Bu haftasonu okuduğum, Şevki Yazman'ın "Kumandanım Galiçya Ne Yana Düşer?" adlı savaş anıları kitabından
bugüne dek hep duyduğum ama Kuzey Afrika'da olduğunu düşündüğüm Galiçya'nın Ukrayna Polonya sınırında bir bölge olduğunu, Enver Paşa'nın memleket büyük topraklar kaybederken Alman Kralı'na yaranmak için Avusturyalı'lar istemeden , neredeyse zorla, ısrar ederek 1916 ylında buraya gönderdiği iki tümen askerimizin 12 000'inin orada şehit düştüğünü öğrendim.Şevki Yazman birliğiğiyle birlikte Çanakkale'de savaştıktan sonra Galiçya'ya gönderilmiş, oradan dönüşte hiç durmadan Filistin cephesine devam etmiş. 1950'den sonra iki dönem Elazığ milletvekilliği yapmış.
Ayrıca Şevki Yazman'ın Mehmetçiğin günlük hayatını, Avrupa halklarıyla (ve kadınlarıyla) ilişkisini, başlarından geçen ilginç olayları espirili, ironik, akıcı bir şekilde anlatmasından çok etkilendim.
Hababam sınıfının tarih öğretmeninin öğrencileri Galiçya'da bahsedince neden o kadar heyecanlandığını anladım.
Galiçya'yı bugüne kadar merak edip okumadığım için utandım. Kitaptan bir bölüm:
Trenle Galiçya cephesine sevk olunurken gecenin bir saati durdukları istasyonda kapılara elindeki sopayla vurarak herkesi uyandırmaya çalışan şişman bir Alman Yüzbaşısı, o sıralarda 20 yaşında olan Mülazım (Teğmen) Şevki'de şu düşüncelere yol açar:
"Zavallı bütün gayretini bize tahsis edilmiş olan yemeğin yedirilmesine vermiş de "Benim vazifem budur" diyordu. Bunun için bir istasyon öncesinden hazırladığı pusulayı verdiği gibi, şimdi de birer birer askeri kaldırmağa uğraşıyordu.
Halbuki onun yerine bizim o vakitki menzilcilerden (levazımatçı) biri olsaydı, mutlaka şöyle bir akıl yürütürdü:"Bu gelenler ya açtır ya tok… Aç mide uyumaz, madem ki bunlar uyuyorlar, demek ki tokturlar, ve madem ki tokturlar, o halde yemeğe de ihtiyaçları yoktur. Neticede kapıları vurmaya, hatta burada menzil bulunduğunu hissettirmeye gerek yoktur. Yenecek şeyleri derhal hazineye gelir kaydederim."
Bundan daha mükemmel mantık ve akıl olur mu? Ve şüphesiz ki bunu duyan amiri de onu hazine menfaatine çalıştığından tebrik ve takdirden başka bir şey yapamaz. Ama trendekiler açmış, ve belki birkaç günden beri aç oldukları için baygın bir şekilde serilmilerdir. O da başka mesele
…
Vagonlardan alelacele indik, yemekhanelere dağıldık. Ben bu gece yarısında verilecek yemeği doğrusu merak ediyordum. Öyle ya saat gecenin 12 sinde insana rosto yedirilmez ya! Evet hazinenin gelirini düşünmeyen Alman Yüzbaşısı burada ikinci ve daha büyük bir hata yapıyordu. Efrat ve zabitanın hepsine birden tereyağı, marmelat ve sütlü tatlıdan oluşan muhteşem bir ziyafet çekiyordu. İşte özellikle bizim zamanımızdaki iaşecilik zihniyeti itibarıyle affedimez bir hata! Çünkü o zamanlardaki Tayinat Kanunname-i Hümayun'unda (Tayın Dağıtım Kanunnamesi'nde ) bu mübareklerin her üçü de " erzak-ı nadire"( az bulunur erzak ) namını alıyordu.

Erzak-ı nadire herhangi bir sebep dolayısı ile ele geçebilir. Erzak ambarına girer, sarf edilecek yer bulunmadığından uzun zaman saklamak zarureti doğar, beklemek yüzünden mesela tereyağı ekşiyip acır, ağza alınmayacak hale gelebilir, ve neticede bir raporla dışarı da dökülebilirdi. Bunlar hep mantıklı neticeler… Fakat efrada kıtaatta verilemezdi. İşte bu hatayı Alman yüzbaşısı yapıyordu.
Fotoğraflar Galiçya cephesinde nöbet tutan , el bombası atan Mehmetçik'ler, ve Enver Paşa'nın cepheyi ziyaretinden . İlk fotoğraf ise bu siteden: Kore'de Mehmetçik.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder