30 Nisan 2014 Çarşamba

Etek beli kıvırmak




Girls Just Wanna Have Fun by Cyndi Lauper on Grooveshark

 Bugün annesiyle muayeneye gelen bir lise öğrencisi oturduğu yerde oldukça kısa olan eteğini çekiştirince
“Bu eteklerin normal boyu böyle değil, di mi?” dedim
“Evet, normalde ayak bileği ile diz ortasında oluyor. Çok uzun olduğu için belini kıvırıyoruz” dedi


“Bu kadar kısaltmak için çok kıvırmak gerekiyordur herhalde. İçeriye mi dışarıya mı kıvırıyorsunuz?” diye sordum
“Ben bir kez dışarıya kıvırıyorum. Tabi önce terziye  boyunu kısalttırıp sonra kıvırıyoruz” dedi
“Neden terziye istediğiniz boyda kestirmiyorsunuz o zaman?” diye sordum


“Annem izin verse kestiririm tabi ama dize kadar kestirmeme izin veriyor. Bir de belini yukarı çekenler var ama bence kötü görünüyor” dedi
  

“Normal boyu ile giyseniz n’oolur” dedim
“Ezik olursun” dedi


“Hiç kestirmeden, kıvırmadan giyen yok mu yani?” diye sordum
“Bizim okulda bir tane var ama o da okuldan çıkınca başını örtüyor” dedi
“Okulda neden örtmüyor, kıyafet serbest bırakılmadı mı?” diye sordum
"Hayır başörtüsü üniversitelerde serbest, liselerde yasak. Okulda kıyafet sebest bırakıldı ama etek giymek yasak. İstediğin renk pantolon giyebiliyorsun.


Etek giymek istersen okul formasından başka şansın yok” dedi

29 Nisan 2014 Salı

Blounuzun Gelişip Gelişmediğini Gösteren 6 İşaret

“Blogum ne durumda? İyi yolda mıyım?” gibi sorularla çok çok muhattap oluyorum. Bu sorulara cevap vermek ok zor. Çünkü cevap her bblog için farklıdır ve bu cevabı verecek olan tek kişi o blogun sahibidir.

Aşağıda blogunuzun gelişip gelişmediğini ölçümlyeceğiniz bazı verilerden ve bu verilere nasıl ulaşabileceğinizden bahsettim. Böyece herkes blogunun bir önceki aya ve bir önceki yıla göre ne durumda olduğunu, gelişm gösterip göstermediğini ölçümleyebilir.

gelişim
Blogunuzun gelişip gelişmediğini gösteren 6 işaret:

 

1. Inbound Linkler

 

Blogunua verilen linkler arama sonuçlarındaki sralamanız açısından çok önemli olduğu gibi blogunuzun gelişip gelişmediği konusunda da size bazı fikirler verebilecek bir veridir. Düz mantık kurarsak blogunuzu veya yazılarınızı beğenen insnlar, kendi bloglarında sizden bahseder veya bir şekilde size link verirler. Bunlara inbound link denirr ki bu şekilde başkalarının sizden bahsetmesiyle kazanılan linkler blogunuzun geliştiğine, popüülerleştiğine bir işrettir.

Kazandığınız veya kaybettiğiniz linkleri kolayca görüp karşılaştırma yapabileceğiniz Ahrefs ve MajesticSEO gibi araçlar var ama bunlar kazandığınız linklerin yanı sıra bizzat inşa ettiğiniz linkleri de gösterdiğinden sağlıklı sonuç vermeyecektir. Dolayısıyla manuel yöntemleri denemenizi öneririm.

Manuel yöntemlerin başında ise Google Web Yöneticisi Araçları geliyor. Google Web Yöneticisi Araçlarında oturum açtıktan sonra blogunuzu seçip soldaki menüden Arama trafiği > Sitenize bağlantılar bölümünden blogunuza gelen linkleri görebilirsiniz. Bu bölümü zaman zaman inceleyerek gelen link sayısında artış olup olmadığını öğrenebilirsiniz.

 

2. Yeni Kullanıcılar/Oturumlar

 

Google Analytics kısa bir süre önce veri isimlerinde değişikliğe giderek ziyaret yerine Oturum, ziyaretçi yerine ise kullanıcı kelimesini kullanmaya başladı. Blogunuzun gelişmiyle doğrudan ilgili olan yeni ziyaret ve ziyaretçilere Google Analytics’den bakacağımız için bu isimleri kullanmayı tercih ettim.

Blogunuz gelişiyorsa sosyal medyada, diğer bloglarda, forumlarda hatta arkadaş sohbetlerinde sizden bahsediliyordur. Bu da popülerliğinizin ve tanınırlığınızın arttığı anlamına geliyor. Yani blogunuza yapılan yeni ziyaretler ve ziyaretçiler artacaktır. Google analytics’den yeni oturum ve kullanıcı sayılarını önceki tarihlerle kıyaslayarak blogunuzun gelişiğ gelişmediği konusunda fikir sahibi olabilirsiniz.

Google Analytics’de yeni kullanıcı ve oturum sverilerini görmek için sırasıyla şu adımları izleyebilirsiniz:

- Soldaki menüden Kitle > Genel bakış bölümünü açın
- Ortadaki Genel bakış yazan yerin altından metrik olarak Oturum veya Kullanıcıları seçin
- Sağ üst taraftaki tarih bölümünden Şununla karşılaştır kutucuğunu işaretleyip Önceki dönemi seçin ve uygula deyin
- Gelen grarfikte mavi renkli çubuk son dönemi, turuncu renkli çubuk bir önceki dönemin verilerini gösterir.

 

Bu grafikten gün gün değişimleri karşılştırabileceğiniz gibi grafiğin altındaki tabloladan kullanıcı ve oturum sayısındaki toplam değişimin ne yönede olduğunu da görebilirsiniz. %10 artmış ve %5 azalmış gibi…

3. Abone Sayısı

İnsanlar blogları düzenli takip etmek ve yeni yazıları kaçırmamak için abone olurlar. Bloglara abone olmanın çeşitli yolları olmakla birlikte bunlar arasında en yagınları RSS beslemeleri ve e-posta aboneliğidir. Bunların dışında Google Friend Connect, Bloglovin gibi yöntemler de kullanılsa RSS verilerini ölçümleyebildiğimiz için onlardan bahsedeceğim.

Yazılarınız beğenildikçe insanlar sonraki yazılarınızı merak edecek ve kaçırmamak için yukarıda bahsettiğim abonelik yöntemlerinden birini tercih edeceklerdir. Yani blogunuzun abone sayısı ile gelişim seviyesi doğru orantılıdır.

RSS abonelerinizdeki değişimi görmek için Feedburner aracını kullanıyor olmanız gerekir. İnsanları Feedburner aracılığıyla RSS beslemelerinize abone yaptıktan sonra FeedBurner hesabınıza girip Feed Stats > Subscribers bölümünden tüm günlerdeki abone sayısını görebilir ve artış mı azalış mı olduğunu kontrol edebilirsiniz.

4. Yorumlar

Yazılarınıza yapılan yorumların blogunuzun kalitesiyle, iyiliğiyle, kötülüğüyle hiç bir ilgisi yoktur aslında. Zira günlük binlerce ziyaretçisi bulunan, ödüllü ama yazılarına 1-2 yorum zor alan çok iyi bloglar var takip ettiğim. “Peki listeye neden koydun?” diye sorabilirsiniz. Yorumlar blogunuzun değil ama yazı tonunuzun, iletişim becerinizin ve etkileşim oranınızın geliştiğine bir işaret olabilir.

İnsanlar hangi bloglara yorum yazar? Kendimden örnek vermem gerekirse öncelikle iletişim içinde olduğum, samimiyetine inandığım arkadaşlarımın yazılarına destek verici yorumlar yazdığımı söyleyebilirim. Bunun dışına hiç tanımamama rağmen yazısını takdire değer bulduğum kişilere tebrik ve teşekkür mahiyetinde yorumlar yazıyorum. Üçüncü olarak da ilgi alanımda yazılmış ve tartımaya açık yazılara fikrimi belirten yorumlar yazıyorum.

Kısacası blog yazılarınıza yapılan yorumların artması, insanlara “dokunabildiğinizin” bir işaretidir ve bu da bir blog yazarı olarak geliştiğinizi gösterir bence.

5. Sosyal Paylaşımlar

Sosyal paylaşımlardan kastım yazılarınızın veya blogunuzun sosyal ağlarda paylaşılması. Sosyal paylaşımlar için söyleyeceklerim de 1. maddede inbound linkler ile ilgili söylediklerimden çok da farklı değil aslında. İnsanlar yazılarınızı beğenip faydalı buldukça, sosyal medya hesaplarında faydalı bulurlar ki bu da blogunuzu geliştirdiğinizin bir işaretidir.

Sosyal medyadaki görünürlüğün kolayca ölçülmesini sağlayan profesyonel araçlar var fakat bunlar ajasnslar için piyasaya sürülmüş ücretli araçlar oldukları için size tanıtmayacağım. Onların yerine sosyal medya paylaşımlarını ölçebileceğiniz öanuel yöntemlerden bshsedeceğim.

Öncelikle blog yazılarınızın altına ekleyebileceğiniz ve sosyal ağlardaki paylaşım sayılarını da gösteren sosyal paylaşım eklentilerini önereceğim. Bu eklentilerdi eklediğinizde insanların yzılarınızı sosyal ağlara paylaşmasını kolaylaştıracağınız gibi hangi sosyal ağda kaç kez paylaşıldığını görebilirsiniz.

İLinci olarak ise SharedCount isimli ücretsiz bir araçtan bahsedeceğim. Bu aracın adres satırını her hangi bir yazınızın URLsini yapıştırıp analiz ettiğinizde Facebook, Twitter, Google+, Pinterest, LinkedIn gibi ağlarda kaç kez paylaşıldığını kolayca görebilirsiniz.

6. Hedefler

Yukarıda ki 5 madde tartışmaya açık maddeler. Hatta bazı durumlarda hiç bir şey ifade etmeyebilir o veriler. Fakat bizzat sizin koyduğunuz hedefler ve belirlediğiniz süre içinde bu hedeflere ne kadar yaklaştığınız, bu konun özeti ve en önemli maddesidir.

Geçmşite blogların başarısının nasıl ölçüleceği ile ilgili kısa bir yazı yazmıştım. Orada daüzerinde durduğum bir fikir vardı. Başarı görecelidir ve kişiden kişiye değişir.Hedeflerinizi gerçekleştirdiğiniz kadar başarılısınız!

Bu fikrimin arkasındayım ve blogunuzun gösterdiği gelişimin de en iyi hedeflerinize ne kadar ulaştığınızla ölçülebileceini düşünüyorum.

Blogunuzu oluşturduğunuz ilk gün “sıfır” noktasındasınız. İşte o gün kendinize belli periyolar için bazı hedefler koyarsınız. Örneğin ilk 1 ayda 10 yazı yayınlamak, ilk 1 haftada günlük ziyaretçi sayısını 20’ye çıkarmak… gibi. Günü geldiğinde ise hedeflerinize bakar ve ne kadarını gerçekleştiriğinizi kontrol edersiniz. Eğer hedefinize ulsştıysanız başarılısınızdır ve büyük gelişim göstermişsinizdir. Eğer ziyaretçi sayınızı 20 hedefleyip 5’te kaldıysanız çok az bir gelişim göstermşsinizdir.

Başlangıçta elinizde hiç bir veri olmadığı için hedef belirlmek zordur. Fakat blogunuz birkaç ay yayında kalıp elinize bazı veriler geçtikten sonra hem hedef belirlemek hem de blogunuzun gelişip gelişmediğini ölçmek çok daha kolay olacaktır.

 

Konuyla ilgili fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim. Hepinize iyi bloglar dilerim!

26 Nisan 2014 Cumartesi

Senin Kariyerin Kaç Promil?



"Tarabya'da Dolce Vita diye bir gece kulübü vardı. Biz de her akşam oraya takılıyor, orada içiyor eğleniyoruz. Mekan zula yerde, gazeteciler falan kimse bilmiyor, önceleri haftada bir gün gitmeye başladık. Sonra hemen hemen her gece takıldık, ben, Yaşar, Erdoğan, keyfimiz kıyaktı. Bir gece yine sabahladık Dolce Vita'da, ertesi sabah antrenmana gittik, tabii biz zomuz, birkaç saatlik uyku, daha ayılamamışız, esniyoruz. O sırada soyunma odasına toprağı bol olsun teknik direktör Stankoviç girdi ve 'Ohh Mamma mia mia dolce vita' dedi. Ben tabii şok oldum, döndüm Yaşarlara 'Bu hoca nereden öğrendi lan bu Dolce Vita gece kulübüne takıldığımızı, hani lan kimse bilmiyordu, mekan zulaydı' dedim. Yaşar 'Bu yoksa bizi mi takip ediyor?' dedi, o arada Stankoviç bizim bir işler karıştırdığımızı anladı, üstümüze geldi biz de öttük. Meğerse Dolce Vita, tatlı hayat anlamına geliyormuş. Adamın bir şeyden haberi yokmuş, bizi uykusuz görünce 'O tatlı hayat, dolce vita, İstanbul ne güzel' diye takılmak istemiş. Ben nereden bileyim dolce vitayı, biz sadece bizim takıldığımız mekan sanıyoruz, öyle bir enayilik yapıp, yakalanmıştık."

Yıllar sonra o günleri böyle anlatmıştı Arif Kocabıyık. Türk futbolunun gelmiş geçmiş en büyük yeteneklerini sıralasak ilk beşten hiç düşmeyecek sambacı görünümlü bu kadife ayaklı adam, kariyerinde spor sayfalarından daha çok magazin sayfalarında manşet olmayı başardı. Mehtap Ar ile yıllarca süren fırtınalı aşkı, gece kulüplerinin değişmez müdavimi ve her yakalandığında artık "uslandım" diyen ama eninde sonunda gecenin karanlığında kaybolan bir futbol figürüydü o. Futboldan milyon dolarların kazanılmadığı, tribünlere açık büfelerin kurulmadığı, kaşar ekmek ayranlı yılların kahramanlarındandı. Yıllar sonra bu hikayeyi, İzmir'de damacana su sattığı dükkanında oturduğu günlerde anlattı... 

Geçen hafta yine futbolu eksik ama magazini bol bir derbiyle geçirdik. Teri soğumadan kendini İstanbul'un karanlıklarına atan Gökhan Töre'yi bu kez paparazziler değil omuzuna saplanan kurşunlar taşıdı gazete manşetlerine. Oynadığı futbolla ya da yeteneğiyle bir kez olsun gazetelerin birinci sayfasının göbeğine manşet olamayan, kusura bakmasın pek de olamayacak görünen, bu genç adam, idmana beş saat kala, gün ağırırken, hayatının belki de en keskin virajını döndü. Altı kişinin kurşunlandığı, onca futbolcu basketbolcunun olduğu gece kulübünde yaşananlar, kulüp yöneticileri tarafından "Unutturmalıyız. Şampiyonlar Ligi hedefimiz var" denilerek üzerine örtüldü. 


Nasıl olmuşsa bir kurşun gecenin karanlığında sekmiş ve altı kişi ölümden dönmüştü. Örttüler çünkü örtmeseler, en çok kendileri üşürdü. En başta da kulübün sportif direktörü, işi futbolculara profesyonelce yaşamayı öğretmek, gerektiğinde uyarmak ve 111 yıllık camiada sporcu olmanın sorumluluğunu hatırlatmak olan Önder Özen... 

Yetenek futbolda sadece bir tren biletidir. Hangi istasyonda ineceğinize karar veren ise akıtılan ter ve hayatın en güzel yıllarında adı profesyonel yaşamak olan yapılan fedakarlıklardır. Sahadaki 90 dakika sadece bir vitrin. Yediğinden içtiğine, takımla idmanından, eksiğini kapattığın bireysel antrenmanına, düzenli uykudan, alkolün kenarından geçmeyen bir hayata. Büyük yük gibi görünür ama gerçek olan futbolcu olmasa ayda kazanacakları parayı yeri geldiğinde bir gece kulübünde iki saatlik eğlencenin adisyonu olarak veren bu insanların yoldan çıktıklarında yanlarında ne o derin bakışlı sarışınlar kalır ne de işi sadece futbolcu kankası olmak olan o garip insanlar sürüsü...

Raul ile 15 yıl Santiago Bernabeu'yu ayağa kaldıran Guti gün geldi Arnavutköy'de ters yola girip bir İETT otobüsüne çarptı. George Best artık bu dünyada değil ve sevenleri onun "1969'da içki ve kadınları bıraktım. Hayatımın en kötü 20 dakikasıydı" sözüne gülümsüyor şimdi. Sergen Yalçın, Bayern Münih'te de oynardı, Real Madrid'de de ama Siirt Jetpa'da oynamak zorunda kaldı. Colin Kazım, İngiltere'de seçilmiş genç yetenekti, İstanbul onu 'Kelepçeli Kazım' yaptı. Sercan Yıldırım, Manchester United'ın beğendiği genç bir yıldızdı. Gecenin karanlığında hız denemeleri yapan ve bunu beş saniyelik videolarla sosyal medyada paylaşan bir kaybedene dönüştü. Pascal Nouma denildiğinde akla gelen ilk tezahürat "Nouma bizi diskoya götür". 

İkisi de telefon kulübesinde üç kişiye çalım atabilecek kadar yetenekliydi, ama gecenin yorgunluğu ayaklarında derman bırakmadı. Hakan Tecimer ve Yusuf Şimşek yapabileceklerinin yarısını bile yapamadılar. Adriano geride kalan 10 yılın en büyük golcüsü olabilirdi ama o Milano günlerinde evinde değil gece kulüplerinde sabahlamayı tercih etti ve sayısını kendisinin de unuttuğu kulüplerin en sonuncusundan geçen hafta iki gün idmana gelmediği için kovuldu. Batuhan Karadeniz 16 yaşından beri kendini büyük golcü sanıyor ama takımın kamp yaptığı otelden gece yarısı gece kulübüne firar edecek kadar sorumsuz. Gascoigne, Lampard ve Gerrard'dan daha yetenekliydi ama kahvaltıyı birayla yapmasa iyiydi... 


İlhan Mansız, yerli Beckham'dı ama koltuk değnekleriyle Reina'ya gitmeyi tercih etti. Tony Adams, Arsene Wenger elinden tutmasa Londra'nın bir köşesinde alkolik olarak hayatına devam edecekti. Maradona ve Ronaldinho, idmanda alkol koktukları için Barcelona'da kapının önüne koyuldular. Ümit Karan şık golcüydü ama Frame diye bir gece kulübü açıp, içtiğini bedavaya getirdi... Okan Koç kanatlarda fırtına gibi esebilirdi, bir gece trafikte iki araç ötede olduğunu gören Sinan Engin kendisini cepten aradığında "Evdeyim abicim" dedi ve bitti.

Elbette ki say say bitmez promili yüksek adamlar. Futbol tarihi diyor ki: O yeteneğinle bindiğin trenden gideceğin yer -tut ki 30'ların ikinci yarısındaki- son istasyonsa; gecenin karanlığı seni öyle bir yerde indirir ki, sonrası yürü yürü bitmez. Üstelik de tek başına. O zaman o kankalarını hiç arama, telefonu açmaz, meşgule alırlar... Sarışınlar ise artık kızıldır zaten...(SABAH Pazar) 

Milano'da Bir Koreografi

Taraftarlar, hiçbir televizyon endüstrisinin umurunda değil ama taraftarın varlığı ve sesi olmazsa futbol bir sıfır olur. Futbol bir tutku hikayesidir her zaman da böyle olacak. Bu tutku olmadan futbol ölüdür, 22 adam bir sahada koşar, topa tekme atarlar. Futbol önemli bir meseledir. (İnter Curva Sud-Tribün kapatma cezaları için. İnter-Napoli maçındaki koreografi.) 

25 Nisan 2014 Cuma

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


26 Nisan Cumartesi
14:45 Southampton - Everton (LigTV2)
16:30 Bayern München - Werder Bremen (TRT Türk)
17:00 Granada - Rayo Vallecano (NTVSpor Smart HD)
17:00 Stoke City - Tottenham (LigTV2)
18:00 Ajaccio - Monaco (Tivibu)
18:00 Krasnodar - Lokomotiv Moscow (LigTV3)
19:00 Trabzonspor - Gaziantepspor (LigTV)
19:00 Lokeren - Club Brugge (TVNet)
19:00 Bologna - Fiorentina (TRT Spor)
19:00 Getafe - Malaga (NTVSpor)
19:30 Leverkusen - Dortmund (TRT Haber)
19:30 Manchester United - Norwich City (LigTV2)
21:00 Real Madrid - Osasuna (NTVSpor Smart HD)
21:45 Inter - Napoli (Tivibu)
23:00 Real Betis - Real Sociedad (NTVSpor Smart HD)
23:00 Seattle Sounders - Colorado Rapids (Sports TV)

27 Nisan Pazar
00:30 Coritiba - Santos (LigTV3)
13:00 Espanyol - Almeria (NTVSpor Smart HD)
13:30 Verona - Catania (Tivibu)
14:00 Sunderland - Cardiff (LigTV3)
15:00 Sochaux - Paris SG (Tivibu)
16:00 Cagliari - Parma (Tivibu)
16:00 Sampdoria - Chievo (Tivibu)
16:05 Liverpool - Chelsea (LigTV3)
17:00 Manisaspor - Samsunspor (TRT HD)
17:00 Orduspor - Ankaraspor (TRT 1)
17:00 Fethiyespor - Boluspor (TRT Spor)
18:00 Valencia - Atletico Madrid (NTVSpor)
18:10 Crystal Palace - Manchester City (LigTV3)
18:30 Schalke 04 - Borussia Mgladbach (TRT Haber)
19:00 Eskişehirspor - Kayseri Erciyesspor (LigTV)
19:00 Elazığspor - Galatasaray (LigTV3)
19:00 Sivasspor - Beşiktaş (LigTV2)
19:00 Fenerbahçe - Çaykur Rizespor (LigTV)
19:00 Torku Konyaspor - Akhisar Bld. (DT Salon 2)
19:00 Kayserispor - Karabükspor (DT Salon 3)
19:00 Kasımpaşa - MP Antalyaspor (DT Salon 1)
19:00 Anderlecht - Standard Liege (TVNet)
20:00 Athletic Bilbao - Sevilla (NTVSpor Smart HD)
21:45 Atalanta - Genoa (Tivibu)
22:00 Lille - Bordeaux (Tivibu)
22:00 Villarreal - Barcelona (NTVSpor Smart HD)
22:00 Corinthians - Flamengo (LigTV3)
22:00 Houston Dynamo - Portland Timbers (Sports TV)

28 Nisan Pazartesi
21:45 Sassuolo - Juventus (Tivibu)
22:00 Arsenal - Newcastle United (LigTV3)
23:00 Celta Vigo - Valladolid (NTVSpor Smart HD)

Türkiye'nin Sosyal Medya İstatistikleri

Bu yazı Emre Öklük tarafından Blog Hocam için yazılmıştır.

Facebook, Twitter gibi sosyal medya araçlarının en aktif kullanıldığı ülkelerden biri olan Türkiye, resmen  bu alanda madalya kazanmaya hak kazanmış bir durumda. Yapılan araştırmaların ortaya çıkardığı sonuçlar inanılmaz derecede hayret verici. Dönemin teknolojisiyle bu kadar iç içe olmak ilk bakışta heyecan verici, umutlandırıcı gibi görünse de bana göre işin aslı pek de öyle değil aslında.

Türkiye İstatistik Kurumu Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması 2013 verilerine göre 16-74 yaş grubu bireylerin yüzde 39,5'i interneti haftada en az bir defa kullanıyormuş. Aynı yaş grubunda internet kullanan bireylerin arasında düzenli internet kullanım oranı ise yüzde 91,6. Financial Times'a göre ise Türkiye'de internet kullanıcısı sayısı 36,455,000.

Gerçekten de hayret verici değil mi? 75 milyon nüfüsa sahip bir ülkede 36 milyonun üzerinde birey interneti aktif bir şekilde kullanıyor. Bir de bu 36 milyon insanın interneti ne amaçla kullandığına bakalım isterseniz.

Webrazzi sitesinin aktardığı bilgilere göre Foursquare'da Türkiye, ABD'den sonra dünyada en çok check-in yapılan ikinci ülkeymiş. Bu sonuçla görülüyor ki Türkiye, yoğun nüfüslu, internetin aktif kullanıldığı Avrupa ve Asya ülekelerini bu konuda geride bırakmış.



36 milyon internet kullanıcısının yüzde 31.10'u ise Twitter kullanıyormuş. İşte en hayret verici nokta bu ki, bu istatistik Türkiye'yi dünyada Twitter kullanımında birinci sıraya yerleştirmiş. Bu yüzde rakama döktüğümüzde Türkiye'de 11 milyon 337 bin Twitter kullanıcısı olduğunu gösteriyor. TTNet tarafından yapılan araştırmaya göre ise geçtiğimiz Şubat ayında Türkiye'de Facebook kullanıcı sayısının 32 milyonu aştığı belirtilmiştir. Google+ kullanıcısı 1 milyon, Twitter kullanıcısı 6 milyon ve Linkedin kullanıcısı 1 milyon civarındadır.

Önceden lüks olarak görülen bilgisayar ve internet artık çoğu insanın sadece elini çebine atarak ulaşabileceği bir konumda ve ülkemizde bu imkanı kullanan birey sayısı oldukça fazla. Bu noktada ortaya çıkan soru ise internet veya sosyal medyanın ne derecede olumlu kullanıldığı.

Türkçe web sitelerine bakacak olursak blog çöplüğünden geçilmiyor, kopyala yapıştır yayıncılık almış başını gidiyor, Facebook, Twitter ve Foursquare'da insanların ne yaptığı, ne yeyip içtiği ve nereye gittiğinden başka bir şey önemli değil. (Bir de ülkesini sanki sosyal medya üzerinden kurtaracağını düşünen işgüzarlar var ya; o konuyu hiç açmayın işte.) Bana soracak olursanız kullanmış olmak için kullanmaktan başka yaptığımız bir şey yok interneti. Eğer biz, interneti gerçekten verimli kullansaydık Twitter'da değil de Türk yapımı bir sosyal paylaşım sitesinde rekor kırmış olurduk. Ya da android ve IOS markette en çok indirilen uygulama Türk yapımı bir sosyal paylaşım uygulaması olurdu. Veya başka bir şey.

Neyse, buradan sonra yorumu sizlere bırakıyorum. Bu yazımda konuyla ilgili istatistikleri sizlere sunmak istedim, eğer ülkemizde internet kullanımının verimliliğiyle ilgili bütün yorumlarımı merak ederseniz Türkiye'nin İnternetle İmtihanı adlı yazımda naçizane bir kaç fikrime ulaşabilirsiniz.

Saygılarımla
 
Yazar Hakkında: Yaklaşık üç senedir kişisel blog yazarlığı ' yapmaya çalışmaktayım '. İlk defa bu kadar kararlı ve düzenli olarak Nisan 2014'te emreokluk.com adıyla oluşturduğum blogumla blog dünyasına adımımı atıyorum. Kişisel, her telden yazılarımı blogumda sunmaktayım.

Blog: emreokluk.com
İletişim: oklukk@gmail.com

23 Nisan 2014 Çarşamba

Mali Müşavirlik & Muhasebe Blogu

Limited, anonim veya şahış farketmez, şirket kuruluş işlemleri gerçekten şirket kuracak kişilerin yapacağı işler değil. Noteriydi, vergi dairesiydi, ticaret sicil kaydıydı derken kendinizi prosedürlerin ve resmi işlemlerin içinde boğulurkren bulabiliyorsunuz.

 

Bu işlemleri kolayca ve eksiksiz yapabilmek için bir mali müşavirle çalışmanız şart. Sadece mali müşavirle de bitmiyor. Mevuatları, kanunları, prosedürleri takip etmeli ve bilinçli harket etmelisiniz. Bu yazıda tanıtacağım blog olan malimusavirx.net sitesi de tüm bu konuları takip etmenizi sağlayan faydalı bloglardan biri.

 

mali müşavir

 

Hepimiz Birer Girişimci Adayıyız

 

İnternette dünyayı birkaç yıl geriden takip ettiğimiz bir gerçek. Dünyada internet alanında trend olan şeyler, 5-10 yıl içerisinde bizde de patlıyor. Bunun sayısız örneği var. Dünyada blogların geldiği noktaya baktığımızda, kısa zamanda bizde de blogların birer küçük işletme olarak tanımlanacağını öngörmek zor değil. Bundan 10 yıl sonra bazılarımız homeofis olarak evden blog yazacak, bazılarımız da işi büyüterek şirketleşecek. İşimizin çapı ne olursa olsa olsun mali müşavir ve muhasebeci hizmetine ihtiyacımız olacak.

 

Mali müşavirler devletle aranızdaki ilişkileri yönetecek, sizi prosedürlerle ve evrak yüküyle uğraşmaktan kurtaracak kişilerdir. Bu yüzden bir mali müşavirle çalışırken seçici davranmalısınız.

 

Yukarıda bahsettiğim malimusavirx.net sitesi, pratik bilgiler ve haberlerin yanı sıra mali müşavirlik ve muhasebe hizmetleri de vermektedir. Verdikleri hizmetlerden kısaca bahsetmek gerekirse:

 

- Şirket kuruluş işlemleri

- Muhasebe hizmeti

- Danışmanlık hizmeti

- Vergi beyannameleri  (KDV, Muhtasar, Gelir, Kurumlar Vergisi)

- Ücret bordrosu ve SGK işlemleri (SSK)

21 Nisan 2014 Pazartesi

Daha Fazla Retweet Almanın Yolları

Blog Hocam’ın Twitter hesabını takip edenler çok aktif olmadığımı bilirler. Kişisel bir hesabım olmadığı için Twitter’a mobil cihazlardan da bağlanmıyorum. Blog  Hocam’da yayınlanan yeni yazıları, gelişmeleri, beğendiğim içerikleri, bazen de o an aklıma gelen bir ipucunu paylaşıyorum.

 

Attığım tweetlerin hemen hepsi dijital dünyayla ilgilenenlere yönelik olsa da bazıları defalarca retweet ediliyor, bazılarında ise paylaştığım link bile tıklanmıyor.

 

İnternette bulduğum çeşitli Twitter analiz araçlarını (ilerleyen zamanlarda bu araçları paylaşacağım) kullanarak en çok retweet edilen tweetlerimin listesi çıkardım. Bu tweetleri inceledim ve neden diğerlerinden çok retweet edildiklerini anlamaya yönelik bir çalışma yaptım.

 

Benim gibi kişisel değil, blogu için Twitter hesabı olan ve bu yönde tweetler atan kullanıcıların daha fazla retweet almaları için önerilerim…

 

retweet

 

1. Mention Kullanın

 

Tweetlerde mention kullanmak, o tweetin viral etkiyle yayılmasını sağlayabiliyor. Ünlü bir Twitter kullanıcısından veya binlerce takipçisi olan bir kuruluştan bahsederken o hesabı mentionladığınızda retweet edilme ihtimali çok yüksektir.  Retwet sayesinde o hesabı takip eden binlerce kişiden de tweetinizi retweet eden mutlaka olacaktır.

 

2. Kısa Linkler Kullanın

 

Lİnk içeren tweetlerin daha çok retweet edildiği çoğu araştırmada ortaya çıkan bir sonuç. Ancak benim incelemem de şöyle bir durum var: linkleri kısaltarak tweetin sonuna eklediğimde hem tıklanma, hem de retweet edilme oranı artıyor. İnsanlara bilgi, belge, haber veren web sayfalarının linklerini kısaltarak paylaşırsanız daha çok retweet edilecektir.

 

3. Siz De Retweet Edin

 

Tweeterinizin retweet edilmesini istiyorsunu ama siz bunu ne kadar yapıyorsunuz? Özellikle karşılıklı takipleşmenin olduğu hesapların tweetlerini retweet ettiğinizde onlar da iade i retweet yapacaktır. Bunun altında yatan şeyin psikolojik olduğu tahmin ediyorsunuz sanırım.

 

4. Hashtag Kullanın

 

Twitter’ın sembolü olan hashtagler her faaliyette olduğu gibi retweet almakta da çok işe yarıyor. Tweetinizin ilgli kullanıcılar tarafından farkedilip retweet edilmesi için 3 taneyi geçmeyecek şekilde hashtag eklemenizi öneririm.

 

5. İsteyenin Bir Yüzü…

 

Bazı tweetlerimin başına veya sonuna “RT Lütfen!” şeklinde bir call to action eklemişim. Ve yardımsever bazı takipçilerim bu çağrıma kulak verip retweet etmişler. Daha fazla retweet almak için belki en ilkel yöntem işe yarıyor :)

 

6. Tweet Uzunluğunu Optimize Edin

 

Çok kısa ce çok uzun tweetler pek sevilmiyor ya da dikkat çekmiyor sanırım. Hem dijital analiz şirketleriin araştırmalarından, hem de benim gözlemlerimden yola çıkarak ideal tweet uzuynluğunun 71-100 karakter arası olduğunu söyleyebilirim. Bu uzunluktaki tweetlerin retweet edilme şansı daha yüksek.

 

7. Zaman Ayarlı Tweetler Gönderin

 

Ben de olduğu gibi sizde de farklı yaşam tarzındanve meslek grubundan takiçiler mutlaka vardır. Her kesmin farklı onkline gün ve saati olabilir. Dolayısıyla tweetlerinizi farklı gün saat dilimlerine programlayarak gönderirseniz retweet edilme ihimali artar.

 

8. Görsel Kullanın

 

Yapılan araştırmalar görsel kullanılan tweetlerin, kullanılmayanlara göre 2 kat daha fazla retweet edildiğini tespit etmiş. Gerçekten de görsel eklediğim tweetler daha çok kullanıcı tarafından retweet edilmiş.

 

9. TT Listesine Göz Atın

 

TT listesindeki hashtagleri kullanarak attığınız tweetler, o hashtagin gündeme kalmasını isteyen kullanıcılar tarafından bol bol retweet edilir, favorilere eklenir. Gündemdeki hastagleri kullanarak, sizi takip etmeyen kullanıcılar tarafından bile retweet edilirsiniz.

 

10. Twitter Hakkında Tweetleyin

 

Twitter hakkında gönderdiğim tweetler de bol bol retweet alıyor. Bazen bir eleştiri, bazen bir ipucu, bazen bir yenilik. Twitter’da aktif olarak yer alan insanlst Twitter hakkındaki teetleri retweet etmeyi seviyorlar.

20 Nisan 2014 Pazar

Çizme Günlerinde Aşk


Maxi Lopez'in bugünü 'Yüzyıllık Yalnızlık'. Icardi-Wanda ikilisinin yaşadığı 'Kolera Günlerinde Aşk'. Vatikan'ın bakışı 'Şer Saati' kaçan penaltı ise 'Kırmızı Pazartesi'. Gabriel Garcia Marquez'in ardından yuvarlanan meşin yuvarlak..

Üç gün önce yüz yıllık yalnızlığına 13 kala giden Gabriel Garcia Marquez'i herkes tanır. Peki Lara Cardella'yı kim hatırlar? 19 yaşında pek de uzun olmayan, edebi dili yerlerde sürünen bir roman kaleme almıştı Cardella. Sokaklarında büyüdüğü Sicilya'nın Licata bölgesindeki kadınların mahremini sayfalara dökmüştü. Sadece Sicilya değil, bütün İtalya ayaklandı. Genç kızların pantalon giyemediği uzun etekli topraklarda "Pantalon giymek istiyordum" diyen Cardella lanetlendi, evi kuşatılmış, can güvenliği tehlikedeydi. Sosyal medyayı bırakın; ne internet ne de bırakın kameralısını o yarım kiloluk sadece arayabildiğin ve mesaj atabildiğin cep telefonları vardı. Sosyal muhafazakarlığın her zaman tavan yaptığı İtalya'da bir genç kızın çığlığı tüm dünyada yankı buldu, akla gelebilecek her gazete, dergiye manşet oldu Cardella, sonra unutuldu gitti. Türkçe'ye de çevrilen Pantalon İstiyordum (Volevo İ Pantoloni) tüm dünyada iki milyon sattı ama Cardella'nın sonraki romanlarını İtalyanlar bile okumadı... 

20 yıl sonra Lara Cardella'nın Sicilya'sına bir Arjantinli futbolcu geldi elinde valiziyle. Otel odalarında yaşayan, valizini bile boşaltmasına izin vermeyen bir kariyeri vardı onun. Tutunamayanlardandı bu hayatta. Arjantin'in heybetli takımı River Plate'den Barcelona'ya transfer olmuşsanız iyi futbolcusundur öyle değil mi? Maxi Lopez'in de kısmeti bu yanılgıydı işte. 2005'in kışında şık golcü Henrik Larsson sakatlanınca Barcelona onu apar topar Buenos Aires'ten getirmişti. Gol atamadan ayrıldığı Barcelona'dan bir oradan bir oraya savruldu. Kimse bonservisini almak istemiyordu ve Maxi Lopez fason golcü kartvizitiyle sürekli forma değiştiriyordu. Rusya'dan Brezilya'ya oradan Sicilya'ya, Catania'ya arada alakasızca İtalya'nın kuzeyine Milan'a ve oradan da bir liman kenti Cenova'nın iki takımından biri Sampdoria'ya... Daha fazla sarımsak, daha yamuk pizzalar; pencerelerde asılı çamaşırlar, ağıt gibi şarkılar; yer altında Camorra; yer üstünde yankesiciler, biraz Maradona, biraz Totti... Gerçek İtalya, Roma'dan aşağısı derler, yukarısında oturanlar alınmasın! Sosyal muhafazakarlığın Vatikan gerçeğiyle birleştiği topraklarda Maxi Lopez'i yakan hikayeden önce; çokça Fransız ve Alman duran Milano'ya gidelim önce. Tehlikeli ilişkilerin yaktığı ve Maxi Lopez gibi sıradan bir golcüye formasını giydiren Milan'ı yakan kadınların hikayesi... Şevçenko, Serie A'nın fırtına golcüsüydü. Milan taraftarının Kaka ile birlikte taptığı Ukraynalı da tehlikeli ilişkilerden nasibini aldı. Kariyerinin zirvesindeyken "Eşim çocuklarımızın İngilizce öğrenmesini istiyor" diyerek transfer için izin istedi, Chelsea'nin yolunu tuttu ve orada dikiş tutturamadı. Eşi ABD'li bir model Kristen Pazik'ti ve Milano'da tanınma sebebi Milan'ın patronu Silvio Berlusconi'nin oğlu Pier Silvio'nun eski nişanlısı olmasıydı. Yüzyılın çapkını ve maçosu Silvio Berlusconi, Şevçenko'nun arkasından "Yatağın altına saklanan korkak bir fino köpeği" dedi ve film koptu. Bir başka Brezilyalı yetenek Pato büyük umutlarla geldiği Milan'da sakatlıklarla boğuştuğu günlerde şehrin şık restoranlarının kapısında eşiyle değil de; kulübün patronunun kızı Barbara Berlusconi ile paparazzilere yakalandığı gün Çizme'nin muhafazakar topuğu bir kez daha kırıldı... Milano'nun tehlikeli ilişkilerinden yarım sezon ekmek yiyen Maxi Lopez, Cardella'nın Sicilya'sına geri dönmeyip Sampdoria'nın yolunu tuttuğunda vatandaşı bir gencin elinden tuttu. O da kendisi gibi Barcelona'ya genç yaşta gelmiş ve tutunamamıştı. Arjantinli Kardinal Jorge Mario Bergoglio'nın Papa seçildiği geçen bahar Maxi Lopez ve Mauro Icardi ikilisi Sampdoria'nın Arjantinli gol umuduydular. Yeni Papa futbolu çok sevdiği kadar futbol dünyasını da kendisine yakın tutan bir politikayla başladı göreve. Maxi Lopez ve Icardi de onun huzuruna çıkan onlarca futbolcudan ikisiydi sadece... Hikayenin sonrasına ise İtalya'da din adamlarına göre şeytan karıştı! Icardi, valizini toplayıp Inter'e giderken, bir zamanlar hayranı olduğu ve imza aldığı Maxi Lopez'in üç çocuğunun annesiyle aşk yaşadığı haberleri ülkesinde bulvar medyasının manşetlerine çakıldı. Lara Cardella gibi roman yazmaya gerek yoktu, artık sosyal medya vardı özel hayatı teşhir etmek için. Icardi ve sevgilisi Wanda Nara, Maxi Lopez ile hayatlarının maçını da Twitter ve Instagram'da yaptılar, "Çocuklarımın fotoğraflarını paylaşmasınlar" diyen Maxi Lopez "Geçmişe dönmeyeceğim" diyordu ama yakın gelecekte bir maç vardı...

Derbi, aynı şehrin iki takımı arasında oynanan maçtır derler. Geçen hafta Cenova şehrinin takımı Sampdoria ile Milano'nun Inter'i sahaya çıktığında İtalya buna "Wanda Nara derbisi" dedi. Maxi Lopez, Mauro Icardi'ye karşı... Seremonide gözler ikilideydi. Icardi'nin uzattığı el boşta kaldı. Benzer bir tehlikeli ilişkiler üçgeninde kalan John Terry'nin elini sıkmayan Wayne Bridge gibi Maxi Lopez de kafasını çevirdi sahadaki eski ortağına. Eski takımına gol atınca sevinmemek adaptandır. Icardi, Sampdoria filelerini havalandırdığında her zamankinden fazla sevindi. Sampdoria'nın kazandığı penaltıyı Maxi Lopez atmak için ısrar etti ve kaçırdı... Inter, Icardi'nin iki golüyle deplasmandan 4-0 galibiyetle döndü Milano'ya... Maxi Lopez'in dudaklarının arasında ise doğduğu kıtanın büyük yazarı Gabriel Garcia Marquez'in bir satırı asılı kaldı galiba: "Kişisel bir tavır olarak alma. Hayatın sahte olduğunu öğrendikten sonra, sadece seni değil kimseyi umursamıyorum. Hepsi bu!" (SABAH Pazar) 

19 Nisan 2014 Cumartesi

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


19 Nisan Cumartesi
13:30 Gaziantepspor - Gençlerbirliği (LigTV)
14:45 Tottenham - Fulham (LigTV3)
16:00 Akhisar Bld. - Kayserispor (LigTV)
16:00 Parma - Inter (Tivibu)
16:00 Lazio - Torino (Tivibu)
16:00 Udinese - Napoli (Tivibu)
16:30 Eintracht Braunschweig - Bayern München (TRT Spor)
17:00 Osasuna - Valencia (NTVSpor Smart HD)
17:00 Aston Villa - Southampton (LigTV3)
17:00 Newcastle United - Swansea City (İdman TV)
17:00 Shakhtar Donetsk - Metalurh Donetsk (TVNet)
19:00 Galatasaray - Kasımpaşa (LigTV)
19:00 Bursaspor - Elazığspor (LigTV2)
19:00 Levante - Getafe (NTVSpor Smart HD)
19:30 Hamburger SV - Wolfsburg (TRT Haber)
19:30 Juventus - Bologna (TRT Spor)
19:30 Chelsea - Sunderland (LigTV3)
21:00 Real Sociedad - Espanyol (NTVSpor Smart HD)
21:15 Belenenses - Sporting Lisbon (Tivibu)
22:00 Fiorentina - Roma (Tivibu)

20 Nisan Pazar
00:30 Fluminense - Figueirense (LigTV3)
02:00 Vancouver Whitecaps - Los Angeles Galaxy (Sports TV)
04:30 Salt Lake - Portland Timbers (Sports TV)
13:00 Almeria - Celta Vigo (NTVSpor Smart HD)
13:30 Balıkesirspor - Manisaspor (TRT 1)
13:30 Samsunspor - Karşıyaka (TRT HD)
13:30 Boluspor - TKİ Tavşanlı Linyitspor (TRT Türk)
13:30 Çaykur Rizespor - Torku Konyaspor (LigTV)
14:00 Norwich City - Liverpool (LigTV3)
15:00 Monaco - Nice (Tivibu)
16:05 Hull City - Arsenal (LigTV3)
16:30 Nürnberg - Leverkusen (TRT Spor)
18:00 Valenciennes - Nantes (Tivibu)
18:00 Rayo Vallecano - Real Betis (NTVSpor Smart HD)
18:10 Everton - Manchester United (LigTV3)
18:30 Stuttgart - Schalke 04 (TRT Haber)
19:00 Beşiktaş - Fenerbahçe (LigTV)
20:00 Benfica - Olhanense (Tivibu)
22:00 Marseille - Lille (Tivibu)
22:00 Barcelona - Athletic Bilbao (NTVSpor Smart HD)
22:00 Atletico Mineiro - Corinthians (LigTV3)

21 Nisan Pazartesi
00:15 River Plate - Velez Sarsfield (TVNet)
00:30 Flamengo - Goiás (LigTV3)
03:30 Atletico Tigre - Boca Juniors (TVNet)
20:00 MP Antalyaspor - Sivasspor (LigTV2)
20:00 Karabükspor - Eskişehirspor (LigTV)
20:00 Vitoria Setubal - Sporting Braga (Tivibu)
22:00 Porto - Rio Ave (Tivibu)
22:00 Manchester City - West Bromwich Albion (LigTV3)
23:00 Malaga - Villarreal (NTVSpor)

18 Nisan 2014 Cuma

Blogunuza Karşı Monoton Olmayın

Bu yazı, Emrah Kara tarafından Blog Hocam için yazılmıştır.


Dünya genelinde ortalama her gün 5 milyon blog yazıldığını varsayalım. Bu rakamı dünya nüfusuna oranlarsak ortalama her 1400 kişiden birinin blog yazdığı sonucuna ulaşırız. Global düşünüldüğünde hakikaten müthiş bir rakam ve blog sitelerin daha da yaygınlaşarak arttığını düşünürsek ilerleyen zamanlarda bu verinin çok daha azalacağını düşünebiliriz.

Bu küçük beyin jimnastiğinden sonra asıl konumuza dönelim. Biz blog yazarlarının artık daha detaycı ve dikkatli olma zamanımız geldi. Çünkü yazar kadar okuyucu da önemli bir etken. Şimdi kısaca yazar ve okur ilişkisine değinmek istiyorum.

 

SONY DSC

 

1. Hep kendinizi düşünmeyin

 

Blog tutan insanlarda gereksiz hırslar, para kazanma arzusu ve popüler olma tutkusu olduğu müddetçe kaliteden bahsetmek söz konusu değildir. Çoğumuzda bu hatayı yapıyoruz. Bizim blog yazarları olarak öncelikli hedefimiz ziyaretçilerimizin yazılarımızı okuması olmalıdır, okuyucunun dikkatini dağıtarak onlara reklamları tıklatmak değil. Tabi ki reklam ya da reklamlar yayınlayacağız ama öncelikli hedefimiz bunlar olmamalıdır.

 

2. Yazılarınızda bir ana fikir olsun

 

Ben her hangi bir sosyal medya aracını belirli bir hedefe istinaden kullanıyorum. Örneğin; Whatsapp’ı telefon rehberimde bu programı kullanan birileri varsa kullanırım. Eğer yoksa cihazıma yüklemem. Eminim siz de öyle yaparsınız. Demek istiyorum ki, yazılan yazı sadece yazıdan ibaret olmamalı, okuyucuya aradığını sunup okuduğunu anlatabilmelidir. Sırf siteye ziyaretçi çekmek için hedefsiz ve ana fikirsiz yazı yazılmamalıdır. Tabi ki bu kaliteyi olmakla paralel bir durum.

 

3. Sürekli aynı konulardan bahsedilmemeli

 

Takip ettiğim ve kaliteli bulduğum bir kaç tane blog var. Bunlarında dışındaki bloglar genelde günlerde tek bir konu üzerinde yoğunlaşıyorlar. 7 temel kategoriden oluşan bir blog sitesinin haftanın 7 günü sadece teknoloji üzerine yazılar yazması bana çok mantıklı gelmiyor. Her gün bir adet farklı kategoride yazılar yazılması blog açısından çok daha işlevsel olacaktır.

 

4. Hit almak mı yoksa kaliteli ziyaretçi kitlesi mi?

 

Öncelikle bu konuya karar verilmeli. Bir blogun çizgisi olmalıdır. Bazen 3 satır yazı yazarsınız ve bu yazınızı 3 bin kişi okur, bazen de farklı bir yazınızı sadece 200 kişi okur. Burada temel etken yazdığınız yazının amacının ne olduğu ile alakalıdır. Bilgi ve deneyimlerinizi, yaşam tarzınızı ve kaleminizdeki kişiselliğinizi yazınıza aktarabiliyorsanız sizin için yazınızı kaç kişinin okuduğunun bir önemi yoktur. Ben, blogumu ziyaret eden kitlenin belirli bir seviyede olmasını isterim. Zaten süreklilik de bu mantalite ile kazanılır.

 

5. Blogunuzu özel kılın

 

Kendinizi bir an için ziyaretçi olarak düşünün ve rastgele bir konu araştırın. Çeşitli siteleri ziyaret edin. Aradığınızı bulma yolunda bıkmadan ilerleyin. Gerçekten de sitelerdeki o bıktırıcı temalardan, yavaşlıklıklardan ve reklamlardan tiksineceksiniz. İşte blogunuzu diğerlerinden ayıracak en önemli 3 özel nokta. Bunlara dikkat edildiğinde geriye sadece yazıların kalite değeri kalır.

 

Sonuç olarak, kalite her zaman ayrıntılarda gizlidir. Her ayrıntı önemsenmeli. Çünkü önemsenen ayrıntılar sizin kalitenizi ortaya koyar ve çizginiz herkes tarafından beğenilebilir.

 

Herkese sevgilerimle.

 

Yazar Hakkında: Emrah Kara uzun zamandır blog yazarlığı yapmaktadır. Şu anda çeşitli konularda yazdığı yazıları sahibi olduğu emrahkara.com.tr internet adresinde yayınlamaktadır.

 

Blog: www.emrahkara.com.tr

Mail: mail[at]emrahkara.com.tr

16 Nisan 2014 Çarşamba

Yaratıcı Yazı Fikirleri

Blog yazarlarının ortak sorunlarından biri yaratıcı yazı fikirleri bulmak. Blogunuzun konusu ne olursa olsun okuyucularınıza sürekli yeni içerikler sunmalısınız. Bunun için de yaratıcılığınızı tetikleyecek şeylere yönelerek orijinal yazı fikirleri üretmelisiniz.

Kendimden birkaç örnek vermek istiyorum. Blog yazarlığı ile ilgili konular belli bir yerden sonra tükeniyor. Sektörde yeni gelişmeler olacak ki ben de bunları sizlerle paylaşacağım. Bu süreçte öyle şeyler yazmalıyım ki hem kendimi tekrarlamamalı, hem de okuyucunun bloga ilgisini devam ettirmeliyim.

 

Bu noktada bilgisayar başından kalktım, çevreme biraz baktım ve etrafımda gördüklerimden ne gibi yazı fikirleri çıkarabilirim diye düşündüm. Bakın oraya hangi sonuçlar çıktı:

 

- Sosyal hayatımdaki kız-erkek ilişkilerini gözlemledim ve bloglarla kız arkadaşlar arasındaki benzerlikleri yazdım.

- Ailemle vakit geçirirken 5 aylık yeğenimin yaşını başını almış bloggerlara ders verebileceğini düşündüm ve yadım.

- Okuduğum bir kitaptan etkilenerek yapmanız gereken tek şeyin başlamak olduğunu yazdım.

 

- TV’de izlediğim bir söyleşiden etkilenerek Nevzat Aydın’ın başarısından çıkardığım notları sizinle paylaştım.

 

Gördüğünüz gibi kafamızı bilgisayardan kaldırıp etrafımıza baktığımıza orijinal, ilgi çekici ve eğlenceli yazı fikirleri bulabiliyoruz. Özellikle televizyon bu konuda bence harika bir kaynak. Her türlü program, film, dizi vs yayınlandığı için bunlardan güzel yazı fikirleri çıkarabiliriz.

 

Son zamanlarda izlemeye başladığım biri dizi buna çok güzel bir örnek. Dizinin ismi Not Defteri. Çarşamba akşamları saat 20:30’da Fox TV’de yayınlanıyor. İlk bölümünü eşim izlerken denk geldim ve ben de izlemeye başladım. Diziyi izleme amacım yeni yazı fikirleri üretebilmekti. Gerçekten de diziyi izlerken daha önce hiç aklıma gelmeyen yeni konular buldum ve ilerleyen zamanlarda blogda paylaşmak için notumu aldım.

 

not-defteri

http://www.fox.com.tr/Not-Defteri


Açıkçası amacıma ulaşıp yazı fikirleri üretmiştim ama dizi bittiğinde “acaba sonraki bölümde ne olacak?” diye de aklımda kalmıştı :) Ertesi hafta çarşamba günü saat 20:30’da kendimi TV’nin karşısında “Not Defteri”nin başlamasını beklerken bulunca anladım ki be de bir dizi izleyicisi olmuşum :)

 

Not Defteri’ni izlerken hangi yazı fikirlerini bulduğumu merak edenler için hemen bilgi vereyim.

 

- Bir öğrenci neden blog yazmalı?

- Öğretmenler için blog yazmanın önemi

- “Blogculuk” diye bir ders olsa nasıl olurdu?

 

Söz Sizde

 

Not Defteri gerçekten heyecanlı ve insanı TV başına çekeb bir dizi. Eminim blogunuzun konusu ne olursa olsun siz de dizi izlerken okuyucularınızın hoşuna gidecek pek çok yazı fikri bulabilirsiniz. Eğer fırsatınız olursa çarşamba akşamı siz de “Not Defteri”ni izleyin ve bulduğunuz yazı fikirlerini buradan veya kendi blogunudan paylaşın. Bakalım ne kadar yaratıcı bir blog yazarısınız :)

Bye Bye Barcelona

Barselona halkı turizme karşı..

14 Nisan 2014 Pazartesi

3 Adımda Twitter’da Hedef Takipçi

Dünya’da şuan en aktif ve en popüler sosyal ağın Twittter olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. Her yaştan, her sosyal statüden, her meslek grubundan kullanıcısı olan Twitter, blogularınızı ve blog yazılarınızı insanlara tanıtmak için eşsiz br mecra. Fakat bu iş göründüğü kadar kolay değil ne yazık ki.

 

Twitter’dan trafik yani hit kazanmak için öncelikle çok sayıda takipçiniz olması gerekir. Daha da önemlisi takipçilerinizin gerçekten blogunuzun konusuyla ilgili kişilerden oluşması gerekiyor. Takipçi satın alarak veya karşılık takipleşme etkinliklerine katılarak onbinlerce takipçi sayısına ulaşsanız bile tıklanma oranları çok düşük olacağı için size dönüşü olmayacaktır.

 

Uzun lafın kısası Twitter’da blogunuzun konusuyla ilglenen takipçi sayınız ne kadar çok olursa Twitter kaynaklı trafiğiniz de o kadar fazla olacaktır. Bunun için çeşitli yöntemler var elbette. Bu yazımda da Twitter’da nitelikli takipçi sayınızı arttırmanın denenmiş, onaylanmış yöntemlerinden birini anlatacağım.

 

1. Adım: Tespit

 

Öncelikle blogunuzun konusuyla ilgili top blogları tespit etmelisiniz. Zaten blog yazdığınız konu, ilgi duyduğunuz konu olduğu için o konudaki popüler ve top blogları muhtemelen biliyorsunuzdur. Esasında sadece blog olmak zorunda da değil. Blogunuzun konusuyla ilgili yazılmış ve Twitter’da çok sayıda paylaşılmış bir yazıyı da bulabilirsiniz.

 

2. adıma geçmeden neden bu popüler blogları ve yazıları tespit ettiğimizden kısaca bahsedeyim. Blogunuzun konusuyla ilgili popüler bloglardaki yazılar büyük ihtimalle onlarca hatta yüzlerce kez tweetlenmiştir. Yani bu yazıları tweetleyenler sizin hedef kitlenizdir. Bu popüler bloglar sayesinde Twitter’daki hedef kitlenize çok kolay bir şekilde ulaşabileceksiniz.

 

2. Adım: Erişim

 

Blogunuzun konusuyla ilgili popüler bir blogda, çok sayıda kişi tarafından tweetlenmiş bir yazı bulduktan sonra sıra o yazıyı tweetleyen kişilere ulaşmaya geldi. Bu kişiler sizin için çok önemlidir çünkü blogunuzun konusuyla ilgilidirler. Bundan sonraki amacınız o kişilern sizi takip etmesini sağlamak olacak ama önce bu kişileri nasıl görebileceğinizi göstermek istiyorum.

 

tweetleyenler

 

Örnekte gösterdiğim gibi Twitter’daki paylşım sayısını gösteren kutucuğa tıkladığınızda yazıyı Twitter’da paylaşanların listesi karşınıza çıkacaktır.

 

3. Adım: İletişim

 

Artık blogunuzun konusuyla ilgili Twitter kullanıcılarının listesi karşınızda. Tabi bu liste sadece 1 yazı için geçerli. Bu yöntemi yüzlerce yazı için uyguladığınızda liste epey kabarık olacaktır.

 

twitter-hedef-kitle

 

Artık hedefiniz bu kullanıcılarla iletişime geçmek ve sizi takip etmelerini sağlamak. Diğer bir deyişle dikkatlerini çekmek. Bunun da iki yolu var.

 

- Takip Etmek: Hedeflediğiniz bu kullanıcıları Twitter’da takip etmeye başladığınızda onnlara bir bildirim gidecek ve sizin takip etmeye başladığınız bildirilecektir. O kişi sizi merak edip profilinize baktığında ilgi duyduğu konuda tweetler attığınızı, linkler paylaştığınızı görecek ve büyük ihtimalle sizi takip etmeye başlayacaktır.

 

- Mention: Hedef kullanıcılarla iletişim kurmanın bir yolu da tweetlerinizde o kişiyi mentionlamak yani tweetinizin başına ya da sonuna @bloghocam şeklinde kullanıcı adını yazmaktır. Bu durumda da kendisine bir bildirim gidecek ve merak edip profilinize baktığında yine büyük ihtimalle sizi takip etmeye başlayacaktır.

 

Sonuç Ve Hatırlatmalar

 

3 adımı başarıyla tamamladıktan sonra yapmanız gereken şeyt bekleyip Twitter’daki takipçi sayınızın artışını beklemek olacak. Üstelik hepsi gerçek, ilgili ve bilinçli kullanıcı.

 

3 adımdan oluşan bu takipçi arttırma stratejisini uygulayacaklara başarı yüzdesini arttıracak bazı önemli hatırlatmalar yapmak istiyorum.

 

- Günlük limitlere dikkat edin! Aynı gün içerisinde çok sayıda kişiyi takip etmek Twitter hesabınızın askıya alınmasına yol açabilir.

 

- Aynı kullanıcıyı arka arkaya mentionlamayın. Bu durum bazen insanların sinirlerini bozabilir.

 

- Hedef kullanıcıları belirlerken tweet akışına mutlaka göz atın. En son tweeti ne zaman gönderdiğine bakın. Aktif kullanıcı değilse uğraşamaya değmez.

13 Nisan 2014 Pazar

Aşk mı? Nefret mi?

İki bin yıl önce Roma İmparatorluğu topraklarında Verona'lı şair Catullus şöyle demişti bir kadın için: "Odi et amo. quare id faciam, fortasse requirisnescio, sed fieri sentio et excrucior." (Seviyorum ama nefret ediyorum. Olur da bunu neden yaptığımı sorarsan, bilmiyorum. Fakat bu ikisini de hissediyorum ve eriyorum...)
İki bin yıl sonra da var bu hayatta, hissetmişsinizdir, seversiniz ve nefret edersiniz ve de erirsiniz. Futbol sahasındakiler için ise başka türlüsü. Ya seversiniz bazı adamları ya da nefret edersiniz. Karakter aynı karakterdir, üzerindeki forma sizin tuttuğunuz takımın formasıysa defosunu, deliliğini, kasaplığını görmezden gelir, her türlü arkasında durur, gün gelir başka formaya gittiğinde birilerinin neden ondan nefret ettiğini anlarsınız ama geçtir... Var böyle adamlar, kendi takımı taraftarı dışında kimsenin tahammül edemediği, ölesiye nefret ettiği futbolcular... 


Adam yetenekli, her zaman fit her zaman kuvvetli. Beş metreye pas atamayan orta sahaların yanında ayak içiyle 30 metreye buyur diyen cinsinden. Hırslı, gözüpek, her zaman mağlubiyete isyan eden, terinin son damlasına kadar mücadele edenlerden. Aynı adam, takım arkadaşını soyunma odasına kilitleyip öldüresiye dövdü, aynı adam meslektaşıyla girdiği sinir harbinden galip çıkınca dil çıkardı, aynı adam rakip tribünlere formasını çıkartıp gösterdi. Adamın adı Felipe Melo, 31 yaşında. 

Adam büyük golcü. 24 yıldır şampiyon olamayan Liverpool'u sırtına aldı gidiyor. Ceza sahası içinde keskin nişancı, katil, saçının telinden ayak parmağının tırnaklarına kadar futbolcu. Hem atıyor, hem attırıyor. Ufak bir ülke Uruguay'dan çıkma büyük yetenek. Adam normal değil, sahada kendini kaybediyor, penaltı kazandırabilmek için ceza sahası içinde çuval gibi düştüğü oluyor, rakibi Evra'ya ırkçı tacizde bulunuyor, bir başkasını, Otman Bakkal'ı ısırıyor. Adamın adı Luis Suarez, 27 yaşında...

O büyük bir kaleci. İyi kaleciler hafif çatlak olur derler, Barthez gibi, Canizares gibi. Alman futbolunun Sepp Maier ve Oliver Kahn ile birlikte gelmiş geçmiş en iyilerinden. Yardımsever, iyi aile babası, soyunma odasında iyi bir ağabey, ceza sahası içinde bir panter. Aynı adam, gol atmaya gelen rakibini komaya sokacak kadar şuursuz. 82 Dünya Kupası'nda Battiston'u hastanelik edecek kadar acımasız. Adamın adı Harald "Toni" Schumaher, 60 yaşında...

Adam bir efsane. Yakası kalkık formasıyla İngiltere Ligi'nin tozunu attırmış bir büyük yetenek. Takım lideri, son vuruş ustası, nevi şahsına münhasır gol sevinçleriyle 'cool' kavramının sahaya düşmüş hali. Adam entelektüel, adam futbol ve sinema sevdalısı. Binlerce Manchester United'lı çocuğun evinde posteri olan bir Fransız. Adamın futbol kariyerinde en unutamadığı an kendi hareketi değil, takım arkadaşının ona attığı bir pas. Ama adam deli, kendisine küfür eden taraftara tribüne dalıp uçan tekme atacak ve kariyerini çöpe atacak kadar amatör, İstanbul'a gelip Manchester United ile Şampiyonlar Ligi'ne gidemediğinde rakiplerine ve güvenliklere saldıracak kadar çirkef. Adamın adı Eric Cantona, 48 yaşında. 

Şimdi eski günlerini arayan İtalyan futbolunun son 20 yıldaki en yetenekli isimlerinden biri o. Tutkuyla bağlı olduğu kulübünün taraftarının gözbebeği, cezalı olduğu maçta tribünde amigoluk yapan, haksız kazandıkları penaltıyı dışarı atıp 'fair play' listelerine girecek kadar dürüst, takımı için her zaman savaşan usta bir forvet, futbol aklı... Ama adam ırkçı, bunu itiraf edecek kadar aymaz, kendisini oyundan atan hakemi dövmeye yeltenip çimlere seren bir çılgın. Rakip tribünlere Nazi selamı verecek kadar küstah ve kavgacı. Adamın adı Paolo di Canio, 46 yaşında. 


Adam, İrlanda kanı taşıyan bir savaşçı. Orta sahada bir takımın yükünü çekebilecek kadar yetenekli, güçlü. Manchester United'da iki jenerasyonun ağabeyi, tezahürat yapmayan kendi taraftarına "Karidesli sandviç yiyor ve sahaya bakıyorlar" diyecek kadar dobra, endüstriyel futbola karşı olanların ikonu. Adam kindar, kendisini sakatlayan ve takımını şampiyonluktan eden Alf Inge Haaland'ı dört yıl aradan sonra ezeli rakibi Manchester City forması giydiği bir derbide sakatlayıp, futbol hayatının sonunu getirecek kadar acımasız. Adamın adı Roy Keane, 43 yaşında.


Adam, Ganalı bir ailenin oğlu ama iki yaşından itibaren İtalyan bir ailenin evlatlığı. 18 yaşına kadar da haymatlos. Sonra İtalyan pasaportunu cebine koyup, teninin rengine tahammülü olmayanların ülkesinde milli takımın gol ümidi olacak kadar yetenekli. Adam yardımsever, oturduğu evin çevresindeki çocuklara krampon dağıtan; zor günlerini unutmayan genç bir futbolcu. Ama adam çatlak, teknik direktörü Mancini ile yaka paça kavga eden, evini yakan, sevgilisinden doğan çocuğunu reddeden, gittiği her barda kavga çıkartan, başı beladan kurtulmayan ama her seferinde "Neden ben?" diyen bir ayrık otu. Adamın adı Mario Balotelli, 24 yaşında.


O sağlam fiziğiyle her taraftarın takımında görmek isteyeceği güçlü bir stoper. Teknik direktörü Mourinho takımdan ayrıldığında otoparkta ona sarılıp çocuk gibi ağlayan da kendisi. İtalya'nın son 20 yıldaki en iyi defans oyuncularından, kazanabileceği her şeyi kazandı ve kramponlarını astı. Aynı adam, Dünya Kupası finalinde rakibi Zidane'a ağza alınmayacak küfürü eden ve kariyerinin son maçında kırmızı kart görmesine sebep olup, lanetlenecek kadar kendini bilmez ve çirkef. Adamın adı Marco Materazzi; 41 yaşında.


Oyunun adı futbol. 142 yaşında... Bu adamlar her zaman var, yine var olacaklar. Bakmayın siz büyük aşklar, nefretle başlar diyenlere... Nefret ettiğinizi sevemezsiniz ama sevdiğinizden gün gelir nefret edebilirsiniz... İkisi de birden mi? Catullus'un iki bin yıl önce dediği gibi: Erirsiniz..

