
Bugün emekli bir topçu assubayı ilaç yazdırmaya geldi.
Son zamanlarda sınırımızda yapılan topçu atışları kafamı kurcaladığından bu atışların GPS le mi, yoksa haritayla mı yapıldığını sordum.
“Haritayla yapılır, en azından bizim zamanımızda öyleydi” dedi.
“GPS nedir biliyor musunuz?” dedim, bilmiyormuş.“Siz nasıl yapıyordunuz atışları?” diye sordum.
“Topçu hep dağın arkasına atar, zaten görerek atış yaptığımız zaman o ölmeden önceki son atışlarımızdır, düşman o kadar yakına geldiyse..” dedi gülerek.
“Dağın arkasına görmeden nasıl atıyordunuz?”dedim.
“Dağın tepesinde bir gözetlemeci durur, hedefin koordinatlarını, kaç metrede olduğunu bildirir, biz de obüslerle ona uygun eğik atış yaparız” dedi.
“Peki mesafeyi nasıl ayarlıyorsunuz, mermilerin içinde standart miktarda mı barut vardır?” dedim.
“Standart barut, dabanca gibi hafif silahların mermisinde olur. Biz hedefin mesafesine göre barut hakkını, hedefin durumuna göre de başlığını ayarlarız. Eğer yayılmış bir piyadeye ateş edilecekse yerden 20 yarda yukarda patlayıp geniş alanı etkileyen başlık kullanılır, yok eğer bir bataryayı imha etmek istiyorsan yere değince patlayan tahrip başlığı kullanılır” dedi.

“Barut miktarını nasıl ayarlıyorsunuz, tartıyor musunuz?” dedim.
Mermi kovanında yedi torba barut bulunur, gözetlemecinin verdiği istihbarata göre mesafe hesaplanır, barut hakkı eksiltilir, yani torbalardan bir kısmı alınırmış.
Kıbrıs harekatına da katıldığını söyleyince adaya nasıl çıktıklarını sordum.
Ateş altında çıkartma gemileriyle çıkmışlar, toplar ayrı gemilerdeymiş.
“Ateş altında çıkartma yapmak çok stresli bir iş olsa gerek” dedim.
“Yaşamayan bilemez. Bak şimdi asker neden 1 haftada geri geldi diye tartışıyorlar. Bir metre kar altında, eksi 40 derecede harekat yapmak nedir bilmiyorlar, sıcak evlerinden konuşuyorlar” dedi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder