29 Haziran 2014 Pazar

Blogum Bir Gecede 10.000 Görüntülemeyi Nasıl Aldı?

Bu yazı, Evde Yazar tarafından Blog Hocam için yazılmıştır.

Ne zamandır Bloghocam'a konuk yazar olmayı istiyordum. Ama öyle bir konu olmalıydı ki hem Bloghocam çizgisine uygun olsun, hem de kendi tarzımı bozmasın.. Epey bir zaman geçti aradan, bir buçuk senelik oldu bizim Evdeyazar.. Derken derken bir günde blogumun görüntüleme sayısı günde ortalama 500-700'den 10.000'e fırlayınca zihin baloncuğumda “Evreka Evreka, Bloghocam'a yazacağım yazı işte bu!” repliği hızla geçti ve ben de acayip sevindirik oldum itiraf edeyim.. Çünkü anlatacağım bu deneyimimin bütün blog yazarlarına faydalı olacağını düşünüyorum.

Sadede gel ve anlat artık, nasıl oldu da blogunun görüntüleme sayısı bir günde böyle fırladı?” dediğinizi duyar gibiyim; azıcık meraklandırayım demiştim, hemen konuya geçiyorum. Olay aynen şöyle gelişti:

Sabah blogdaki mesajlara bakıyordum rutin olarak, sevdiğim bir blogger arkadaşım şöyle yazmıştı:

Kim Milyoner Olmak İster adlı yarışmada 'Gece kokan çiçek hangisidir?' diye sordular. Google amcaya danışayım dedim. Karşıma sizin yazınız çıktı. Nasıl sevindim blogger arkadaşımla karşılaştığım için, sorunun cevabını da sizin yazınızdan öğrenmiş oldum.”


Bu yorum çok hoşuma gitti ve sonrasında nedense istatistiklere bir göz atayım dedim, uzun süredir ilgilenmemiştim; bakmamla şaşırmam bir oldu.. Günde 500-600 bilemediniz 750 tekil sayfa görüntülemesi alan blogumda 23 haziran günü tam 10.408 tekil sayfa görüntülemesi olmuş!.. Biraz daha detaylı baktığımda, “Adı Şebboy'muş!” adlı burada gördüğünüz yazımın tam 9666 adet görüntülendiğini görünce, sabah sevgili blogger arkadaşımın yazdığı yorumla bağlantıyı kurdum; yoksa gerçekten de anlayamayacaktım neler olduğunu.. Aşağıdaki ekran görüntüsünü gururla paylaşıyorum..

istatistikler


Demek yarışmada “ gece kokan çiçek nedir?” diye sorulmuştu ve herkes aynı anda Google'da bu aramayı yapınca karşılarına benim sayfam çıkmıştı. “Yapayım aynı aramayı, bakalım ne oluyor?” dedim ama inanın heyecandan içim de içime sığmıyordu. Aynı gün yaptığım sorguda yazım en üstte çıkıyordu, sonrasında hâlâ Google'da ilk sayfada yer alıyor; hem de yaklaşık 3.990.000 tane sonucun arasından sıyrılarak, ama üçüncü sıraya düşmüş.. Benim gözümde sanırsınız ki yazım, maraton koşusunu kazanmış; o derece sevindim ki ne sevindim. Mütevazı blogumdan beklenenin çok üstünde bir başarı çünkü bu..

google sıra

 

 

“Gece kokan çiçek nedir?” sorgusunda 3.990.000 sonuç içinde benim yazımı ilk sıraya taşıyan şey neydi acaba?

 

Doğrusunu söylemek gerekirse, SEO uzmanlarının söylediği çoğu kurala pek uymuyorum. Ne anahtar kelime kullanıyorum, ne yazının uzunluğuna dikkat ediyorum, H1 H2 etiketleri derseniz onlar da kendi hallerindeler.. Tamamen içimden geldiği gibi yazıyorum, hani diyorlar ya “Özgün İçerik Şart!” diye, işte tek izlediğim kural o..

Bu başarılı sonucun nasıl geliştiğini hem merak ettim, hem de sizlere faydası olur düşüncesiyle yazıyı inceledim, kendimce saptalamalar yaptım:

 

1. Yazı 641 kelimeden oluşmuş, fena bir uzunluk değil. Genelde uzun yazıyorum ben. Demek ki Google da bundan hoşlanmış.

 

2. Yazıda organik olarak, yani yazının gerektirdiği yerlerde toplam 13 kez “şebboy” sözcüğü geçmiş. Bu da yazının tamamındaki sözcüklerin %2'si yapıyor. Yani ben hiç farkında olmadan, tamamen organik bir şekilde yazımda %2 oranında anahtar kelime kullanmışım. Google bu durumdan rahatsızlık duymamış olmalı ki, almış 3.990.000 sonucun en güzeli seçmiş ve ilk sayfanın birinci sırasına taşımış bu içeriği.

 

3. Başlıkta “Şebboy” kelimesini, yani aslında anahtar kelimeyi kullanmışım. Genelde yazıda ne anlatıyorsam, özetleyen bir kelimeyi başlıkta da kullanmaya çalışırım; demek ki Google bu durumu seviyor..

 

4. Yeni öğrendiğim ya da vurgulamak istediğim bir sözcük, bir kavram kullanmışsam yazıda, mutlaka kısa bir açıklamasını yapma alışkanlığım vardır. Nitekim bu yazıda da aşağıdaki gibi kullanmışım, yani tanım yapmışım ve vurgulamak için “mavi renkte” yazmışım. Seo kurallarına uymak için değil, dedim ya sadece bilmeyenler öğrensin diye vurgulamak için böyle yapmıştım. Google robotları gerçekten sandığımdan çok daha yeteneklilermiş ne diyeyim ki başka.. Aşağıdaki tanımlamanın Google robotları için değil, insanlar için yapıldığını anlamışlar ve iyi not vermişler ya, gerçekten de -her ne kadar robot olsalar da - saygı duyuyorum kendilerine..

 

Şebboy” dedi, kokladım, şebboylar adı gibi güzel kokuyordu. Eve gelince araştırdım biraz; Farsça şeb (gece) ve buy (koku) sözcüklerinin birleşimi, yani gece kokan demekmiş şebboy...”

 

5. Yazıda kullandığım fotoğrafı kendim çekmiştim, yani o da özgün. Bloguma bir resim eklediğimde mutlaka “özellik” etiketlerini dolduruyorum, Bloghocam 'ın buradaki yazısında okumuştum, her zamanki gibi yine işe yaramış.

 

Yazının en zor bölümü olan sonuç kısmına geldik kazasız belasız. İnsan misafirliğe gittiğinde nasıl ki oturmasına kalkmasına dikkat eder ya; ben de yazarken nokta, virgül, düşük cümle hatası olacak diye stres olmuştum; defalarca kontrol ettim gerçi, varsa hatalar affola diyeyim..

 

Evet toparlıyorum; “içerik kraldır” veya “Content is king” diyorlar ya, inanın yerden göğe kadar haklılar. Eğer güzel, okunabilir; Google robotlarını kandırmaya yönelik, daha doğrusu “para kazanma amaçlı” yazmazsanız, Google sizi ödüllendiriyor. Dedim ya robot falan demiyorum, Google örümceklerine bu adaletli yaklaşımlarından dolayı acayip saygı duyuyorum.

 

Özet şudur: Yazıyorsunuz, unutuyorsunuz; aylar sonra bir de bakmışsınız ki o yazıyla sürpriz bir başarı yakalamışsınız, yeter ki özgün ve okunabilir içerik üretin..

Dip not:

Siz okuyucular da burada benim gibi misafir sayılırsınız, lütfen giderken yorum bırakmayı ihmal etmeyiniz. Misafir olduğunuz evden ayrılırken kapıda “teşekkürler, görüşmek üzere” demiyor musunuz, bu da aynı şey. Yorumlar az olursa Bloghocam'ın yüzüne bakamam sonra...

 

Sevgiyle ve kendiniz gibi kalın diyorum, Bloghocam'a beni konuk ettiği için çok teşekkür ediyorum ve gidiyorum. “İyiydik böyle, hoştu yazı” diyenleri blogumda görmekten mutluluk duyacağımı bilmem söylememe gerek var mı..

 

YAZAR HAKKINDA:

Sektöre kızıp 2 sene önce radikal bir kararla mesleği bırakan bir tekstil mühendisiyim. Bir buçuk yıl kadar evde yazı çizi işlerinden para kazandım. Blogumun adı da buradan geliyor. Sonrasında evde çalışmaktan sıkıldım, insan bazen rahattan da rahatsız oluyormuş nitekim.. Blogumu referans gösterip başvurduğum reklam ajansında yaklaşık 2,5 aydır metin yazarı ve sosyal medya sorumlusu olarak çalışıyorum şu an, keyfim yerinde açıkçası.. Çocukluk hayalim olan roman yazarlığına çok yaklaştım desem yalan söylemiş olmam..

 

Blog adresim: http://evdeyazar.blogspot.com

Facebook adresim: https://www.facebook.com/Evdeyazarblog

Mathieu Valbuena

Fransızlar, 2010 Dünya Kupası'nı hatırlamak bile istemiyor. 98'de evinde kazanan ve Euro 2000'i de kaptırmayan efsane kadronun 2002'de Uzakdoğu'dan gruptan bile çıkamadan dönüşü bile daha kabul edilebilir onlar için. Dört yıl önce Güney Afrika'da takım içinde patlayan kavgalar, teknik direktör Domenech'i tehdit eden futbolcular, isyankar Ribery, Evra, Anelka derken şimdi beyaz bir sayfa açtılar Brezilya'ya giderken. 2006'dan beri takımın vites kolu Ribery, sakatlığının çabuk geçmesi için tavsiye edilen kortizon iğnelerini gelecek yılları düşünüp kabul etmeyince takımın liderliği Ribery gibi yolu Marsilya'dan geçen ama bu kulüpten bir türlü kopamayan Mathieu Valbuena'ya kaldı. Galatasaray'dan sonra gittiği Marsilya'da takıma yeni transfer olmuş Valbuena'ya "Petit Velo" (Küçük motosiklet) lakabını takan Erik Gerets, onun çok büyük futbolcu olacağını iddia ediyordu. Haklı da çıktı. Samir Nasri ve Ribery'li kadroda önceleri çok fazla şans bulamadı ama Valbuena doğuştan büyük yetenekti, bir zaman sonra kaptığı formayı 8 yıldır da sırtından çıkarmadı. İki yıl önce Aykut Kocaman'ın istediği Fransız yıldız, Fenerbahçe'nin kapısından dönmüştü, şimdi o Dünya Kupası'nın ardından kariyerinde yeni bir sayfa açmak istiyor. Favori ligi İspanya. Çünkü Valbuena sanılanın aksine bir Fransız değil. İspanyol bir babanın oğlu. Büyük futbolcu olmak için kariyerinde önüne iki engel çıktı. Dokuz yaşında denize atlarken geçirdiği kazada bir bacağına 50 dikiş atılan Valbuena yılmadı ve alt yapıda eğitimine devam etti. Onu sahadaki diğerlerinden farklı kılan ise kısa boyu. Fransızların küçük dev adamının boyu sadece 1.67. Evet, Maradona da uzun değildi ama günümüz futbolunda korakor mücadelenin eksik olmadığı sahalarda bu küçük adamı yeşil çimlerden kazımak isteyen o kadar çok defans oyuncusu var ki. Sahada Gökhan Gönül'ün ikizi gibi duran Valbuena, boyunu dert etmiyor, France Football'a verdiği röportajda "Xavi ve Iniesta'ya teşekkür ediyorum. Onların promosyonu sayesinde ufak adamlar tekrar moda oldu" diyen Valbuena, bir zamanlar Marsilya'da birlikte çalıştığı 98'in şampiyon kadrosunun kaptanı Didier Dechamps'ın milli takımda en güvendiği adam. Brezilya'daki Dünya Kupası'na da fırtına gibi başladı Valbuena. 80'lerin sonundan itibaren Avrupa futbolunda bir Portekizli ufak adam fırtınalar estirmişti. Rui Gil Soares de Barros, ya da kısaca Barros, 1.60'lık boyuyla rakip savunmalar için ele avuca sığmayan bir yaramazdı. Valbuena da öyle. Korner atmaya geldiğinde, bayrak direğinden biraz uzun görünen bu küçük Fransız, 2010'da yenisi olduğu milli takımın Güney Afrika'da yaşadığı skandal için de lafını esirgemiyor: "Ben o takımda yeniydim ama sonuçta bir parçasıydım. Doğrusu tüm yaşananlardan sonra Paris'e döndüğümüzde o kadrodaki 23 kişinin bir daha Fransız Milli Takım forması giyebileceğini sanmıyordum. Yanılmışım, şimdi aynı formayla Brezilya'dayım." 

26 Haziran 2014 Perşembe

Blogunuz Ramazan’a Hazır Mı?

Ramazan Ayı’yla birlikte pek çok alışkanlığımızda olduğu gibi bloglarımızda bazı farklılıklar olacak. Bazılarımız bloglarıyla hiç ilgilenmeyerek Ramazan Ayı boyunca blogunu kaderine terk edecek, bazılarımız Ramazan Ayı’nı fırsata çevirerek blogunun başarısına başarı katacak. Siz ikinci tarafta yani Ramazan’ı fırsata çevirenler tarafında olmak istiyorsanız çalışmaya hemen başlasanız iyi olur.

ramazan

Blogunuzu Ramazan’a Nasıl Hazırlayabilirsinz?

 

Ramazan Ayı için yapılacak hazırlaklar blogun türüne göre değişiklik gösterir elbette ama geçmişteki tecrübelerimizden yola çıkarak genel birkaç öneride bulunabilirim sanırım.

- Öncelikle bir editöryal takvim oluşturun ve içerik planlaması yapın. Ramazan boyunca kaç yazı yayınlayacağınızı, ne sıklıkla yayınlayacağınızı, hangi konularda yazılar yazacağınızı belirleyin ve bunları editöryal takvim üzerine yerleştirin.

- Planlı hareket ettiğiniz için artık önünüzü daha rahat görüyorsunuz. Editöryal takvimde yayınlanma günü yaklaşan yazıyı yazın ve kaydedin. Günün geldiğinde yayınlar, böylece ne yazsam diye düşünme ve yazıyı yetiştirememe derdinden kurtulursunuz.

- Blogunuzu Ramazan’a hazırlamak için yapabileceğiniz bir diğer şey ise blogunuzun tasarımında küçük değişiklikler yapmaktır. Bu aya özel bazı küçük eklemeler ve düzenlemeler okuyucunuzun hoşuna gidecektir. Fakat bu değişiklikleri yaparken geri alınabilir değişiklikler olmasına dikkat edin zira sadece Ramazan’a özel bir değişim yapıyorsunuz.

- Sizlere son önerim Ramazan’a özel aktiviteler yapmanız olacak. Aktivite derken Ramazan’a özel içerikler, belki bir yazı dizisi, belki Ramazan paketi ödüllü bir etkinlik. Aklınıza ne gelirse.

Ramazan Ayı Yemek Blogları İçin Fırsattır!


Ramazan Ayı’nın en güzel yanlarından biri özenle hazırlanan, sevdiklerimizle oturulan sahur ve iftar sofralarıdır. Herkes misafirlerine güzel bir sofra hazırlamak, leziz yemekler sunmak ister. Bu durum yemek bloggerları için büyük bir pazar yaratır. Zira herkes çeşitli yemek tarifleri ve menü önerileri için yemek bloglarına hücum edecek. Bu yüzden yemek blogları Ramazan Ayı’nda herkesten çok çalışmalı.

Blog Hocam’ın eski takipçilerinden ve Türkiye’nin en başarılı yemek bloggerlarından biri olan Kevser Hanım’la blogu için yaptığı Ramazan hazırlıkları hakkında sohbet ederken hepimize örnek olacak profesyonel bakış açısını ve yaklaşımını gördüm. Başta yemek bloggerları olmak üzere tüm bloggerlara örnek teşkil etmesi açısından yaptığı hazırlıkları paylaşmak istiyorum.

- İftar Ve Sahur Menüleri: Yazının başında blogunuzu Ramazan’a hazırlamak için yapılacaklar arasında içerik planlaması ve Ramazan’a özel aktivitelerden bahsetmiştim. İşte Kevser’in Mutfağı’nda bu planlama tek kelimeyle mükemmel yapılmış. Ramazan’a özel gün gün iftar menüleri ve sahur menüleri oluşturularak “bugün ne yapsam” diye düşünen ev hanımlarına çözüm üretilmiş.

- Mobil Uygulamalar: Kevser Hanım Kevser'in Mutfağı adlı yemek blogu ile profesyonel seviyeye geçmiş diyebilirim. Yemek tariflerine daha pratik ve kolay ulaşmak isteyen hanımlar düşünülerek oldukça kullanışlı mobil uygulamalar geliştirilmiş. İncelemek isterseniz: Tarif Küpü IOS UygulamasıTarif Küpü Android Uygulaması

 

- Tanıtım Videosu: Kevser’in Mutfağı’nın artık bir blogdan daha fazlası olduğunu, profesyonel seviyeye geçerek online bir küçük işletmeye dönüştüğünü anlatmaya çalışmıştım. Bu vizyona uyacak şekilde oldukça başarılı bir tanıtım videosu da hazırlanmış:

 

 

Söz Sizde:

Gördüğünüz gibi bloguna sahip çıkan, onu önemseyen bloggerlar olaya profesyonel bakış açısıyla yaklaşarak bir değil, birkaç adım öne çıkmayı başarıyorlar. Peki sizin blogunuz Ramazan’a hazır mı? Blogunuzu Ramazan’a hazırlamak için neler yaptınız veya yapmayı düşünüyorsunuz? Kevser’in Mutfağı’nın attığı adımları ve geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Paylaşırsanız sevinirim.

24 Haziran 2014 Salı

Blogger “En Çok Yorum Alan Yazılar” Eklentisi

Bloglara çok fazla eklenti eklenmesi taraftarı değilim. Her blogun ihtiyacı olan ve işine yarayacak eklentiler farklıdır. Evet belki çok yeni ve gösterişli bir eklentiyi blogunuza eklemek isteyebilirsiniz ama eğer blogunuzu o eklentiye ihtiyacı yoksa siteyi ağırlaştıracağı gibi ziyretçiyi de rahatsız edecektir.

Bu yazıda paylaştığım eklenti olan en çok yorum alan yazılar eklentisini de sadece ihtiyacı olanların eklemesini öneriyorum. Kimlerin veya hangi blogların bu eklentiye ihtiyacı olduğundan bahsedeceğim ama önce eklentinin kodlarını ve blogunuza nasıl ekleyeceğinizi anlatmak istiyorum.

Blogger en çok yorum alan yazılar eklentisi

En çok yorum alan yazılar eklentisini blogunuza eklemek için Blogger kumanda paneline giriş yaptıktan sonra Yerleşim > Gadget Ekle > HTML/Javascript yolunu izleyin ve aşağıdaki kodları ekleyin.

 

<!-- BH En Çok Yorum Alan Yazılar Eklentisi -->
<script type="text/javascript">
function getYpipePP(feed) {
document.write('<ol style="color:#c00000">');
var i;
for (i = 0; i < feed.count ; i++)
{
var href = "'" + feed.value.items[i].link + "'";
var pTitle = feed.value.items[i].title;
var pComment = " \(" + feed.value.items[i].commentcount + "\)";
var pList = "<li>" + "<a href="+ href + '" target="_blank">' + pTitle;
document.write(pList);
 document.write(pComment);
document.write('</a></li>');
}
document.write('</ol>');
}
</script>
<script src="http://pipes.yahoo.com/pipes/pipe.run?
YourBlogUrl=http://bloghocam.blogspot.com/
&ShowHowMany=10
&_id=390e906036f48772b2ed4b5d837af4cd
&_callback=getYpipePP
&_render=json"
type="text/javascript"></script>
<!-- BH En Çok Yorum Alan Yazılar Eklentisi –>

 

Kodlarda değiştirmeniz geeken yerleri kırmızı renkle gösterdim.

- #c00000 liste numaralandırmanın renk kodudur.
- document.write(pComment); satırı yazıların yanında parantez için yorum sayısını gösterir. İsterseniz silebilirsiniz.
- http://bloghocam.blogspot.com/ yerine kendi blogunuzun adresinizi yazın.
- 10 yazan yere en çok yorum alan kaç yazının listelenmesini istediğinizi yazın.

”En Çok Yorum Alan Yazılar Eklentisi” Kimler İçin?

 

Yazının başında her eklentiyi her blogun eklememesi gerektiğinden, çok fazla eklentinin faydadan çok zarar getireceğinden bahsetmiştim.

Bu eklenti en çok yorum alan X yazınızı kenar çubuğunda sergilemenizi sağlar. En çok yorum alan yazılar yazar - okuyucu iletişimini kurmayı en iyi başardığınız yazılardır. Dolayısıyla blogunuza yeni gelen ziyaretçilere bu yazıları göstermek hem ziyaretçinin blogunuzu takip etmesini sağlayacaktır, hem de yorum saysını arttıracaktır.

Tabi yazılarınıza yapılan yorumlar link almak veya reklam yapmak için yazılmış boş yorumlarsa bu eklentinin size hiç bir faydası olmayacağını söyleyebilirim.

22 Haziran 2014 Pazar

Yugoslavya, 2014 Dünya Kupası'na gitseydi?

Pink Floyd'un efsane şarkısında olduğu gibi: Bölündüler ve düştüler. Futbolun Avrupa kıtasındaki bereketli topraklarından bugün futbol sahnesinde altı milli takım var. Eski Yugoslavya, Brezilya'daki Dünya Kupası'na gitseydi ne olurdu acaba? Kral Carlos tahttan feragat etmiş, Madrid yeni kral Felipe'nin taç giyme töreni için hazırlanıyordu dört gün önce. İspanyol Milli Takımı'nı oynadığı her turnuvada yalnız bırakmayan kraliyet ailesi tören yüzünden Brezilya'ya gidememişti. Euro 2008'de 44 yıl sonra zafer yaşayan ardından kıta dışında ilk kez Dünya Kupası'nı kazanmayı başaran Avrupalı olan İspanya, üçlemeyi iki yıl önce Euro 2012'de yapmıştı. Güney Amerika'da beyaz bayrağı en erken göndere çeken ülke oldu. Tıpkı 1998'de kupayı kazanıp 2002'de gruplardan çıkamayan Fransa ya da 2006'da Berlin'de şampiyon olup 2010'da eve erken dönen İtalya gibi... Milli takımın başarılarını altı yıldır "Biz" diye manşetlerine taşıyan Katalan medyası, büyük fiyaskonun ardından İspanya Milli Takımı için "Onlar" demeye başladı. Barcelona'nın omurgasını oluşturan takım için yolun sonuydu ve Barselona şehrindeki gazeteciler için başarısızlık, İspanyol futbolculara fatura edilmeliydi. Sonuçta takım Hollanda'dan beş gol yerken, kalede Real Madrid'li Casillas, stoperde Sergio Ramos ve ön liberoda Xabi Alonso vardı. Güzel günler geride kaldı İspanyol Milli Takımı için, altın jenerasyonları hiçbir şey kazanamadan tarihe gömülen ülkelerin yanında kazanılabilecek her şeyi kazanarak tarih yazdılar.

Peki sevince ortak olan ama bozgunda gemiyi terk eden Katalanlar yıllardır hayalini kurdukları kendi milli takımlarıyla bu finallere gelseydi ne olurdu? Barcelona'nın 2006 yılında beri Avrupa futboluna hükmeden kadrosundan 2010 Dünya Kupası finalinde forma giyen dört; Euro 2012 finalinde ise beş Katalan kökenli oyuncu vardı. Barcelona ile özdeşleşen Iniesta, David Villa ve son dönemde kadroya giren Pedro'nun Katalan kökenli sanılması bu algıyı yükseltebilir ama Katalan Milli Takımı, İspanya'dan futbolcularını çektiği takdirde iki takımın da finalin kenarından geçemeyeceği ortada. İspanya'nın otonom yapısında 1904 yılında kurulan Katalan Milli Takımı, elbette FIFA ve UEFA tarafından tanınmıyor. Son yıllarda Hollandalı efsane Johan Cruyff'un teknik direktörlüğünü yaptığı ve hazırlık maçlarıyla varlığını sürdüren takım bir gün Katalonya bağımsızlığını ilan ederse, İspanya'ya rakip olacak futbol arenasında. Ne olacağı bilinmez ama Balkanlar'da son çeyrek asırda değişen sınırlarla Yugoslavya'nın ne olduğu futbol tarihi kitaplarında yazılı...

Balkanlar'da futbolun bereketli topraklarıdır eski Yugoslavya. Güney Amerika'da Brezilya'dan çıkan kadife ayakların Avrupalı muadillerinin doğduğu coğrafya olarak bilinir. Krallık döneminde ilk Dünya Kupası'nda yarı final oynayan, II. Dünya Savaşı sonrasında iki Dünya Kupası'nda çeyrek finale yükselen ve tarihe karışmadan önce son olarak 1990'da çeyrek finalde elenen Yugoslavya, Euro 1960 ve 1968'de final oynamış, 1976'da dördüncü olmuş ve Euro 1992 ile futbol tarihine veda etmişti. Bugün dünyada birçok futbolsever eski Yugoslavya'nın basketbolda olduğu gibi futbolda da dağılmasaydı neler yapabileceğini merak ediyor. Eski Yugoslavya topraklarından bugün futbol sahnesinde altı milli takım var. 2014 Brezilya'da ilk kez Dünya Kupası heyecanını yaşayan Bosna Hersek, 2010'da olmayan ama 2014'e gelmeyi başaran Hırvatistan, 2010 Dünya Kupası'nın sürpriz ekibi Slovenya, FIFA tarafından eski Yugoslavya'nın devamı kabul edilen ve 2006 Dünya Kupası'na Sırbistan&Karadağ olarak giden, ayrılık sonrasında 2010 Dünya Kupası'nda hayal kırıklığı yaratan Sırbistan, bölünme sonrasında ayakta kalmaya çalışan Karadağ ve Makedonya. Ve FIFA'nın Katalan Milli Takımı gibi tanımadığı Kosova Milli Takımı. 

Eski Yugoslavya'dan göç eden ailelerin İsviçre'de büyüyen çocukları bugün Arnavut takım arkadaşlarıyla İsviçre'nin başarısı için ter döküyor. Formasını giydiği İsveç takımı Dünya Kupası'na gidemediği için maçları Brezilya'da tribünden seyretmek zorunda kalan Zlatan İbrahimoviç ise ailesin savaş öncesinde gurbet yollarına düşmeseydi bugün Bosna-Hersek Milli Takımı'nın finallerdeki en büyük gol silahı olacaktı. Almanya birleşmese, SSCB dağılmasa ne olurdu acaba. Partizan ve Kızılyıldız gibi Avrupa futboluna iki efsane kulüp armağan eden eski Yugoslavya'da yetişen Karadağlı kaleci Simoviç, Mijatoviç, Saviçeviç; Boşnak Saffet Susiç, Vahid Halilhodziç, Mehmet Bazdereviç, Hırvatların efsanesi yolu teknik adamlığında Kayseri'den geçen Robert Prosinecki, bu yıl hayatını kaybeden efsane futbolcu ve teknik adam Vujadin Boskov, frikiklerin efendisi Sinisa Mihajloviç, golcü Pantelic ve bir zamanlar ligimizin yegane yabancıları olan yüzlercesi. Herkesin dilinde hep aynı şarkı var ya da vardı galiba. Pink Floyd'dan Hey You ve onun son satırı: (Together we stand, divided we fall) Birlikte ayakta dururuz, bölünürsek düşeriz.

19 Haziran 2014 Perşembe

Blog Tanıtımı: SEO Kriter

İnternet kullanıcıları bloglarla tanışıp kendi blogunu oluşturduktan ve yazılarını yazmaya başladıktan sonra kafalarında beliren soru genellikle şudur: “insanlar blogumu nasıl bulup yazılarımı okuyacak?”

Bu soruya verilebilecek en doğru cevap şüphesiz Google’dır. Yazılarınız her gün milyonlarca insanın ziyaret ettiği ve arama yaptığı Google’da yer alırsa dünyanın bir ucundan insanlara bile blogunuzu tanıtma fırsatı yakalayabilirsiniz.

Google aramalarında gözükmek, daha üst sıralarda yer almak için de çok yazı yayınlamak yetrli değildir. Bu yazıları bilinçli yazmanız, SEO adı verilen bazı optimizasyon tekniklerini uygulamanız gerekir.

BH’de zaman zaman SEO ile ilgili yazılar yayınlasam da bu konu ile ilgili daha aktif ve daha bilgilendirici blogları takip etmenizi öneririm. Aşağıda tanıtacağım SEO Kriter isimli blog da SEO ile ilgili faydalı bilgilerin yanı sıra çeşitli profesyonel SEO hizmetleri de yer alıyor.

SEO Kriter Nedir?

seo kriter

SEO Kriter aslında kurumsal SEO danışmanlığı yapan bir firma olup blogunda SEO ile ilgili faydalı bilgiler paylaşmaktadır. Adana merkezli bir SEO firması olan SEO Kriter’in blogunda SEO kavramıyla yeni tanışan ve bloguna temel optimizasyon tekniklerini uygulamak isteyen blog yazarlarının ihtiyacını karşılayacak önemli ipuçları yer alıyor.

Garantili ve güvenilir bir SEO çalışması yaptığını iddia eden SEO Kriter müşterilerine bir panel tesis ederek tüm çalışmaları bu panel aracılığıyla takip etmelerini sağlamaktır. Bu da şeffaflığın bir göstergesi olsa gerek.

Temel optimizasyon teknikleri bana yetmez, Google’da önemli kelimelerde ilk sıralarda yer almak istiyorum diyorsanız SEO fiyatları sayfasından paketleri inceleyip profesyonel bir çalışma yaptırabilirsiniz.

 

Hangi Kelimede Kaçıncı Sıradayım?

SEO çalışmaları genellikle anahtar kelimeler hedef alınarak yapılır. Aranma hacmi yüksek kelimeler tespit edilerek o kelimelerde üst sıralar hedeflenir. Böylece günlük çok yüksek ziyaretçi sayılarına ulaşılabilir.

Bildiğiniz gibi Google arama sonuçları oturum açan her kullanıcıda farklılık gösterir. Bu yüzden hedef kelimelerinizi Google’da aradığınızda çıkan sonuçlar size özeldir. X kelimesinde siz kendinizi 1. sırada görebilirsiniz ama esas sıranız çok daha düşük olabilir.

İşte bu noktada SEO Kriter’in , Google’da her kelime için esas sıralamanızı gösteren Google Sıra Bulucu isimli aracını kullanabilir böylece gerçek sıralamanızı öğrenebilirsiniz.

17 Haziran 2014 Salı

United Passions

Bir futbol filmi. FIFA, Dünya Kupası... Gerard Depardieu, Sam Neill ve Tim Roth... 

Yorgun Savaşçılar


Lizbon'daki Şampiyonlar Ligi finalinde Real Madrid uzatmalarda Atletico Madrid'i dağıtırken bunu ayakta kalan takım olmasına borçluydu. Son golde Marcelo topu filelere gönderirken, rakip sahadan bırakın koşmayı yürüyerek dönen 5 Atletico Madrid'li vardı. Bunlardan biri de Uruguay'ın Kosta Rika'dan üç gol yediği maçta yanlış kariyer tercihleriyle eski günlerinden uzak olan Lugano ile birlikte forma giyen Godin'di. Sezon içinde hedeflediği her kulvarda sonuna kadar giden takımların futbolcuları şimdi Dünya Kupası'nda yorgun savaşçılar. Mayıs ayının dünya üzerinde takımına en faydalı adamı Sergio Ramos'un 5 gol yedikleri Hollanda maçında halini düşünün. Ya da Atletico Madrid ile oynadıkları ligin son haftasındaki şampiyonluk maçında bir gol atıp sezonu en önde tamamlamak varken bunu mecali olmayan İniesta'lı, Busquets'li Barcelona orta sahasını.

İspanyol milli takımıyla Brezilya'ya gelen futbolcuların geride kalan sezonda takımlarında forma giydiği dakika toplamı 79 bin 651. onlara 5 gol atan Hollanda Milli Takımı ise toplam 66 bin 117 dakika ter dökmüş. Tecrübe, üst düzey takımlarda forma giymek elbette ki önemli ama yorgun savaşçıların olduğu takımlar bu kupada cezalandırılıyor. Bu sezon kupa alamayan Barcelona'nın haline bakıp "tiki taka" futbolu öldü diyenlere bir şey ıskalıyor. Ölen tiki taka değil, bu yüksek tempolu pas oyununu oynayacak olan futbolcuların fizik olarak geri gitmesi ve Ne Barcelona'nın ne de uzantısı İspanyol Milli Takımı'nın topu artık eskisi gibi hızlı dolaştırmaması. İsabetli pas, topa sahip olma oranının yüksekliği bir futbol maçında kazanmanın garantisi değil ama bu oyunu oynamayı deneyip yüzüne gözüne bulaştıran onca takımın yanında bunu yıllardır ezberine almış adamlar, bir günde bu oyunu unutmadıklarına göre sorunu adalelerde, beyinlerde aramak lazım.

Keyifli, gol ortalaması rekora koşan bir Dünya Kupası izliyoruz. 32 takım arasında hatları arasında kalite farkı olan takımlar var. Uruguay'ın elindeki Luis Suarez, Cavani ve Forlan gibi üç süper santrfor var ama takımın bir oyun kurucusu, yumaşak adamı yok ortada. 
Arjantin için de durum farklı değil. Bosna maçında oyuna ön tarafta Messi, Agüero ile başlayan takım Maxi ile yürümeyince, ikinci yarıda çareyi Messi'yi forvet arkasına çekmekle buldu, ödülünü de aldılar. Messi tek başına bir takım çoğu zaman ama emin olun Messi'yi çıkartıp bu kadroya yakın geçmişin iki orta sahası Seba Veron ve Cambiasso'yu koyun, Agüero ve Higuain'li forvetle Arjantin çok daha dengeli bir takım olur. Puyol'un olmadığı İspanya'nın sağ bek yerine stoper oynattığı Sergio Ramos, İtalyanların sol beke çektiği Chiellini, Uruguay'ın bildiğimiz stoper Cacares'ten sol bek yaratma çabası... Almanya ve Brezilya'nın teknik kadrosunun işte tüm bunları görünce şükretmesi ve ellerindeki kadroların değerini bilmesi lazım.

16 Haziran 2014 Pazartesi

O Dünya Kupası buraya gelecek!




Dünya Kupası için geri sayım bitti ve büyük şölen başladı. Üstelik daha ilk maçtan tüm dünyaya "Böyle penaltı olmaz" dedirten bir maçla. 64 yıl öncesinin efsane stadı Maracana'da, finalde Uruguay'a 2-1 mağlup Dünya Kupası'nı kaybeden, ardından beş tanesini müzesine götüren Brezilya, futbolun en coşkulu sevildiği topraklarda açılış maçında Hırvatistan karşısına çıktı ve geriye düştüğü maçta tabelayı lehine 'olmayan' bir penaltıyla çevirdi. İşte bu penaltı, Dünya Kupası tarihinde yaşanan skandalları, haksızlıkları akla getirdi. Kupa'nın 84 yıllık tarihinde en akılda kalan ve akıllara sığmayan galiba 1978 Dünya Kupası'dır. Askeri cuntanın yönetimindeki ülke Dünya Kupası finalleri için ev sahibi olduğunda, açıklanan bütçenin 15 katını harcadı. O tarihte 750 milyon dolar, Arjantin ekonomisi için büyük yüktü ama General Jorge Videla, şova hazırlanıyordu. 

74 Dünya Kupası'nda Almanlara finalde kaybeden Hollanda'nın bir numaralı yıldızı Cruyff, finallere cuntayı protesto ettiği gerekçesiyle gelmediği yazıldı önce. Kimileri de ülkesinde sponsorlarla anlaşamadığı için finallere gitmediğini söylüyordu. Arjantin kötü takımdı. Birçok futbol otoritesine göre gruptan bile çıkmayacak kadar kötü bir takım. 4 gole ihtiyaçları olduğu Peru maçında soyunma odasına gidenler General Jorge Videla ve Henry Kissenger olunca, Peru ağlarında 6 gol gördü. Yıllar boyunca Peru'nun banka borçlarının silindiği sadece bu maç için 50 milyon dolar gönderildiği söylendi. Cuntayı protesto ettiği söylenen 'Sarı fare' Cruyff ise gerçeği açıklamak için tam 30 yıl bekledi. Finalde uzatmalarda Arjantin'e 3-1 kaybeden Hollanda'da herkes "Cruyff olsaydı biz bu kupayı kazanırdık" dedi ve yıllarca Cruyff'u suçladı. Oysa ki gerçek başkaydı. Cruyff'un derdi siyasi bir protesto değildi, Barcelona'da forma giyiyordu ve evlerini basan hırsızlar kafasına çocuklarının önünde tüfek dayamıştı. Cruyff o gün bu tehditler yüzünden Dünya Kupası'na gitmedi. Belki de haklıydı. Hollanda Milli Takımı'nın final öncesinde can güvenliği yoktu. Otelden stada final için yola çıkan takım otobüsü 'yanlışlıkla' başka yola sapmış ve bir kasaba yolunda Arjantinli gençler otobüsü durdurup yarım saat sallamıştı. O gün finale Hollandalılar, burada kazanırsak evimize canlı dönebilir miyiz endişesiyle çıktılar, uzatmalara kadar da dayandılar, kazanabilirlerdi de ama son sözü söyleyen, hakemi de etki altına alan General Jorge Videla yönetimindeki askeri cunta oldu. 

Sekiz yıl sonra Meksika'daki finallerde Arjantin'de bu kez Maradona vardı. 1978'de çok genç olduğu için kadroya alınmayan Maradona, Mexico City'de 114.500 taraftarın önünde oynanan maçta futbol tarihine geçen iki sahnenin kahramanı oldu. Neredeyse bütün İngiliz Milli Takımı'nı çalımlayıp attığı golle yüzyılın golü bu dedirten Arjantinli efsane, maç sonrasında "Tanrı'nın eliydi" dediği pozisyonda çıktığı kafa topunda golü eliyle attı ve İngilizleri evine yolladı. Özür dilemesi ve itiraf etmesi gerekiyor muydu, fair-play o tarihlerde bu kadar ön planda mıydı? Futbol adaletli bir oyun muydu? Maradona, 2008 yılında özür diledi ama bunun bir utanç kaynağı olmadığını da ekledi. 


 1930 Dünya Kupası düzenlemek İtalya'yı yöneten faşist lider Mussolini'nin en büyük hayaliydi. Ev sahipliğini Uruguay'a kaptırınca Milli Takımı'nı finallere yollamayan 'Il Duce', bu kupayı kazanabilmek için ülkede yabancı futbolcuların İtalyan pasaportu almasını sağladı. Dört yıllık projenin hedefi finalleri düzenlemek ve büyük kalabalıklar önünde kupayı kaldırmaktı. 1934'te ev sahibi İtalya, kupayı kazanırken, o günlerin şahitleri hakem hatalarını anlata anlata bitiremediler. Dünya Kupası tarihinde iki finali arka arkaya kazanan ülke de Musssolini'nin İtalya'sı oldu. 1938'de aynı hakem oyunları ve baskıların adresi Fransa idi. İtalya kupayı dördüncü kez kazanmak için bir zamanlar Hitler'in yüzbinleri topladığı Berlin'deki 2006 finalini beklemek zorunda kalacaktı. 2. Dünya Savaşı başlamasa ve 1942'de Dünya Kupası oynanabilse, tüm dünya Güney Amerikalılar destekli İtalya'nın kupayı arka arkaya üçüncü kez müzesine götüreceğinden emindi. 2010 Dünya Kupası hayalleri Henry'nin eliyle kesilen kurt teknik adam Giovanni Trapattoni, Fransızların haksız yere Güney Afrika'ya gittiğini söylediği basın toplantısında, sekiz yıl önce başına gelenleri hatırladı. Güney Kore, Türkiye ile üçüncülük maçına çıkmış ve kaybetmişti ama turnuvanın iki ev sahibinden biri olan Hiddink yönetimindeki takım, önce İtalya ardından İspanya'yı 'tartışmasız' hakem kararlarıyla dönüş uçağına bindirmişti. 

Ekvadorlu hakem Byron Moreno, İtalya'nın bir golünü haksız yere iptal etmiş, olmadık yere Totti'yi oyundan atmış bir de penaltı yaratmıştı. Daha ne olsun! Güney Kore, İtalya'nın ardından İspanya'yı da Mısırlı hakemin delirten düdükleriyle elemişti. Hikayenin sonunda ise unutulmaz Batı Almanya- Avusturya maçı var. 1982'de Cezayir'in gruptan çıkmaması ve iki ülkenin kolkola yola devam edebilmesi için tek ihtimal vardı. Almanlar tek golle kazanmalıydı. 10. dakikada Hrubesch'in golüyle öne geçen Almanlar karşısında Avusturya, 80 dakika bir şey yapmadı, Almanlar da Avusturya'nın üstüne gitmedi ve Cezayir kupaya veda etti. Maçın ardından Avusturya'da yayın yapan kanalın yorumcusu, futbolseverlere seslendi: "Televizyonlarınızı kapatın!" 

Blogdan Para Kazanmanın Temelini Oluşturun

Bu yazı, Srgz Blog’un sahibi Vural Egemen Sarıgöz tarafınan Blog Hocam için yazılmıştır.

Bir blog yazarısınız ve haliyle emek harcadığınız bir şeyden para kazanmak istiyorsunuz. Bu sizin en doğal hakkınız. İnsan hem sevdiği hem de para kazandığı bir işi yapıyorsa dünyadaki saltanatını kurmuş diyebiliriz.

 

Blog Yazarlığı ciddi bir iştir. Bu ciddiyetle bu işe başlarsanız kazancınız da o kadar ciddi olacaktır. Bu konu üzerine çok araştırmalar yapıldığını biliyorum. (Bu yazıyı yazarken başka bir blog yazarı arkadaşım ile facebook messenger'da konuşurken, blog hocam'a misafir yazı hazırlıyorum dediğimde ''blog hocam'a ne kadar çok yazı verdin öyle'' dedi ve oraya verdiğin kadar kendi bloguna yazsana diye uyarıda bulundu. O arkadaşıma verdiğim cevabı burada yayınlamak istiyorum. O arkadaşımın nazarında tüm merak edenlere cevap vermiş olayım) Benim çok meşhur bir sözüm var(!) ''Kendi blogunda yazı yayınlamak gol ise başka bir blogda misafir yazar olarak yazı yayınlamak asisttir.'' Bu mantık ve niyetle yazılarından fazlaca istifade ettiğim Blog Hocam'da misafir yazarlık yapıyorum. Sağ olsun kendisi de yayınlamaya değer görüp yazılarımı yayınlıyor. Daha önce Blog Hocam'da yayınlanmış yazılarımı da okumak isterseniz aşağıda belirteyim.

 

- Bir Blog Yazarı Okurlarından Ne Bekler?
- Neden Misafir Yazarlık Yapıyorum
- Blogunuzda Etkinlikler Düzenleyin
- Ben Blogger’ın Zeki, Çevik Ve Ahlaklısını Severim
- Blogger Tipleri

 

Blog Yazarlığını meslek edinmiş insanlar vardır yada başka meslek gruplarından olup da blog yazarlığından ciddi ek gelir edenler vardır. Nacizane bende hali hazırda özel sektörde çalışıp aynı zaman da blog yazarlığı yaparak kendime ek gelir sağlayabiliyorum. Yaptığınız işi ciddi anlamda yaparsanız geliriniz de olacaktır, saygınlığınızda.

Blog Yazarlığına Başlayın!

Blog Yazarlığına başlamaya karar verin ve bu kararınızda kararlı olun. Kendi ilgi alanızla ilgili bir blog açmak en doğru seçenektir. Genel bir blog açıp başarılı olan birini görmedim. Zamanla blog çöplüğündeki yerlerini aldılar. Açacağınız blogun konusunu belirledikten sonra blogunuzun konusuna uygun bir isim belirleyin. İsim kısa akılda kalıcı olmalıdır. Size özel bir isim olmasının da hiç bir mahsuru yoktur. Ama Blog Hocam gibi yada benim blogum olan SRGZ Blog gibi bir isim seçebilirsiniz. Blog Hocam blog yazarlarını bilgilendirici yazılar paylaştığı için, bir nevi hocalık yaptığı için blog hocam'ı seçmiş. Bende soyadım olan Sarıgöz'den sesli harfleri çıkararak bir isim türetmişim. Blogunuzun ismi ciddi anlamda marka olabilir. İsim belirledikten sonra kendinize bir yol haritası çizin ve bu yol haritasına göre içeriğinizi şekillendirmeye gayret edin.

Sabırlı Olun!

Hiçbir blog yazarı blogunu açtığı günden itibaren ne popüler olmuştur ne de para kazanmıştır. Zamanla üretilen içerik sayısına göre ve ziyaretçi sayısına göre popülerliği ve kazancı artmıştır. Yapmanız gereken sabırla içerik üretmektir. Ben ilk blogumdan 5 ay sonra ilk gelirimi elde etmiştim.

Sabrettiniz! Peki Ya Sonra?

Sabrettiniz ve hatırı sayılır bir içeriğiniz, gözle görülür bir ziyaretçi sayısına ulaştınız. Artık bundan sonra yapmanız gereken şeyler vardır. İçeriğinize göre sizinle iletişime geçen markalar, firmalar olacaktır. İçeriğinize göre size tanıtım yazıları hazırlatmak isteyenler olacaktır. Ziyaretçi sayınıza göre blogunuza reklam eklemeye başlayacaksınız. vs…

Ben Blogumdan Nasıl Para Kazanıyorum?

Srgz Blog'dan ciddi anlamda para kazanabiliyorum. Bazı arkadaşlarıma elde ettiğim kazancı söylediğimde şaşırıyorlar. Bu kazanç tesadüf değildir. Emek verdim ve bu emeği ciddiyetle kullandım. Bir süre sonra bazı markalar ve firmalar benimle iletişime geçip, bazı tekliflerde bulundular. Bazı markalar düzenledikleri etkinliklere davet ettiler. Bazı markalar ürünlerinden gönderip, kullanmamı ve fikirlerimi blogumda yazmamı istediler. Bazıları blogumun sağına soluna reklam vermek istediler. Hürriyet'in Bumerang isimli sistemi ile para kazanabiliyorum. Blogumda tanıtım makaleleri yayınlayarak para kazanabiliyorum. Çeşitli markaların ürünleri hakkında deneyimleri yazabiliyorum. Popülerliğim artıyor. Geçtiğimiz günlerde Bumerang Deneyim günleri adı altında Adana'da yapılan Blog Yazarları buluşmasına gittiğimde blogumun ismini duyanın verdiği tepki ile popülerliğimin arttığını gördüm. Aynı şeyi blog hocam içinde söylemeliyim. Aramızda yoktu ancak namı ortamdaydı.

Sonuç İtibari İle!

Sonuç olarak blogunuzla başarı elde etmek istiyorsanız, bir kazancım olsun diyorsanız blogunuza emek harcayacaksınız. Para kazanmaya başlamadan önce yatırım yapmalısınız. Blog Yazarlığı konusunda sermaye para değildir. Sermaye emek ve ciddiyettir. Yazılarınızı milyonlar okuyormuşcasına yazmalısınız. Her yazınızdan faydalanacak mutlaka birileri olduğunu bilerek yazmalısınız. İçerik üretirken blog konunuzun dışına istisnai durumlar dışında çıkmayacaksınız. İçerik üretmede düzenli olmalısınız. Bir günde 5 içerik girip 1 hafta hiç bir şey yazmazsanız ciddiyetinizi kaybedersiniz. İnsanlar sizin düzeninize alışmalı. Bir market düşünün. Bir akşam bir ürüne ihtiyacınız oldu ve gittiniz market geç saat olmasına rağmen açıktı. Alacağınızı aldınız. Başka bir zaman yine başka bir şeye ihtiyacınız olduğunda nasıl olsa o market açıktır diyerek gittiniz ve kapalı olduğunu gördünüz. Bir sonraki seferde açık olma ihtimali daha garanti olan bir markete gidersiniz. Blog Yazılarınızda böyledir. İnsanlar blogunuza gelip bir kaç yazı okur ve daha sonra geldiğinde hiç bir yazı girilmediğini gördüğünde güncellemediğini düşünüp tekrar ziyaret etmeyecektir.İnsanlar yazılarınızı okumak için yeni yazılarınızı takip edebilmeliler.

Blogunuzun temelini oluşturmak için aşağıdaki vasıfları blogunuza kazandırmalısınız.

Ciddiyet, Devamlılık, Samimiyet, İstikrar, Güven.

Yukarıda yer alan bu vasıflarla blogunuzu donattığınızda kazancınızın arttığını kendiniz de göreceksiniz. Herkese iyi bloglamalar dilerim.

Yazar Hakkında: Srgz Blog ; Webtasarım ve Teknoloji üzerine özgün makaleler yayınlayan güncel bir blogdur.

12 Haziran 2014 Perşembe

Bloglamayla İlgili Öğrendiğim 10 Önemli Ders

Bu yazı, kisiselbasarim.com yazarı Timur Demir tarafından Blog Hocam için yazılmıştır.

İnsanlar çeşitli nedenlerden ötürü bloglamayı severler. Bazısı yazarak para kazanmak ister, bazısı isim yapmak ister. Bazısı için sadece eğlencedir ve herhangi bir ciddiyet yoktur. Bazı ise düşüncelerini başkalarıyla tartışmaktan hoşlanır ve düşüncelerini blog adresinde paylaşır. Hangi amacı taşıyorsanız taşıyın bloglama sayesinde öğrenebileceğiniz bazı önemli şeyler vardır.

dersler

 

1. Yaratıcılığınızı Korumak İçin Eğlenmeye Çalışın


Bu bazı durumlar için biraz abes kaçabilir. Teknik sorumluluğu fazla olan veya bilimsel konularda yazılar yazdığınız bir blog sahibi bile olsanız yazarken eğlenmeniz gerekir. Yazar yazısını hazırlarken o anki ruh halini de yazısına yansıtır ve eğer yaptığınız işten sıkıldıysanız bu yazılarınıza yansımaya başlar. Sonuç olarak okuyucuları rahatsız etmeye başlarsınız. Farklı yaklaşımlar gerçekleştirmeye ve tekrardan kaçınmak için sahip olduğunuz yazarlık stilinde değişiklikler yapmaya çalışın.

 

2. Yazılarınız Ancak Dil Bilginiz Kadar İyi Olabilir


Dil bilgisi kuralları hiç aklınıza geliyor mu? Bazı insanlar dil bilgisi kurallarına takıntılı durumdadırlar ve nerede yanlış görülürse bunu gün yüzüne çıkarmaktan hoşlanırlar. Bu biraz sinir bozucu olabilir ancak dil bilgisinin kötü olması yazılarınıza doğrudan etki eden bir durumdur. Buna pek aldırış etmeseniz bile yazım hataları yapmanız yazarlığınız açısından güvenilirliğinizi kısıtlayan bir durumdur. Eğer ciddiye alınmak isteyen biriyseniz yazılarınızı yayınlamadan önce kontrol etmelisiniz.

 

3. İnternetin İşlevsel Bilgisine Sahip Olmalısınız


Bunu göz ardı edemezsiniz. Arama motorlarını doğru bir biçimde kullanmalı ve ihtiyaç duyduğunuz araştırmayı yapmalısınız. Bununla birlikte blog adresinizin bakımını ve güncellemesini tek başınıza yapabilmelisiniz. Bunun dışında internet jargonunda bazı ifadeler gerçek hayatta olduklarından farklı anlama gelebilmektedirler. Bu tür ifadeler hakkında bilgi sahibi olmalı ve yanlış bir şeyler aktarmamak için önleminizi almalısınız.

 

4. Okuyucuların Görüşlerine Başvurun


Yazılarınızın iyiliği veya kötülüğü konusunda objektif olabilmek son derece önemlidir. Ancak birçok yazar kendi yazılarını çok iyi bulur ve objektif olmaktan uzak dururlar. Blog yazarlarının klasik yazarlara göre farklı bir avantajı bulunur. Zaman kaybetmeksizin yazıları hakkında takipçilerin görüşlerine başvurabilir. Bazı kişiler kasıtlı olarak çok kötü olduğunuzu dile getirirler. Bu durumda daha gerçekçi olan yorumlara kulak asmaya çalışmalı ve hatalarınızı tespit edebilmelisiniz.

 

5. Reaksiyonlar Motivasyonunuzu Etkilememeli


Web büyük bir alandır ve bu alanda fırsatlar veya işler için farklı seçenekler söz konusudur. Yaratıcı bir yazarsanız bu seçenekler daima önünüzde olur ancak beklentilerinizi çok yüksek tutmamalısınız. Bir işe başvurduğunuz zaman sizi reddedebileceklerini aklınızdan çıkarmayın. Çalışmalarınızı, çabalarınızı sürdürün ve bu tip durumların sizi etkilemesine izin vermeyin.

 

6. Bir Şeyler Kendiliğinden Gelişmez, Onları Ortaya Çıkarmalısınız


Her zaman yeni fırsatlar kovalayın. İletişim kurabileceğiniz kişileri değerlendirin, iş fırsatları arayın ve işinizin geleceği hakkında düşünün. Eğer yerinizde durarak yazmaya devam eder ve beklersiniz sadece ufak miktarda gelişim gösterirsiniz. Bir şeylerin kendiliğinden ortaya çıkmasını beklememeli onları siz ortaya çıkarmalısınız.

 

7. Ara Vermeyi İhmal Etmeyin


Belirli aralıklarla yazmaya ara vermeye çalışın. Kaliteli içerik oluşturmak için bunu yapmak zorundasınız. Aksi takdirde yazılarınız kalitesiz hale dönüşür ve buna dur diyemezsiniz. Eğer ara vermek gibi bir seçeneğiniz yoksa neler yazdığınızı gözden geçirin. Yorgunluk sadece yazılarınızı etkilemez, aynı zamanda motivasyonunuzu da etkiler. Dinlenmek için kendinize vakit ayırın ve iyice dinlendikten sonra geri dönüş yapın.

 

8. Sabır ve Çalışkanlık Başarı İçin Önemlidir


Birçok blog yazarı bloglama dünyasına aşırı rahat bir şekilde giriş yaparlar ve birkaç ay içerisinde hemen başarıya ulaşacaklarına inanırlar. Bloglama dünyasında böyle bir şey söz konusu değildir. Birçok blog yazarı yıllar sonra başarıya ulaşmıştır. Bloglama hemen başarı getiren bir iş değildir. Planlama, öğrenme ve çok çalışma gerektirir.

 

9. Troller İle Savaşmaya Çalışırsanız Zararlı Çıkarsınız


Bazı yaratıcı kişiler sadece eğlenmeyi hedeflerler ve onlar için her şey eğlence anlamını taşımaktadır. Bu kişilere Troll denir. Sıkılgan bir yapıya sahiptirler ve kendilerini eğlendirmeye çalışırlar. Blog adresinize Troller gelmişse onlarla tartışmaya girmeye çalışmayın çünkü çoğu zaman kaybeden taraf olursunuz.

Onların kaybedecekleri bir şeyleri yoktur ve ana hedefleri sizin yaptıklarınıza eğlence amacıyla dalga geçmektir. Onlara aldırış etmemek ve onlarla reaksiyona girmemek oldukça ideal bir seçimdir çünkü reaksiyon görmedikleri zaman başka yere giderler.

 

10. Ne Pahasına Olursa Olsun Paranın Peşinden Gitmeyin


İnternetten para kazanmanın birçok yöntemi vardır. Bu doğrudur ancak blog konusuna geldiğinde bu hususta dikkatli olmalısınız. Sizi takip eden kişiler blog adresinizi ayakta tutan kişilerdir. Eğer onların istemeyeceği şekilde reklamlar sunmaya başlarsanız sizi takip etmeyi bırakırlar ve tüm çalışmalarınız boşa gider. Seçimlerinizi dikkatli bir biçimde yapın, sizi takip edenlere danışın ve değişikleri onlara bildirin. Para kazanmak isterken blog adresinize zarar vermeyin.

 

Yazar Hakkında: Ben Timur Demir. Yaklaşık 2,5 yıldır internet dünyasında aktif olarak bulunmaktayım. 3,5 ay önce üniversitemde katıldığım bir kişisel gelişim seminerinden sonra, Kendi Kahramanınız Olun! Sloganıyla hayata geçirdiğim web sitemde, kişisel gelişim ve kişisel başarı yazıları yazmaktayım.

Sosyal Ağ : Facebook

10 Haziran 2014 Salı

Nakit satmak




Money by Various Artists on Grooveshark

Bugün muayeneye gelen bir hasta reçetesini yazarken
"Doktor Bey ben artık Bağ-Kur'lu oldum" dedi
"Hayırlı olsun, dükkan mı açtınız, ne iş yapıyorsunuz?" dedim
"Kredi kartından nakit para çekiyorum" dedi
"Nasıl yani sadece bu mu? Dükkan mı tuttunuz bunun için?" dedim
"Kontör falan da satıyorum ama esas işim bu. Kredi kartından nakit çekmek isteyenlere yüzde 11 komisyonla yardımcı oluyoruz." dedi




"Bu işten para kazanılabiliyor mu?" diye sordum
"Banka parayı ertesi gün öderse yüzde 9 komisyon kesiyor, bir ay beklersen hiç komisyonu yok. Ben elimde sıcak para olmadığından ertesi gün alıyorum. İşte; yüzde 2'den günde kemiksiz bin lira kalıyor." dedi





"Yani günde 50 bin lira çekiyorsunuz, öyle mi" dedim
"Yüz bini buluyor, kimisinden yüzde 10-10,5 komisyon alıyoruz. Bankaya borcu olan çok. Bir seferde borçlarını kapatıp sonra 9-10 taksitte ödüyorlar. Bizde her bankanın POS'u mevcut, en uygun taksit yapandan çekiyoruz. Ayrıca bu işi fason yapanlar da var. Çevresinden kartları toplayıp getiriyor, yüzde yarım komisyon da ben ona veriyorum." dedi
"Yasal mı bu yaptığınız iş, bir mal alışverişi gerekmiyor mu? Bankalarla sorun çıkmıyor mu? " diye sordum





"İş yasal. Kontör satışım da olduğundan sorun olmuyor. Bankalarla ancak şöyle sorun oluyor: Hergün yüz bin lira çekince bir veriyor, iki veriyor, üçüncüde veznede para yok diyor. Onlar para bankada biraz kalsın istiyor ama ben yattığı gün çektiğimden bankayı kasa gibi kullanmış oluyorum, istemiyorlar.  Sürekli banka değiştirmek zorunda kalıyorum" dedi
"Nasıl başladınız bu işe?" diye sordum
"Öğrenciyken babamdan para istemek zor geliyordu. Mahalledeki bakkala abi sen şu karttan 55 lira çek bana 50 lira ver diyordum. İş düşünürken aklıma bu geldi. Zaten kapıdan gelseniz yok derim. Ancak tanıdıklara iş yapıyorum" dedi.


9 Haziran 2014 Pazartesi

Brezilya 2014 / H Grubu


Bir büyük yıldız çıkarmanız futbolda başarıyı getirmiyor, mesele aynı yaş grubundan en az 5-6 üst düzey adamı bir araya getirebilmek. 2000 ve 2002'de biz bunu başardık. Almanlar böyle bir takımla Brezilya'ya gittiler. Fakat Belçika herkesten farklı. Uzun yıllar üzerine ölü toprağı serpilmiş milli takımları artık büyüklere kafa tutabilecek kapasitede. Hazard başta olmak üzere, Lukaku, Fellaini, Witsel, defansın göbeğinde Vermaelen ve Kompany ve kalede Atletico Madrid'de büyük işlere imza atan Courtois ile Belçika taş gibi takım. Wilmots yönetimindeki Belçika, 7 seri galibiyetle eleme gruplarından gümbür gümbür geldi. İdeal 11'i dışında Mertens, Mirallas, Chadli, Adnan Januzaj, Vertonghen gibi kaliteli ayaklara sahip Belçika, fizik olarak finallerde ayakları yere en sağlam basan kadrolardan. 
CAPELO'NUN RUSYASI NE YAPACAK? Bu Dünya Kupası'nda çok üst düzey teknik adamlar var elbette ama Fabio Capello'yu mutlaka ilk üçe yazmak lazım. Elemelerde önce tökezleyen sonra kendine gelen Rusya'da kaptan Shirokov'un sakatlığı İtalyan hocanın orta sahadaki planlarını bozacak. 4-1-2-1-2 ile takımını sahaya süren Capello'un en uçtaki gol silahları Kokorin ve Kerzhakov. Kalede neden Avrupa'nın büyük liglerine uzun yıllardır transfer olmadığı merak edilen İgor Akınfeev var, özel bir kalecidir. 2010'da İngiltere'nin başında istediklerini yapamayan Fabio Capello'nun Rusya ile neler yapacağı merak konusu. Takımın teknik kapasitesi geçmiş yıllara oranla düşük. İtalyan hocanın amacı burada en iyisini yapıp, 4 yıl sonra Rusya'daki Dünya Kupası'nda ev sahibi olmanın avantajını kullanıp bırakabileceği en iyi yerde bırakmak.Müthiş bir şampiyonluk yarışının yaşandığı Rus Ligi dışından kadroya oyuncu olmayan Capello'nun İtalyan genlerine saygısı devam ediyor. Ruslar, Belçika kadar kaliteli bir kadroya sahip değiller ama başlarında yaşlı bir kurt var. 

CEZAYİR'İN İŞİ ÇOK ZOR  
Dünya Kupası'ndan sonra Trabzonspor'un başına geçecek olan Halilhodzic, Afrika Kupası'nda hayal kırıklığı yaşatmıştı. 2010 Dünya Kupası'na Fildişi Sahili ile gitmeyi hayal ederken finallere 3 ay kala görevine son verilen Bosnalı teknik adam, Afrika elemelinde Burkino Faso'yu geçerken de çok zorlanmıştı. Geçmişte Zidane, bugünlerde Benzema, Nasri gibi oyuncuları milli takım için ikna edemeyen Cezayir'in en üst seviyede futbol oynayan ismi Valencia'dan Feghouli. Tottenham'da şans bulan Bentaleb de orta sahada oyunu tutmayı başaran isimlerden. 1986 ve 2010 finallerinde tek bir maç bile kazanamayan Cezayir'in işi zor. 

2002'NİN KAPTANI KORE'Yİ ÇALIŞTIRIYOR 
Güney Kore'nin futbol devrimi 2002 Dünya Kupası öncesi Hollandalı teknik adam Guus Hiddink önderliğinde başladı.12 yıl önce üçüncülük maçında Türkiye'ye kaybeden ve o tarihten sonra Avrupa'ya oyuncu ihraç etmeye başlayan Uzak Doğu ülkesini bugün 2002'deki takım kaptanı Hong Myung-Bo yapıyor. Takımın en önemli ismi bu sezon Bayer Leverkusen'de adeta döktüren Son Heung Min. 2010 Dünya Kupası'nda gruptan çıkmayı başaran ve son 16'da Uruguay'ın evine yolladığı Güney Kore de 4-2-3-1'i tercih eden takımlardan. Dünya Kupası'nın son grubunda Belçika'nın lider olarak gruptan çıkmasını bekliyorum. Cezayir bir finallere daha gelmenin gururunu yaşar sadece. İkinci bilet için ise Rusya, teknik adam farkıyla bir adım önde. 

Markaların Gözdeleri: Sözü Geçen Bloggerlar

Günümüzde yapılan araştırmalar insanların satın alma kararları üzerinde bloggerların büyük etkisi olduğunu gösteriyor. Bu durum blogların markalar ve ajanslar tarafından bir pazarlama aracı olarak kullanılmasını getirdi. Karşılığında da bloggerlar maddi kazançlar sağladı.

”Bu markalar ve ajanslar neden bana reklam vermiyor?” dediğinizi duyar gibiyim. Bunu bakış açısıyla açıklayabilirim. Özellikle genç yaştaki erkek bloggerlar “PageRank’im şu kadar, Alexa sıralamam şu, günlük hitim şu” gibi veriler ortaya koyuyor ve reklam almaya değer bir blogları olduklarını düşünüyorlar. Bu veriler elbette önemli. Backlink çalışması yapan freelance SEO çalışanları ve küçük çaplı SEO firmalarının sizi tercih etmesine neden olabilir. Fakat markaların umurunda değil.  Peki markalar neden umursamıyor bu verileri? Markaların beklentileri ne?

Pazarlamada influence diye bir kavram vardır. Anlamı; birinin davranışları veya kararlarını etkileyen etkidir. Başkaları üzerinde bu şekilde bir etki yaratan insanlara da influential denir ki markaların hedefindeki bloggerlar insanların atın alma kararlarını etkileyen inflluential bloggerlardır.

Açıkçası influence ve influential kavramlarının tam Türkçe karşılığı olmadığı için ne diyeceğimi bilmiyorum ama başlığa da yazdığım “sözü geçen blogger” tanımı bana en yakın gelen tanım. Yazının devamında sözü geçen bloggerların özelliklerinden ve nasıl sözü geçen bir blogger olabileceğinizden bahsetmek istiyorum.

sözü geçen blogger

1. İyi Bir İletişimci Ve Yazar Olun

Blog konusu ne olursa olsun, sözü geçen bloggerları incelediğinizde çok iyi birer iletişimci olduklarını rahatlıkla görebilirsiniz. Kelimelerini çok dikkatli seçerler ve okurlarıyla içerikler aracılığıyla bağlantı kurarlar. Yazıları nettir ve ikna edicidir. İletişim becerisi konusunda kendinizi geliştirmeniz için önerebileceğim yegane şey okumaktır. İletişimle ilgili pek çok kitap ve dijital yayın bulmanız mümkün. Bunların yanı sıra kendi alanında sözü geçen bloggerların yazılarını daha dikkatli okuyup neler yaptıklarını/yapmadıklarını anlamaya çalışmak da iletişim beceriniz, dolayısıyla ikna edici yazma kabiliyetenizi geliştirmenize yardımcı olacaktır.

 

2. Özgün Olun, Fark Yaratın 

Gerek okuyucular, gerek de markalar tarafından fark edilmenizi sağlayacak en temel şey özgünlüğünüzdür. Otorite, ögzünlük üzerine inşa edilir. Özgünlük kavramı çok geniş bir kavramdır. Blog tasarımından içeriğe, yazı fikirlerinden sunuş tekniklerine kadar pek çok alanda ilk ve öncü olmalısınız. Bunun yolu blog yazdığınız konuyu çok iyi bilmekten geçiyor. “O konuda dijital mecrada ki eksikler neler? İnsanlar neye ihtiyaç duyuyorlar? Ne yaparsam fark yaratabilirim?” gibi sorulara kafa yorarak far yaratacak fikirler üretebilirsiniz.

 

3. Faydalı Ve Çözüm Odaklı İçerik Üretin 

Blogunuz ve içerikleriniz ne kadar faydalı? Sözü geçen bloggerları incelediğinizde hep fayda sağlayan insanlara yardımcı olan içerikler ürettiklerini görürsünüz. Bir blogda okuduğunuz püf noktasını okuyup uyguladığınızda büyük fayda sağlıyorsanız bundan sonra o blogda paylaşılan püf noktalarını daha meraklı okur ve size yine faydalı olacağını düşünürsünüz. İşte markalar da bunun peşindedir. Faydalı, insanlara klavuz olabilecek, onların sorunlarını çözebilecek içerikler üretmek söze geçen blogger olmanın temel şartlarındadır.

 

4. Uzman Olduğunuz Konuda Yazın 

Yazdığınız konuda uzman mısınız? Sırf popüler olduğu için veya Google’da çok arandığı için o konu hakkında blog açmaya karşıyım. Çünkü sözü geçen blogger yazdığı konuda uzman olmalı. Uzman olmalı ki okuyucunun isteklerine cevap verebilsin, onların güvenini kazanabilsin. İnsanlar güvendikleri kişilerin önerilerine önem verirler. Bu yüzden okuyucunun güvenini kazanan bloggerlar markalar için değerlidir.

 

5. Gündemi Takip Edin

Blogunuzun konusuyla ilgili gelişmeleri takip edin. Okuyuculardan geri bildirim isteyin ve bu geri bildirimleri dikkate alın. Analytics hesabınızı sadece günlük ziyaretçi sayısına bakmak için kullanmayın. Detaylı analizler yapın. Mümkünse blogunuzun konusuyla ilgili aktivitelere katılın ve bunları blogunuzda okuyucularınızla paylaşın. Çünkü tüm bunlar sözü geçen bloggerların yaptıkları şeylerdir ve güven inşa etmenizi, markaların dikkatini çekmenizi sağlayacaktır.

 

Sözü geçen blogger olabilmek için yukarıda bahsettiğim şeyleri gerçekleştirebilmek için de şu 4 özelliği barındırıyor olmanız gerekir; disiplin, tutku, yaratıcılık ve olumlu tutum.

8 Haziran 2014 Pazar

Brezilya 2014 / Rakamlar



2  Dünya Kupası tarihinde iki ülkenin ortak düzenlediği tek final 2002 yılında Japonya ve Güney Kore'de yapıldı. Türkiye, Dünya Kupası'nda yarı final oynadı ve finalleri üçüncü olarak tamamladı. 
 Kamerun savunmasından Rigobert Song ve Fransızların beyni Zinedine Zidane iki Dünya Kupası'nda kırmızı kart gördüler. Song, 94 ve 98'de, Zidane ise 1998'in ardından 2006'da. 

2006 Dünya Kupası'nda Hırvatistan- Avustralya maçında hakem Graham Poll, Hırvat Simunic'e maç içinde üç kez sarı kart gösterdi. 

Dünya Kupası tarihinde finalde en fazla kaybeden takım Almanya. Panzerler, 1966, 1982, 1986 ve 2002 Dünya Kupaları'nda finalde kaybettiler. 

 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapacak olan Brezilya, kupayı beş kez kazanmayı başardı. Sambacılar 1958, 1962, 1970, 1994 ve 2002'de kupayı kaldırdı. 
 Brezilya'daki Dünya Kupası, Güney Amerika kıtasında düzenlenen beşinci finaller olacak. Kıtadaki son Dünya Kupası 1978'de Arjantin'de düzenlenmiş, Tangocular kendi evlerinde kupayı kazanmıştı. 

Futbolun gelişimi için büyük çaba gösteren ABD, Dünya Kupası'na yedi kez arka arkaya katılmayı başardı. ABD, 1990 finallerinden bu yana her Dünya Kupası için vize aldı. 

10 Güney Afrika, Dünya Kupası'nı Afrika kıtasında düzenleyen ilk ülke oldu. 2010 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapan ülkede sevinen taraf İspanya oldu. 

11 2002 Dünya Kupası'nda Türk Milli Takımı'nı 2-1 yendiği maçta başlattığı galibiyet serisini 2006'da 3-0 kazandığı Gana maçına kadar sürdüren Brezilya, arka arkaya 11 maçla kupa tarihinin en iyi performansını ortaya koydu.

15 1998, 2002 ve 2006 Dünya Kupası'nda forma giyen Ronaldo attığı 15 golle kupa tarihinin en golcü ismi oldu. 

17 1958 Dünya Kupası'nda Brezilya'nın genç yeteneği Pele forma giydiğinde 17 yaşındaydı. Attığı golle kupa tarihinin en genç golcüsü olmayı başardı. 

18 Dünya Kupası'nın bir sonraki durağı Rusya. Kış Olimpiyatları'nı bu yıl düzenleyen Rusya, 2018 yılında finalleri kuzeyimize getirecek. 

24 2006 Dünya Kupası'nda Arjantin-Sırbistan maçında unutulmaz bir gol atan Cambiasso'nun son vuruşu öncesinde Arjantinli futbolcular 24 pas arka arkaya yapmıştı. 

25 Almanların efsane ismi Lothar Matthaus, beş Dünya Kupası'nda forma giydi. 25 maçta sahaya çıkan Matthaus, finallerde en fazla forma giyen oyuncu oldu. 

28 Dünya Kupası tarihinin en çok kırmızı kart çıkan turnuvasına 2006'da Almanya ev sahipliği yaptı. 64 maçta hakemlerin cebinden 28 kez kırmızı kart çıktı. 


40 1982 Dünya Kupası'nı kazanan İtalya'nın kalesini koruyan Dino Zoff, finallere geldiğinde 40 yaşındaydı. 

42 1994 Dünya Kupası'nda Kamerun'un Rusya'ya 6-1 kaybettiği maçta forma giyen Roger Milla 42 yaşındaydı ve finallerde oynayan en yaşlı futbolcu ünvanını aldı. 

43 2014 Brezilya'da, 43 farklı ülkeden hakem görev yapacak. Doğan Babacan'dan 40 yıl sonra finallerde ilk kez bir Türk hakem, Cüneyt Çakır düdük çalacak. 

66 Dünya Kupası'nda ilk maskot 1966'da finallerde kullanıldı. İngiltere'nin ev sahipliğini yaptığı kupanın maskotunun adı Willie'ydi. 

74 Dünya Kupası'nda ilk kez 1974 yılında final oynayan ve Almanya'ya kaybeden Hollanda, bir sonraki finallerde Arjantin'e karşı kaybetti. Portakallar son Dünya Kupası'nda da final oynadı ve üçüncü kez kupayı kaldıramadan evine döndü. 

82 Dünya Kupası'ndaki takım sayısı 16'dan 24'e 1982 yılında yükseltildi. Bu kupa ilk kez her kıtadan bir ülkenin finallerde yer almasıyla tarihe geçti. 

94 ABD'de düzenlenen 1994 Dünya Kupası'nda futbolcuların isimleri ilk kez formanın sırtına yazıldı. Forma numaraları da göğüste yer aldı. 

171 Kupa tarihinde en çok gol 1998'de Fransa'da atıldı. Ev sahibinin kazandığı finallerde 171 kez fileler havalandı. 

300 Dünya Kupası tarihinde tribünlerin en boş kaldığı maç 1930 yılında Romanya ile Peru arsında oynandı. Uruguay'daki finallerde Montevideo'daki maçı tribünlerde 300 kişi izledi. 

Ne Reklam Ama

Oyun dediğin böyle kazanılır from MediaCat TV on Vimeo.

Brezilya 2014 / G Grubu


"Futbol 90 dakika süren bir oyundur ve sonunda Almanlar kazanır" bir futbol klişesidir ve bunu Almanlara söylediğinizde "Neden 4 Dünya Kupası'nı finalde kaybettik?" diye size sorarlar elbet. Son iki Dünya Kupası'nda üçüncü olan, 2002'de finalde kaybeden Almanlar, İspanya'nın yaptığı üçleme sonrasında Brezilya'ya Avrupa'nın bir numaralı favorisi olarak gidiyor ama kağıt üzerindeki bu artı değerler Güney Amerika kıtasında nakite çevrilir mi göreceğiz. 8 yıldır takımın başında olan Löw için artık kazanma vakti, yakaladıkları süper jenerasyonla buradan da elleri boş dönerlerse hoca değişikliğine gidecekleri kesin. Son dakikada gelen Reus'un sakatlık haberine rağmen, kupanın en golcü orta saha oyuncularına sahipler. Almanların orta sahası aynı zamanda forvet görevi görüyor. İki bekte de oynayan ve bu sezon Bayern Münih'te orta sahada görev yapan Lahm'ı bakalım Löw nerede kullanacak? Dünyanın en iyi kalecisi Neuer, onlarda, Mesut'un sezon içinde Arsenal'de gel-gitleri ve Khedira'nın sakatlık yüzünden sezonu boş geçirmesi ise eksileri. (ideal 11 tablosu Sport'tan, Reus'un sakatlığı öncesinden) 

BENTO'NUN 11 İSTİKRARI 
La Liga ve Şampiyonlar Ligi trafiğinde sakat olduğu dönemlerde her türlü riski alan ve bedelini Dünya Kupası öncesi hazırlık döneminde ödeyen Cristiano Ronaldo'nun fizik olarak düşmüşken ne yapacağı Portekiz'in kaderini belirleyecek. Paulo Bento'nun değişmeyen bir 11'i var ama yıllardır Almeida'dan daha iyi santrfor çıkartamayan Portekiz'in Ronaldo olmayınca bir B planı yok.Defansın göbeğinde Alves, orta sahada Meireles, F.Bahçelilerin odağında olacak ama oyunu Ronaldo dışında domine edebilecek adam Moutinho. Bu sezon 47 maçta 51 gol atan Ronaldo, 2006 ve 2010'da yaşattığı hayal kırıklıklarının ardından burada da sakatlığı yüzünden silinip giderse Portekiz'in işi gruptan çıksa bile 


Afrika elemelerinde Mısır'ı eleyip Brezilya'nın yolunu tutan Gana, 2010'da yarı finalin kapısından dönmüştü. Uruguay'a o gün kaybeden Gana, ilk kez katıldığı 2006'dan bu yana her kupada yer almayı başardı. Takımın başında tanıdık bir isim var. Appiah, 4 yıl ikinci adamlıktan sonra koltuğa oturdu. Futbolcuları soyunma odasında az konuştuğu için ona "Sessiz katil" diyor. Bir zamanlar defansif orta saha denildiğinde parmakla gösterilen ancak sakatlıklar yüzünden kariyeri yara alan Essien'in dönüşü Gana için önemli. Asamoah takımın kilit ismi, Milan'dan Schalke'ye giden Boateng'in enerjisi, Ayew'in hızlı oyunu ve Gyan'ın eskiyi aratsa da bitiriciliği. 

ABD İÇİN KİLİT ADAM DEMPSEY 
Eleme grubunda 38 futbolcu deneyen Klinsmann, ABD'yi 4-2- 3-1 ile sahaya diziyor. Bir türlü olamayan Altidore'nin arkasında Dempsey takım için kilit adam. Sol açıkta Graham Zusi'ye dikkat. Atletik onbirin en önemli artısı uzun yıllardır iyi kaleciler yetiştiren ülkenin kalesinde Tim Howard'ın olması. Panzerler lider çıkar, bunu söylemek kolay, ikincinin adını ise bize Ronaldo verecek.