12 Nisan 2014 Cumartesi

Hafta Sonu Naklen Yayınlar



12 Nisan Cumartesi
13:30 Kasımpaşa - Bursaspor @LigTV
14:00 Vorskla Poltava - Shakhtar Donetsk @TVNet
14:30 Altınordu - Bugsaşspor @Yeni Asır TV
16:00 Karabükspor - Akhisar Bld. @LigTV
16:30 Mainz 05 - Werder Bremen @TRT Spor
17:00 Celta Vigo - Real Sociedad @NTVSpor
17:07 Sunderland - Everton @LigTV3
18:00 Lille - Valenciennes @Tivibu
18:30 Zenit St. Petersburg - Krasnodar @LigTV3
19:00 Kayserispor - Çaykur Rizespor @LigTV2
19:00 Sivasspor - Galatasaray @LigTV
19:00 Zulte Waregem - Club Brugge @TVNet
19:00 Sassuolo - Cagliari @Tivibu
19:00 Villarreal - Levante @NTVSpor Smart HD
19:07 Wigan Athletic - Arsenal @TRT Spor
19:30 Bayern München - Dortmund @TRT Haber
21:00 Granada - Barcelona @NTVSpor Smart HD
21:45 Roma - Atalanta @Tivibu
22:15 Sporting Lisbon - Gil Vicente @Tivibu
23:00 Real Madrid - Almeria @NTVSpor Smart HD

13 Nisan Pazar
00:00 New England Re lution - Houston Dynamo @Sports TV
02:00 DC United - RB Newyork @Sports TV
13:00 Real Betis - Sevilla @NTVSpor Smart HD
13:30 Orduspor - Samsunspor @TRT 1
13:30 Karşıyaka - Balıkesirspor @TRT Spor Web
13:30 Mersin İdmanyurdu - Bucaspor @TRT HD
13:30 Bologna - Parma @Tivibu
15:37 Liverpool - Manchester City @LigTV2
16:00 Eskişehirspor - Trabzonspor @LigTV
16:00 Sampdoria - Inter @Tivibu
16:00 Napoli - Lazio @Tivibu
16:30 Leverkusen - Hertha Berlin @TRT HD
18:00 Valencia - Elche @NTVSpor Smart HD
18:07 Hull City - Sheffield United @Tivibu
18:07 Swansea City - Chelsea @LigTV2
18:30 Hoffenheim - Augsburg @TRT Haber
19:00 Fenerbahçe - MP Antalyaspor @LigTV
19:00 Genk - Standard Liege @TVNet
19:00 Arouca - Benfica @Tivibu
20:00 Getafe - Atletico Madrid @NTVSpor
21:15 Sporting Braga - Porto @Tivibu
21:45 Milan - Catania @Tivibu
22:00 Lyon - Paris SG @Tivibu
22:00 Espanyol - Rayo Vallecano @NTVSpor Smart HD
22:00 Santos - Ituano @LigTV3
22:00 San Jose - Columbus Crew @Sports TV

14 Nisan Pazartesi
00:15 River Plate - Atletico Rafaela @TVNet
03:30 Colon - Boca Juniors @TVNet
20:00 Elazığspor - Gaziantepspor @LigTV
21:45 Udinese - Juventus @Tivibu
22:00 Estoril - Pacos Ferreira @Tivibu
23:00 Athletic Bilbao - Malaga @NTVSpor Smart HD

10 Nisan 2014 Perşembe

Başarılı Bir Dekorasyon Blogu: Yapı Dekoratif

Google+ veya e-mail üzerinden sohbet ettiğim arkadaşlar bilirler bir süredir restoran projesinde çalıştığımı bilirler. Son zamanlarda mevcut işimin dışında restoranın dekorasyon, peyzaj ve tadilat işleriyle uğraştığımdan dolayı Blog Hocam’a pek vakit ayıramadığımı fark etmişsinizdir. Üzgünüm ama büyük ihtimalle restorandaki düzeni kurana kadar bu yoğunluğum devam edecek. Dolayısıyla eskisi kadar aktif bir Blog Hocam göremeyebilirsiniz. Bu konuyla ilgili detaylı bir bilgilendirme yazısı ilerleyen günlerde yayınlayacağım için esas konumuza dönmek istiyorum.

 

Restoranın dekorasyon işleri için iç mimar arkadaşlarımdan yardım alsam da her şeyi onların eline vermek pek doğru gelmedi bana. Bu yüzden hem iç, hem de bahçe dekorasyonu için sürekli araştırmalar yaptım, makaleler okudum, ve tabi ki bloglar takip ettim. Bu yazıda da Türkçe yazılmış en iyi dekorasyon bloglarından biri olan Yapı Dekoratif isimli siteden bahsedeceğim.

 

dekorasyon-blog

 

Yapı Dekoratif: Başarılı Bir Dekorasyon Blogu

 

Haziran 2012’de yayın hayatına başlayan Yapı Dekoratif, dekorasyon ve yapı sektöründeki faydalı bilgileri bizlerle paylaşan güncel ve oldukça aktif bir blog. Ev, ofis ve bahçe dekorasyonlarıyla ilgilenen blogger arkadaşlar, Yapı Dekoratif’i takip ederek alacakları hizmetin kalitesini arttıracakları gibi teknik konularda bilgi sahibi de olabilirler.

 

Dekorasyon ve yapı sektörü günümüzde çok önemli bir hale geldi. Evlenirken ev kurmak, iş hayatına girip ofis kurmak, belki küçük, bahçeli bir müstakil evde emekliliğini geçirmek… Bunlar çoğumuzun başından geçen ya da geçebilecek şeyler. Ben henüz emeklilik aşamasına gelmedim ama ilk iki evreyi tamamladım. Bu süreçte evinizi veya ofisinizi dekor ederken sizi en çok zorlayan şeylerden biri rekabetten doğan hizmet ve ürün çeşitliliği. Bu kadar çeşitlilik arasında hem zevke uygun, hem de kaliteli olan ürün veya hizmetin seçilmesi önem teşkil ediyor. İşte bu yüzden yapı & dekorasyon bloglarını takip etmek önemli. Türikiye’de ki en başarılı ve güncel yapı & dekorasyon bloglarından biri Yapı Dekoratif olduğu için, takibe buradan başlayabilirsiniz :)

7 Nisan 2014 Pazartesi

Blogger Başlık Etiketleri

Heading yani başlık etiketleri blog içeriğinizin hangi konuda olduğunu arama motorlarına belirten temel HTML etiketleridir. Toplam 6 adet başlık etiketi vardır ve önem derecesine göre H1’den H6’ya kadar gider.

 

Blogger’da ise önem sırasına göre başlık etiketlerini şu şekilde kullanmanızı öneririm:

 

<h1> Blog Başlığı </h1>

 

Bunun için ekstra bir ayar veya kodlama yapmanıza gerek yok. Blogger kumanda panelinde Ayarlar > Temel > Başlık bölümne yazdığınız blog başlığı h1 olacak şekilde kodlanmıştır.

 

<h2> Yazı Başlığı </h2>

 

Blogger’ın standart şablonlarında yazı başlıkları h3 olacak şekilde kodlanmıştır fakat blog başlığından sonra en önemli öğe yazı başlığı olduğu için bunun h2 etiketiyle belirtilmesi daha doğru olacaktır.

 

Blogger kumanda panelinde Şablon > HTML’yi düzenle dedikten sonra Ctrl + F tuş kombinasyonunu kullanarak arama kutusunu açın ve buraya h3 yazın. Bulduğunuz tüm <h3> ve </h3> etiketlerini <h2> ve </h2> etketleriyle değiştirin.

 

<h3> Ara Başlıklar </h3>

 

Uzun bir yazınız olduğunu ve bu yazıın bazı bölümlerini ara başlıklar kullanarak belirttiğinizi düşnelim. İşte bu ara başlıkları h3 etiketiyle göstermek uyun olacaktır. Bunun için Blogger’da yayın oluştururken kullandığınız yazı editöründeki birinci Alt başlığı seçmeniz yetrlidir. Alt başlığı seçtikten sonra yazınızın HTML bölümünden h3 etiketinin eklendiğini görebilirsiniz.

 

blogger h etiketleri

 

<h4> Alt Başlıklar </h4>

 

Ara Başlıkları da kendi aralarında alt başlıklara ayırdığınızı düşünelim. Bu durumda alt başlıklarda h4 etiketi kullanmak uygundur. Bunun için Blogger’da yayın oluştururken kullandığınız yazı editöründeki ikinci Alt başlığı seçmeniz yetrlidir. Alt başlığı seçtikten sonra yazınızın HTML bölümünden h3 etiketinin eklendiğini görebilirsiniz.

 

blogger-headings

 

Bunlar dışında h5 ve h6 etiketini kullanmanıza gerek yok.

 

H Etiketlerini Düzenleme

 

Yazılarnızda H etiketlerini kullanmak, arama motoru optimizasyonunun olmazsa olmazlarındandır. Adeta arram motorlarına yazının konusunu ve özetini bildirir. Ancak bu başlık etiketlerini kullandığnızda, başlıklarınızın  renk ve boyutu değiştiğinden görsellik açısından sıkıntı olabilir. Ancak bunu düzeltmenin de bir yolu var elbette.

 

Blogger kumanda panelinde Şablon > HTML’yi düzenle dedikten sonra ]]></b:skin> kodnu bulun ve üzerinde bir yere aşağıdaki kodları ekleyin.

 

.post h3{
color:#000;
font-size: 12px;
}

 

.post h4{
color:#000;
font-size: 10px;
}

 

Ben sadece renk ve boyut kadlarnı yazdım ama parantez içine istediğiniz CSS özelliklerini ekleyebilirsiniz.

 

Kafanıza takılan bir yer veya konuyla ilgili bir sorunuz varsa yorum bölümünden sorabilirsiniz. Eğer bu yazıyı faydalı bulduysanız ütfen aşağıdaki paylaşım butonlarını kullanarak paylaşın.