiği genç oyuncularla daha ilk sezonunda şampiyon yaptığında ise Arjantin, delisiyle tanıştı. Oyuncularını askeri lisede kampa alıp "Hamile karıma 'Bir ağrın olursa aileni ara, ben kamptayım' dedim. Sizin bundan daha önemli bir meseleniz olursa buradaki telefonu kullanabilirsiniz" dediğinde, daha San Lorenzo'ya 6-0 kaybettikten sonra kapısının önüne dayanan taraftarlara elindeki el bombasını gösterip "Dağılmazsanız hepiniz ölürsünüz" dememişti. Rosario Central ile oynayacakları bir derbi öncesinde defansın kilit adamı Gamboa'nın odasına giden ve "Derbiyi kazanmamız için ne yaparsın?" diye soran ve "Tekmeye kafa uzatırım" diyen öğrencisine, "Yetmez, bir parmağımı feda ederim diyeceksin" diyen de "Deli" Bielsa'ydı. Velez Sarsfield'i çalıştırdığı dönemde idman sahasının çiminden memnun olmadığı için görevlinin boğazına sarılan, futbolcuların kalacağı tesisin planlarını bile bizzat çizen Marcelo Bielsa hiç değişmedi. 20 yıl sonra Athletic Bilbao'ya Avrupa Ligi ve Kral Kupası'nda final oynattığı sezonun ardından kulübün idman tesislerinin inşaatındaki gecikme yüzünden kavga çıkardı. Bask kulübü, Arjantinli dahiyi zor ikna etti. Yolu Meksika'dan da geçti ama imzasını Şili'de bıraktı. 3-6-1 dizilişiyle 2010 Dünya Kupası'nda herkese kafa tuttu ve onun Şili'si en az final oynayan takımlar kadar ses getirdi.
O şimdi Avrupa'nın en tutkulu taraftara sahip kulüplerinden biri olan Marsilya'nın başında. Yabancı sermaye sayesinde şampiyonluğun favorisi olan Paris Saint Germain'e kafa tutuyor ve geride kalan haftalar gösterdi ki, bu ikili delilik sezon sonuna kadar sürecek. Son sözü Marcelo Bielsa söylesin: "Arjantin Milli Takımı'ndan ayrıldığımda tek başıma bir eve kapandım. Ne telefon ne televizyon vardı. Futbol hakkında ne kadar kitap varsa okudum. Üç ay sonra kendi kendime konuşuyordum ve gerçekten delirdiğimi düşündüm." Her dahinin de en büyük korkusu bu değil midir zaten: Delirmek...
4 Ekim 2014 Cumartesi
Hafta Sonu Naklen Yayınlar
4 Ekim Cumartesi
14:00 Altınordu - Albimo Alanyaspor @TRT 1
14:30 Kasımpaşa - Gaziantepspor @LigTV
16:00 Sivasspor - Gençlerbirliği @LigTV2
16:30 Dortmund - Hamburg @Tivibu
16:30 Bayern München - Hannover 96 @TRT Spor
17:00 Valencia - Atletico Madrid @NTVSpor Smart HD
17:00 Liverpool - West Bromwich @TV8
18:00 Caen - Marseille @Tivibu
18:30 Kayseri Erciyesspor - Galatasaray @LigTV
19:00 Gaziantep BBSK - Elazığspor @TRT Spor
19:00 Rayo Vallecano - Barcelona @NTVSpor Smart HD
19:30 Eintracht Frankfurt - Köln @TRT Haber
19:30 Aston Villa - Manchester City @LigTV3
21:00 Fenerbahçe - Torku Konyaspor @LigTV
21:00 Eibar - Levante @NTVSpor Smart HD
21:45 Milan - Chievo @Tivibu
22:15 Penafiel - Sporting Lisbon @Tivibu
22:20 Gremio - Sao Paulo @LigTV3
23:00 Malaga - Granada @NTVSpor Smart HD
5 Ekim Pazar
00:30 Cruzeiro - Internacional @LigTV3
13:00 Sevilla - Deportivo La Coruna @NTVSpor Smart HD
13:30 İstanbul Başakşehir - Akhisar Belediyespor @LigTV
14:00 Bucaspor - Boluspor @TRT Spor
14:00 Manchester United - Everton @TV8
16:00 Karabükspor - Trabzonspor @LigTV
16:00 Eskişehirspor - Çaykur Rizespor @LigTV2
16:00 Lazio - Sassuolo @A Spor
16:05 Tottenham - Southampton @LigTV2
16:05 Chelsea - Arsenal @LigTV3
16:30 Wolfsburg - Augsburg @TRT Spor
18:00 Lyon - Lille @Tivibu
18:00 Celta Vigo - Villarreal @NTVSpor Smart HD
18:15 West Ham United - Queens Park Rangers @LigTV2
18:30 Osmanlıspor FK - Şanlıurfaspor @TRT Spor
18:30 Mönchengladbach - Mainz 05 @TRT Haber
19:00 Balıkesirspor - Beşiktaş @LigTV
19:00 Juventus - Roma @Tivibu
20:00 Porto - Sporting Braga @Tivibu
20:00 Espanyol - Real Sociedad @NTVSpor Smart HD
21:45 Napoli - Torino @Tivibu
21:45 Fiorentina - Inter @Tivibu
22:00 Paris SG - Monaco @Tivibu
22:00 Real Madrid - Athletic Bilbao @NTVSpor Smart HD
22:00 Colorado Rapids - Seattle Sounders @Sports TV











