22 Ekim 2007 Pazartesi

makedonya 1945


Bugün prostat ilacı yazdırmaya gelen bir hastanın 75 yaşında olduğunu öğrenince çok genç gösterdiğini söyledim.

"Ben çok meyve yerim"
dedi. Eti pek az yer, hep zeytinyağı kullanır, tereyağ, pilav, makarna yemezmiş.
Memleketini sordum, Makedonya'lı imiş, 1956 yılında göçmüşler.
“Biz Üsküp’ün dağlarındanız, geçinmek için keçi beslerdik, dağdan ağaç kesip odun kömürü yapardık. O nalet Tito, savaştan sonra ikisini de yasaklayınca aç kaldık, şehre inip inşaatlarda çalıştık. En sonunda taa 1914 te Türkiye'ye kaçıp Ödemiş'e yerleşen bir amcamın gönderdiği davetiye ile biz de buraya geldik, beğendik kaldık. İstersek bir sene içinde geri dönme hakkımız da vardı” dedi.
“Davetiyesiz gelinemiyor muydu?” diye sordum.
Davetiye, gelenlerin 1 yıl boyunca yeme içme ve konaklamalarının davet sahibince karşılanacağına dair verilen bir taahhütmüş. Eğer gelenler şikayet ederse devlet hesabını davet sahibinden soracakmış
“Ama öyle bir şikayet hiç olmadı tabii, Ödemiş’e de hiç gitmedik, ne yapalım orada, biz otuz kişilik kafile İzmir’de Çamdibi’ne yerleştik, tütünde çalıştık, evler yaptık, emekli olduk” dedi.
Makedonya’da savaş yıllarında almanlarla münasebeti olup olmadığını sordum. "Tabi bizim köye de geldiler, zaten yenilmişlerdi, geri çekiliyorlardı. Ben o zaman çocuktum,askerler bize yakalayıp getirdiğimiz kaplumbağa başına para verirlerdi” dedi.
“Ne yapıyorlardı kaplumbağayı” diye sordum merakla.
“Pişirip yiyorlardı. Önce ateş yakıp üzerine koyuyorlar, hayvan kaçmak için kafasını çıkartınca bir vuruşta kafayı uçurup, sonra kabuğun içinde pişen kaplumbağanın kabuğunu kırıp afiyetle yiyorlardı” dedi.
“Açlıktan mı yiyorlardı?” diye sordum.
“Yok çok faydalıdır kaplumbağa eti, Almanya’da kilosu 300 marka satılır, ufacık konservesi 67 marktı” dedi.
“Sen yedin mi hiç?” diye sordum, hiç yememiş, içi almamış.
Savaş yıllarında çok açlık sefalet olmuş.
“O nalet Tito 17-45 yaş arasında bütün Bosna’lı erkekleri savaşa sürdü, almanlara kırdırdı, üç ay içinde yenildi teslim oldu.
Savaştan sonra Bosna’da erkek kalmadı. Bizim ordan Bosna’ya kadın almaya gidenler oldu, erkeksiz kalan kadınlar, güzeli çirkini pazarda afedersin hayvan pazarı gibi bekliyorlarmış, bir adam gelsin bizi alsın, sahip çıksın da karnımız doysun diye”
dedi. Köylerine Bosna’lı çok gelin gelmiş o yıllarda.
“Neden sadece Bosna’lıları kırdırdı?” diye sordum.
“Onlar sırptan dönme oldukları için kızıyordu herhalde. Bosna’lıların özleri sırp , dilleri Sırpça ama Osmanlı egemenliğinde İslamı seçmişler” dedi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder